|
KEMALİZM... AHMET TANER KIŞLALI
AHMET TANER KIŞLALI
"KEMALİZM ÜÇÜNCÜ BİR İDEOLOJİDİR"
Aydınlanma 1923: Kavram kargaşasının dorukta olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu bulanıklığı biraz olsun gidermek için Kemalist ideolojiyi ana hatlarıyla tanımlar mısınız?
Kışlalı:"Kemalizm bir çağdaşlaşma ideolojisidir. Bağımsızlık ve uluslaşma da çağdaşlaşmanın önkoşullarıdır. Bunları içeren bir çağdaşlaştırmayı gerçekleştirmeliyiz. Çağdaşlaşmayı demokrasiden soyut düşünüyor olamazsınız. Son dönemde dünyanın geçirmiş olduğu dönüşümler içinde Kemalizm'in güncelleşmiş olmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, çağımızın önde gelen devrimcilerinin yanılgılarının ortaya çıkması; Atatürk'ün ise, doğru olanı yakaladığının anlaşılmasıdır. Lenin, örneğin demokrasiyi ertelemiştir. Demokrasiyi belli bir aşamadan sonra gerçekleşecek bir olgu gibi düşünmüştür. Atatürk'ün bir devrimci olarak üstünlüğü hiçbir zaman demokrasiyi ertelememiş olmasıdır. İdeolojisi demokrasiyle bütünleşmiş, kalkınma, hakça toplum ve demokrasiyi bir bütün olarak düşünmüştür. Bu açıdan da bir son değerlendirme yapmak gerekirse, Kemalizm; üçüncü bir ideolojidir. Yani ekonomik kalkınmayı, toplumsal kalkınmayı, siyasal dönüşümü, değişimi birbirinden ayrı parçalar olarak düşünmeyen üçüncü bir ideoloji olarak otaya çıkıyor.
Yaşadığımız tarih, bizi doğruladı. Sovyetler Birliğinin yıkılmasından beri yaşananlar, bizim haklı olduğumuzu doğruladı. 20. yy. bitmeden, 20. yy'ın en büyük devrimcileri olarak adlandırılan birçok isim kendi halkları tarafından yadsındı. Adları meydanlardan kentlerden silindi. Kimisinin heykelleri yerlerde sürüklendi ki, bunların birçoğu bunu hak etmemişti. Atatürk ise, yeniden güncelleşti. Bırakın yadsınmayı ve unutulmayı, yeni bir anlam kazandı. Yeniden büyüdü. Bu da neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösterir.
Aydınlanma 1923: Şu anda güncel olan konulardan birisi de Kemalizm ve Atatürkçülük ayrımı. ADD de bile yaşandı yaşanıyor. Biz Kemalizm diyenleri ADD' de
dışlandığını yaşamış bir gurup olarak sizden öğrenmek istiyoruz. Sizin genel başkan yardımcılığınız döneminde ADD net bir Kemalist kimliğine sahip olacak mı?
