|
YOZGATLI YÜZBAŞI
ABDULLAH EFENDİ
Abdullah Efendi, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın yaverliğine kadar yükselmiş, Plevne muhasarasına katılmış, gazilik beratını almış. Yozgat Redif Taburunda (İhtiyat Askeri) olarak görev yapmış, Bozok Yaylasının yiğit bir evladıdır o!... Yerköy'ün Delice köyünden çıkıp gitmiş, Osmanlı Ordusuna katılmış, bir çok muharebede bulunarak yüzbaşılığa kadar yükselmiş.
Abdullah Şenol, köyünden Bozok Yaylasından İstanbul'a Osmanlı ordularına katılır. Gazi Osman Paşa'nın emrine verilir. Kısa zamanda onun yaverliğine kadar yükselir. Gazi Osman Paşa bir tabyasına Yozgat Tabyası adını verir. Koruduğu, güvendiği yaveri Abdullah Efendi'nin yüzbaşılığa kadar yükselmesine yardımcı olur.
Gazi Osman Paşa Ruslarla savaş başladığı gün Vidin ve Rahova bölgelerini korumakta vazifelidir. Rusların Berkofça dağlarını aşmaya başlamasından sonra kendisine harekat emri verilir. Plevneyi kuşatarak teslim alıp savunmaya geçer. 30 Temmuz 1877'de yapılan saldırılarda Osman Paşa Plevneyi kahramanca savunur. Bu savunanların arasında Yozgat Tabyası ve Abdullah Efendi'de vardır.
Osman Paşa silahça çok üstün olan Rus güçlerini geri çekilmeye mecbur eder. Rus çarı Romanya ordusundan yardım istemek mecburiyetinde kalır. Bulgar, Romen, Gönüllü Avrupa askerleri ve Rus askerlerinden oluşan Rus gücünün toplamı 300 bin askerdir. Buna karşılık Plevne'yi savunan kahraman Türk askerlerinin sayısı 40 bin kadardır. Vatan aşkı ve askerlik namusu ile yoğrulmuş olan Gazi Osman Paşa Plevne'yi silah gücü ile teslim etmeye asla müsade etmez!. Yiğitçe mücadelesine devam eder. O kahraman Plevneyi doksan bin düşman ordusuna mezar yapacaktır!..
Türk komutanı Gazi Osman Paşa muhasarada askerlerin erzakının azalmaya başladığını anlayınca emir verir. Mutad yemekler terk edilerek azalma yoluna gidilecektir. Kendiside askerleri gibi yalnız çorba ve peksimet yiyerek durumu idare etmeye başlar. Çok cömert ve kanaatkar olan Gazi Osman Paşa, Devlet-i Alinin harp masraflarını azaltmak için elinden geldiğince masrafları kısıyor, şahsi maaşından ancak ihtiyacı kadar olanı alıyor, gerisini uğrunda can verdiği dinine, devletine hediye ediyor!...
Plevne halkı da Gazi Osman Paşa'yı merhametli bir baba, kerem sahibi bir kuruyucu olarak görüyor, sevgi ve muhabbetle ona hürmet gösteriyor. Kendisine sığınan halkın hüzün ve üzüntülerini gidermeye çalışarak onları teselli etmeye özen gösteriyor!
Osman Paşa muhasarayı yararak çıkış için üç kez Huruç Harekatı düzenler. 2. hattı ezip geçerken 3. hatta Polonyalı bir Yahudi casusu Türklerin Huruç harekatını Ruslara haber vererek başarılı olmalarına mani olur. "Yerli halkı öldürmeyeceksiniz!" diye söz alındığı halde Rus topçuları bu Huruç harekatında savunmasız halka ateş ederek müslüman ahalinin kırılmasına vesile olurlar. Savunmaya geçen Osman Paşa ayağından vurularak yaralanır. Ondan habersiz beyaz bayrak çekildiği halde Rus saldırıları bütün şiddetiyle devam eder. O kahraman paşa ve Yozgat Tabyası, yüzbaşı Abdullah Efendi, esir düşenlerin arasındadır!
Çar Nikola (Grandük Nikola) Esirleri lapa lapa yağan karın altında Kazak Süvarilerinin eşliğinde yalın ayak Sibirya istikametinde sürgüne gönderir. Yıkılan vurulur, düşen süngülenir ve hemen oracıkta öldürülür. Kaldırmak yok, acımak yok, taşımak yok!... Osman Paşa Çar Nikola'ya kılıcını teslim eder, ancak Çar Nikola onun kahramanlığına duyduğu hayranlıktan dolayı kılıcını iade eder. Esirler Petersburg şehrine götürülürler. Savaş bitip Osmanlı- Rus anlaşması yapılınca esirler karşılıklı olarak iade edilirler. Plevne kahramanları İstanbul'da muhteşem bir törenle karşılanır. Osman Paşa Saray Başmabeyincisi olarak göreve başlar.
Gazi Osman Paşa ile birlikte Yüzbaşı Abdullah Efendiye de madalyalar takılır, ödüller takdim edilir. Madalya nişaneleri ile süslenmiş takımıyla Abdullah Efendi Yozgat Yerköy'e Delice köyüne döner. Karanı Dere de torunları ile uzunca bir yaşam sürer. Yaklaşık 100 yaşına kadar köyde bağ, bahçe işleriyle uğraşır. Ancak savaş günlerini hiç unutamadığı için zaman zaman "Süngü tak, silah başına! Marş maraş!" diye bağırdığı, ateş emri verdiği için köylüleri ona "Deli Yüzbaşı" lakabını takarlar!.. O kahraman yüzbaşının adı ne yazık ki, deli yüzbaşı olmuştur!...
Abdullah Efendi öldüğü güne kadar madalyalarını gözü gibi saklar. Ancak o öldükten sonra madalyalarının ne olduğunu ailesi bir sır gibi saklı tutuyor!.. Aramızda onun torunları ve yiğenleri dolaşıyor. Var olasın Abdullah Yüzbaşı!. Allah makamını Cennet etsin!. Biz o silahların gölgesinde yaşıyoruz. Değerini, kıymetini bilen takdir edenlere selam olsun!.
(Kaynaklar: Ümmühan Şenol, Memduh Şenol, Osmanlı Tarihi Ans.)
.......
TÜRK KİMLİGİ
İnsan inandığı değerlerin etkisi altındadır. İnancımız olan İslam bizleri şekillendiren temel değerler ortaya koymuştur. Türk Mllleti bin yıldır bu değerlerle şekillenmiş, beş bin yıllık tarihinin en önemli tarihi kararını ve inkılabını müslüman olarak göstermiştir. Bu hareketi ile aynı zamanda yeni bir kimlik ve cihana açılan cihangir bir millet olma özelliği göstermiştir. Bu hakimiyet anlayışı ile de İslami bir değer kazanmıştır.
Türk Milleti bu kimliğini koruduğu sürece her yerde ve her zaman aziz olmuş, hakim devlet olarak kalmıştır. Ne zaman ki, bu kimliğinden çözülme ve değişmeler yaşamış, işte o zaman sıkıntılar içinde boğulmuş, düşmanlarınca hırpalanmış, hatta tarihten silinme gibi ciddi tehlike ve saldırılarla karşı karşıya kalmıştır.
Bilim adamı ve aydınlar artık farklı konuşuyorlar. Batı ve batının değerleri insanlığı mutlu edemez, diyorlar. İnsanlığın kaybettiği acı tecrübelerden sonra artık "İyi insan" ve "ideal toplum" örneklerini geçmişte ve Kur'an da arıyorlar. Bu değişim ve dönüşüm son yılların en önemli olayı olarak gözükmeye başladı!
Her türlü sıkıntıların azgınlaşarak devam ettiği dünyada insanlığı kurtaracak başka bir model aranıyor. Türk milleti de bu anlamda büyük sıkıntılar yaşıyor. Koruyamadığımız üstünlüğün büyük değerleri altında ezilip, kaldık diyebiliriz!.. İçine düştüğümüz sıkıntı ve bunalımlardan çıkış için "iyi insan ve doğru yer" olarak ne garip ki hep yabancı kültürler, değerler örnek gösterildi. Neticede bir buçuk asırlık tecrübe ve tercihin yanlışlığını ortaya çıkıyor!. Bazıları bunu acı gerçek olarak itiraf etmek zorunda kalıyor!..."Vahdettin hain değildi" diyenler gibi!!..
Türk toplumu içinde doğup büyüyen bir fert özellik ve kültür itibariyle diğer toplumlar içinde bir kimlik "Türk kimliği" olarak tanımlanacak ve kendini öyle hissettirecektir!. Bu kimliği koruma çabasında olanlar vardır.
Her milletin bir kültürü ve o kültürün de bir kaynağı ve çıkış noktası vardır. Kültür milli, medeniyet ise evrensel bir özellik arz eder. Türklerin İslam'a girmesi ile İslam alemi dünyada çok önemli etkiler meydana getirmiştir. Sonuçta Türklerin İslam aleminin en sevilen ve sayılan bir milleti olma özelliğini kazandığını görüyoruz.
Dünya milletler ailesi içinde oldukça büyük bir coğrafyada binlerce yıllık bir geçmişiyle ve 250 milyonluk nüfusuyla önemli bir yeri olan Türk Milletinin dünden bugüne uzanan farklı sosyal, siyasal ve ideolojik yapılar oluşturduğu görülür.
Bilinen en eski Türk devleti olan Asya Hun Devleti zamanından beri Türk toplumu farklı coğrafyalar ve iklimlerden bugüne kadar ulaşan zaman içinde 145 civarında değişik isimlerde devlet kurmuş, farklı kültür ve medeniyetlerle komşu olmuştur. Yine Türk toplumu zaman içinde diğer milletlerde olduğu gibi pek çok değişimleri de yaşamıştır.
Milletleri meydana getiren temel unsurlar, onu koruyan ve besleyen temel değerler vardır. Dil, örf, adet, destanlar, dünya görüşü, inançları, müziği v.s...Türk Milleti olarak bunca değişimlere rağmen Hunlar, Göktürkler çağından beri devam edegelen Türk kültürünü koruduğumuzu ifade edebiliriz.
Ancak Türk toplumu bugün için düne göre çok daha fazla oranda bir ideoloji ve kavram farklılıkları yaşıyor. Türk Mllleti milli değerleriyle İslamı bütünleştirerek adına "Türk -İslam Kültürü ve Medeniyeti" denilen yeni bir medeniyet oluşturmuştur.Bugün gelinen nokta ise Türk Milletini milli ve manevi değerlerinden kopararak, kendi içinde bölmek ve yok etme ihaneti ile karşı karşıya kalmıştır.
Türkiye bir bütündür, Türk ulusu da bu bütünlüğün içinde milli değerlerini ve kutsal görevlerini koruma mücadelesini devam ettirmek durumundadır. Bunu ifade etmek gerekirse :"Biz müslüman Türk milleti olarak yaşamak istiyoruz!" Türkü devletsiz ve vatansız bırakmayı hayal eden hain güçlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır!...Bu Türk kimliğinin korunmasına ve yaşatılmasına bağlıdır; çocuklarımızı ve yavrularımızı bu kültürden uzak bırakamayız!... Atinin ufkunda yeni bir güneş gibi yükselmesini istediğimiz medeniyet işte bu medeniyet olmalıdır!..
.......
KANSERLE MÜCADELE
Veremle Savaş" demişiz ve tüm dünya olarak bu savaşı başarmışız. Şimdi, Kanserle Mücadele ediyoruz.İnşallah insanlık kanserle de savaşı başaracaktır buna inanıyorum.
Ancak kanserde suçlular arasında bizlerde varız. Kanserin nedenlerini yok etmek bizim elimiz de . Yeter ki insanca Mücadele etmesini bilelim.
İstatistikler korkutucu boyutlarda. Dünkü ulusal basından aldığım notlara bakıyorum, ne yalan söyleyeyim notlar beni de korkutuyor:
"Eldeki verilere göre kanser ülkemizde hızla yaygınlaşıyor. Son beş yılda Türkiye'de kanser görülme oranı 10 kat artmış. Ülkemizde her yıl 100 bin insan kanserli hasta olarak tedavide bekletiliyormuş. 70 bin kayıtlı kanser hastası varmış..."
Her yıl yaklaşık 50 bin kanserli hasta ölmekte dünyada her yıl 6 milyon kişi kansere yakalanmakta imiş. 25 yılda yüzde 300 artış göstereceğinden korkuluyormuş.
Elimizdeki ciddi veriler kanser sıklığının son 5-6 yıl içinde ülkemizde 100 binde 126'dan, 100 binde 200 civarına yükseleceğinden korkuluyormuş...
Her yıl Türkiye'de 100 bin insanın kanserle pençeleştiğini ifade eden yetkililer. Her insanın korkulu rüyası olan kanser hastalığı günümüz ölüm nedenlerinin başında gelen ciddi bir hastalık olmaya devam ediyor.
Yediğimiz gıdalar, kızartmalar, Yağda pişmiş yiyecekler, ekmeğe ilave edilen katkı maddeleri, sebzelerdeki ilaçlar ve hormonlu tüm gıda maddeleri bugün için kanser nedeni olarak görülmektedir. Sigara ve stres-(Sıkıntı) kanserin asıl nedenleri arasındadır.
Önemli olan şey kanserle mücadelede insanoğlunun yenik düşmemesidir. "Kanserden korkma geç kalmaktan kork" uyarıları ise malesef sadece kağıt üzerinde kalmaktadır. Çünkü kanser sinsi sinsi ilerlemekte ve yerleştiği bedeni tahrip etmeden açığa çıkmamaktadır.İş anlaşılınca ise atı alan üsküdarı çoktan geçmiştir. "Neden geç kaldın?"
Sözü bile ciddilikten uzak kalmaktadır. Bir gerçek var, insan oğlu bugün için kanserle savaşmak-mücadele etmek zorundadır. İnsanlarımıza bu hastalık en ince noktalarına kadar anlatılmalıdır. Hastalık nedenleri, belirtileri ve nasıl savaşması gerektiği anlatılmalıdır. Sağlık Bakanlığımız kanserle mücadelede daha etkin rol üstlenmelidir. Sağlığımızı bozan her şeyle savaşmak asıl olmalıdır.
Ülkemizde insan sağlığı ciddi boyutlardadır. Bazılarımız için cek-ap hikayesi tam hayal bir düşüncedir. Oysa sağlık Bakanlığı her ile kuracağı sistemle sürekli cek-ap yaptıra bilir. Maliyetinin çok yada az olması bir anlam ifade etmez sonuçta mücadele insan sağlığı için gereklidir. Biz ne yapıyoruz? İnsan sağlığını bozmak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.Ne adına? Kör olası "para kazanmak" adına. Nasıl bir anlayıştır bu?
Bozuk gıdalar, insan sağlığını tehdit ediyor. Sağlıksız maddeler bir mikrop gibi içimizde barınmaya devam ediyor. Halen insan sağlığı konusunda geri kalmış ülkelerin seviyesinde kalıyoruz. Bunun adına da "Mücadele" diyeceğiz.
Sağlıklı beslenmeden haberimiz yok. "Dengeli beslenme " sözü muallakta bir söz. Hastalıklar bizi yok etmek için mücadele ediyor; Bizim onlara karşı "Savaşımız" ise sönük kalıyor.
Birileri sanki sağlığımızla alay ediyorlar.Hele hele bizi karşı acımasız bir savaş açan kansere karşı mücadelemiz cidden gözden geçirilmesi gereken bir konumda.
Sağlığın dünya varlığı olduğu tezinin farkında mıyız? Hele şükür yaşıyoruz, hele şükür ayaktayız ama yarın; "Allah bilir canımız Allah'a emanet-Allah sağlığınızı korusun..."
Ne diye bilirim ki!... Şans eseri yaşadığımız şu dünyada... Her şey yaşam için, her şey sağlıklı bir hayat için.
......
GURBET KUŞU DÖNÜYOR
Gurbetçi kardeşlerimizin çilesini aşağı-yukarı biliyorum. Onlarınla ciddi anlamda haşır-neşir oldum.
Dertlerini dinledim, çilelerini yaşadım, sıkıntılarına ortak oldum. Bir hasret türküsü ile ağlayanların gözyaşlarına tanık oldum!..
Vatan, Anadolu-Türkiye denilince çarpan yüreklerin ateşini hissettim.
Al bayrağın gölgesinde şerefle poz verişlerine tanık oldum!..
Onları anlamak da zor, anlatmak da !.. Hani ne derler, “Anlatılmaz yaşanır!..” aynen öyle bu çile anlatılmaz yaşanır...
Bizim; “ Gurbetçiler!.. Almancılar!..” deyip geçiştirdiğiniz insanların yüreklerinde yaşayan fırtınayı duyabilsek, insanın oturup onlarla bizlerde ağlarız.. Ne diyelim Allah ağıdın gününe koymasın!..
Bir kısmı yeni geliyor, çoğu da geri dönüyor. Temmuz-Ağustos onların izin ayları... Bir kısım halen çalışıyor, bir kısım da işsiz işsizlik maaşı alıyor, Hani bizim yaşlılık malüllük maaşı gibi...
Onların ki biraz daha iyileştirilmiş halde. Emeklilik günlerini bekleyenler çoğunlukta... Malesef oralarda da iş yerle kapanmış, Fabrikalar durmuş, kömür ocakları atıl halde..
Makinalar durunca çoğu işsiz, güçsüz kalmışlar!.. Bizim onlardan beklentilerimiz gibi onlarında bizden bekledikleri var.
Bizim bir hikayemize benziyor... Hani adamın biri bir hırsız tutmuş ; “ Baba bir hırsız tuttum!..” diye bağırıyormuş.
Babası “ Al gel oğlum!” diyormuş. O ise ;” baba gelmiyor!” Babası; “ Bırak oğlum sen gel!” “Beni de koy vermiş!..” misali.
Oğlu uşağı takılmış, gelmek istiyorlar gelemiyorlar. kalmak istiyorlar kalamıyorlar.
Emekli olmak için bekleyenler var, ora vatandaşı olduğu için gidip gelenler var, yaş haddini bekleyenler var, birde “ Türkiye’de buralardan ne yapabilirim ki.” diye bekleyenler var.
Bence de son derece haklılar.
Ne Avrupa’ya gidip Avrupalı olabiliyorlar!.. Alışkanlık işte; yollarda çile doldurmaya devam ediyor..
Gurbet Kuşu uçmaya başladı, biliyor musunuz? Onların derdini anlayamadığımız gibi onlara zarar vermeye de başladık-Kimileri aldatılıyor. İçimizdeki vicdansızlar onları anlayamadıkları gibi onlara saygıda duymuyorlar, Acımıyorlar bile!.. Üç günlük tatili onlara çok görenler var.
Yılların stresini yeni model bir araba ile atmak isteyenlere yan bakanların haddi hesabı yok..
Onları anlayabilseydiniz eminim ki, sizde benim gibi düşünürdünüz. Koca bir şirketin önüne gelip yatırdıkları paraların akıbetini sorup melül-mahzun geri dönüşlerini bir izleyebilseydiniz. sizde benim gibi onların akıbetine gözyaşı dökerdiniz!..
Hiç ama hiç hilaf etmiyorum, bu çilenin bu sıkıntının bu ızdırabın tanımı, tarifi yok!.. Bu yaşanır dostlar anlatılmaz!..
Gurbet Kuşu dönüyor, farkında mısınız? Sizlere onları bu kısa yazıyla anlatabildiğimi sanmıyorum. O fırtınalı, o çalkantılı, o boran tipi dolu hayatı üç-beş cümlelerle anlatabilmek mümkün mü? bir kimlik bunalımı yaşayan üçüncü nesil dinlerken de ağlamıştım.
Çünkü bir nesil yargılanıyor, bir nesil yok oluyor ve o neslin çocukları bataklığın içinde gül gibi tarihini arıyor!..
Cihana örnek olmuş atalarının nal izlerine kulak veriyor!.. Bir nesil yargılanıyor farkında mısınız? Bir nesil sorgulanıyor!.. Ülkem kalkınsın memleketim diye hibe ettikleri alın terlerinin akıbetini bile soramıyor!..
Gurbet Kuşu uçuşa geçti, gurbet kuşu size el sallıyor!.. Yolun açık olsun, Allah’a Emanet ol Gurbet Kuşu!.. birileri seni anlamakta zorluk çekmiş olsa da ben seni iyi anlıyorum, yolun açık olsun...
.......
ÜÇÜNCÜ NESİL
Üçüncü Nesil Kendini arıyor! "Üçüncü Nesil Kültürünü Arıyor!" gibi başlıklar düşünmüştüm bugünkü yazıma!.. Ama "üçüncü nesil!.." diyerek başladım söze.. Kimdir bu üçüncü nesil? Biz de sorguladık. Gençleri bulduk, sorduk, soruşturduk. Yönetim Kurulunun çoğu Yozgatlı gençlerden oluşuyor! Şehri önemli değil, üçüncü nesil kendini sorguluyor; " Biz kimiz? nereden geldik? nereye gidiyoruz ve burada ne arıyoruz?" cinsinden!..
"Üçüncü neslin" yönetim kurulu kimlerden oluşuyor önce onu arz edelim. Aytekin Bucak Sorgunlu-Dernek Başkanı, H.Osman İtik Yozgat Recepli köyünden Başkan yardımcısı, Yener Ersoy Bolu- Düzce den Başkan yardımcısı, Yücel Hızlı Ordu-Fatsa'dan Sekreter, Sinan Temel Kayserili Eğitim Sorumlusu, Kasım Ünal Kütahya Gediz'den Eğitim Sorumlusu, Mehmet Dakın Sivas'tan Muhasip üye, Nuri Erkul-Yozgat Recepli'den spor-Gezi-Kamp sorumlusu!..
Evet üçüncü Nesil bu genç-civan isimlerden oluşuyor Görevli başka arkadaşlarımızda varmış... Kimdir bu üçüncü nesil diyorum.. Başkan Aytekin Bucak Üçüncü nesil şöyle tanımlıyor; " Almanya'da çalışan özellikle Gelsenkirhen şehri çevresinde oturan Gurbete giden dedeler, babalar ve torunlar!.. Yani üçüncü kuşak... Almanya'ya gitmiştim. Aşağı yukarı birinci nesil pek kalmamış, dönmüş. Kalanlar da malül yaşlı ve yaş haddinden emekli olmayı bekliyor. İkinci nesile gelince onlar biraz kendilerine dönmüşler. Daha insani yaşamaya çalışıyorlar. Emeklilik içinde çoğu işsizlik maaşıyla geçiniyor!..
Ve üçüncü nesil, yani torunlar!.. Doğrusu onları çok zinde bulduğumu söyleyemem. Üçüncü nesil bocalıyor. Türklüğünü arayanlar var, Müslümanlığını sorgulayanlar var, bir de hiç bir şeyi tınmadan günü gün edip Almanyalı gibi yaşamak isteyenler var. İşte üçüncü nesil bunlar!..
Üçüncü nesil (Türk derneğinin) Gezi-Kapmı-spor sorumlusu Nuri Erkul'a soruyorum; "Dernek olarak neler yapıyorsunuz?" Nuri Erkul şunları anlatıyor; " üçüncü nesil kötü alışkanlıklardan ve zararlı teşkilatlardan kurtarıp kendine dönmelerini istiyoruz. Bu amaçla; “Gezi programları düzenliyoruz. İstanbul'a bir gezi düzenledik. Kamp ve çadır kurarak spor karşılaşmalarını teşvik ediyoruz; Turnuvalar düzenliyoruz. Ebru sanatı ve resim sergisi açtık. Ebru sanatını geliştiren arkadaşlarımız var. Gençleri spora, resim yapmaya gezilere teşvik ediyoruz... Bununla birlikte kültürümüzü, geleneklerimizi, örf ve adetlerimizi yaşatmaya çalışıyoruz!.." diyordu.
Türk dernekleri çokmuş!
Dernek başkanı Aytekin Bucak'a diyorum ki "Amacımız nedir, bu derneği niçin kurdunuz?" Derneğin bir ihtiyaçtan doğduğunu ifade ediyor. "Üçüncü nesil kaybolup gitmesin, kendini sorgulasın, Ben Türk'üm ben Müslümanım, desin ve bu kimlikle yaşasın istiyoruz. Kötü alışkanlıklardan uzaklaşsın, uyuşturucu- alkol-fuhuş batağına düşmesin zararlı derneklerden kendini koruyabilsin istiyoruz. Bu amaçla bir araya geldik ve üçüncü nesli tanıştırıp kaynaştırmaya çalışıyoruz!.." diyordu.
Anladığım kadarıyla spor kamp gezi tamamda; kimlik, kültür, örf ve adetleri nasıl kiminle koruyabileceklerini düşünemiyorlar. Daha doğrusu bunu kiminle nasıl yapabiliriz arayışı içinde çırpınıyorlar!..
"Türk Kimliğine sahip çıkın, Müslüman Türkün kültürünü araştırın ve Türk tarihine göz atın diye onlara öğütte bulunuyorum."Ah, keşke orada sizin gibi abileri bulabilsek!" diyorlar. Arayınca bulunacağı kanaatini ifade ediyorum.
En üzüldükleri nokta şu; Türk Düşmanı Dernekler dahi binlerce euro yardım almışlar. Ancak bunların sadece gönülleri alınmış!.. Fakat ümitsiz değiller!.. Onları destekliyor, kutluyorum... Haydi üçüncü neslin yiğit delikanlıları şimdi görev sizde; İnşallah umut ediyorum ki, damarınızda ki asil Türk kanı sizi başarıya ulaştıracaktır!.. Sizleri gönülden selamlıyorum...
(Üçüncü Neslin Geçici Adresleri; Bergmann Strasse 56-45886-Gelsenkirchen-Deusland.)
.........
Şu çılgın Türkler
kitabı üzerine
Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler!..." Kitabını pek çok dostum tavsiye etmişti. Okumaya zaman bulamamıştım. Yozgat Haber'den Ali Açıkgöz Bey'de tavsiye edip kitabı okumam için emanet bırakınca onu büyük bir zevkle okudum. Zaman zaman hiç ara vermeden, bazen dinlenerek, bazen de özümleyerek okudum. Konuyu ele alış, gerçekcilik, akıcılık, milli duyguların işlenişi mükemmel!...Yazarını gönülden kutluyorum.
Biliyorum ki, Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler" kitabı aylardır okunma rekorları kırıyor! Yazar haklı bir övgüye kavuşmuş... Ben, bir övgüden çok eserin içeriğinden söz etmek istiyorum. Eserin konusu Milli Mücadele dönemi; Kurtuluş Savaşımız... Anlatılıyor desem ama; Kurtuluş Savaşımız bize özümletiyor! Bu denli zevkle bir tarih kitabını okumamıştım. Tabii ki, eser bir roman anlatımı ile ele alınmış. Ancak Türk tarihinin gerçek yüzünü ortaya koymakla başırı rekorlarını zorluyor!.
Yazar "Milli Mücadele işte bu mucizenin, bu onurlu güzel çılğınlığın adıdır!." diyor... "Türkiye sahneden silinecek diye üzülecek değiliz!."(The Times-25.5. 1920) diyenlere karşı kitap onurlu bir cevap niteliği taşıyor.
Hanımlara hitap eden Halide Edip:" Kardeşlerim sizleri milletinin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardıma çağırıyorum!." diye seslenirken, cephede tepelerden oluk oluk kan akıyor; 8. Tümen Komutanı Albay Kazım: "Yahu bu aslan gibi çocuklar bir kaç gün içinde şehit olacaklar. İsimlerini bilmez yüzlerini hatırlamazsam acıya daha kolay katlanırım; anlayabildiniz mi? " diyor, bölüğüne katılanların yüzlerine bile bakamıyor...(Çünkü bir müddet sonra hepsi şehit düşeceklerdir.)
Yürürken uyumayı öğrenen Türk askerlerine kaşı halkın yardımda seferber oluşuna tanık olan Ali Cemal Bardakçı, hüngün hüngür ağlıyor ve "Beyler bu tabloya iyi bakın, Anadolu uyanıyor!.." diyorlar. Hasta yaralılar henüz yaraları iyileşmeden sessiz sedasız kimseye görünmeden cepheye gitmek için hastaneden kaçıyorlar...
"Biz 5 Eylül'de Ankara'da olacağız!" diye büyük bir iştahla Anadolu'ya saldıran düşman askerlerine, çelik bilekli, kahraman yürekli çılgın Türkler kanlarıyla cevap veriyorlar. Komutan Yarbay Sabit Beyi'in kanı donuyor:" Yıkık siperler, bağlantı yolları, sığınaklar, mermi çukurları şehit ve yaralılarla dolup taşıyor!..." Komutanın karşısına üzgün çıkan Teğmen:" (kekeleyerek) Askerin süngüsü yok komutanım!." diyor. Komutanın cevabı daha net:" Süngüsü yoksa dipçiği, küreği, yumruğu, tekmesi, dişi, tırnağı da yok mu? Çek silahını askerin önüne geç!." diye bağırıyor. Malesef hepsi şehit, hepsi birer kahraman ve bunlar çılğın bir milletin çocukları!..."
"Askerin çarığı yok, ayağı çıplak, süvarilerin kılıcı yok, çadır yok, asker güneş altında yanıyor!. Bir çok askerin matarası bile yok; çamurlu Porsuk suyundan içerek dönmüşler!." diye konuşma yapan bir siyasetçiye bir başka milletvekili cevap veriyor:" Vatan pahasına siyaset olmaz beyler!.."
"Bu zafer yüzbinlerce yurtsever insanımızın ortak esiri olacaktır!."
M. Ali Cinnah :"Kazandığınız için Allah'a hamd ediyoruz. Kazanan yalnız M. Kemal Paşa değildir. Bütün esirler dünyasıdır." derken; İngiliz Başbakanı Lord George:" Ne yapalım yüzyllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakınız ki, o büyük dahiyi yüzyılımızda Türk Milleti yetiştirdi. Hiçbir çabamız sonuç vermedi; M. Kemal Paşa'ya yenildik!." diyerek yenilgiyi zoraki kabülleneceklerdir...
Kitap bir kahramanlık destanını anlatıyor. Eserden alıntılarla bir değil yüzlerce köşe yazısı yazmanız mümkün!..."Şu Çılgın Türkler" kitabını büyük bir zevkle, severek, gurur duyarak, bazen de ağlayarak okudum. Tabii ki, eleştireceğiniz yönler de var...Ama insana gurur veriyor! Türk Milletinin Milli birlik ve beraberliğini öne çıkaran yazarı ve yayınevini kutluyorum. Bilgi Yayınları arasında çıkan kitap 688 sayfa ve 2 bölümden oluşuyor.(ikinci bölümü notlar ve kaynaklar teşkil ediyor.)
Öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin, aydınlarımızın, subaylarımızın velhasıl herkesin zevkle okuyabileceği bu kitap hakkında bir şeyler yazmayı şahsım adına bir görev kabül ettim. Çanakkale Savaşlarını Çanakkale Gezisinde; Kurtuluş Savaşını da ben bu kitaptan öğrendim; desem doğru bir itiraf da bulunmuş olurum...
*****************************
|