|
AlsahBlog/
BUNLARI YAZMAYA "MECBURUM"
Attila ilhan'ın anısına
en yaralı kuş benim
saat kaçtı kaçı vuruyordu bilmiyorum
ne paris'ti aklımdaki
ne sokakları .
ağlayan yaprağın gözlerine
güvercinler konuyordu
acı bir durum
,suları içimde donuyordu
sütun sütun çizgiler gözlerimde
manşet olmak değildi düşümüz
söz yangını yorgun dilim .
"an gelir" "an gelir"
bir attila ilhan gider
bin attila ilhan gelir mi dersiniz
vurulur kalbinden binbir karanfil
gövdem bulvarlara düşer
gözlerimi içer bir deniz
hor görme aczimi ne olur
ölürken denizde vapurlar
binbir surat zaman
ve pespaye anlatılmaz an
üşüyen içimiz değil
soğuklardan değil bu yanmalar
kaçakları ayrı düşmüş bir hüzün
aklını oynatmış yorgun akşamlar gibi
uykuları m bölünüyor
uzaklarda vapur sesleri
gelen kim giden kim bilmiyorum
bildiğim "yağmur kokusu"
bildiğim hüzne boğulan ekim
senin saçların gibi olmasa da
kar beyazı benimki de
nerde kalmışsa yıldızlar
ordadır hayatta kalan iz
vuruşmak soluk kesmez ancak
yeşili uzaklarda bir hazan
acı bir durum
sen yoksun ya artık
daha çok vapurlar vurulacak
ben buna nasıl tanık olurum
herkes kendi rotasında "kaptan"
şikayet sanılmasın ama
bunları yazmaya "mecburum"
Bekir KOÇAK
Bunları Yazmaya 'Mecburum', (Ekin Sanat, Sayı: 10, Kasım 2005 )
ÇIĞLIK KÜSKÜNLÜĞÜ
dumanı özlenir her dağın
kalbine yenik düşünce hasret
köşe başlarına döner gün
dizlerini dövdükçe analar
yaşını saklar zümrüdüanka
yangın sonrası ışıltılar
taşra yollarında erken önce
eşkıya gözlerinden saklı
nasıl sinmişse dal uçlarına
orda kızılca kıyamet mayıs
zaman cimri~i ben miyim
sen de mi değişmeyen kanı
sanma ki acılardan uzağız
yaşlı yorgun binlerce damar
sustuğum hesap günleri
ağzımda kırgın sözcükler
yasak meyveler gibi
hırsından çatladı çatlayacak
hangi enkazın külünde közün
savrulup kaldıkça karanlıklarda
günahlı gecelerin çok olacak
korkusunda bilinmezliğin
yanık çiçekler açtım
pişmanım demeye dilim varmadı
dudaklarımda nar ekşisi bir sancı
sorma yangılı akşamlardayım şimdi
yıldızım sönük
düşerim dal sürgünü sokaklara
penceremde -hain inkar
hazari erken vurdu bizi
değmeden dudaklarına bir kızın
sevdayı yaşadık ıslık çalarak
yendik korkusunu gurbetin
çoğaldıkça pusular biraz daha
biraz daha
döküldük yaprak yaprak
erikler çiçek açmıyor ben görmüyorum
yola çıkma vakti geldi geçiyor
toplayın ne varsa dünden kalan
uyandırın yolları tan vakti
çıkınımda yaralı bir dağ gölgesi
yaşa diyorsun bunca hüznü bedavadan
bıçak sırtı akşamlar gibi
ay yüzümde kanlı mühür
hasretim gül inceliğinde
ne kadar körpe geceler
ne kadar bakire
bağ bozumları olsa da bizden saklanan
diyeceği olmalı, ömrün ecele
sakla beni gül dalına
türküyle gel ıraklardan
gözün ellerinde olsun
sözün terinde
şimdi yoksulum
ümitsizliğim umarsız ağıt
ana oğul sardıkça birbirini
hangi eller uzanır kırık dallara
çığlık küskünlüğü bitsin diyorum
yol verin döl zengini kısraklara
küheylanlar aldanmasın
berraklığına suların
küheylanlar onlara inat biraz da
köpükler içinde çırılçıplak
gövdesi karayel yelesi poyraz
koşarak günün kızıllığına birer birer
çekip git
git
gittiler
Bekir KOÇAK
Çığlık Küskünlüğü, (Ekin Sanat, Sayı: 13, Şubat 2006 )
Dağ Esintisi Gelincik, (Ankara Edebiyat, Sayı: 5, Şubat 2008 )
(Fotoğraf Olarak Taranabiliyor Yalnızca)
|