Kışlalı:Atatürkçülük ve Kemalizm birbirinden çok zıt ve ayrı kavramlar değil. İzm Fransızca olarak bir ideolojinin tanımlaması oluyor. Evrensel olarak da, hemen hemen bütün dillerde kullanılıyor. Leninizm olarak söyleniyor. Türk dili kurallarına göre Lenincilik derseniz aynı anlama gelir. Yada Stalincilik, Maoculuk derseniz, Türk dili kurallarına göre konuşmuş olursunuz. Bu açıdan bakarsanız Mustafa Kemal ve Atatürk ayrı insanlar olmadığına göre, -izm ve -çülük aynı anlama gelir. Niçin biz birini tercih ediyoruz, ben niye Kemalizm'i tercih ediyorum. Bunun iki nedeni var. Biri, içe dönük; diğeri, dışarı dönük. Türkiye dışına çıktığımız zaman siyaset bilimi kitaplarında, ansiklopedilerde, ilgili insanlarla konuştuğunda, Kemalizm sözcüğüne rastlarsınız. Sosyalizm ve Leninizm gibi evrenseldir. İçe dönük nedeni daha önemli : 50'den beri Türkiye'ye egemen olan çizgi AtatürK'e evet, Kemalizm'e hayır çizgisi. Atatürk'ü sevmekle Kemalizm aynı şey değil. Öyle dönemler oldu ki, Atatürk putlaştırılırken Kemalizm çiğnendi bir anlamda ve bu bazen Kemalizm adına yapıldı. Buna Kemalizm denmedi de Atatürkçülük dendi. Bunun en son ve en acı örneğini 12 Eylül'de yaşadık. Atatürk putlaştırılırken en önem verdiği ilkelerden ödünler verildi. En önem verdiği kurumlar birer birer yıkıldı. Ve o dönemde en gerçek Kemalistlerden Nadir Nadi, ben Atatürkçü değilim diye kitap yazdı. Benim Atatürkçülük demememin nedeni bu. Atatürkçülük dediğinizde, özellikle gençlerin büyük bölümü sizi yanlış anlıyorlar. Atatürk'ü putlaştıran, ama düşüncesine, ideolojisinin ve devriminin temel ilkelerine önem vermeyen birçok kişiyle sizi aynı kefeye koyuyorlar. O zaman da sizin kendinizi anlatmanız zorlaşıyor. Sizin onlardan farklı olduğunuzu anlatmanız zorlaşıyor. Bence Kemalizm kavramının yeniden canlanması ve bu açıdan olumlu. Bir yanlış anlaşılmanın önüne geçecektir ve doğrularda birleşenleri daha kolay birleştirecektir.
Aydınlanma 1923: Peki ADD içinde ve dışında Atatürkçülüğü ve Kemalizm'i ayırmaya çalışanların amacı ne olabilir?
Kışlalı: Bir kısmı bilinçsizlikten, izm'i kötü bir şey olarak görüyorlar."İzm" demek ideoloji demektir. İdeoloji demek kalıplaşma demektir. Bu da kötüdür. Elbette ki "izm", ideolojidir. Elbette Kemalizm de ideolojidir. Buna Atatürkçülük deseniz de ideolojidir, ve her ideoloji de kalıplaşmaz. Nitekim Kemalizm içindeki devrimcilik ilkesi sürekli devrimci bir öze sahiptir. Bu niteliğiyle de kalıplaşması söz konusu değildir. Atatürk kendisi de buna karşıdır. Değişen dünyada değişmeyen kalıplar getirmek bizim gelişmemizi engeller diyor. Eğer bu eksende, yani bu eksen derken kastettiği 6 ilkedir. Aklın ve bilimin gereğini yerine getirirseniz, işte o zaman benim manevi mirasçılarım olursunuz. Ben hiçbir dogma, hiçbir ayet bırakmadım, aklı ve bilimi size rehber olarak gösterdim. Aklı ve bilimi bir ilkenin doğrultusunda kullanırsanız Kemalist olursunuz.
Aydınlanma 1923: Yakup Kadri ile olan konuşmasında "İdeolojimiz var mı" sorusuna olumsuz yanıt vermesinin bir nedeni de budur herhalde.
Kışlalı: Burada kullanılan sözcük, doktrin, yani öğretidir. Her ideoloji bir öğretiye dayanmaz. Öğreti ve ideoloji farklı şeylerdir. Söz konusu Kemalizm olduğuna göre, Kemalizm'in doktrini yoktur, ideolojisi vardır.
Aydınlanma 1923: Geçen ay Aydınlanma 1923'ün düzenlediği 21.yy' da Kemalizm konulu sempozyumda çok istememize rağmen sizi aramızda göremedik. Ne yazık ki sempozyumda istediğimiz gibi bir model olarak Kemalizm vurgusu yer almadı. Siz yıllardır bu konuları dile getiriyorsunuz. En son demokratik toplumcu çağrıda Kemalizm'in 21.yy' da Türkiye için bir model olduğunu savunuyorsunuz. Bu bağlamda 21 yy. da ulus devletin ve Kemalizm'in geleceği nedir ve Kemalizm'in ekonomik nedeni 21.yy' da Türkiye'nin sorunlarına yanıt verebilir mi?
