ademkucuk1.sitemynet.com
------ADONIS-----

GÜLMECE
seni istiyorum şimdi GÜLGÜZELİ
FOTO ALBÜM
FOTO ALBÜM2
ŞİİR BÖLÜMÜ
HİKAYELER
BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ
SMS SÖZLERİ
SMS SÖZLERİ2
FIKRALAR//KOMİKLİKLER
ANLAMLI SÖZLER
DOSTLUK ÜZERİNE

ŞİİR BÖLÜMÜ


Aşk Verdiği Adreste Yok Peki Nerede?


Orta yaşlı, güzel kadın buzlu, naneli limonatasından bir yudum aldıktan sonra gözlerini gökyüzüne dikip mırıldanıyor: "Her şey var ama aşk yok! Ara ki bulasın! Nerdeee!.."
"Bence doğru istikamete bakıyorsunuz" diyorum. Anlamıyor önce.


"Aşk, zaten gökten zembille inen tek şeydir, aramakla olmaz" diyerek devam edince, rahatlıyor.


Dudaklarının kenarlarına doğru tatlı, olgun, hatta çokbilmiş bir gülümseme yayılıyor...


Ben durmuyorum; en hassas yerinden ama kısa keserek soruyorum: "Aradığınız ne?"


"Aşk."


"Yok, onu sormuyorum. Esas istediğiniz, peşinde koştuğunuz, ihtiyaç hissettiğiniz şey ne?"



---
Aşk üzerine çok konuşuyoruz. Çok yazıyoruz. Hiç itirazım yok!


Fakat aşk veya sevgi, bunlar özünde birer kavram...


Düşünmek, anlamak, tanımlamak, sorgulamak için kavramları kullanmaya mecburuz.


Yine de bilmeliyiz ki hiçbir kavram yaşantının ta kendisi değildir.


O yüzden ara sıra durup kendimize sormalıyız: Adına bir çırpıda aşk veya sevgi deyip geçtiklerimizin altında gerçekte hangi arzuları tatmin arayışı var?


Korkularımız ve endişelerimiz; kazandıklarımız, kaybettiklerimiz; sakladıklarımız ve saklandıklarımız...


Hangisi aşk? Ya da hepsi mi?


Mesela ne isteriz hayattan, sevdiğimizi söylediğimiz kişiden ve sonra da "aşk" adını verip gizleriz bu isteğimizi, kendimizden bile saklamaya çalışırız!


Bir çocuk gibi bağlanmak, yetişkinliğin bütün sorumluluklarını sermek, hayatın tehlikelerine karşı bir kuytuya saklanmak mıdır aradığımız? Ki... Kimseler anlamasın, hatta kendimiz bile daha sonra bunu anlamayalım, unutalım diye "aşk" kılıfı geçiririz üstüne?


Sakın sırf yalnızlığa katlanamadığımız için bir takım "aşk serüvenleri" ni arka arkaya diziyor olmayalım?


Kaç kez yazdım, yine yazayım.


Tanınmış İngiliz psikanalist Adam Phillips'in eşler arasında sadakat sorununu incelerken karşılaştığı gerçek, benim aşk-meşk konularında da hep kulağıma küpedir.


Şöyle der Phillips: "Ya en güçlü talebimiz sevilmek, anlaşılmak, arzulanmak değil de övülmek ve dolayısıyla övmek ise?.. Kişinin eşine yapabileceği en zalimce şey sadakati becerip de onu varlığından dolayı kutlamayı becerememek, bunu hissettirememektir."



---
"Aşk istiyorum" deyip kendimizi kandırmayalım.


Bir başkasını seçip kalabalığın içinden ayırıp ondan ne istiyoruz? Cesaretimiz varsa bunu soralım asıl...


Güç mü, onaylanma mı veya onunla birlikte hayata isyan mı? Ne?


Bu modern hayatta aşk verdiği adreste oturmuyor artık...


Çoğu zaman en gizli arzularımızın, korkularımızın açık bıraktığı pencereden bir hırsız gibi giriyor içeri...


HAŞMET BABAOĞLU

491.jpg




Aşk bilekte yaşanmaz,yürekte yaşanır


Ben kaçtıkça o beni kovalıyor. “Bir daha aşka dair yazmayacağım! Bana aşkı yazdırmayın!” diye düşünsem de, ya aşk beni buluyor, yada aşıklar. Ya aşk vuruyor yüreğime, yada yüreğimde aşk acıyor.

Bu sefer “aşk cinayetleri” başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime. Neredeyse her gün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri. Yazık… Hem kızıyorum hem de üzülüyorum. Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da... Ölenlere de, kalanlara da… Yakanlara da yananlara da…

“Aşk” zehir olmamalı. Aşk gibi bir duyguyla, “cinayet” gibi bir kavramı yan yana nasıl yakıştırıyorsunuz?

Aşk su gibi hayat vermeli insana… Ama zehir oluyor bazılarına. Neden?

