ahmet_ozcan25.sitemynet.com
MERHABA DÜNYA DİLLERİNDE SENİ SEVİYORUM BURÇLAR AŞK SMS TEKNOLOJİ SADECE ŞİİR Kişisel Sayfam Foto Albüm Linkler Sayfam RESİMLERİM

TEKNOLOJİ

TEKNOLOJİ HABERLERİ

images.jpg

Uluslararası Uzay İstasyonu'nda görev yapan mürettebata Clarissa isimli yeni bir sanal asistan katılıyor. NASA ve Xerox işbirliğiyle hayata geçirilen ve sesli komutla çalışan Clarissa Sistemi sayesinde astronotların iş yükü büyük oranda azalıyor. Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden Xerox, NASA Ames Araştırma Merkezi ile yürüttüğü ortak projeyi Michigan Üniversitesi'nde 25.'si düzenlenen Bilgisayar Dilbilimcileri Derneği'nin Yıllık Toplantısı'nda duyurdu. Xerox ve NASA astronotların iş yükünü hafifletmek amacıyla tasarlanan Clarissa adlı gelişmiş bir bilgisayar sistemini (sanal robot) tanıttı.

Robotlarla yapılan akıllı sohbetler, daha çok bilim-kurgu filmlerde ve romanlarda karşılaşılan bir durumdu. Ama şu an, astronotların makinelerle konuşması ve makinelerin de astronotlara cevap vermesini sağlayacak çok önemli bir proje yürütülüyor. Astronotlar yaşam destek sistemlerinin işlerliğini sağlamak, uzay üslerini denetlemek, bilimsel deneyler, sağlık taramaları yapmak ve diğer rutin işlemleri gerçekleştirmek için yaklaşık 12 bin karmaşık süreçle ilgileniyorlar.

NASA Ames Araştırma Merkezi ve Fransa'nın Grenoble kentindeki Xerox Araştırma Merkezi işbirliği ile hayata geçirilen Clarissa astronotların sözlü komutları ve uyarıları dinlerken, ellerini ve gözlerini daha etkin kullanabilmelerine olanak tanıyor.

Böylece astronotlar yaptıkları işe tam olarak odaklanabiliyor. El değmeden, ses komutları ile çalışan Clarissa, astronotlar çalışırken süreç adımlarını sesli okuyarak onlara hatırlatıyor, tamamlanan adımların listesini tutuyor, yanlış ve eksik yapılan süreçlerde devreye girip uyarı işleminde bulunuyor.

2001: Uzay Macerası filmindeki gibi
Clarissa'nın her ifadeyi daha düzgün biçimde analiz etmesine olanak tanıyan Xerox metodolojisi, kelime ve cümleleri tanıyor, değişik şekillerde ifade edilmiş çeşitli komutlara göre hareket edebiliyor.

Xerox teknolojisi sayesinde sistem artık cümle içindeki tüm sözcüklere bakıyor, her sözcüğü doğru olarak tanıdığına dair sistemin güvenilirliğini denetliyor, gelişmiş bir makine-öğrenme algoritması kullanarak olumlu ve olumsuz mesajların değerlendirmesini yapabiliyor. Bu da sistemin kendisine yöneltilen komutlarla yan konuşmalar arasındaki farkı ayırt edebilmesine olanak tanıyor.

Mikro yerçekimi ortamında her şey havada uçuşurken bilgisayar ekranında en küçük işlemler için bile sayfalar dolusu prosedürün yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayan astronotlar, uzay aracında çalışırken ellerin boş olmasının, sistemle konuşabilmenin ve yapılması gerekenleri duyarak adım adım yerine getirmenin mürettebatın işini büyük oranda kolaylaştıracağını ve mürettebatta işlerini kolaylaştıran bir yeni üyeleri daha varmış gibi hissettireceğini belirtiyorlar.