Kışlalı:Yeni dünya düzeni, emperyalizmin aslında yeni bir biçimi. Emperyalizmin, küreselleşme ideolojisinin, aslında büyük devletlerin çıkarına göre oluşturulmuş olan yeni dünya düzeninin karşısında, en büyük engel olan ulus devletin, özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler açısından en büyük öncüsü Atatürk'tür. Kemalizm, ulus devletten soyutlanarak değerlendirilemez. Kemalizm'in özünde vardır ulus devlet anlayışı. Ulus devlet anlayışı 21.yy'da özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından önemini artırıyor. Elbette ki yeni dünya düzeni içindeki büyük güçler kendi çıkarlarına uygun olarak, karşılarında engel gördükleri ulus devleti yıkmaya çalışacaklar. Özellikle, tabii ki dışarıdaki ulus devleti yıkmaya çalışacaklar. Kendilerininkini değil. Türkiye ve benzer konumdaki ülkeler de, yeni dünya düzeni içinde ezilmemek için kaçınılmaz olarak ulus devleti savunacaklar. Bana göre Kemalizm'in 21.' a taşınmasında, giderek etkinlik kazanmasında, etkinlik alanının genişletilmesinde en önemli rolü bu koşullar hazırlayacaktır.
Aydınlanma 1923: Ekonomik model olarak?
Kışlalı: Kemalizm'in ekonomik modelinde, tabii bir devletçilik anlayışı vardır. Onu halkçılıkla birleştirdiğiniz zaman ortaya çıkan görünüm açık. Hakça toplum, hakça gelişen toplum. Kemalizm de, Kemalist devletçilikte devlet ne komünizmdeki gibi ideolojik yönelimlidir, ne de faşizmdeki gibi kutsal devlettir. Kemalizm içinde devlet, toplumun bir an önce çağı yakalaması için ve hakça toplumsal düzen oluşumu için bir araçtan ibarettir.
Bu devletçilik anlayışının 20'lerin koşullarına yanıt verdiği, ama artık 2000'lerin koşullarına yanıt vermediği görüşü doğru değil. Çünkü bu devletçilik anlayışı içinde bir defa özel kesime öncelik tanınması var. Atatürk'ün 1935 parti programına koyduğu tanım açık, özel kesim esastır diyor. Hatta, devlet özel kesime yardımcı olur. Toplumun genel çıkarlarının gerektirdiği her yerde devlet vardır. Şimdi 2000'lerin koşullarında devletin çok daha fazla var olması gerekir. Çünkü özel kesim çok zayıftır. Bugün belki, devletin, çok daha az olması gerekir. Ama bu devletin yok olması ya da devletçiliğin yok olması anlamına gelmez. Örneğin bize hep özelleştirme için ne düşündüğümüz sorulur. Gayet açık. Kemalist devletçilik açısından olaya bakarsanız toplumun genel çıkarının gerektirdiği yerde özelleştirme de olabilir. Ama bu özelleştirmeyi Atatürk başından düşünmüş. KİT'lerin günün birinde halka devrini önceden düşünmüş. Elde edilecek gelirle yeni yatırımlar da düşünmüş. Ama bu özelleştirme olurken, tabi Cumhuriyet tarihi boyunca oluşturulmuş olan bu birikimlerin iç-dış çıkar çevrelerine peşkeş çekilmesi söz konusu değil. Ulusal çıkarlarımızın tersine olarak, bazı kesimlere önemli sektörlerin devri söz konusu değil. Halkın çıkarlarının gerektirdiği yerde özelleştirme, bu koşullarda olabilir. Zaten biz bunu demokratik toplumcu çağrıda çok açık olarak söyledik. Ama halkın genel çıkarlarının gerektirdiği yerde yeni yatırımlar da olabilir, kamulaştırma da olabilir. Kemalizm'in devletçilik anlayışı budur. Bu anlayışın 21.' da varoluş nedenini yitirmesi diye bir şey söz konusu değil. Tam tersine küreselleşmenin belli boyutlara ulaştığı ve ekonomik açıdan büyük devletlerin çıkarlarının öne çıktığı bir dönemde, elbette ki böyle bir devletçilik anlayışının varlığı ulusal çıkarlar açısından kaçınılmaz. Kemalist devletçilik bir yandan toplum kalkınmasının, bir yandan çağı yakalamanın, bir yandan da hakça bir toplum olmasının aracıdır. Toplumdaki büyük çarpıklıkların, çelişkilerin giderilmesinin aracıdır. Bunlar ortadan kalkmıyor ki, Kemalist devletçilik anlayışı ortadan kalksın. Tam tersine, bu globalizm diye nitelendirilen yeni emperyalizmin yeni ideolojisi böyle bir devletçilik anlayışını daha da vazgeçilmez kılıyor.
Aydınlanma 1923:Şu andaki mevcut siyasal partilerin en azından Kemalizm misyonunun sahip çıkması gereken partilerin yeterince Kemalizm'e vurgu yapmadıklarını gözlüyoruz. Bu bağlamda Kemalizmi iktidara taşıyacak bir siyasal yapılanma nasıl olmalı?
Kışlalı: Kemalizm’den yola çıkmış iki parti var: CHP, DSP. Bunlardan biri DSP belirli bir çizgiyi büyük sapmalar olmadan koruyabiliyor. Ama bizim savunduğumuz Kemalizm anlayışı ile tam olarak da çakışmıyor. Fakat bu partinin yapısı zaten Kemalizmin özüne ters. Çizgisi çok ayrı değil. Bazı noktalarda ayrılmalar olsa bile çok ters değil. Ama yapısı böyle bir anlayışla örtüşmüyor. CHP'ye gelince Kemalizm'i neredeyse laikliğe indirgemek istiyor. Oysa Kemalizm laiklikten ibaret değil. Belki laiklik öncelik taşıyor, Kemalizm'in pek çok ilkesinin ön koşulu. Laiklik olmadan demokratiklik olmaz. Oysa, demokratiklik cumhuriyetçiliğin özünde var. Laiklik, devrimciliğin ön koşulu. Çünkü laikliğin olmadığı yerde devrimci bir oluşuma olanak yok. Laiklik, halkçılığın ön koşuludur. Laikliğin olmadığı bir İslam toplumunda, İslam seçkinleri öndedir, ama halk önde değildir. Laiklik ulusçuluğun ön koşuludur. Bir İslam devletinde ulusçuluk anlam taşımaz, ümmetçilik anlam taşır. Laiklik, belki neredeyse Kemalist ideolojinin olmazsa olmaz koşuludur. Bu doğru. Ama yalnız laiklikten ibaret değildir. Laiklik devletçiliğin dışında hepsinin ön koşuludur. CHP içinde çok geniş bir kısım içtenlikli olarak Kemalizm'e bağlı. Özellikle tabanında çok ulusalcı bir kesim var. Ama CHP tavanında Kemalizm'i yadsıyan kesimler var. Ve ne yazık ki parti bunları dışlama gibi bir çaba içerisine girmedi. Tam tersine bunlarla uzlaşma çabasına girdi. Böyle bir uzlaşma Kemalizm'in özüyle bağdaşmaz. CHP'nin son kurultayında ortaya çıkan durum ise açık bir şekilde sağa kaymaktadır. Kemalizm'in özünden biraz daha uzaklaşmadır. Bu olabilir tabi. Herhangi bir siyasi parti, tabanıyla birlikte buna karar vermişse bir dönüşüm geçirebilir.Ama bunu 6 oklu parti altında CHP adını koruyarak yapmak tarihe karşı saygısızlıktır.bu nedenden dolayı da bugün iki siyasal partimizin de kendilerini açık biçimde Kemalist olarak nitelendiremediklerini görüyoruz. Peki Kemalizm'in iktidara gelmesi nasıl olacak? Ülkenin esenliğe çıkmasını büyük ölçüde buna bağlıyoruz. Bunun iki aşaması var. Birincisi, Kemalizm'i doğru anlayanların bir araya gelmesi. Kemalizm'in doğru tanımı üzerinde anlaşmaya varılması. İkincisi de, bu doğru anlayışı paylaşanların sayısının giderek artması. Yalnız, sayı güç oluşturmaz. Sayı ve bilinç bir araya geldiğinde, güç oluşur. İşte ADD'lerin ve ÇYDD'lerin en büyük işlevleri: ÇYDD daha çok toplumsal bir takım sorunların çözümüne eğiliyor. Ama ADD'nin temel işlevi Kemalizm'i doğru tanımlamak, bu doğru tanım etrafında bir bilinç oluşturmak ve bilinci oluşturanların sayısını artırmak. Bunu ADD bir ölçüde yaptı. Örneğin sayısal olarak artış gerçrkten de övünülecek bir yerde ama bu yetmez. Bilinç düzeyinin yükselmesi için de çaba gösterilmeli. Eğer biz bu sayısal artışı aynı hızla sürdürmesek de, buna bilinç öğesini ekleyebilsek, o zaman Türkiye'de siyasal yaşama Kemalist güç yön verecek noktaya gelebilir. Oraya geldiğimiz zaman Kemalizm'den kaynaklanmış olan iki partimizin büyük olasılıkla tutarlı bir çizgide birleşmelerine, bir araya gelmelerine katkıda bulunabilir. Olursa iyi, olmazsa da bu bilinç düzeyine ulaşmış olan bu kitle kendi çıkışını kendi bulacaktır. Bunu çok açık şekilde koymakta yarar var. Herkes soruyor: ADD'ler çok hızlı büyüdü. Amaç bir siyasi parti yaratmak mı? Benim kafamda kesinlikle böyle bir amaç yok. Benim beklentim; birincisi Kemalizm'e netlik kazandırmak, ikincisi de o netliği paylaşan kitleyi büyütmek.
Aydınlanma 1923:Olası bir partileşme durumunda bunun ADD' ye sakıncası nedir?
Kışlalı: Kendilerini başka partiler altında tanımlayan ve Kemalist ideolojiyi benimseyen kişiler için bir yol ağzı çıkmış olacaktır. Ya eski partilerinde kalacaklardır ya da yeni partiye gireceklerdir. Bir kısmı yeni partiye geçebilir. Bir kısmı da eski partilerinde kalabilir. Böylece biz Kemalist gücü büyütelim derken bölünmesine de katkıda bulunmuş oluruz. Amaç yeni bir 3. parti yaratmak mıdır? Eğer çaresiz kalınırsa bu günün birinde kendiliğinden olabilir. Ama amaç bu olmamalıdır. Amaç tekrar ediyorum doğru Kemalist anlayışı herkesin kendi içinde bulunduğu örgütte savunması olmalıdır. Bu bir siyasi parti olabilir, sivil toplum örgütü olabilir, sendika olabilir. Herkes demokratik toplumcu çağrıda bizim özetlemeye çalıştığımız Kemalist anlayışı kendi içinde bulunduğu örgütlerde savunursa ve bunu benimseyenlerin sayısı artarsa, o zaman zaten çıkış yolu zorlamalara gerek kalmadan kendiliğinden ortaya çıkar. O düzey gelmeden bu iki partiyi yeterince benimsemiyoruz, yeni bir parti kuralım, çözümü orada arayalım demek hareketi zayıflatabilir. Üçüncü bir bölen olur. Oysa amaç o değil. Zaten net bir Kemalist anlayış etrafında birleşen insanlar sayısı hangi örgütlerde olurlarsa olsunlar çığ gibi artıyorsa günün birinde çözüm bizim hiç beklemediğimiz bir düzeyde ortaya çıkabilir.
Aydınlanma 1923: Daha önce söylediklerinize atıfta bulunarak Türkiye'de sosyal demokratların çıkmazı altı okun çıkmazıdır görüşünün geçersiz olduğunu düşünüyorum. Sizinde böyle düşündüğünüzü sanıyorum. Kaldı ki Kemalizm'in sağ ya da sol kavramların üzerinde bir kavram olduğunu düşünüyorum. Şu ortamda Kemalizm'le Türk solunu bağdaştırmak ne kadar gerçekçi olur? Türk solu Kemalizm'i benimsemiş durumda mı, genel anlamda CHP ve DSP düzeyinde değil.
Kışlalı: Kemalizm'i benimsemiş, sol da var, benimsemeyen de var. Yalnız şu bana göre çok açık: Kemalizm'in olası tabanı, 20 yıl öncesine göre çok daha geniştir. Kemalist ideolojinin çizgisinde gerçekleşmiş olan Türk devriminin topluma kazandırdığı pek çok şeyi yitirme tehlikesi ortaya çıkmış durumda. Bu tehlike yokken, Kemalizm'i benimseyenlerin ya da çözüm olarak görenlerin oranı çok daha düşüktü. Böyle bir tehlikenin ortaya çıkmış olması, Atatürk'e evet Kemalizm’e hayır çizgisinin ülkeyi çıkmaza götürmesi, Kemalizm'in tabanını belki de Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar genişletmiştir. Durum böyle iken, Kemalizm'i, daha dorusu altı oku, sosyal demokrasinin çıkmazı olarak görmek bir aymazlıktır. Sosyal demokrasiyi Kemalizm'in ayak bağı olarak görmek daha doğru olur. Çünkü sosyal demokrasi yıpratıldı Türkiye'de. İlke olarak yıpratıldı. Kemalizm'i net olarak savunan bir parti ortaya çıktığı takdirde, bugün ANAP'ın, DYP';nin hatta FP'nin tabanında olan bazı kesimlerin buraya kazanılması çok uzak bir olasılık değil.
Aydınlanma 1923: Yalnızca sol tabana hitap eden bir Kemalist anlayış kendimizi sınırlamak olmuyor mu?
Kışlalı: Kemalizm özünde soldur. Bir değişim ileriye dönük bir değişim içerdiği için elbetteki sol bir harekettir. Yok ama şimdi FP'ye oy verenlerin hepsi sağcı mıdır? Toplumsal gereksinmelerin sonucu olarak sağcı mıdır? Değildir. 1977 seçimlerinde Halk Partisi'ne oy verenlerin bir kısmı bugün FP'ye oy veriyor. Bunlar tepki oylarıdır. CHP 1977 seçimlerinde % 42 oy almıştır. RP son seçimlerde bunun yarısı kadar oy almıştır. Bu aldığı oylar içinde üç kesim görüyoruz. Birincisi dinci kesim, onun kendisine özgü oylarıdır. Onu almak diye bir şey söz konusu olamaz. İkincisi tepkici kesim, üçüncüsü ise kararsız kesim. Net bir Kemalist parti tarafından oyları alınabilecek kesimler ikinci ve üçüncüdür. 1977'de CHP bu düzeni değiştireceğiz diyordu. Hakça düzeni savunuyordu. Düzenin dışladığı. Düzene tepki duyan kesimlerden çok büyük ölçüde oy aldı. Aynı şekilde bugün bir Kemalist parti RP'ye gitmiş oyların bir kısmını yeniden kendine çekebilir. Tepki oylarını çekebilir. Düzenin çarpıklıklarına, ahlaksızlıklara, bozukluklara tepki. Bunların hepsi ülkenin son yarım yüzyılında özellikle Özalcı politikaların uygulanmasıyla arttı. Kararsız oylar son değerlendirmede güçlüye yönelir. Siz güçlendiğiniz vakit de kararsızları çekmek olanağınız artar. Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkan, tutarlı bir kimlikle ortaya çıktığınız zaman sırf RP korkusuyla ANAP'a DYP'ye giden oyları kendinize çekebilirsiniz. Çünkü onların ne kadar ikircikli davrandıkları, ne kadar çelişkili davrandıkları ve bunun sonucunda ülkeyi nereye götürdükleri ortadadır. Bir yandan Cumhuriyete sahip çıkacağız diyorlar, bir yandan Cumhuriyeti yıkacak güçlere bir aymazlık sonucu olarak en büyük ödünleri veriyorlar. Siz ödünsüz bir Kemalist kimlikle ortaya çıktığınızda bunları yanınıza alabilirsiniz.
Kemalizm'in halkçılık ilkesinin doğal sonucu olarak, devrimcilik ilkesinin doğal gereği olarak, düzenin dışladığı kitleleri yanınıza alabilirsiniz. Bunun adına ne dersiniz deyin. Sol diyebilirsiniz, sağ diyemezsiniz. Bunun demokratik toplumculuk olduğunu söylemek yanlış değil. Bizim çağrımızın adı da demokratik toplumcu. Kemalizm zaten özünde, hem demokrasi, hem de hakça toplum özlemini gerçekleştirmeye çalışır. Yani üç ilke doğrudan doğruya demokrasiyi gerçekleştirmeyi yönelik ilkelerdir. Cumhuriyetçilik, laiklik, ulusalcılık. Diğer üç ilke de devletçilik, devrimcilik, halkçılık hakça toplum özlemini yansıtan ilkelerdir. Bunları bir araya getirdiğimizde, demokratik toplumculuğun özü ortaya çıkıyor. İster açıktan sol deyin, ister demeyin, özü ortadadır.
Aydınlanma 1923: Şu anda Türkiye'de dış destekli sözde demokrasi mücadelesi veriyor. Bu ortamda ayrılıkçı Kürtçüler, Sosyalistlerin büyük bir bölümü, İslamcılar çeşitli ortamlarda bir araya geliyorlar. Söylemlerinin ortak noktası da Türkiye Cumhuriyeti ve Kemalizm düşmanlığı. Bu noktada ister istemez Türk Silahlı Kuvvetleri ve MGK plana çıkıyor. Bir çok sivilin de demokratiklik adına Silahlı Kuvvetlerin karşısında tavır aldıkları görülüyor. Peki bu durumda Kemalistlerin Kemalist demokrasi tanımıyla nasıl bir tavır almaları gerekir?
Kışlalı: Kemalizm'de akılcılık ön plandadır. Bir doğruyu kimin savunduğu değil, doğrunun kendisi önemlidir. Eğer demokratik gibi görünen bir kuruluş, antidemokratik bir çizgiyi savunuyorsa alkışlayacak mısınız? Ama asker de demokrasiye sahip çıkıyorsa, asker sahipleniyor diye buna karşı mı çıkacaksınız? Ne yapıyor MGK? Var olan yasaların uygulanmasını istiyor. Siz siviller olarak var olan yasalardan memnun değilseniz, değiştirme olanağına sahipsiniz. MGK'nın kendisi anayasal bir kuruluş. Ben anayasaya hayır oyu verdim. Ama halkın % 92'si evet oyu verdi. Anayasaya girmiş bir kuruluş. Yapısında Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar da var. Bu yapının antidemokratik olduğunu söylemek çok kolay değil, halk oyuyla kabul edilmiş bir anayasa var ve kurumun içinde devletin bütün üst sivil görevlileri de var. Ne istediğine bakıyorsunuz. İstediği şeyler de antidemokratik değil. İstediği şeyler var olan yasaların uygulanması. Hukuk devleti iseniz, var olan yasaları uygulayacaksınız. Özele bakarsanız, istenenler demokrasinin olmazsa olmaz koşullarıdır. Yani bir siyasal parti çıkacak demokrasinin onu tanıdığı olanakları kullanarak demokrasiyi yıkmaya çalışacak ve siz bunu siyasal partidir diye kabul edeceksiniz, ama sivil olmayan bir güç demokrasinin olanaklarını kullanarak onu yıkmanın doğru olmadığını söyleyecek ve demokrasinin korunması için çaba gösterecek ve siz bunu demokrasi adına reddedeceksiniz. Böyle şey olmaz.
Ben her vesile ile şunu söylüyorum: Atatürk döneminde de parti kapatıldı. Bugünün Türkiye'sinde de kapatıldı. Önemli olan bir partinin kapatılması değil, niçin kapatıldığıdır. Bir parti, daha çok demokrasi istediği, kökleştirmeye çabaladığı için kapatılırsa bu demokrasiye aykırıdır. Ama bir parti demokrasiyi yıkmak için, demokrasinin olanaklarını kullandığından dolayı kapatılırsa, bu demokrasiye hizmettir. MGK böyle değerlendirilmelidir.
Aydınlanma 1923: Bazı çevrelerin Atatürk'ü dinsiz, Kemalist devrimi de sosyal alanda olduğu gibi vicdani bazda da din düşmanı olarak gösterdiğini görüyoruz. Bu durum sizce geniş halk kitlelerini Kemalizm'den soğutur mu? Kemalistlerin halka sunması gereken bakış açısı ne olmalı?
Kışlalı: Yani halkımız, Orta Asya'dan taşıdığı gelenekleri ile, Arabistan'ın Allah korkusuna dayalı İslam anlayışına karşın, Allah sevgisine dayalı İslam anlayışını geliştirmiştir. Bunun çeşitli nedenleri var. İslamiyet'ten gelen nedenleri var, Şamanizm'den gelen nedenleri var, Anadolu kültüründen gelen nedenleri var. Bunların oluşturduğu olgunlukla Anadolu halkının çoğunluğu bu tür propagandalara gelmiyor. Yapılan araştırmada Anadolu halkının % 84'ünün Atatürk'e saygı ve sevgi beslediğini görüyoruz. Yine araştırmalara göre, % 84 oranda insan, İslam etkinliğine çok önem veriyor, onun değerlerini büyük ölçüde benimsediğini söylüyor. Kişi oranının da aynı olması, çarpıcıdır, fakat aynı kişiler değil. Yani o % 16'lık kesim, aynı insanlardan oluşmuyor. Ama bu oranlarda önemli olan Anadolu halkının, kendisini hem Müslüman olarak tanımlayıp, hem de Atatürk'ü sevmesidir. Kemalistlerin yapması gereken şudur: Atatürk'ün dine karşı olmadığı da, laikliğin dinsizlik olmadığı da açıktır. Bunları içtenlikle vurgulamak gerek. Bunları vurgulamak, dinci kesime verilmiş bir ödün değil, tam tersine dürüstlüğün bir göstergesidir. Bunu vurgularken dayanacağımız çok somut göstergeler var. Yani Türkiye'de ilk kez Kuran'ın Türkçe'sini yayınlatan kişi Atatürk'tür. Türk halkının kendi dinsel kitabını anlamasını sağlamıştır. Halkın kendi dinini iyi bilerek gereklerini yerine getirmesini sağlamak üzere büyük çabalarda bulunmuştur. Bizim toplumumuz dışında 2 somut örnek aklıma geliyor . Birincisi birkaç yıl önce Fransa'da ölen Müslümanların manevi önderi Şeyh Abbas'ın sözü, bir tanesi de daha yeni Fransa'da kitabı çıkan Marsilya müftüsünün Atatürk'le ilgili değerlendirmesi. Bunların ikisi de Arap ve ikisi de çok önemli din adamları ve bizim toplumumuzun dışından bakan insanlar. İkisi de Atatürk'e saygı duyuyorlar, onun devriminin kesinlikle dine karşı olmadığını söylüyorlar. Hatta şeyh Abbas, Türklerin Atası cehaletle savaştı, dinle savaşmadı diyor.
İslamcı çevrelerin Atatürk'ü dinsizlikle suçlaması ne kadar yanlışsa, kendisine solcu diyenlerin laiklik adına bunu yapması da yanlış ve tarihsel gerçeklere terstir. İki uç bir noktada, yanlışta birleşiyorlar.
(Ahmet Taner KIŞLALI, Aydınlanma 1923)
|