Ne yaşamayı öğretebiliyoruz gençlere, ne de sevmeyi.

Ne mutluluğu anlatabildik, ne de imtihanı.

Ne hayatı anlatabiliyoruz gençlere, ne de ölümü.

Yaşamı, sevmeyi, mutluluğu, imtihanı, hayatı ve ölümü anlamayan bir gençten “aşkı” anlamasına beklemeye hakkımız yok.

Her şey birbirine karıştı.
* * * * *
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçen hemen yaşlı beyi en yakın sağlık ocağına ulaştırmışlar.

Hemşireler, yaşlı adamın yaralarına pansuman yapmışlar, ama ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlaşmış, ‘acelesi olduğunu, röntgen istemediğini’ söylemiş.

Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar. Adamcağız da “Karım huzurevinde kalıyor. Her sabah onunla kahvaltı yapmaya gidiyorum. Geç kalmak istemem” demiş.

“Karınızın siz gecikince sizi merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde?” demiş hemşireler.

Adam üzgün bir ifadeyle, “Ne yazık ki benim karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bile bilmiyor!” demiş.

Hemşireler hayretle, “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden onunla her sabah kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz?” diye tekrar sormuşlar.

Adam buruk bir sesle “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum!” demiş.
* * * * *
Aşkı kavuşmak sanan, kavuşamadığı zaman kendi hayatını da karşısındaki insanın hayatını da zehir eden gençler için aldım bu hikayeyi buraya.

Gençler!

Kavuşmak için sevilmez. Bilmelisiniz ki “kavuşmak” kadar “özlemek”de güzeldir. Kim bilir belki “aşkın kendisi” kavuşmaktan daha güzeldir?

Gençler!

Kulak verin bu sese!

Aşk bilekte yaşanmaz, yürekte yaşanır.

Yürekte yaşanan aşk, kavuşamadığını kırmaz… Kıramaz… Çünkü kıyamaz…

“Mangal gibi yürek!” derler ya… “Aşk” içinde mangal gibi bir yürek lazım, yumruk olmuş bir bilek değil!

Aşkı yüreğinizde değil de bileğinizde yaşarsanız, o bilek yumruk olur… O bilek tetik çeker… Hem kendine hem sevdiğine zarar verir, bileklerde yaşanan aşklar…

Hatırlarsınız belki o sahneyi. “Gönül Yarası” filminde Meltem Cumbul, sözlerini anlamadığı ama yüreğini titreten Kürtçe şarkıya ağlarken, “Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?” diyordu. Ben çok beğenmiştim o sahneyi.

Aşk’ta öyle bir duygu işte... Anlayamaz, anlatamazsınız… Ağustos sıcağında üşümek, kış soğuğunda terlemek gibi…
* * * * * * *
“İster bu cihanın aşkı olsun, ister o cihanın aşkı olsun, gerçek maşukta suret yoktur” diyor Mevlana. Ey her kıyıya vuran okyanus… Ey her ülkeden geçen gür ırmak… Coşmana devam et, akmanı sürdür. Çünkü sana muhtacız. Sana ve seni anlamaya ne kadar muhtacız ey Mevlana! Hele de konu “aşk” olunca…

Nasıl tanımlar, nasıl algılarsanız algılayın. Ama “aşk cinayeti” kavramı asla doğru bir kavram değildir.

Bencil, egoist, merhametsiz insanlar aptallıklarını tescil ettirmiş oluyor aşk cinayetiyle. Bu sadece duygusal bir cinnet...

Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanır? Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise, aşk cinayeti de o kadar aşktır.
* * * * * *
Aşka dair yazmayacaktım ama yine yazdım. Aşk yazılacak bir duygu değil. Yazılamaz, yaşanır. Aşkı yazmakta zor yaşamakta...

Allah yaşayanlara sabır versin!

Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor…

Tıpkı yüreğim gibi…


Sait ÇAMLICA

BEN SENDEN NEDEN VAZGEÇTİM?

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile
düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını
ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini,
geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim.

BENCİL OLDUĞUN İÇİN VAZGEÇTİM!