Direktifleri erine getiriyor
Clarissa "sonraki adım, sekizinci adıma git" gibi basit komutların yanında "10.25'deki alarmı kes ve 3'ten 14'e kadar tanımlama modunu kur" gibi kompleks komutlarla da karşılaşabileceği için basitten karmaşığa tüm komutları yerine getirebilecek ve hata oranını en aza indirecek şekilde geliştiriliyor. Şu an Clarissa'nın karmaşık makine öğrenme algoritması içinde olumlu ve olumsuz anlamları ile bütün bağımsız kelimeleri tanıması ve onları cümle yapıları içinde tanımlayabilmesi için çalışılıyor.

Clarissa şu anda 260 kelime kullanılarak ulaşılabilen 75 komutu destekliyor. Ekip gelecekte bu komutların ve eklenebilecek kelimelerin sayısını artırmayı planlıyor. Clarissa projesi ile ilgili detaylı bilgiye http://tc.arc.nasa.gov/projects/clarissa/ adresinden ulaşılabilir.

201281.jpg

Mars’tan koparak Dünya’ya gelen meteorlaarı inceleyen bilim insanları, gezegeninin son 4 milyar yıldır soğuk bir kış geçirdiğini düşünüyor. Bu bulgu Mars’ta suyun sıvı halde bulunduğuna dair kanıyı zayıflatıyor. Bilim insanları meteordaki argon gazından geçmişe dönük ısı analizi yaptı. Mars’ın son 4 milyar yılı soğuk ve donuk geçmişse, gezegende biyolojik yaşamın ilk 500 milyon yılda meydana geldiği tahmin ediliyor.

Araştırmayı yürüten California Institute of Technology doktora öğrencisi David Schuster ve Massachusetts Institute of Technology profesörü Benjamin Weiss, bulguların Mars’ta yaşam olasılığını mutlak olarak reddetmediğini belirterek, son 4 milyar yıl içinde de suyun gizli saklı küçük alanlarda sıvı halde bulunabileceğinin altını çiziyor. Ancak araştırma geniş alanlara yayılan okyanus tezlerini çürütüyor.

ARGON GAZIYLA ISI HESABI
Shuster ve Weiss, Mars’tan kopan kayalardaki argon gazını inceledi. Argon gazı maruz kaldığı ısıya göre farklı zamanlarda çürüyor. Dünya’daki kayalarda da bulunan argon gazı, potasyumun radyoaktif çürümesi sonucu oluşuyor. Gazın çürüme süreci kayanın yaşının saptanmasında kullanılıyor. Argon, kayanın ısısına göre kayanın içinde saklanıyor, kaya ne kadar soğuk olursa, içinde de o kadar argon kalıyor. Isındıkça ise argon kaçıyor.

Bir kayada bulunan argon gazının miktarından, o kayanın maruz kaldığı ısıyı tespit etmek mümkün. Schuster ve Weiss’ın ölçümleri, kayalardaki argon gazından kayaların uzun bir süredir ‘buz gibi soğuk’ olduğunu gösteriyor. Aksi takdirde argon gazı çoktan uçmuş olacaktı.

SU SADECE İLK 500 MİLYON YILDA VARDI
Bilim insanları, Mars yüzeyi ve yüzey altındaki kanalların sıvı suyun eksikliğinde nasıl açılabileceğini tartışıyor. Ancak Dr. Schuster kanalların suyun var olduğu ilk 500 milyon yıl zarfında oluşmuş olabileceğini belirtiyor. Buna göre, su yüzey altında ve ancak sınırlı bölgelerde bulunabilirdi, yine de Mars, yaşamı destekleyecek uygun koşullar açısından fakir bir gezegendi.

Bilim insanları, gezegenin tozlu ve kumsu yüzeyindeki kanalları temel alarak Mark’ın en erken çağlarına ait jeolojik tahminlerde bulunuyor. Bilim insanları, Mars’ın ilk zamanlarında bugünkünden daha sıcak ve sulak bir gezegen olduğunu düşünüyordu.

NASA’nın Mars’ta hayat izi arayan Spirit ve Opportunity araçlarından gelen son veriler gezegende geniş okyanuslar bulunduğuna dair tezi zayıflatmıştı. Ancak, araçlar Mars’ta suyun sıvı halde bulunmuş olması gerektiğini gösteren güçlü kanıtlarda elde etmişti. Bu bulgular dahi suyun genellikle küçük yer altı gölleri veya akarsuları şeklinde bulunduğunu destekliyor. Suyun sıcaklığı ise hiçbir zaman umulduğu gibi ılık veya sıcak olmamıştı. Yaşamın oluşması için suyun sıvı halde olup donma derecesine yakın soğuklukta olmaması gerekiyor.

images4.jpg

Parkinson hastaları, beynin belli bölgelerine elektrik akımı ileten bir pille eski yeteneklerine kavuşarak yıllar önceki hallerine dönebiliyor. "23 sene evvel, hayatımın baharında yakalandım bu hastalığa. Giderek kötüleşti. Kendi konuştuğumu anlayamaz hale geldim. Başım sürekli sallanıyordu. Torunum kucağımdayken düştüm, korkup ağladı. Oysa onu kucaklamaya hasrettim. Bir gün Taksim Meydanı'nda karşıdan karşıya geçerken dengemi yitirip caddenin ortasında düştüm. 10 cm. yakınımdan arabalar geçti. Ölümü çok yakınımda hissettim ama kalkamadım bile."

Parkinson hastası 71 yaşındaki Benjamin Mizrahi gözleri dolarak, birer uzak anıymış gibi anlatıyor. Birer anı gibi, çünkü Mizrahi, iki ay önce Amerikan Hastanesi'nin kapısından girdiğinde, yürüyemediği için kollarında iki yardımcısı vardı. Ameliyat bitip taburcu olduğunda ise, tek başına hastaneden yürüyerek çıktı.

200 bin kişinin derdi
Mizrahi'nin dışında Türkiye'de 200 bin Parkinson hastası var. Alzheimerden sonra en sık görülen hastalık olan parkinson, beyindeki dopamin maddesinin eksikliğiyle kendini gösteriyor. 65 yaş ve üzerindeki her 300 kişiden birinde görülüyor ve hareketlerde yavaşlama, durgunluk, vücudun bir tarafında ön planda giden ağırlık, hareket güçlüğü, yürürken elin-kolun vücuda eşlik etmemesi, vücuda yapışması, para sayar tarzda tarif edilen titreme, küçük adımlarla ve öne doğru eğilerek yürüme, yüz hatlarında donukluk şeklinde bulgularla kendini gösteriyor.

Hastalığın 60'lı yaşlarda görülme sıklığı 50'lere oranla 10 kat fazla. Parkinson, yaşla birlikte ağırlaşan bir hastalık. Ancak, tıp teknolojisiyle artık parkinson hastalığında da ciddi çözümler sunuluyor. Bunlardan en günceli 'mikro elektrot kayıt' ve 'stimülasyon tekniği.'

Bu yöntemi Türkiye'de ilk uygulayan Amerikan Hastanesi, bugüne kadar 500'ü aşkın hastayı ameliyat etti. Amerikan Hastanesi Nöroşirurji Kliniği'nden Dr. Ali Zırh, ameliyatla takılan beyin pili sayesinde, hastaların eski günlerine dönebildiğini, yardıma muhtaç olmadan yaşadığını söylüyor.

Parkinsonla 23 yıl
Benjamin Mizrahi de bu yöntemle Zırh'ın ameliyat ettiği hastalardan biri. 23 yıl hastalıkla yaşayan Mizrahi, özellikle son dokuz yılını büyük güçlüklerle geçirmiş: "Yıllarca ilaçla tedavi gördüm ama kötüleştim. Dostlar, beni görünce yollarını değiştiriyordu. Dokuz yıl önce ameliyat olabileceğimi öğrendim ama cesaret edemedim. Taksim'de yere düştüğüm zaman ameliyat olmaya karar verdim."

Mizrahi, şimdi 'kaçırdığı', hayatı yakalamaya çalışıyor. "Şimdi çok mutluyum. Başım sallanmıyor, yürüyebiliyorum" diyen Mizrahi, yakında Las Vegas'a gideceğini söylerken gözlerinin içi parlıyor.

Doğum günü 29 Nisan
Ameliyatla beyin pili takılan hastalardan 73 yaşındaki Ayten Akgün'e 12 yıl önce teş- his konulmuş "Yatamıyordum, oturamıyordum. Ayakta durabiliyordum ama günde 10 defa yere düşüyordum. Bu yıl daha kötüleşince 12 yıl kaçtığım ameliyata karar verdim. 29 Nisan'da ameliyat oldum ve kurtuldum. 29 Nisan benim için ikinci doğum günüm. Keşke bu kadar kaçmasaydım ameliyattan. Ama ameliyat ve pil çok pahalı olduğu için her parkinson hastası bundan yararlanamıyor. Devletin bunu sigorta kapsamına alması gerekir."

'Ya pil erken biterse!'
74 yaşındaki Ulvi Doğan da ameliyata zor karar vermiş: "Kök hücre çıkana kadar beynimi elletmeyi düşünmüyordum. Ama çok büyük konuşmuşum. Prostat ameliyatında dört saat aldığım narkozun ardından hastalığım ilerledi." Doğan, 7 Ocak 2005 tarihinde ameliyat olmuş. Daha önce 100 metre yürüse yorulduğunu ve uyuyamadığını anlatan Doğan, "Yatağa nasıl girsem öyle kalıyordum. Ne bir yere uzanabiliyordum ne de dönebiliyordum. Şimdi çok rahatım. Ama uçan kuşa borçluyum. Çünkü ameliyat ve pil pahalı. En korktuğumuz şeyse pilin çabuk bitmesi. Beş yıl deniyor ama 2.5 yılda bitenler de var" diyor.

Ameliyat sırasında hasta uyanık
Amerikan Hastanesi Nöroşirurji Kliniği'nden Dr. Ali Zırh'ın verdiği bilgilere göre 'tek hücre düzeyinde mikroelektrot kayıt' ve 'stimülasyon tekniği'yle hastaya pil takılması yöntemi şöyle: Teknik, beynin içinde 2-3 milimetre çapındaki anatomik oluşumun (hastalığa neden olan bölge) saptanması ve oraya müdahale edilmesine dayanıyor. 2 mikron (1 milimetrenin 10'da 1'inden daha küçük) kalınlığındaki elektrot, kafatasında açılan deliklerden belirlenen bölgeye bilgisayar yardımıyla ilerletiliyor. Tek hücre düzeyinde verilen elektrik akımıyla hastaların verdiği cevaplar değerlendirilebiliyor.

Ameliyat hasta uyanıkken yapılıyor. Böylece çok hassas olan beyindeki görme, konuşma, duyma vb. bölgelerin zarar görmemesi sağlanıyor. Ameliyat sırasında 1 mm. ileri veya geri bir müdahale bile hastanın bu yeteneklerinden birini kaybetmesine yol açabiliyor.

Pili aç-kapa
Eğer örneğin amaç hastanın titremesini önlemek ise ameliyatta ilgili bölgeye ulaşılıp elektrot yerleştiriliyor. Beyne yerleştirilen elektrot deri altından geçirilerek kalbin üstüne konulan pile bağlanıyor. Buraya verilen elektrik akımıyla, beynin söz konusu bölgesindeki aşırı aktivite baskılanıyor. Böylece parkinson belirtileri ortadan kalkıyor. Ameliyatta yüzde 1 oranında hastanın enfeksiyon kapma riski var. Her ne kadar beyin açılmasa da kafatası deliniyor içeriye incecik iğneler, aletler girip çıkıyor. Hastalar ameliyat sonrası pili kendileri açıp kapatabiliyor. Bataryanın tükenmemesi için geceleri pil kapatılıyor.

Pilin batarya süresi 7-8 yıl. Bittiğinde ise yarım saatlik bir operasyonla sadece kalbin üzerindeki pil değiştiriliyor, beyne müdahale edilmiyor. Pil takılan hastalar, yürüyebiliyor, yüzebiliyor. Ancak yöntem pahalı. Amerikan Hastanesi dışında Adana, İstanbul, İzmir ve Ankara'daki üniversite hastanelerinde de ameliyat yapılıyor.

Pahalı operasyon
Florance Nightingale Hastanesi Nöroşirurji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan Barlas, 'operasyonu Türkiye'de ilk olarak kendisinin gerçekleş-tirdiğini söyledi. Barlas'ın verdiği bilgiye göre stimülatörün ve operasyonun toplam ücreti 55 bin YTL civarında.

201507.jpg

Meksika’daki Aztek mezarlarını kazan arkeologlar, ilk kez savaş tanrısına kurban edilmiş çocuğa ait bozulmamış bir iskelet buldular. Meksika’nın başkenti Meksiko yakınlarında Templo Mayor kalıntılarında gün ışığına çıkarılan bir iskelet, Aztekler’in kurban törenlerini tüm detayları ile ortaya koyuyor. Savaş tanrısına kurban edilen küçük bir çouğun kemikleri hala adak taşında duruyor. Kurban töreninin 1450 yılında yapıldığı sanılıyor.

images2.jpg

Eskivarlıkbilimciler sürekli olarak ilkçağlarda yaşamla ilgili yeni kanıtlar peşinde koşsalar da, bu tür bilgileri ele geçirdikleri çok enderdir. Ele geçirilen fosiller genellikle bölük pörçük olduklarından, araştırmacılar Çin’in kuzeydoğusundaki Liaoning Bölgesi’nde böylesine zengin bir fosil hazinesiyle karşılaşmayı hiç beklemiyorlardı. Discover dergisi, bu konuyu ele alan fotoğraflı bir araştırma yayımladı.

Fosillerin öyküsü 90’ların başlarında Çinli araştırmacıların birtakım karmaşık yapıda kara canlılarını ortaya çıkarmalarıyla başladı. Araştırmacılar dişli ilkel bir kuşun ardından daha gelişmiş bir türünü su yüzüne çıkardılar.

Çok geçmeden kuşu andıran tüylerle kaplı garip dinozorlarla ilgili söylentiler dilden dile dolanmaya başladı. Şimdi bu yaratıkların daha nice türü varmış gibi görünüyor. Dünyanın her yanından dinozorlar yeniden gözden geçirildiğinde en bildik tür olan Tyrannosaurus rex’in bile, en azından yaşamının bir evresinde, bir olasılıkla tüylü oldukları düşünülüyor.

110 ile 140 milyon yıl önce, erken Kretasa Dönemi’nde Liaoning çeşitli hayvan ve bitki türlerini barındıran, ormanlar ve göllerle kaplı göz kamaştırıcı güzellikte bir yerdi. Uzak volkanlardan yağarak göllerin diplerine biriken incecik küller fosillerin olağanüstü iyi korunmalarına olanak tanımaktaydı.

Bu arada, yerel volkanlardaki patlamalar, kimi kayalarda toplu halde bulunan büyük hayvan öbeklerinin de ortaya koyduğu gibi, kitlesel ölümleri tetiklemiş olabilirdi. Burada sunulan kalıntılar dinozorların yaşamlarına, kuşlarda göç sürecinin kökenlerine, sürüngenler çağındaki ekosistemlere ve bizzat evrimin doğasına hep birlikte ışık tutuyorlar.

Tüy Yumağı
Liaoning bölgesinde bulunan 0,76 metre uzunluğundaki dinozor türünün bugüne dek bulunmuş en güzel örneği. Bu yaratığın kalıntıları iki ince şist katmanı arasına sıkıştığından, bedenini tümden örten tüyler de bozulmadan kalabilmiş. Bu tür dinozorlar, ön bacakları yeterince uzun olmadığından, uçamıyorlardı. Tüyleri büyük bir olasılıkla ısı yalıtımı amacıyla evrilmişti.

Tüylü Başlık
1996 yılında Liaoning bölgesinde bulunan Sinosauropteryx tüylerin varlığını açıkça ortaya koyan ilk örnekti. Bu örnekle birlikte ateşli bir tartışma da başlamış oldu. Kimi kuşkucular kafatasının üzerindeki çizgiyi, tüyden çok, etli bir ibik olarak yorumladılar. Ancak, daha ayrıntılı bir inceleme sonucunda hayvanın tüm bedeninin benzer tüyümsü liflerle kaplı olduğu ortaya çıktı. Tüylü dinozorların keşfi kuşlarla dinozorlar arasındaki doğrudan bağlantıyı daha da pekiştirmiş oldu.

1- Mozaik Sahtekarlığı
Archaeoraptor Liaoning fosillerinin ticaretiyle birlikte ortaya çıkan sahtekarlığın talihsiz bir ürünüdür. Asılı bir horozu andıran bu garip yaratık farklı fosillerden alınmış 88 parçanın biraraya getirilmesiyle oluşturuldu ve Utah’daki Dinozor Müzesi’ne 80 bin dolara satıldı. Bu uyduruk canlı türünün fotoğraflarına yer veren National Geographic dergisi iki ay sonra konuyla ilgili bir tekzip yayımladı.

2- Bükük Boyun
Shenzhousaurus iki ayaklı, uzun bacaklı, uzun boyunlu, genellikle dişi olmayan günümüzün devekuşlarını andıran devekuşu dinozorunun son derece iyi korunmuş bir örneği. Bu türün dişlerinin olması onun çok ilkel bir tür olduğunun kanıtı. Fosil, boyundaki güçlü bağın bükülmesi nedeniyle, başı bedenin üzerine çekilmiş klasik ölüm konumu sergiliyor. Böylesi görüntülere günümüz kuşlarında da sıklıkla rastlanıyor. Uzun boyun bu etkiyi daha da çarpıcı kılıyor.

3- Linguyan köyündeki fosil mağazası
Çin fosillerinin dünya çapında üne kavuşmasıyla birlikte ortaya çıkan çok sayıda mağazadan biri. Buralardaki fosil tüccarları korkunç iletişim ağlarına sahipler. Çin fosillerini dünyanın her yerine pazarlayan bu dolandırıcılara karşı etkin önlemler alınmaya çalışılıyor.

Kırılgan Pullar
Timsahı andıran soyu tükenmiş bir sürüngen türü olan Monjurosuchus’un arka bacakları ve kuyruğunun pullarla kaplı olduğu görülüyor. Liaoning fosilleri, bu bölgede bulunan hayvan ve bitkiler volkanik etkinlikler sonucunda toprağa gömüldüklerinden, göz kamaştırıcı özelliklere sahipler.

Kimi durumlarda ölümlerin volkanik patlamalarda çevreye yayılan zehirli gazlardan kaynaklandığına inanılıyor. Ölüm anıyla gömülme arasındaki zaman dilimi fosilin niteliği açısından önem taşıyor. Bu süre ne denli kısa olursa, leşin başka hayvanlar tarafından yenme, iskeletin ayrışma ya da mikroplar tarafından yok edilme olasılığı da o denli düşük oluyor.

Kusursuz Kürk
Fare büyüklüğünde ilkel bir memeli olan Maotherium New York sokaklarında üzerinden kamyon geçmiş bir fareyi andırıyor. Gölün dibine çöken volkanik küller ince taneli bir şist katmanına dönüşerek bu yaratığın kalıntılarını hem ezmiş, hem de kürkünün üzerindeki en ince ayrıntıların korunmasına olanak tanımış. Bunlar günümüzün memeli türleriyle pek ilintili olmadıklarından, çok kişi Liaoning memelilerinin gerçekte memeli olmadıklarını öne sürmektedir.

1- Çifte Ölüm
Kocaman gözleri, minik kafası, olağanüstü uzunluktaki boynu ve kuyruğuyla kertenkeleyi andıran ve suda yaşayan bir canlı olan Hyphalosaurus balık dışındaki en yaygın fosil türü. Liaoning kayalıklarında bu yaratıklardan binlercesi su yüzüne çıkarıldı. Genellikle çok sayıda hyphalosaurus’un aynı bölgede bulunması burada bir felaket yaşandığının somut bir göstergesi. Bu canlının yazgısı da bir biçimde yavru bir kaplumbağanın yazgısıyla buluşmuş.

2- Su Böceği
Soyu tükenmiş bir böcek türü olan Ephemeropsis, bir olasılıkla, gün yüzüne çıkarılan çarpıcı Liaoning fosillerinin büyük bir çoğunluğunu barındıran Yixian Oluşumu’nda en sık tanık olunan türü. Söz konusu tür suda yaşayan bir tırtıl. Yakınındaki kayalıklarda karıncalar, yusufçuklar, ağustosböcekleri, hamamböcekleri, örümcek ve kınkanatlılar ortaya çıktı.

3- Yoğun Fosil Kuşağı
Fosil açısından zengin kayalıklar Kuzey Kore’den başlayarak, Çin’in Liaoning bölgesi ve Moğolistan’ın içlerine dek uzanıyor. Liaoning bölgesinde bulunan fosillerin büyük bir çoğunluğu ise Shenyang, Jinzhou, Chaoyang ve Beipiao kentleri arasındaki topraklardan geliyor. Burada bulunan fosil organizmalara, Qing imparatorlarının yazlık sarayının yer aldığı kentin adından esinlenilerek, Jehol biyotası (herhangi bir coğrafi alan ve jeolojik devrenin karışmış direy ve biteyi) adı veriliyor.

4- Hayalet Tür
Ringa balığını andıran Lycoptera ve diğer eski balık türleri kuzey Çin’in işgali sırasında Japon bilim adamları tarafından Liaoning’de keşfedildi. Balık fosillerinin büyük bir bölümü yassı ve tek renkli olmakla birlikte, buradaki fosiller çizgi, benek ve beden hatlarını koruyor. Renk ve motifler Liaoning fosillerinin en dikkat çekici özelliklerinden birini oluşturuyor. Burada hayvanın pullarındaki, deri, tüy ve iç organlarındaki farklı pigmentleri oluşturan bakterilerin ayrışımından meydana gelen ince katman göze çarpıyor.

5- Gizemli Anatomi
Günümüzde Çin’de bol sayıda kurbağa yaşamasına karşın, Liaoning fosil yataklarında bunlara çok ender rastlanıyor. Bugüne dek gün yüzüne çıkartılan birkaç örneğin de bildik evrimsel süreçlere pek uymadığı görülüyor. Mesophryne adıyla bilinen bu garip görünümlü yaratık bilinen herhangi bir sınıfa sokulamayacak denli sıradışı bir kurbağa.

images3.jpg

ABD’li bilim adamları, insanın acı ile tatlı yiyecekler arasındaki farkı ayırt etme yetisinin dilin üzerindeki aynı tat alma hücrelerine bağlı olduğunu keşfetti. İnsan dilindeki hücreler dört temel tat arasında ayrım yapabiliyor: Tatlı, tuzlu, ekşi ve acı. Ohio Eyalet Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan araştırmalarda, dilin arka kısmındaki aynı tat hücresi içinde, biri tatlıyı, diğeri acıyı ayırt etmeye yarayan kimyasal ileticiler bulunduğu tespit edildi. Dil üzerinde bulunan pütürcükler, 50 ile 100 arası hücre içeriyor. Bu hücrelerden yalnızca birkaç tanesinde sinir dokuları var ve algıyı beyne yalnızca onlar iletiyor. Geriye kalan hücrelerin tat alma duyusunu nasıl harekete geçirdiğini merak eden araştırmacılar, yanıtı ‘CCK’ ve ‘NPY’ adı verilen iki kimyasal ileticide buldular.

Sinyal veriyorlar
CCK, beyne ulaşabilen sinir dokularına dilin üzerinde acı bir maddenin olduğu sinyalini verirken NPY, aynı görevi tatlı maddeler için yapıyor. Doktorlar, tat alma hücrelerini elektrotlara bağlayarak CCK ve NPY’nin yolladığı elektrik sinyalleri karşılaştırdılar. Hücrelerin hangisinin CCK, hangisinin NPY içerdiği incelendiğinde ise bazı hücrelerin hem tatlı hem acı kimyasalları içerdiği gözlemlendi. Aynı hücrenin içinde birbirinin tam tersi sinyalleri veren kimyasallar olması doktorları şaşırttı. Bu iki zıt sinyal beynin, tadı tam olarak ayırt edebilmesini sağlıyor.

40967.jpg

Bilim insanları, bilgisayar simülasyonunda denedikleri bilinen ilk ‘insansı’lardan, 3.2 milyon yıl önce yaşayan Lucy’nin dik olarak yürüdüğünü öne sürüyor. Kısaca ‘Lucy’ popüler adıyla bilinen Australopithecus afarensis insansı yaratığın yürüyüşü, bilgisayar simülasyonunda denendi. Simülasyonda kemik yapısına göre Lucy’nin dik yürümüş olduğu olasılığı görüldü. Evrim simülasyonu, insansı Lucy’nin dik yürüyüşünü ayak izleriyle eşleştiriyor.

Dundee Üniversitesi’nden bilim insanları Lucy’nin yürüyüşünü geride bıraktığı ayak izlerinden çıkarma yolunu seçti. Bilgisayar simülasyonunda Lucy’nin ayak izleri temel alınarak, bunların mevcut şekliyle oluşması için canlının nasıl yürümüş olabileceğini denendi. Çıkan sonuç Lucy’nin dik yürümüş olması gerektiği yönündeydi.

Çalışmayı yürüten Dr. Weijie Wang sonucu, “Deney bundan 3.4 milyon yıl önce yaşamış ilk akrabalarımızın dik yürümüş olduğunu gösteriyor, Lucy’nin iki ayağı üzerinde belli bir hızda yürümeyi ve dengede kalmayı başardığını düşünüyoruz” şeklinde değerlendirdi.

Tanzanya’nın Laetoli bölgesinde Lucy’nin bulunduğu yerde ayak izleri de tespit edilmişti. Volkanik tüflerde korunan ayak izlerinden, iki Australopithecus afarensis’in yan yana yürüdükleri saptandı. Bilim insanları, bunu Lucy ve bir arkadaşının patlamakta olan bir yanardağdan kaçışı olarak yorumlamıştı.

LUCY ‘NE KADAR İNSAN’ TARTIŞMASI
Lucy insansı canlısına ait fosil 1974 yılında Etiyopya’da bulunmuştu. Keşfi yapan bilim insanları Beatles’ın ‘Lucy in the Sky’ şarkısından esinlenerek fosile ‘Lucy’ adını takmıştı.

İnsansı yaratık hem maymun türleri, hem de kendinden sonra gelen insan türleri ile temel benzerlikler taşıyordu. Öne doğru çıkan çenesi ve geriye doğru yatan alnı maymuna benzerken, belden dik yürüyüşü Lucy’yi insanlara yakınlaştırıyordu. Ancak, bilim dünyası Lucy’nin ‘insansı’lığını yürüyüşündeki diklik mertebesinde tanımlayageldi.

Kimi bilim insanları bugünkü maymunlara benzer bir şekilde Lucy’nin kambur yürüdüğünü, kimileri ise öne arkaya salınarak yürüdüğünü düşünüyor. Ancak, ilerleyen yıllarda bilim insanları Lucy’nin dik yürümüş olabileceğini savunmuştu.

kupa.gif

Türk robotlara Japonya'dan ödül (26.07.2005)
Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümüne bağlı Yapay Zeka Laboratuvarı tarafından yapılan robot köpeklere Japonya'dan ödül geldi. Prof. Dr. Levent Akın'ın yönetimindeki ekibin hazırladığı AIBO ADLI robotlar, Japonya'da düzenlenen RoboCup 2005 4-Legged League'de (Dört Bacaklı Robot Ligi), 'Technical Challenge' kategorisinde birinci oldu.

gozluk.jpeg

ahmet_ozcan25@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın