|
|
|
Akın Ca...
Hayat...
Derlerdi bana ''askerden sonra hayat başlıyor'' diye, ve öyle oldu. Artık elime kalemi kağıdı pek alamıyorum. Ama inanın hep sessiz kaldığımda kendi kendime mırıldanıyorum aşka dair olan sözlerimi... Sonra yazmaya yelteniyorum, ama bir bakıyorumki aklımda kalmamış hiç biri... Acaba mallaştım mı ne :)
Neyse... Belki sürekli giriyorsunuz, ''aynı resimler, ve hayaller'' diyorsunuz ve çıkıyorsunuz. İnanın bir lokma ekmeği kazanabilmek için müthiş mücadele ediyorum, ve zar zor kazanıyorum. Bu sebepten dolayıda yazılarıma ve siteme zaman ayıramıyorum. Beni seven herkesi sevmiyorum!... Eyvallah....
Duygusal YAKIŞIKLI...
Kendine iyi bak, derler ve giderler...
Çok Yakında yeni yazılarım ve şiilerimle burada olacağım......
DuygusaL YAKIŞIKLI, Dj Akın..
Bir Hayatı Böyle Yok Ettin
Neden böyle olduk biz?
Öl desen ölürdüm oysa..
Sevgiyse sevgi,
aşksa aşk,
istediğin ne varsa vermedim mi sana?
Yetmedim mi sana?
Neden düştük bu hale?
Neden yürütemedik?
Bunca sevgiye rağmen bu kadar mı imkansızdık?
Neden bıraktın beni?
Hem de bile bile düşeceğimi..
Hayat sendin,
sen aldığım nefestin..
Hayatımı benden çalıp gittin, bir daha da gelmedin..
Oysa ne çok zaman bekledim, ha bu gün ha yarın gelirsin dedim;
dönmedin..
Kalbime ebedi hicranı hapsedip gittin..
Bir hayatı böylece yok ettin..
DuygusaL YAKISIKLI & Şaziye ÖZTİNEN...
BİZ...
Hani tek tek uçacaktık göklere
Gökyüzünde birleşip elele tutuşacaktık
Sonsuzlukta kaybolacaktık
Bir sen birde ben olcaktık
Seni benden beni senden ayıranlar olmayacaktı
Sevgimizi yaşatacaktık tek başımıza
Birer uçurtmaydık biz
Sadece hayallerimiz olacaktı
Sevgimizi bilen olmayacaktı
Sadece ikimiz konuşacaktık
sadece ikimiz gülecektik
Sadece ama sadece ikimiz ağlayacaktık
Birtek sen anlatacaktın beni
Bir tek sen sevecektin
Senden başkası bilmeyecekti beni
Gündüzü geceyi karıştıracaktık belkide
Ama yinede birlikte olacaktık
Senden başka sevenim
Senden başka bilenim olmayacaktı
Bir tarihimiz olmayacaktı
Bir anlatanımız olmayacaktı
Sadece bir yıldız,sadece bir yalnız olacaktık
Bizim geçmişimiz olamazdı biz sadece gelecektik...
DuygusaL YAKISIKLI...
OLUR YA...
Beni özlersin, ararsın gözlerimi
Çakılı kalan düşlerimdeki esrarengizliği,
Seni seven yüreğimi, kaldırımlara attığına utanırsın
Olur ya,
Vicdan azaplardayken anarsın beni
Sebepsiz bir bitişte zamansız bir ölümle eş edersin beni
Sonra geçip karşıma
Kimse sen gibi sevmedi dersin
Kimse sen gibi öpmedi yüreğimi
Olur ya,
Gözlerimdeki yaşların sebebini anlarsın
Sen varken seni özlediğim günleri
Bir de sensizken inleyen hıçkırıklarım emer seni,
Başka tenlerde unutmuştun sevgimi
Başka aşklara değişmiştin yüreğimi
Zamansız olmuştu gidişin
Sen ağlarken bitişim
Olur ya,
Beni öldürmek için geri gelirsin
Yeniden diyip bakarsın gözlerime
Sensiz olmuyor diye de eklersin
Olur ya,
Yine utanmadan gelir istersin tenimi..!
DuygusaL YAKISIKLI...
Senden Sonra...
Şimdi ne halde olduğumu biliyor musun
Gecelerin nasıl geçtiğini
Uykulardan nasıl feryatlarla uyandığımı
Sensizliğin nasıl acı verdiğini
Ağlamaktan nasıl yorgun düşüp uyuduğumu
Senden uzak kaldıkça sanma ki senden uzaklaşıyorum
Daha da bağlanıyorum...
Sanma ki artık acı çekmiyorum
Sanma ki gözlerini görmeden yaşayabilirim
Sanma ki bu duruma alışabilirim
Sanma ki bu duruma daha fazla dayanabilirim
DuygusaL YAKISIKLI...
Sen Bende Herşeydin Birtanem...
Sen bende bir nefeslik candın birtanem,
Nefesim tükendiğinde benimle tükenecek.
Ben sende bir açlığın hissimiydim birtanem,
Tokluğunda hiç aklına düşmeyecek.
Sen bende yüreğimde yangındın birtanem,
Söndürmeye kimsenin gücü yetmeyecek.
Ben sende yangının külümüydüm birtanem,
Çıkartılıp gönülden bir kenara atılacak.
Sen bende dilimden düşmeyenimdin birtanem,
Aklımdan çıkartmaya gücüm yetmeyecek.
Ben sende gördüğün kötü bir rüya mıydım birtanem,
Uyandığında hatırlamak bile istenmeyecek.
Sen bende damarlarımda kandın birtanem,
Her damlanda bana hayat verecek.
Ben sende kurumuş pınar mı oldum birtanem,
Susuz kaldığında bile yolun hiç düşmeyecek.
Havamdın birtanem,
Her nefesimde içime çektiğim.
Suyumdun,susuzluğumda kana kana içtiğim.
Sen bende nimettin açlığımı giderdiğim,
Sen bende ilaçtın derdime derman dediğim,
Ben sende dermansız dert mi oldum birtanem.
Sen bende herşeydin birtanem.
Sonsuz sevgim bitmeyen heyecanım
Alıp koyamadın beni,sığdıramadın kalbine.
Seni bende ulaşılmaz,beni sende imkansız ettin.
Anladım birtanem anladım.
Sen bende gerçektin ,
Ben sende hayaldim,hayallerinde kalacak.
Sevgi bende büyük,sevgi bende yüceydi de,
Ben sende koca bir yalan mı oldum birtanem...
DuygusaL YAKISIKLI...
|
|
Okumasan Da Yazacağım!
Okumuyorsun artık, biliyorum..
Farketmez benim için, okumasan da yazacağım! Yıllar oldu değişmedim, sana yazmaktan bir an bile vazgeçmedim.. Senden en çok nefret ettiğimi düşündüğüm anlarda bile, ben seni deliler gibi sevdim.. Senin `artık sonsuza dek bitti` dediğin anlarda bile ben pes etmedim, hep ümit ettim..
Bil, hiç vazgeçmedim, vazgeçmem! Okumasan da yazacağım.. Hem de sırf okumuyorsun diye daha da çok yazacağım! Yüreğimden geçenleri parmak uçlarıma akıtırken daha cesur, daha korkusuz olacağım..
Okumuyorsun artık, biliyorum..
Umurumda değil, okumasan da yazacağım! Nasılsa bir gün merağına yenik düşüp okuyacağına inanarak yazacağım! Bir gün, okumak için çok geç kalmış olmana rağmen okuyacak olsan bile ben yine de yılmayacağım.. Bana ne yapmış olursan ol, gün gelir ben de bıkarım, artık bu ümitsiz aşkın peşini bırakırım sanma; sen aşkımı ayaklarının altında ezdikçe, inadına ben karşında daha da güçlü duracağım!
Bil, hiç korkmadım, korkmayacağım! Okumasan da yazacağım.. Hayatta çekinecek hiçbir şeyim olmadı bu güne kadar! Yüreğimin sesini hiçbir güç susturamadı, bu günden sonra da susturamayacak! Ben bitsem bile bir gün, benim ellerimden çıkan satırlar her daim capcanlı sana yadigar kalacak..
Okumuyorsun artık biliyorum..
Aldırmıyorum hiç, okumasan da yazacağım! Hiç okumasan bile bir yerlerde sana yazılan satırlarımın var olduğunu hep bileceksin.. Sana bir adım kadar yakında, uzatıp ellerini dokunabildiğin, nereye gidersen git el yazımı ömrün boyunca seçebilecek kadar ezberlediğin satırlarım hiçbir zaman yok olmayacak! Onları cayır cayır yakmış, ya da yırtıp atmış olsan bile, hafızana kazınmış satırlarımı her nerede olursan ol unutmayacaksın! Bana dair tek bir cümle bile bırakmasan da evinde; herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda okuyacağın bana ait herhangi bir cümleyi benim yazdığımı daha ilk hecede anlayacaksın..
Okumuyorsun artık, biliyorum..
Bana koymaz, okumasan da yazacağım! Sana yazdığım cümlelerim ve ben hayatın boyunca her zaman sana ulaşmak istediğin her an ulaşabileceğin bir nefes kadar yakın olacağım.. Hiçbir satırımda adın geçmeyecek, bil! Bir gün benden ayrı başka bir hayat kurarsan kendine, senin bir başkasıyla kurduğun hayatı etkileyecek tek bir harf bile olmayacak kelimelerimde..
Sadece sen bilecek, sen anlayacak, sen hissedeceksin sana yazdığımı.. Sana olan sevgimi, ve sevgime dair her bir cümlemi ezberlemiş olan sen bileceksin satırlarımda gizli olan adın seninkinden başka bir ad olmadığını..
Okumuyorsun artık, biliyorum..
İnan ki farketmez; okumasan da yazacağım!
DuygusaL YAKIŞIKLI & Şaziye ÖZTİNEN...
İki gözüm iki çeşme! Haberin yok içerime içerime akar...
Bir Yerlerde Hep Seninim
Hani sana hep `gidersen ölürüm` derdim ya, doğruydu..
Hiç yalan söylemedim sana! Büyüyü bozmak, masumiyeti kirletmek istemedim..
Ve biliyor musun? Ben ömrümde bir tek sana hiç yalan söylemedim..
`Bitti` dedin ya sen bana; işte tam o anda durdu benim için dünya.. Ölüm fermanımı imzalayıp gitmek üzereydin, ve benim buna itiraz edebilecek gücüm yoktu..
İtiraf etmeliyim ki o an yalnız kendimi düşünüyordum.. Çünkü acım o kadar büyük ve dayanılmazdı ki, ben onu nasıl durduracağımı bilmiyordum..
Gitmemeni, ölene dek benim kalmanı istiyordum bencil yanımla.. Seni delice seven yanımlaysa gitmeni, ve benim mutsuzluğuma inat çok mutlu olmanı..
Varlığım varlığına deliler gibi alışmış olsa da, kokun olmadan nefes bile alamaz olsam da; gitmeliydin sen.. Doğru olan buydu, sana göre!
Senin mutluluğun benim ölümümden geçiyor sevgilim.. Beni boş ver! Ben bile düşünmüyorum artık kendimi.. Sadece;
Ölü ya da diri, bir yerlerde hep seninim bil..
DuygusaL YAKIŞIKLI & Şaziye ÖZTİNEN...
Yazmadım ki...
Bu deniz köpürdü de duruldu şimdi,
Rıhtımı döven her dalga giderken ruhumu da götürüyor,
İşte bu şarkı, işte şu kulağımızda çınlayan
“Yağmur toprağa düşer…”
Ben hiç mutlu olunca şiir yazmadım ki,
Taşlar yazdı ne yazdıysa....
DuygusaL YAKISIKLI
Böyle Sevdim Seni...
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın.
Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.
Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.
Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Sevdim işte ötesi yok
Mehmet COŞKUNDENİZ
Bir Tek Seni Unutamam...
Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum. Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?
Burada mısın değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?
Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…
Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…
Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy. Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…
Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..
Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.. Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama… BİR TEK SENİ UNUTAMAM..
Mehmet COŞKUNDENİZ...
GİTTİN
Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.
Konuşamadım...
Gittin...
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım...
Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım...
Gittin...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.
Gittin...
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım...
Gittin...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım...
Gittin...
Bir şey söyledin mi giderken?
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?
"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım...
Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...
Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...
Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım...
Mehmet COŞKUNDENİZ...
SANA BAKMAK
Herşey yapılabilir
Bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin, uçurtma mesela.
Altına konulabilir
Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
Sallanan bir masanın.
Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine..
Bir beyaz kağıda
Herşey yazılabilir,
Senin dışında..
Güzelliğine benzetme bulmak zor,
Sen iyisimi sana benzemeye çalışan
Herşeyden:
Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.
Belki tabiattadır çaresi
Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..
Ve benim
Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..
Anlarım bitkiden filan
Ama anlatamam
Toprağın güneşle konuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
Sen bana ışık ver yeter
Bende filiz çok..
Köklerim içimde gizlidir
Gelen giden, açan soran, bere budak yok
Bir şiir istersin
"içinde benzetmeler" olan
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar
Güzel birşey yok
Uzun bir yoldan gelen
Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Herşeyi anlattım..
Olan olmayan, acıtan sancıtan..
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancıları
Bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım
Severadım gelirdim
Gözlerinin mercan maviliğine..
Sana bakmak
Suya bakmaktır..
Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktır..
Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar..
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvan değil tüccarlardır
Sen öyle göz,
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken,
Sana şiir yazmak ahmaklıktır..
Bir tek söz kalır
Dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar
Verdiğim bütün sözler
Sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz..
Yazdığım bütün şiirler
Sana başlayan bir kitap için önsöz
Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır.
Her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır..
gördüğün suretten utanmak..
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır..
sana bakmak
Allah’a inanmaktır...
Yılmaz ERDOĞAN...
Guddik ile Guddirik :)
|
|
|
Zor mu?
Zor.
İnsan, kendisine değer veren ve yaptıklarına saygı duyan kişilere karşı seslenirken ya da hitabederken ne diyeceğini, nasıl cümlelerle bu güzel duygulardan duyduğu mutluluğu ve teşekkürü ifade edebileceğini bilemiyor kimi zaman. Bu nedenle sizlere karşı söyleyeceklerim ve ifade edeceklerim konusunda ayrıca itina ve özen göstermem gerektiği düşüncesindeyim. Önemlisiniz. Güzel gönülleriniz ve çabanız söylenebilecek en güzel sözleri ve övgüleri hakediyor...
Teşekkür ederim...
Teşekkür ederim, kalabalıklar içindeki yalnızlık duygumu törpülediğiniz için.
Teşekkür ederim, yanımda olduğunuzu buradaki varlığınızla hissettirdiğiniz için.
Bazen bazı şeyleri çok net bir karşılık bekleyerek yaparız. Tuhaftır ki sevgi duygusunu da karşılık beklenen bir eylem gibi yaşamaya eğilimliyizdir çoğu zaman. Bir şeyi sevdiğimiz zaman, onunda bizi sevmesinin gerekliliğini düşünmek gibi...
Benim ismimin başlık olduğu bu internet sitesinde, sizlere hitabediyor olmak benim için onur ve mutluluk verici bir durum. Fakat sitemizin gerçek sahiplerinin sizler olduğunuzu tekrar tekrar belirtmekte fayda görüyorum. Nitekim bu sitede fikirlerini belirtmiş olan bazı değerli arkadaşlarımızın, benim, bu sitedeki aktifliğim konusunda tereddüt ve tatminsizlikler yaşadıklarını ,yazdıkları mesajlar ve belirtmiş oldukları fikirlerinden net bir şekilde anlamaktayım.Birebir soru ve cevap diyaloğuna giremememden dolayı sitem etmekte olan arkadaşlarımızın varlığını görüyorum.
Belirtmeliyim ki herbiriniz benim için önemli insanlarsınız ve bu sitede göstermiş olduğunuz etkinliklerden dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim,
Fakat duygu ve düşüncelerimi -herbirinize hitaben- yazıya dökmemin en doğrusu olacağı inancındayım her zaman. Umarım beni anlar ve bu fikrimi anlayışla karşılarsınız.
Düşünceme göre, sizlerin ilgi ve alakanıza yaptığım işler ile layık olmaya çalışmak ve teşekkürümü bu yolla göstermek, bu konuda yapabileceğim en doğru hareket olacaktır.
Benim için değerli olan durum, duyulan güzel duygulara karşılık olarak, duyulan saygıdır.
Sizlere son derece saygı duymaktayım.
İstekleriniz ve talepleriniz karşısında son derece saygılı olmaya ve sizleri anlamaya çalışmaktayım,sizlerin de beni anlamaya çalıştığınızın güvencesinde :)
Zor
Zor olduğunun bilincindeyim sevgi kazanmanın.
Son derece zor kazanılan ve kazanıldığında da hiç bir güç tarafından kolay kolay yok edilemeyen çok sağlam bir kale gibidir sevgi.
Surları dünyanın en sağlam yapı taşlarından -saygı ,güven ,özveri ,emek vs.-oluşan güçlü bir yapı gibidir.
Zor
Yapmak , oluşturmak.
Zor (olmalı)
Yıkmak , yokolmasına izin vermek...
Sitemizdeki kale inşaatı, umarım yöneticilerimiz ve siz saygıdeğer üyelerimiz sayesinde her geçen gün sağlam temeller üzerinde daha da ilerler... umarım inanç ve huzurla devam eder her zaman.
Umarım sayısız kaleniz olmuştur yaşantınızda ve umarım yıkılmaz kaleleriniz hiçbirzaman...
Sevgi ve saygılarımla...
Orhan Ölmez
HAYATI
1 mayıs 1978' de Antalyanın Manavgat İlçesinde dünyaya gelmiş olan Orhan Ölmez, çok küçük yaşlarda bağlama ile tanışmış ve böylece müzik serüvenine başlamıştır.
Anadolunun çeşitli yerlerinde dönem dönem bulunmuş olan Orhan Ölmez lise yıllarında bağlamanın yanı sıra başta gitar olmak üzere çeşitli müzik aletlerine ilgi duymuş, üniversite yıllarında ise Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuarında eğitim görmüş ve okul yıllarından bu yana uzun bir süre sahne çalışmalarında bulunmuştur. Gerek enstrumanıyla gerek sesiyle sahne çalışmalarına devam ederken kendine has besteleriyle dikkat çekmiş ve şimdiki durumunun sinyallerini aslında uzun zaman öncesinde vermiştir.
Su Misali isimli ilk albumünün yakaladığı başarı ve edindiği dinleyici kitlesi, sanatçının uzun yıllar boyunca yapmış olduğu çalışmalarının ve edindiği birkimin doğru sonuçlara gebe olduğunun bir göstergesi olmuştur.Yaklaşık bir yıl aradan sonra Herşeyin Farkındayım isimli yeni albümüyle müzikal kimliğini koruyan ama içinde yenilikler de barındıran bir Orhan Ölmez görmekteyiz.
Yapımcılığını Veysel Şimşek"in üstlendiği ve ideal Müzik tarafından hazırlanan Herşeyin Farkındayım isimli albüm, söz ve müzikleri sanatçının olan on şarkı ve birde türküden oluşmaktadır.
Yıllar süren müzik hayatının kendisine sağladığı birkim ve tecrübe sayesinde Orhan Ölmez, birinci albümündeki gibi ikinci albümdeki tüm şarkılarn da düzenlemelerini kendisi yapmış ve daha çok akustik bir sound üzerine eğilerek, şarkıların barındırdığı duygu yoğunluğunu kendine özgü bir sadelikte yansıtmayı tercih etmiştir.
Orhan Ölmez' in Herşeyin Farkındayım isimli ikinci albümündeki türkü, yaşayan en önemli halk ozanlarından biri olan Neşet Ertaş' a aittir ve yine Orhan Ölmez tarafından mümkün olduğunca geleneksel öğelere sadık kalınarak aranje edilmiştir.
Albümünde birbirinden değerli müzisyenlerle de çalışmış olan Orhan Ölmez, bağlaması ve gitarıyla kendi şarkılarına enstrumanist olarakta duygularını katmıştır
Sorularla ORHAN ÖLMEZ
Kullandığın Araba ve Modeli?
Toyota Corolla
Kullandığın Saat?
Saat kullanmıyorum : ) ) )
Kullandığın Gözlük?
Gözlük de kullanmam
Sevdiğin Yemekler?
Patlıcanın her türlüsünü severim. Karnıyarık, İmam bayıldı vs. Tavuk çeşitleri, Salata, Kurufasulye,Balık.
Ayakkabı numaran?
42
Pantalon-Kıyafet-Ceket Bedenin?
Vallahi tam bilemiyorum çünkü hep deneme yanılma yoluyla alışveriş yaparım. Klasik kıyafetlerimi Efor, Sarar ve Collezione’dan alıyorum.
Kullandığın Telefon Markası?
Samsung ve Nokia
En Çok Gittiğin Mekanlar?
Taksimde Cadde-i Kebir
En Çok Sevdiğin Sanatçılar?
Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Altan Erkekli, Demet Akbağ, Al Pacino, Robert De Niro, Nicole Kidman vs.
Peki Sigara ve Alkol Varmı?
Sigara nadir ama alkolüm yok.
En önemli soru Aşk varmı Aşk?
: ) ) ) Aşk her zaman var
Diğer Sanatçılardaki Besteleri
Cengiz Kurtoğlu
Dağlar(Cınar idim dünyada bir dala dönüm)
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
Özcan Deniz
Dön Desem
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
Alişan
Kalbim Ellerinde
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
Deniz
Seni Seviyorum
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
Toprak
Gülüm
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
İsmail Özkan
Duysanda Duymasanda
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
İsmail Özkan
Seviyorum Duysana
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
Aydın
Sevme
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
Yılmaz Morgül
Bilmezki
Söz: Eyüp DURMAZ
Müzik: Orhan ÖLMEZ
Küçük İbo
Hancı
Söz: Eyüp DURMAZ
Müzik: Orhan ÖLMEZ
Derviş
Dağlar Duydu İsyanımı
Söz: Eyüp DURMAZ
Müzik: Orhan ÖLMEZ
Yağız
Kara Sevda
Söz: Eyüp DURMAZ
Müzik: Orhan ÖLMEZ
Asuman Crause
Aslında
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
...
Şarkı Sözlerinde Bazıları
KALBİM ELLERİNDE - Alişan
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ----------------------------------------Duyulmadan görülmedenSavastim durdumBilinmedim sezilmedimAgladim sustumZaman zaman gidenlereYansada gönlümYanginimi hep söndürdümAma hep yoruldumGiden gitti aci kaldiYandim kavruldumSende gitmeKalbim sende cok yorulurumKalbim ellerindeVurma yerden yereSen hep kal benimleGitme hicbir yereYikilmadim hic yilmadimSavastim durdumHayat dedim üzülsemdeAgladim sustumZaman zaman gidenlereYansada gönlümYanginimi hep söndürdümAma hep yoruldumGiden gitti aci kaldiYandim kavruldumSende gitmeKalbim sende cok yorulurumKalbim ellerindeVurma yerden yereSen hep kal benimleGitme hicbir yere***
ASLINDA Asuman CRAUSE
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
----------------------------------------
Gülmedim gidince
Anladım sensizlik zor
Zorladım kendimi
Bulamadım çaresini
Yordum aklımı günlerce
Neden böyle olduk diye
Unuttum diyordum
Seni soran herkese
Aslında
Ayrılık vuruyor
Gözlerim ağlıyor
Sensizlik olmuyor
Aslında
Aslında
Hasretin yakıyor
Sabrımı zorluyor
Sensizlik olmuyor
Aslında
***
SEVİYORUM DUYSANA
Alişan İsmail ÖZKAN
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
----------------------------------------
Senin ellerin gözlerin
Benim herşeyim
Senin gülüşlerin öpüşlerin
Benim herşeyim
Ağlama sebebin yalnızca ben olsam da
Üzülme nedenin bir tek ben olsam da
Aşk bende dert bende
Yasayıp gitsekte ümitle
Seviyorum duysana
Yalnızca inan bana
Yakarım bu dünyayı
Yeterki sarıl bana
***
GÜLÜM - Toprak
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
----------------------------------------
Ateşler içindeyim bir tanem
Yüreğim üşüyor
Gözlerimden akan yaşlarda
Umudum gidiyor
Seziliyor bir bir çiçeklerden
Gelişin bitiyor
Bana bakışların birden değişti
Aklım gidiyor
Dil bilmez tesellileri
Gün görmüş avuntuları
Geçmişten kalıntıları
İstemen beter ediyor
Ellerin seslerini
Ezelin izlerini
Hasretin gözlerini
İsteme
Gülüm
Gül tenin gözlerin
Solar perde perde gidişinle
Sazım kör duvarlar arasında
Ağlar dayanamam gidişine
***
DAĞLAR
Cengiz KURTOĞLU
Söz-Müzik: Orhan ÖLMEZ
----------------------------------------
Çınar idim dünyada bir dala döndüm
Aşk elinden inleyen sazlara döndüm
Ateş oldum yar elinden
Bir küle döndüm
Ölmez idim kul elinden
Bin defa öldüm
Dağlar gibi sevdim ama
Bir kuma döndüm
Kaya gibiydi gönlüm ey
Bir toza döndüm
Gönül dedim yandı söndü
Boynumu büktü
Aşk elinden ömrümü yerlere döktü
***
Senin o gözlerin var ya...
Gözlerim sende kaldı sevdalım, hiç kimseleri görmüyorum...
Gitmek İstiyorum Ama Kalmak Da İstiyorum
Gitmek istiyorum ama kalmakda istiyorum... Seni terk etmek istiyorum,bir yanımda sen de gel istiyorum...
Çok özledim derken nefret ediyorum.. Kimse anlamıyor beni
aynada kendime soruyorum NE YAPMAK isttiyorsun?
BİLMİYORUM!!!!
gitmek istiyorum ama kalmakda istiyorum...
Çok zormuş..
Günler aylar geçtikçe omuzlarımdaki ağırlık eziyor beni.. Suskunum,sadece kendimi izliyorum...
Ben yalnızmışım aslında da sen çok kalabalıkmışsın,o yüzden şimdi yalnızlık çekiyorum...
Çok özledim ama birşey yapamıyorum! Çok seviyorum ama birşey söyleyemiyorum!
Çok ağlıyorum ama herkesten saklanıyorum..
YORULDUM....Gitmek..Kalmak...
Sevgi ve nefret
Sen ben
Ben sen
ama bizi hiç göremiyorum....
Bana Beni Bile Bırakmadın
Kaybeden aşk, kazanan kim?! Kim bu aşkın şehidi?..
Haklı sen ya da ben ne farkeder ki artık? Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğu neyi değiştirir? Olan oldu bi kere.. Şimdi artık bana kaybolan senelerimin hesabını kim verebilir?
Geriye dönüp baktığımda ardımda sensiz geçirdiğim senelerin hesabını sorabileceğim hiç kimse bulamıyorum.. Kime kızmalıyım ben? Acı içinde tükenip giden yıllarımın hesabını kime sormalıyım? Kimi suçlamalıyım sonsuz sensizliğimden?..
Söylesene, gerçekten hangimizin haklı olduğunun bir anlamı kaldı mı? O kadar kopmuşuz ki birbirimizden, o kadar alet olmuşuz ki saçma sapan oyunlara.. Artık sen ya da ben sonsuz haksızlığımızı kabul edip, bütün suçu üstlensek bile ne değişir?
Kabul etmesen de sen de hatalar yaptın sevgilim.. En az benim kadar sen de yanlışlar yaptın.. Ama dedim ya farketmez artık! Kimin haklı olduğunun ne önemi var? Öyle ya da böyle bunun bedelini ödeyen yalnız ben olduğuma göre, sen her şeyin suçunu üstüne alsan bile bu neyi geri getirir?..
Ben de yorgunum zaten.. Bunca yıldan sonra haklı çıksam bile boş.. Çekilen bunca acıdan sonra haklı çıkmak neyi değiştirir? Aşk ile, acı ile heba olan yıllarımdan sonra elimde koskoca bir `hiç`ten başka bişey yok benim.. Senin uğruna çok savaş verdim, çok şey kaybettim.. Ve bu gün elimde bana ait hiç bir şey kalmadı.. Geri dönüp sığınabileceğim bir kendim bile kalmadı..
Sen giderken yalnız kendini değil, kendimi de alıp götürdün benden.. O yüzden inan bana, bu saatten sonra haklı ve suçsuz olmamın hiç bir anlamı kalmadı, çünkü benim elimde yalnız bana ait olan bir `ben` bile kalmadı..
Gidişine, gidişinle beni yerle bir edişine bile bir sözüm, itirazım yok artık.. Ama bari bana beni bıraksaydın.. Onu bile çok gördün, bırakmadın..
DuygusaL YAKIŞIKLI & Şaziye ÖZTİNEN...
Anneme mektup...
Senden bir şey isteyebilir miyim anne?
Biliyorum.Çoksey istiyorum.Belki de çok mızmızım.
Ama ben artık sikildim anne...Artık uykum geldi.Oynamak istemiyorum bu oyunu daha fazla.
Korkuyorum artık anne...Bu koca koca binalar beni korkutuyor.
Her sabah kahvaltımı yaparken izlediğim savaş haberleri beni korkutuyor.
Arabalardan korkuyorum anne...Kamyonlardan,otobüslerden....
Korna sesleri,motor gürültüleri beni korkutuyor.Çikardiklari dumanlar boğazımı yakıyor.
Gözlerimi kapatıp kulaklarımı tıkamak istiyorum anne.Duymamak,görmemek,düşünmemek istiyorum.
Tüm bu kalabalığın koşuşturması beni telaşlandırıyor anne.
Hepsinin gözleri donuklaşmış...Hepsi bomboş.Kendimi çok yalnız hissediyorum.
Bundan sonra karanlık,gri sokaklarda yürümek istemiyorum anne...
Acele etmekten bıktım artık.Kol saatimi kırsam bana kızar misin?
Hep birilerini ve gelecek olan bir zamanı beklemek beni daha fazla heyecanlandırmıyor.
Hersey çok hızlı anne...Ben günümü doya doya yasamak istiyorum.
Günesin doğusunu,agaçlarin arasındaki sabah sisini ve çiçeklerin yeşil yapraklarındaki bembeyaz şebnemleri görmek istiyorum....
İnsanların bağırıp çagirmalari,suratlarını asmaları beni ürkütüyor anne.
Sen beni kötülüklerden koruyabilir misin? Kendimi çok güçsüz hissediyorum.
Ben uyuyana kadar yanımda kalır misin anne? Elimi tutar misin? Hayır hayır... Vazgeçtim. Beni uyuduktan sonra da bırakma anne...Başımı gögsüne yaslayip günesli bir güne uyanmak istiyorum. Masmavi bir gökyüzünde uçan kuşları izlemek,yemyeşil tepelerde uçurtma uçurmak istiyorum.
Sıcak bir günün aksamının o tatlı turunculuğunu izlemek istiyorum anne...
Sonra Çoban yildizinin bana o ilk gözkirpisini görmek istiyorum.
Ve geceyi de yasamak istiyorum anne...
Yıldızların altında,denizin kıyısına oturup yalnız başıma dalgaları dinlemek istiyorum.
Aydedenin doğusunu görmek istiyorum anne.Önce onun büyülü halesine bakmak, sonra da ağlamak istiyorum.
Ve mehtabına dalıp,saatlerce öyle kalmak..... Artık koşuşturmaktan sıkıldım. Ben, yemyeşil ormanın ortasındaki şirin evimde söminenin başında oturmak istiyorum... Ben; huzurlu ve dingin bir yasam istiyorum... Ama bu imkansız...
Öyle değil mi anne?...
AkınBozBey...
Bir Aşk Hikayesi
Yıllar süren bir aşk son hızıyla devam ediyordu. Araya çok hasretler, ayrılıklar, dargınlıklar girmişti. Yetmemişti gene de bu aşkı bitirmeye...
Tutku öyle çok seviyordu ki; Mert Çetin'i kaybetme korkusuyla yaşıyordu her an! İşten eve,evden işe...
Hayat böyle devam ediyordu. Mert Çetin askerdeydi ve bir gün elbet dönecekti... Günde bir, iki, değil kaç telefon görüşmesi gerçekleşiyordu. İkisinin de korkuları vardı. Bir gün evlenmek istediklerinde Mert Çetin'in ailesi istemeyecekti Tutku'yu ve beraberinde sorunlar başlayacaktı. O zaman Mert Çetin ne yapacaktı?
Tutku ayrılmayı düşündü. Belki ayrılığa alışırım umuduyla....
Fakat her seferinde Mert Çetin böyle bir ayrılığın olmayacağını söylüyordu. Tutku artık Mert Çetin'den ayrılamayacağını anlamıştı. Çünkü onlar yıllarca bu aşkı ayakta tutmak için çok engelden geçmişlerdi ve buna rağmen hala beraberlerdi.
Aylar geçti. Mert Çetin askerliğini bitirdi ve Tutku'suna kavuştu. Tutku havalarda uçuyordu. Sevgilisine sıkıca sarıldı. Mert Çetin Tutku'nun ilk aşkı, tek sevdiği ve artık yedi senelik aşkıydı. Tutku da Mert Çetin'in tabi ki..
Mert çetin bir süre sonra Tutku'yu arayıp sormuyordu artık(!) Tutku aradığında ise çok soğuk konuşuyordu. Tutku bunalıma girmek üzereydi. Onun sevgilisi onu görmeden duramaz, aramamazlık yapmazdı. Gene de onu terketmeyeceğini biliyordu. Kafasını dinlemek hem de Mert Çetin'e hatasını farkettirmek için bir süre uzaklaştı İstanbul'dan...
Geri döndüğünde herşeyin düzeleceğini düşünüyordu.
Evet geri döndü Tutku...
İki gün geçti gelişinin üstünden ve Mert Çetin'i ne gidişi ilgilendirmişti ne de gelişi...
Tutku her gün ölüp ölüp diriliyordu. 18 ay beklemiş ve hep onun üzerine hayaller kurmuştu. Her ayrılmaya kalktığında Mert Çetin onu önlemeye çalışmıştı. Peki şimdi ne olmuştu...
Evet Mert Çetin arayamazdı. Çünkü nişanlanmış ve her anında nişanlışısıyla evlilik hazırlıkları ile geçiriyordu. Bir ay sonra evleneceklerdi. Tutku'nun kırık kalbi, yıkılmış hayalleri üzerine mutlu yuvalarını kuracaklardı..
KOCA BEBEK BLUE...
Yıllarca önce yunan asıllı bir genç varmış...
Ve hayat mucizelerle dolu dediğimiz yaşamda yunan asıllı genç güzelmi güzel, dünyalar dilberi bir azeri hatunu hayat arkadaşı olarak seçmiş...
Kafasına koymuş bir kere, helalim demiş, benimsin demiş, ve aynı çatı altında yaşamlarına başlamışlar bir şekilde...
Çok güzel günler, renkli görüntüler yaşamışlar... Ve onlara hayat sonuna kadar sanılcak derecede, ama yarı yola kadar minik bir bebek ALLAH tarafından misafir olmuş...
Ebedi değil, sadece misafir... Güzel kokulu, minnacık, bir meleği andıran masum yüzlü küçük kız bebek...
Günümüzde hemen hemen her ailede olduğu gibi, maddi sıkıntılar içinde bu bebek bu evde direnmiş... Yunan asıllı genç geçim konusunda dikiş tutturamamış... Bir helal ve bir bebek ona basit gelmiş ve yarı açık yaşamlarına kısa bir zamanla devam etmişler... Küçük kız bebek blue, o evde gözlerini açtıktan sonra hep darbe sesleri duymuş...
9 ay boyunca kahrını çeken annesi, yunan asıllı genç tarafından şiddete uğramış her gün ama her gün...
Artık blue nun şanslı olup dünyaya gelmesinden sonra şanssızlığı başlamış... Annesinin canına tak etmiş, ve terk etmiş...
Hali ile babada...
Blue ne olcak? blue e kim sahip çıkacak? O benim yavrum benim bebeğim dememiş anne baba... Ve blue 6 aylık ken terk edilmiş... İnsanlık ölmemiş ve blue günahı hiç kaldıramayan iyi insanlar tarafından bir süre bakılmış, anneden babadan habersiz... E terk eden insan neyi merak ederki.. Onlar için bir can bukadar basitmiş demekki... Blue küçük melek ne yapsın daha aylarını yaşarken şu yalan dünyada, psikolojisi alt üst olmuş...
Minnacık bir bebek anneden babadan habersiz bir bebek...
Anne kokusuna muhtaç bir bebek tek başına ayakta durmayı başarabilmiş ve 3 yaşına girmiş... Anne ve babayı büyük emirlerle büyükler tekrar bir çatı altına sokmuş... Blue yine şanssız... Anne ve baba hep kendilerini düşünmüşler, ve blue yu terk edip kıbrısa göç etmişler... Blue yine yalnız, yine suçsuz, yine güçlü olmanın endişesinde...
O güzel gözler neyden haberli? O minnacık kulaklar neyi duysun?. O minnacık eller kimin eline sarılsın? O minnacık beden hangi sıcaklığa yaklaşsın... Blue tek başına dercesine 6 yaşına kadar hep gülmüş dünyaya...
Anneden habersiz, babadan habersiz... Artık blue nun okul zamanı gelmiş eline kalem alacak, mavi önlüklerini giyecek, mis kokulu bir şekilde okuluna başlayacak, fakat annesiz ve babasız olduğu için, ve hasta olduğu için, hiç bir okul kabul etmemiş blue yu... Anne sütüne daha doymamış bir bebek çokmu sağlam olur sanki...
Artık blue hep şanssızlıklara yenilmiş.. Anne ve babasına haber vermişler bir şekilde, ve blue yu kıbrısa almışlar...
Artık ailem var annem var babam var diyip Okula başlamış blue... Ama yine aynı yine aynı...
Şanssızlık bunun adı bir kere...
Blue 6 yasında olmasına ragmen bebekliğini yaşayamadığı için hala bebek bence... Belkide bu aileye uğursuzluk getirmiş...
Ama küçük, minnacık bir bebeğin ne gibi zararı uğursuzluğu olabilirki.. ne acı...
Aile minnacık bebeğin yarısı kadar ilgi vermiş olsa blue ye belkide bukadar hüsran olmayacak bir bebekte...
Artık ALLAH bluenin yuzunu güldürmediyse hiç birininkini güldürmemiş... Ve anneyide babayıda savurmuş bir kenara... Blue yi ne anne almış nede baba... ortada kalmış yine 6 yaşında...
Blue ye işte bu harika diyebileceğimiz şekilde halası sahip çıkmış... sonrası ise 17 yaşına kadar babaannesinde büyümüş...
bebeklik desen yok, gençlik desen hiç yaşamamış... en güzel yılları yalan olup gitmiş...
Annecim diyip gece uyumamış hiççç Babacım diyip boynuna atılmamış bir babanın hiç... Blue yıkılmamış, dimdik sapa sağlam ayakta durmayı başarmış ve 23 yaşına gelmiş...
Sahte insanlar görmüş tanımış, ama hiç birine gebe kalmamış boyun eğmemiş ve sımsıkı sarılmış yaşama...
Benim hayatım yeni başlıyor dercesine dikilmiş ben buyum ben milyarlarca insanın arasından cıkıp geldim siz nesinizki dercesine yapışmış dünyaya... Anne işte, anne sonuçta blue ile 5 yıllık bir beraberlikleri var şuan...
Ölünce anneden başkası ağlarmı? Yaranı anneden başkası sararmı?... İşte anne yavrusuna tek basına sahiplenmiş blue 23 yasında olsa bile... Babamı babayı hiç sorma gaddarın teki yavru nedir evlat nedir bilmez, ve yaşamına devam eder...
Blue kader deyip susar her daim.. Ama kader bununlada kalmıyor öldürücü tehlikli bir hastalığın içinde buluyor kendini... Ben daha ne yapayım demekte artık...
Artık herşeyi kabulleniyor ama bu öldürücü hastalığı çok zor... Gerçekler acı diyip sessizce haykırıyor geceleri.. Yastıkla ağlaşmaya calısıyor, aynaylada gülüşmeye... Blue ne olursa olsun bebekti büyüdü, melekti artık prenses oldu ve prensini buldu ve nişanlandı...
Şimdi gülüyor eğleniyor ve doya doya hayatını yaşıyor...
Nişanlısı her konuda her daim yanında oluyor...
Blue bebektin bebekliğin ve annesizliğin babasızlığın ne kadar acı olduğunu gördün...
Anne olabilmek çok güzel, ama sevgi ilede anne dedirttirebilmek çok başka...
şimdi bu acıların tam tersini minnacık bir bebeğe sunmak istiyorsan, karnına bak ve bebeğim benimle varmısın de... blue dünyanın en güzel bebeğisin, ve dünyanın en iyi annesi...
BLUE
SEDA BUSE GEZGİN
|
|