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

13.jpg

21202350-954.jpg

BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE

Senden başka yar bilmem, Ömür boyu gözüme bak de yeter...
Bakarım! Başım gözüm üstüne...
İster aşk denizine, İster hicran denizine Ak de yeter...
Akarım! Başım gözüm üstüne...
Yılda bir olsa bile, seviyorum de hele...
Senden gelmişse eğer, Sefadır bana çile...
Yalnız kalbimi değil, Koca dünyayı bile yak de yeter...
Yakarım! Başım gözüm üstüne...
Yeter ki sen bekle de...
Hiç kalır sabır taşı. Küçük bir umut bile, Olur gönül yoldaşı
. Razıyım gece gündüz gözyaşı dök de yeter...
Dökerim! Başım gözüm üstüne...
Biliyorum... Biliyorum bu aşkın yalnız sensin galibi, Her derdine razıyım, Çıkmasın tek talibin...
Varsın yağmur yağmasın, Sen iste şimşek gibi çak de...
Çakarım! Başım gözüm üstüne...
Tek söz etmem bu sevda vursa beni her yandan, Tanrım beni korusun benden bıktığın andan, Ne kadar sevsem bile birgün olur dünyandan, Çık de yeter..
Çıkarım! Başım gözüm üstüne...
Biliyorum sevgili, Gönlünde yerim gurbet, İster sılaya çağır, İster her gün sürgün et...
Sen mutlu ol bitanem...
Bana ömür boyu gurbet çek de yeter...
Çekerim! Başım gözüm üstüne...
Seni bu kadar sevmek, Yalnız benim günahım. Hiç şikayet ettim mi? Bir gün çıktı mı ahım? Bir elimde yüreğim...
Bir elimde silahım, Sık de yeter... Sıkarım! Başım gözüm üstüne...

04.jpg

Anlamın boş bıraktığı yer...


Hiçbir yere çıkmayacağını bildiğimiz sokaklara gireriz bazen. Nedenini bilmeden, olmayacak bir ilişkinin peşinden gideriz yıllarca. Bir hiçliğin dayanılmaz cazibesine kapılmış gibi, bize kapalı duran birinin hayaliyle savrulup dururuz boşlukta.

Serinkanlı olabildiğimiz nadir zamanlarda, duygularımıza bir anlam veremediğimiz olur ama böyle anlar çabuk geçer, her şey yine eski çözümsüzlüğüne kavuşur ve rahatlarız.

Peşine düştüğümüz ilişkinin saçmalığı, tuhaflığı ve boşluğu zihnimizi büyüler sanki...Anlamın boş bıraktığı yer, aklımızı çeler... Anlamsız olduğunu biliriz, hiçbir değeri de yoktur aslında ama yine de düşüncelerimizden söküp atamayız bir türlü. Tıpkı Jean Baudrillardın anlattığı şu hikayedeki gibi: Küçük bir oğlan çocuğu, bir periden, bütün isteklerini yerine getirmesini ister. Peri, tek bir koşulu yerine getirmesi karşılığında bunu yapabileceğini söyler; çocuk, tilkinin kuyruğundaki kızıllığı asla aklına getirmeyecektir.Bundan kolay ne var!; diye karşılık verir çocuk, büyük bir rahatlık içinde. ;Tilkilerden ve onların kuyruğundaki kızıllıktan kime ne?

Bütün hayatının mutlu geçeceğinden emin olarak perinin yanından ayrılır çocuk.

Peki ya sonra?

Hemen aklından çıkarabileceğini sandığı görüntüden, tilkinin kızıl kuyruğundan bir türlü kurtulamaz. Düşüncelerinde, düşlerinde, her yerde bu kızıl kuyruk karşısına dikilir durur... Ne kadar gayret ederse etsin bir türlü ondan kurtulamaz. Bu saçma, anlamsız ve bir o kadar da inatçı görüntü olmadan tek bir an bile geçmez olur artık. Kurtulmak için gayret gösterdikçe aklına takılıp kalır bu kuyruk... Perinin vaatlerinden mahrum kaldığı gibi yaşama sevincini de yitirir zavallı çocuk... Kimbilir belki de ölürken bile yakasını bu kızıl kuyruktan kurtaramamıştır.

Baudrillard;a göre, kötü niyetli peri, anlamın boş bıraktığı yerin, zihni büyülediğini biliyordu ve bu hikayede de boşluğu yaratan şey, tilkinin kuyruğundaki kızıllığın anlamsızlığı gibi görünüyordu.

Hiçbir yere gitmeyeceğini bildiğimiz ilişkiler de, tilkinin kuyruğundaki kızıllık gibi anlamsızlaştıkça, onlardan kurtulmamız daha da zorlaşır. Aslında böyle hallerde boşluğu yaratan şey, ilişkinin ;bu kapı boşluğa açılıyor; tabelasını taşıdığını bütünüyle farkında olmamızdır.

Bu kapı boşluğa açılıyor;, yani ;bu ilişki hiçbir yere gitmez;.

O halde bu kapıyı zorlamamamız için hiçbir neden yok!

Jean Baudrillard;a göre, hiçbir yere açılmayanı açmamamız için hiçbir neden olamaz. Hiçbir anlamı olmayanı asla unutmamamız için de hiçbir neden olamaz. Ama, ;keyfi olan şey de, aynı zamanda mutlak zorunlu olma özelliği taşır, bunu da unutmamak gerekir.

Anlamın boş bıraktığı yer, zihni büyüleyebiliyor bazen.

KALDIRIMLAR

Yürüyorum kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum...

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar
İn cin uykuda yanlız iki yoldaş uyanık
Biri benim biride serseri kaldırımlar...

ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın