akinbozbey.sitemynet.com
DuygusaL YAKIŞIKLI - Dj Akın. Benim kalemimden... Bana dair resimler...

Benim kalemimden...

Unutmadım...
Yokluğun paramparça bölüyor beni ama ne fayda?...
Ben ölmüşüm, kalmışım kimin umurunda? Bitmişim, dağılmışım artık... Bir daha sensiz tam olmayı nasıl başarırım? Umudumu kestim yaşamaktan! Ha bu gün, ha yarın diye diye ölümü gözlüyorum!... Gelsin bir an önce alsın beni, hayattan başka hiçbir şey beklemiyorum... Ne yaşanmasını umut ettiğim güzel günler, ne hayalini kuruduğum şeyler, ne gerçekleştirmeyi delice istediğim idealler... Hepsi seninle birlikte yalan oldu; bir tek günde ve bir tek sözde! Şimdi artık bahar gelse ne olur, bir ömür durmaksızın yağmur yağsa ne olur? Mutlu olup gülsem ne olur, durmaksızın ağlasam ne olur? Burda sensiz yaşasam ne olur, senden çok uzak diyarlara gitsem ne olur? Değişen hiçbir şey yok! Bundan sonra da olmayacak... Uyuyup uyandığım her sabah ruhum yine sensizliğin acısıyla dolacak! Canım o kadar çok acıyor ki bütün fiziksel acılarımı unuttum, hiçbiri umurumda değil! Ben yüreğimdeki acının derdine düştüm, gerisi umurumda bile değil! Elimde bir avuç dolusu hap, bunları içip uyuyabiliyorum ancak; seni hiç değilse uykumda düşünmemek umuduyla... Ama ne fayda? Rüyalarımda da geliyorsun yanıma... Bir tokat misali indiriyorsun sensizliğimi yüzüme, ve sonra kaybolup gidiyorsun! Ben uyanıyorum, dört duvar yine sensizlik, üstüme örttüğüm yorgan buram buram hasretin, yine ardı arkası kesilmeyen ağlama nöbetleri ve son çare ilaçlar... Ama bu acı avucumda tuttuğum ilaçlara gömülebilecek kadar basit değil! Olmuyor... Kanıma giren hiçbir yabancı madde bana ne sensizliğimi, ne de mutsuzluğumu unutturamıyor! Delice içmek, kendimi kaybedinceye kadar içmek; artık o da çare olmuyor... Ne kadar içersem içeyim artık kendimi kaybedemiyorum! Ne kadar sarhoş olursam seni o kadar daha çok hatırlıyorum, ne kadar çok içersem, seni o kadar daha çok seviyorum... Unutmak bir kenara ayıkken hatırlamadığım şeyleri bile hatırlayıp anmaya başlıyorum!.... Anlayacağın her yolu denedim, çare olabilmesini umut ettiğim herşeyi hiç düşünmeden yaptım ama olmadı; seni bir türlü UNUTAMADIM....

DuygusaL YAKIŞIKLI...

Okuyupta doyamadığım şiir ve hikayeler...

Yalnızlık istasyonunda bir gün...

Bir sonbahar akşamının yalnızlığında
Yapraklar kızıla dönerken Paltoma sarınmış seni bekliyorum, Bu ürkek tren istasyonunda.
Ama sen gelmiyorsun. Uzaklara kaçıyor,benden ayrılıyorsun. Belirsizlikler içinde bir yoldayım İntihar fikrini okşamaya çekiniyorum
Siren seslerini duyuyor gibiyim.
Tutmayan dizlerimi kıpırdamaya zorluyorum
Bir iki adım atıyorum,sonra dönüp Tekrar arkama bakıyorum. Belki bu defasında ordasındır umuduyla... Ama nargile hayallerden ne fayda gelir ki Onlar sadece beni zehirliyor. Gitgide ölüyorum,çöküyorum..Fakat senin hiç haberin yok bunlardan Ne zaman sana gelsem sen gitmiş oluyorsun..Belki dışardan çok güçlü görünüyor olabilirim.Omuzlarım dik duruyor olabilir.. Ama güçlü değilim aksine acılara tutunuyorum Tutunmak zor olsa bile Kayıp gitsem ne farkeder ki? İnsanlar bu tren istasyonunda bekleyen Zavallı,paltolu genç kıza bakıyor Kimisi boş kimisi derin bakışlarla Oysa benim hiç işim olmaz onlarla Derdimi bana hediye etmediler ki Ve gece karanlık yıldızları yüzüne takarken Yine bir ömür harcamış olarak İstasyonun sesini son kez duyduğumu sanarak eve dönüyorum Ama orda da olmuyorsun, oturup aglıyorum..
AkınBozBey...

fundaaaaaaaaaml3.jpg

KALBİMİ UNUTMA... (yaşanmış bir olay.)

Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilan vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı. Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu...Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yinede engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu...
"Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı
işte, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş, onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi.. Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi...
Ayrılıklarından bu yana 5 bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti...Her günü zehir, her günü hüsran...Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış,kalbini kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı... Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı, bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini seyrederdi... En çokta saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş, koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu. Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa, kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umrunda değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki.. Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık...
Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu.. Ufakta olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu... Oysa sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi. Kendi sevgi dolu kalbinin kimseyle paylaşmayı düşünmemişti bile, ama acaba o paylaşmış mıydı ? Onun sevgisini silmiş atmış mıydı acaba kalbinden ? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi,
artık yaşamak istemiyordu bu dünyada.. Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti. Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler içinde derinliğe daldı...Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı.. Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. 1 hafta sonra tekrar gözlerini açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti... Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu.. Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı...Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu... Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmış, ama ameliyat kolay değil, bir aydan geçer demişti doktor.
Aylar geçmişti ama hala aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her gün onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlarla.. En çokta kan kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
Oda genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle...
Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti. Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı. Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı. Yıllar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği
sevdiğinin kokusu vardı mektupta.. Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip oturdu yavaşça...Kağıdı açtı. Ve elleri titreyerek okumaya başladı.
"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe 2 sevginin sığmayacağını bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin dahada artıyordu.. Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım... Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce ağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime, sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her şeyi değiştirecek bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim...Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye..Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık... Senden çok uzaklardayım belki, ama yinede seni görmek için uzaklardan gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi bildiğimi sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi sevmemizin 6. senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarında sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak olur mu ? Çünkü göz yaşlarımla, adını yazdım ona...Seni senden bile çok seven bir sevgi var kalbinin içinde... Unutma, kırmızı gülü de unutma olur mu ??...
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadarda Seveceğim... Sevgilin...

Acı...

Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları yazarken gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana göre değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman hep ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen yazılı satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak babamın tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy okulunda okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya oturmak istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya oturdum.Hayatımı adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi Altınay idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik yaşımda ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o bize geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha o yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada bitirdik.Hep onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize rica ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı sıraya oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık. Yine aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki onsuz hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha çok seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü ortaokul yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye geçtiğimiz sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı evde kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah'ım o karar bize iletildiğinde dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı duyguları o da paylaşıyordu ve bunu fareden ailelerimiz okul bittiğinde evlendirelim diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah'a şirk koşar gibi günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha bırakma demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne ! eğmiş,gülümsemiş ve elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor okuldan çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir elleri terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya cennet gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi de bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç kırığımız yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir çakıl yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol oynayacağını bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için. Eli yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört adım atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de geride kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin altında kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim üzerine kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi çırpınıyordu.Suratına bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir şeyler demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler demeye çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir taş suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit büyüklüğünde bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse arabaya almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni seviyorum,beni bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni sevemez korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde kalan bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız olun ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...

ckfn2.jpg

Sayende...

Her gece ama her gece sabahlara yakın geliyorum eve, ve muhtemelen alkollü...
Güya seni unutmaya çalışıyorum kendimce, bir garip intikam hissi içimde, hayattan ve bana yaşattığı bütün acılardan intikamımı almak istiyorum! Oysa ne varsa şu anda yaşamak zorunda kaldığım hepsi de benim kendi seçimim! Daha binlercesi varken önümde kendi ellerimle hayatımı mahvetmeyi, gençliğimin ipini düşünmeden çekmeyi göze alarak seni ben seçtim! Peki ne oldu şimdi? Ne kaldı senden geriye? Koskoca bir hiçlik, yokluk ve yalnızlık... Yerin hiç dolmayacak gibi sanki... Öyle derin bir boşluk bıraktın ki içimde ne kadar savaşsam da yerine başka birşeyi koyamıyorum! Başka birini düşünüyorum belki yaralarım biraz da olsa iyileşir, hiç değilse kabuk bağlar ve kanamaz artık diye, ama senden başka bir tene dokunduğumu hayal bile ediyorum! Ve sen hala içimde bu kadar büyükken kimseye bunu yapmaya hakkım yok biliyorum! Senin bana yaşattıklarını ben başka bir insana yaşatmayı istemiyorum... Çünkü etrafındaki bütün insanlara mutluluk oyunu oynayıp, yatağa yattığın zaman kimseler görmesin diye karanlıkta ağlamak nasıldır ben sayende çok ama çok iyi biliyorum! Kızmak istiyorum, deli gibi nefret etmek istiyorum senden ama bir türlü başaramıyorum... Herşey apaçık ortada olsa da, senin için gerçekte ne ifade ettiğimi bana en acı haliyle kanıtlamış olsan da ben yine de senden nefret edemiyorum! Çok isterdim senin gibi bir insan olabilmeyi, çünkü biliyorum ki eğer öyle olsaydım kimse üzemezdi, hiçbir şey yakamazdı canımı! Tıpkı senin gibi taş olurdum, duvar olurdum, duygudan ve sevgiden çok uzak ama inadına mutlu bir insan olurdum! Oysa şimdiki halime bir bak! Bak ve gurur duy eserinle... Her ne kadar hiçbir zaman senin kadar duygusuz bir insan olmayı başaramamış olsam bile yine de hiçbir erkek senin kadar ağlatamamıştı beni daha önce! Ve ben hiçkimseye yalvarmadım bütün ömrümce! Bir tek sana... Hayatımda ilk ve son kez sana... Sen hep en büyüğü oldun hayatımın! En büyük aşkım, en büyük mutluluğum, en büyük acım, en büyük derdim, en büyük yaram... Ve şimdi benden çok uzaklarda bir yerde kimbilir kimlerlesin! Beni hiç düşünmeden, eski günleri bir an bile aklından geçirmeden kimbilir hangi zevkte, hangi alemdesin! İşte beni yıkıp kahreden en büyük gerçek de bu!!! Senin bütün umursuzluğuna ve vurdumduymazlığına inat ben hala her gittiğim yerde senden bir iz görüyor, her dinlediğim şarkıda hep seni düşünüyorum! Senin gibi bitti denilen yerde bitirip hayatıma hiçbir şey olmamış gibi kaldığım yerden devam edemiyorum! Keşke hiç çıkmamış olsaydın karşıma yeniden, keşke hiç tanımamış, hiç sevmemiş olsaydım seni... O zaman şimdiki gibi paramparça olmazdı bütün hayatım, ve yitip gitmezdi hayata dair bütün umutlarım... Sen yalnız benim değil en masum hayallerimin, en güzel umutlarımın, ve bütün hayatımın da katilisin! Sana çok kolay gelen o arkanı dönüp gittiğin an herşeyi bitirdiğin ve ardında acımasız bir katil gibi kanlar içinde bir aşkı bıraktığın andı... O an zaman dursun, dünya artık dönmesin istedim ama biliyorum ki hayat bir oyun değil! Canım yandığı zaman bu oyundan çıkmamın o kadar kolay olmadığını biliyorum... Sevdiklerim olmasaydı geride, arkamdan ağlayacağını bildiğim insanlar olmasaydı çoktan bırakırdım bu oyunu, kalkıp giderdim masadan tıpkı senin yaptığın gibi ama yapamadım! Ama bana yaşattıklarından öğrendiğim bir şey var ki; kim olursa olsun hakettiğinden fazlasını vermeyecekmişsin insanoğluna... Sonra nankör olur, kıymet bilmez olur ve bir gün arkasını dönüp gider el olur! Ne gözünün yaşına bakar, ne de yaşanılan güzelliklerin hatırını sayar... Öylece bırakır seni orta yerde ne halin varsa göresin diye, işte hiç değmeyen bir insanı sevmek insana en çok bunu gördüğü anda koyar!!!

DuygusaL YAKIŞIKLI...

Özür Dilerim

Aslında sen değilsin özlediğim, sadece seninle geçen günlerim... Yaşanmışlıkların sonsuz özlemi ve yaşayamadıklarımızın dayanılmaz burukluğu çöküyor her gece üzerime bu yatağa sensiz girdiğimde. Güzel günlerimiz geliyor aklıma. Çoğu zaman hiçbir konuda anlaşamamış, sudan sebepler yüzünden tartışıp hep birbirimizi kırmış olsak da yine de herşeye rağmen çok güzel günler geçirdik birlikte. İkimizde çocuktuk çünkü, ikimizde deliydik. Geceleri birbirimize sarılıp hep gelecek güzel günlerimize dair hayaller kurardık. Sen hep oğlumuz olsun derdin, ben kızımız... Bunun bile tartışmasını yapardık şaka ile karışık. Sen hep yüzüm sana dönük uyumamı isterdin, bense sırtımı dönmekte inat ederdim. Bu yüzden hep surat asardın bana.. Şimdi sevgi dolu bir kucağa sarılabilmenin özlemini bu kadar yüreğimde hissederken keşke kırmasaymışım seni diyorum, keşke bir tek gece olsun senin istediğin gibi göğsüne yatıp uyusaymışım... Hiç dayanamazdım sana! Ne kadar kızgın olsam da, beni ne kadar üzmüş olsan da yine de gözlerine bakınca dayanamazdım... O kadar masum, kirlenmemiş ve çocuk bakışların vardı ki bana bakarken, yüreğinde bana duyduğun o büyük aşkı gözlerinden okurdum. Büyük kavgalarımızdan sonra sana evden çıkıp gitmeni söylediğimde merdivenlerin başında durup gözyaşlarını silişini seyrederdim kapının arkasından. Sen beni görmezdin ama ben seni hep izlerdim. Yine de bırakıp gitmeye kıyamazdın beni, arabanın içinde oturup saatlerce ağlardın, sonra ben de dayanamazdım koşup sana sarılırdım! Çok küsüp barışırdık seninle, hatta o kadar ki artık 'bu sefer kesin bitti' derken bu söylediğimize kendimiz bile inanmazdık. Ama son bitişini hatırlıyorum herşeyin, iplerin gerçekten tamamen koptuğu o günü... Nasıl ve neden yapmıştım bunu hala buna verebilecek mantıklı bir yanıt bulamıyorum. Sana gelip evdeki bütün eşyalarını almanı ve hayatımdan sonsuza kadar çıkmanı söylemiştim. Gelmiştin ve bana son bir veda mektubu bırakmıştın. O mektubu bulduğum zaman nasıl dağıldı kalbim, nasıl paramparça oldu içim bilemezsin ama o günlerde takındığım o soğukkanlı ve herşeye rağmen bu ilişkiyi kesin bitirmeye kararlı halimin sebebi neydi hala bugün bilmiyorum... Bana yazdığın o mektubu sana kızdığım bir anda yırtmış, sonra da pişman olup ağlaya ağlaya her bir parçasını tekrar yapıştırmıştım ve belki inanmazsın ama sana ait herşeyi olduğu gibi o mektubu da hala saklıyorum... Tıpkı bende kalan giysilerini, nişan yüzüğümüzü, bana aldığın hediyeleri ve mutlu fotoğraflarımızı olduğu gibi. Artık çok değiştin sen, seni geri istemiyorum çünkü gelsen bile sen eski sen olmadıktan sonra hiçkimseye faydası olmaz bu dönüşün. Hiç okumayacak olsan bile bu gece içimden geçenleri, sana söyleyebilmeyi hayal ettiklerimi yazmak istedim. Hayatını mahvettim biliyorum, seni terkedip gitmekle hem seni hem de kendimi mahvettim ama suçum cezasız kalmadı sevgilim! Ben de buna bedel olarak bir gün günyüzü göremedim. Kısacası Tanrı herkese olduğu gibi bana da hakettiğim bedeli ödetti. Şu anda neredesin bilmiyorum ama umarım artık geceleri huzur içinde uyuyorsundur, ve dilerim bana duyduğun o seni mahveden sevgiyi gerçekten yüreğinden silmişsindir... Sana yaptığım herşey için özür dilerim...

DuygusaL YAKIŞIKLI...

Avuçlarımızın arasından kayıp gidiyor aşk....

Hadi! Koşsana arkamdan, durdursana beni, çekip alsana girmek üzere olduğum dönüşü olmayan yollardan... Sarılsana, tutsana ellerimden sımsıkı, yakalasana avuçlarımızın arasından kayıp gitmekte olan aşkı... Şimdi uzanıp tutmazsan yitireceğiz onu. Ve öyle bir acı, öyle doldurulması imkansız bir boşluk kalacak ki geride; bir daha asla eskisi gidi olamayacağız ikimizde... Ve koyamayacağız bu aşkın yerine bir daha hiçbirşeyi ve hiçkimseyi... Güzel günlerimiz de olacak belki, mutlu da olacağız... Ve hatta yeniden aşık bile olacağız başkalarına ama bu başka! Ne olur göz göre göre bu aşkın avuçlarımızın arasından kayıp gitmesine izin verme... Bak! Sana hala yalvarıyorum; hem de yaptığın bunca şeye, ve içimdeki onca kırgınlığa rağmen... Çünkü ben bu aşkın büyüklüğüne, güzelliğine ve sonsuzluğuna acıyorum... Çünkü ben emek verdim bu aşk için! Gözyaşlarımla yaşattım onu, acılarımla, umutsuz umutlarımla, kalp kırıklıklarımla, fedakarlıklarımla büyüttüm... Kanımla, canımla, soluğumla taşıdım onu bu güne... Ve şimdi böyle basit kayıp gitmesine seyirci kalmak istemiyorum avuçlarımdan... Sen emek nedir bilir misin? Hiç emek verdin mi bir aşkı koruyup yaşatabilmek için? Hayır! Eğer vermiş olsaydın senin için bu kadar kolay olmazdı herşey... Emek vermiş olsaydın bir aşkın kaderi dudaklarından çıkan birkaç acımasız söz tarafından belirlenmiş olmazdı... Emek vermiş olsaydın sen de mücadele ederdin! Biliyor musun, hayatta insanın emek verdiği, olmasını çok istediği ve bunun için deli gidi uğraşıp didindiği bir şeyin acuçlarının arasından kayıp gitmesini seyretmesi kadar acı bir şey olamaz! Ama sen nereden bileceksin ki? Hiç gerçekten emek verdiğin bir şeyi kaybettin mi? Hayır! Eğer kaybetmiş olsaydın bazı şeylerin değerini çok daha önce anlardın... Yine de herşeye rağmen ben razıydım kabullenmeye.. Ömür boyunca bu aşkın yükünü tek başıma çekmeye razıydım! Hiç şikayet etmeden, senden yardım etmeni beklemeden bu yolda yürümeye razıydım.. Ama olmadı... Son kez yalvarıyorum sana; ne olur izin verme bu aşkın avuçlarımızın arasından kayıp gitmesine...

DuygusaL YAKIŞIKLI...

Gidenin ardından...

Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim ben de, senin kadar endişeli...
Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana, ama inandıramadım seni. Sen sorgularken beni kafanda, ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana, oysa sen hep susmanın koynunda..
Aşkın içine bir kez girdi mi kuşu, teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış at kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki, bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi. Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın.
Ah bu sorular... Yaşamak varken sevdayı delice, niye boğarız sorularla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben "aşk" dedikçe sen "hayır" dedin. Zaten az konuşan sen, olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya. Ben bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer... Nasıl değiştirmişim seni... Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem. Ama öyle oldu işte... Demek ki gitmelerin zamanı geldi şimdi.
Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz. "Rahat değilim" diyordun ya, rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi be kalktı ortadan.
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki benden sakladığın dülüşlerini yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Yokluğunu taşırım.
Bulup bulup kaybettim seni.. Ne yazık ki toz-duman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.
Ne çok tanıdığımız var ayrılığımıza....

Yılmaz ERDOĞAN...

ckbv6.jpg

LÜTFEN SEVDANIZI ERTELEMEYİN...

AŞK ERTELENMEZ...

Bu gerçek bir öyküdür...
Ne yazık ki sonu acı bir şekilde bitmiş. Aşkı
erteleyenlerin hep kaybedeceklerini savunurum. Aşkı erteleyenler ibretle okusun...
1995' te dershanenin kapısında göz göze geldik. Ben o sırada kahkahalarla
gülüyordum. Ama onun yakışıklılığı da dikkatimden kaçmamıştı. Arkadaşımın
kuzeniydi. Bu ilk karşılaşmadan on gün sonra arkadaşım "Mustafa senin gülüşüne
hayran olmuş seninle tanışmak istiyor ne dersin?" diye sorduğunda "Olur
tanışalım" dedim. Ertesi gün bir kucak dolusu gül ile gelmişti. Bir hafta sonra da
bana evlenme teklifi etti. Ben de "Bu denli yakışıklı ve zengin biri neden beni sevsin?
O bir heyecan yaşıyor ve bitecek" düşüncesi hakimdi ve sevgisine güvenmediğimi
iddia ederek "Hayır" dedim. Üzüldü, haftalarca teklifini yineledi. Ben reddettim.
Çünkü, yüreğimi değil mantığımı dinliyordum. "O çok zengin, ben orta halli bir
aileden geliyorum, o üniversite mezunu, ben hala sınava hazırlanıyorum, o çok
yakışıklı ben ise güzel ama şişman bir kızım." diye düşünüyordum. O ise tekliflerini
yenilemekten yılmadı. Beni sevdiğine, aramızda bir fark olmadığına beni
inandırmaya çalışıyordu. Bu şekilde tam üç sene geçti.
1998'de bir perşembe günü otobüs durağında beklerken omuzuma bir el
dokundu. Arkamı döndüğümde Mustafa ile karşılaştım. Yaklaşık bir senedir sadece
telefonla görüşmüştük. Çünkü o her buluşmak istediğinde bir bahane bulup onu
atlatıyordum, yüz yüze gelirsek yüreğime yenilmekten korkuyordum. Adeta
mantığımın esiri olmuştum. Onu karşımda görünce dayanamadım ve boynuna
sarıldım. Hayatımda birinin olup olmadığını sordu. "Yok" dedim ve bana yine
evlenme teklifi etti. Ona düşünmek istediğimi söyledim.
Bu arada pazar günü ÖSS sınavına yeniden gireceğimi ve okulun yerini
söylemiştim ama adını söylemimiştim. Pazar sabahı sınava gireceğim okulun
kapısında beni bir kucak dolusu gülle bekliyordu. Araştırıp sınava gireceğim okulu
bulmuş ve bana şans dilemek için oraya gelmişti. Bu sevgiyi daha fazla
ertelememeye karar verdim. "Teklifini düşündüm artık karın olmak istiyorum ve
seni çok seviyorum" diyerek onu öptüm. Dünyalar onun olmuştu sanki.
Sınavdan sonra eve telefon açtığını anne ve babasının bizi beklediğini söyledi.
Kıramadım ve ailesi ile tanışmaya gittim. Günün süprizi ise annesinin genç kızken
Mustafa' nın babası tarafından kendisine hediye yüzüğünü bana verip "Bunu söz
yüzüğü olarak takmanı istiyorum, en kısa zamanda da nişanı yaparız" demesiydi. Ve
ben o gün, o evden Mustafa' nın sözlüsü olarak çıktım. Her şey bir anda gelişiyordu.
2 Nisan akşamı beni istemeye gelecekler ve nişan yapılacaktı. Önümüzdeki iki
günü çılgınlar gibi dolaşarak geçirdik. Planlarımıza göre en geç Mayıs sonunda
evlenmiş olacaktık. Oturacağımız evin renginden, mobilyalarına varana kadar bir
sürü karar verdik. İki aile de çılgınca bir koşuşturma içindeydi. 1 Nisan çarşamba
günü alyanslarımızı almak için buluşacaktık. Öğlen arayıp işi olduğunu ve
gecikeceğini söyledi. Ona sakin olmasını söyleyip hastalığını hatırlattım ve bana seni
seviyorum deyip telefonu kapattı. Saatler sonra ablası aradı. Mustafa' nın kötü bir
astım krizi geçirdiğini durumunun kötü olduğunu ve acile kaldırıldığını söyledi.
Kulaklarıma inanamadım ve bunun 1 Nisan şakası olduğunu zannettim.
Yol boyunca bunun şaka olduğunu tekrarlıyor, hastahanenin kapısında beni
çiçeklerle karşılayacağını hayal ediyor ama hayalim değil, ablasının söyledikleri
gerçekti. Hastahanenin kapısında beni Mustafa' nın kuzeni Hakan karşıladı.Yüzü
bembeyazdı. Ne olduğunu sorduğumda "Yok artık bir şey Mustafa' da yok, o öldü."
dedi. İnanamıyordum, çığlıklar atarak hastahanenin içinde koşmaya başladım.
Yoğun bakımın kapısına geldiğimde herkes perişandı ve olanlar gerçekti. Büyük
sevdam, gerçek aşkım, mutluluk kaynağım ölmüştü. Bomboş ve soğuk bir odanın
içinde, bir sürü beyaz yataklardan birinin üzerinde beyaz çarşaf örtülmüş bir şekilde
yatıyordu. Son hatırladığım ise, çarşafı kaldırdığımda gülümseyen bir yüzle son
nefesini vermiş aşkımın yüzüydü. "Bir gün olsun seni parmağında benim yüzüğümle
göreyim, ölsemde gülerek ölürüm" demişti ve en büyük isteği oldu.
Mustafa yaşama veda edeli tam beş sene oldu. Ve ben hala sevdamı bu denli
ertelediğim ve onunla geçirebileceğim sayısız güzel güne yazık ettiğim, yüreğimi
değil mantığımı dinlediğim için kendimi affetmedim ve asla da affettmeyeceğim.
Lütfen sevdanızı ertelemeyin. Mantığınız ya da gururunuz yüzünden
yaşanabilecek mutlu günlere yazık etmeyin. Çok pişman olabilirsiniz ama unutmayın
son pişmalık fayda etmez.

166748b.jpg

Haketmemiştin...
Ben artık bundan sonra birini daha sever miyim seni sevdiğim gibi? Bir başka tene daha senin gibi dokunabilir miyim? Bakabilir miyim başka gözlere sana baktığım gibi? Hayatımı mahvettin! Ve beni terkedip gittiğin gün aşka dair olan bütün inancımı, umutlarımı ve hayallerimi de alıp götürdün! Sanki bu tür duygular sana çok lazım olacakmış gibi... Haketmemiştin aslında biliyorum! Yeryüzünde sen dahil hiçkimse bir insan tarafından böylesi sevilmeyi haketmiyordu... Ve belki de ben bu yüzden kaybettim seni; Sana layık olduğundan çok daha fazlasını verdiğim için yitirdim belki de... Oysa Allah şahit nasıl da üzerine titrerdim, nasıl korkardım sen incinme, üzülme diye... Sana geleceğine bana gelsin derdim, sen yaşa ben ölürüm senin yerine! Peki ne oldu sonunda? Birkaç saçma sapan veda cümlesi söyleyip sende terkedip gittin beni tıpkı tüm gidenler gibi... Ama bu başkaydı! Senin terkedişinin vediği acı bambaşkaydı diğerlerinden ve daha önce yaşadığım hiçbir acıya benzemiyordu... İşte o zaman bir kez daha anladım hayatımda gerçekten ilk ve son kez seni sevdiğimi... Ama artık neye yarar? Sen beni böyle değersiz bir eşya gibi bir kenara atıp kendi yoluna gittikten sonra artık bu aşk dünyanın en büyük aşkı olsa da ne sana ne de bana yarar... Sadece içimde olduğu sürece her an böyle canımı yakar! Senin ruhun bile duymaz benim çektiklerimi....
AkınBozBey...

Ben Seni Böyle Sevdim...

Ben senin her bir hücreni ayrı ayrı sevdim...

Yüzündeki yara izini bile, tenindeki bir doğum lekesini bile ayrı ayrı sevdim. Bambaşka bir duyguydu bu ve sana her baktığımda biraz daha çoğalıyordu... Yüreğime sığmıyordu aklımdan geçenler, çoğaldıkça sel olup senin yüreğine doğru taşıyordu... Ama olmadı! Benim yüreğimdeki bu bitmek tükenmek bilmeyen hisler senin yüreğine sevgi tohumları ekmeyi başaramadı! Bilmiyorum ne istediler bizden? Ne istediler sana duyduğum kendimden başka hiçkimseye zararı olmayan bu masum sevgiden? Neden çekemediler bizi? Neden bir gün olsun bir arada görmeye tahammül edemediler ikimizi?... İşte! Bir yere kadar direnebildik bizde... Sonunda söylenen kötü sözler, üzerimizdeki kem gözler bizi de ayrı düşürdü, birbirimize aitken bizi yabancı düşürdü... Tek dileğim şudur ki Allah’tan; Sebebimiz olanlar, sonumuzu elleriyle hazırlayanlar benim şimdiki halimden bin beter olsunlar! Allah’ın katında kimsenin ettiği kalmamış yanına.. Ben sormasam bile er geç o sorar bunların hesabını tek tek suçlularına... Bir değil birçok katili varı bu aşkın, ve ben tek başıma hangi biriyle savaşsaydım? Ancak buraya kadar yetti gücüm, bu aşkın bütün yükünü tek başına taşıyan omuzlarım ancak buraya kadar direnebildi demek ki... Şimdi bana sus diyorsun, içimde biriken bütün hıçkırıklarımı boğazımda düğümlememi istiyorsun! Kolay mı sanıyorsun peki? Bu kadar çok severken ayrılmayı, ve bu ayrılığın verdiği acıya dayanmayı kolay mı sanıyorsun? Tıpkı diğerleri gibi, tıpkı daha öncekileririnki gibi öyle zamanla geçer, unutulur mu sanıyorsun? Şayet öyleyse inan bana çok yanılıyorsun... Şimdi Allah’a yalvarıyorum bu sol yanımdaki acıyı dindirsin diye ama olmuyor, olmayacak da biliyorum... Bu gün olduğu gibi yarında, yarından sonra da içimdeki bu acı hep aynı kalacak ve bu yara bir ömür boyu kanayacak... Ve yaramdan akan kanlar hep yüreğime damlayacak!
AkınBozBey...

Karar verdim artık seni unutmaya...

Daha fazla yapacak hiçbir şeyim, atacak hiçbir adımım ve söylenecek hiçbir sözüm kalmadı... Aşk uğruna söylenebilecek ne varsa söyledim, ne kadar cümle varsa yeryüzünde aşkı ifade edebilmek için kullanılan, hepsini yazdım... Elimden geleni ve hatta daha fazlasını yaptım seni kazanabilmek için, ama başaramadım... Daha nereye kadar gider böyle? Sen beni umursamaksızın kendi yolunda ilerlerken ben nereye kadar daha bu işkenceyi çektirmeye devam edebilirim kendime? Artık buna dayanacak gücüm kalmadı... Senin başka kollarda zevki tattığını, benim yerime seni aslında hiç haketmeyen kolların sarıp okşadığını bilmeye ve bunun için deli gibi üzülmeye daha fazla tahammülüm kalmadı... Benim olmayan, ve hiçbir zaman da olmayacak olan bir insanı özlemeye, kıskanmaya, sevmeye, ve beklemeye daha fazla gücüm kalmadı... Seni sevdiğim her gün kendi hayatımdan çalıyorum, senin günün gün ederek yaşadığın her gün ben biraz daha ölüyorum; artık yeter, bitmeli... Evet, ben seni sevdim ama sen beni sevemedin... Öyleyse bunu daha fazla zorlamanın, bile bile üstüne gidip her seferinde bir kez daha kırılmanın hiçbir anlamı yok... Çoğu zaman senin farkına bile varmadığın ya da bilmediğin, görmediğin kırgınlıklarımı ve acılarımı içimde yaşarken ben bunların hiçbir getirisi olmuyor hiçkimseye... Yıprandım artık.. Bu aşk umduğundan da çok yıprattı ve yordu beni... Ve öyle çok kırdı ki kalbimi defalarca; bir kez daha eskisi gibi olmam mümkün değil.. Sen bana dönsen bile, herşeye yeniden başlasak bile kırgınlıklarımı ve acılarımı unutmam artık mümkün değil... Biliyorum çok uzun zaman önce yapmalıydım bunu! Bu olgunluğu bana 'bitsin' dediğin o ilk gün kendimde bulabilmeyi başarmalıydım, ama yapamadım işte... Aylar geçti üzerinden ve ben ne kadar istesem de bir türlü senden kopmayı başaramadım; ama artık yeter! Sen kendi yolunu çoktan çizmişsin, içinde beni ve bana ait olan hiçbir şeyi barındırmayan bir hayat seçmişsin kendine yaşamak için... Öyleyse neden ben bu bana acı veren kararın gölgesinde kendi hayatımdan vazgeçen taraf olmaya devam edeyim daha fazla? Ben mutlu olmayı, sevilmeyi haketmiyor muyum? Kötü bir insan mıyım ben? Hakkım yok mu benim de güzel günler görmeye? Bir gece olsun yatağa huzur içinde girip, hiç ağlamadan uyumaya hakkım yok mu? Sana duyduğum bu hastalıklı sevgi beni her geçen gün biraz daha öldürüyor.... Artık daha fazla yazık etmek istemiyorum kendime ve gençliğime... Artık koparabilmek istiyorum kendimi senden, alabilmek istiyorum hayatımın iplerini elinden.. Ve bundan sonra yalnız yürümek istiyorum kendi yolumda; başka hiçkimseyi ve hiçbirşeyi düşünmeden, umursamadan, istemeden... Kendi hayatımın efendisi olabilmek istiyorum yeniden! Ve tek bir Tanrı'ya inanmaya devam etmek... Evet, seni sevdim! Ve bu sevgi için herşeyimi verdim, elimden gelebilecek her türlü fedakarlığı yaptım bu sevgi için, herşeyi göze aldım, hiçkimsenin hiçkimse için bulunmayacağı kadar özveride bulundum, anlayış gösterdim, sabrettim, ve bekledim... Arıtk bitti... Bu sevgi içimden söküp çıkarabileceğim kadar basit bir şey değil... Ama ben vazgeçtim artık seni beklemekten ve istemekten... Sevgimi kendi içimde yaşayacağım artık; seni ve sana dair hiçbir şeyi istemeden, beklemeden, özlemeden ve umut etmeden... Bize dair kurduğum bütün hayallerimi söküp attım içimden, ve şimdibir ben kaldım ortada, ellerimin arasında bana bomboş ve anlamsız görünen hayatımla birlikte... Şimdilik ne yapacağımı, nereye gideceğimi, nasıl yaşayacağımı bilmiyorum ve derin bir boşluğun tam ortasındayım ama alışacağım, çünkü bundan daha kötüsü olamaz biliyorum... Ne olursa olsun bundan sonra daha iyi olacağım biliyorum... Dilerim ki senin de yolun açık olsun bundan sonraki hayatında... Ve yeniden böyle bir aşkla sevilebilmeni dilerim; ama bu kez senin de sevebileceğin biri tarafından... Mutlu ol, mutlu kal...

DuygusaL YAKIŞIKLI...

x1piykpqhc35m17lviqensirn8.jpg

Bilmezdim kelimelerin kifayetsizliğini bu derde düşmeden önce...

Artık ne desem boş...

Ve öyle büyük ki ağrım ağlayamıyorum bile... Buraya kadarmış demek ki... Aylardır ısrarla inkar etmiştim ama bu kadarmış; artık oyun bitti... Yapacak hiçbir şeyim kalmadı... Elimdeki son kartı da oynadım ve her zamanki gibi kaybettim! Ve şimdi içim eskisinden de çok acıyor... Ama geçecek, geçmeli! Zorla güzellik olmuyor, artık kalbim bunu öğrenmeli! Artık atacak hiçbir adımım, söylenmemiş hiçbir sözüm kalmadı... Kazanmak için şansımı çok zorladım ama başaramadım... Ve bu kez gerçekten kabulleniyorum yenilgiyi, ve vazgeçiyorum boşu boşuna direnmekten... Yine de herşeye rağmen bil ki yazdığım ya da söylediğim binlerce kelimenin senin için hiçbir anlamı olmasa da pişman değilim! İyi ki elimden geleni yapmışım, iyi ki şansımı zorlamışım... Yenilmiş olsam da farketmez; en azından vicdanım rahat... Çok ama çok yazık oldu bu bir ömre bedel sevgiye ve onu içinde büyüten kalbe... O kalp artık öldü, ama sevgin hala içinde... Bir kez daha yıkıldı umutlarım, belki de milyonuncu ama bu sefer son kez! Çünkü artık yıkılacak hiçbir umudum, yakılacak hiçbir hayalim kalmadı... Öyle büyük biracı var ki içimde tepki bile gösteremiyorum! Soluğum kesilinceye kadar çığlık çığlığa ağlamak ve neden diye isyan etmek istiyorum ama artık gözyaşlarım bile dondu... Şimdi içim ağlıyor hiç durmamacasına!
Gözlerimden akamayan yaşlar yüreğimi yakıyor her bir damlada biraz daha... Neyim kaldı ki artık? Söyle; ne kaldı elimde? Son umudu da tüketmiş olmadım mı? Kurduğum son hayali de kalbimin kırıklarının arasına gömmedim mi? Bu zamana kadar inatla kandırmaya devam etmiştim kendimi mutlaka O da bana karşı az da olsa bir şeyler hissediyor ve doğru zamanı bekliyordur diye... Ama bitti artık! Kendime söyleyebileceğim bütün yalanlarım tükendi... Ve artık kendimi avutacak hiçbir hikayem kalmadı... Masal sonsuza dek sona erdi... Aylar öncesinden zaten bitmişti belki ama hep bir umut vardı içimde, hayallerim ve inançlarım vardı bize dair... Ama hepsi yokolup gitti... Ve ben en sonunda anladım; masal kahramanım gerçekten de hiç sevmemiş, bundan sonra da sevmeyecekmiş beni... Ama inan bu kez içim bir başka acıdı... Canım hepsinden de beter yandı bu sefer! Bu seferki yara öyle derin ki iyileştirmeye kimsenin gücü yetmez; senin bile! Oysa sendeydi benim bütün çarelerim, bütün dermanlarım sendeydi.. ama bunun değil! Bütün acılarımı hala tek bir sözünle dindirebilirsin belki, tek bir gülüşünle her derdimin çaresi olabilirsin hala ama bunun değil... Çünkü bu sefer gerçekten benim için hayata dair herşey bitti! Kan akmaya, sevgin çoğalmaya devam ediyor ama yazık ki kalbim artık durdu, atmıyor!AkınBozBey...


Nefret ediyorum......
Kimseden değil kendimden nefret ediyorum!
Güçlü değilim işte...Mutlu değilim .... Ölüyorum işte sensizken ..
Her nefes batıyor ciğerlerime....
Yaradandan utanıyorum sana duyduğum sevgiden dolayı.. Kendimi öldürsem diyorum ..
Hep geliyor aklıma, yine geldi ... Doldursam küveti ılık suda boğsam kendimi...
Bileklerimi kessem.. Geçmiyor ....
Aklıma gelmenle yüreğimde bişeylerin sızlaması bir oluyor..
Bi insan baska bi insanı nasıl sever bu kadar....? Neden sever bu kadar....?
Çıksan gelsen bir sabah... Tutsan elimden nerdeydin, kimleydin demeyeceğim.. Neredeydin demeyeceğim... O kadar kişiliksizim ki sana karşı... Benim durumum sandığımdan da kötü..
Ben sana aşık değilim... Aşk bu kadar zaaflarla dolu, böyle boktan bişey olamaz...
Bak ne kadar küçülüyorum ve herkese bağırıyorum ne kadar küçüldüğümü....
Uyanır uyanmaz uyandığımın farkına varmadan önce seni özlediğimin farkına varıyorum..
Heryerde karşıma çıkacaksın sanki......
Ne istersen yapmaya hazırım diye benim değilsin değil mi?..Sende başkasına böyle şeyler hissediyorsun değil mi?....
Sen yoksun ya hiçbir yemek doyurmuyor beni....
Sen yoksun içsem de dinmiyor susuzluğum...
Uyuyorum dinlenemiyorum... Aşkını değil sanki yardımını istiyorum..! Aşkmış? Ne aşkı diyorlar, anlamıyorlar, bilmiyorlar.... İnsan nefes alabilmeyi şans sayar mı kendine?
Kalbim normal atmıyor artık benim!
Hergün aynanın karşısına geçip nasıl yavaş yavaş boka sardığımı izliyorum ...
Ama içimde en ufak bir umut yok...
Sen gel yada gelme ben bu hayattan ümidimi kestim! Bu hayat beni salalı çok olmuş... Bırakmışız birbirimizin yakasını ...
Akışına bırakmışız herşeyi... Bana hayatıma istediğim zaman son noktayı koyabilme lüksü verilmiş... Biliyorum artık sen bile mutlu edemezsin beni.... Senin yokluğun o kadar derin yaralar açtı ki bende... Sonra o yaraları büyüttüm ben.... Vücuduma yabancı maddeler girdi... Aklıma başka nefretler.... Kinler öfkeler.... Sevgilim şimdi sen geldim desen çıksan kapıdan..... Ben koysam senin benden aldıklarını tek tek yerine.. Dolacakmı...? Hayır!!! Boş kalacak herşey.....
Benim için herşey hızla akıp gidiyor..
Anladım bu hayata geldiğim gün yanlış bi yere geldiğimi ... Şimdi hızla yaşayıp bitirmeye çalışıyorum.. Kimsenin yaşadıklarını hafife almıyorum ben..... Ama.. Ama.......
Bu bana fazlaydı işte..! Bunun dozu fazlaydı... Yalan söyledim hepinize güçlü değilim bak...! Evime gidemiyorum bu saat olmuş sokaktayım... İnsan kendinden korkar mı? Korkuyorum işte... Yalnız kalmaktan korkuyorum.. Kendi canımı acıtırım diye korkuyorum......! İnsan aynadaki çehresine bakıp ağlar mı? Ağlıyorum işte... Ne olur bi gel...Son bi kere sarılayım sana.....Bi kez de senin omuzunda ağlayayım.. Bi kez de bana bağırma...Aşağılama...Ağlama, güçlü ol deme.....! Güçsüzüm anla....
Kelimelerimin hepsi anlamını yitirmiş sanki...
Hepsi öyle bir şekil sadece... Ne kadar yazarsam yazayım azalmıyor anlatacaklarım,
Söyleyeceklerim bitmiyor.. Rahatlayamıyorum ..
Başım agrıyor. Yorgunum... Bok gibi bir hayat yaşatıyorum kendime... Hem kendime hem çevremdekilere... Neler yaşadığımı az buçuk bilenler hemen yardım ekibi kesiliyor başıma.. Herşey iyi olacak falan...! Kimsenin bir bok bildiği yok, aslında benim de bir bok bildiğim yok!!! Ne olacak halim ? Ne olacağım ben ? ............

DuygusaL YAKIŞIKLI...

Sana;Belki İsyan, belki Yakarış...

Tıpkı benim gibi kimsesiz mektuplar biriktiriyorum sana defterlerimde...
Hepsi de sahipsiz, hepsinin de boynu bükük. Kime yazıldığı apaçık belli olsa da, adın daha ilk satırda anlaşılsa da senin bundan haberin yok ne fayda... Sana yazıyorum! Hiç bilmesen de haftalardır, aylardır, yıllardır ben hep sana yazıyorum... Sensiz kaldığım o günden beri bu içinde yaşadığım derin boşluk mahvediyor beni! Sevgisizlikten ölüyorum... Öylesi muhtacım ki saçımı okşayacak bir ele. Hep yalnızım ben... Hiçbir şey değişmedi! Sen varken herşeyim sensin, senden başka hiçkimsem yok derdim sana, doğruydu! Sen artık yoksun ama hala çok şey değişmedi; hala herşeyim sensin, sadece ben sensizim.. Kısacık ömürlere bu kadar acı nasıl sığabiliyor diye düşünüyorum bazen... İnsan bu yaşında nasıl olup ta bu kadar yalnız kalabiliyor? Ben nerede yanlış yaptım diye düşünüyorum sık sık. Hiçbir karşılık beklemeden sevmek, sevgim için herşeyden ve hatta kendimden bile vazgeçmek miydi hatam diye soruyorum kendime! Bu dünyada böyle sevilmeye değebilecek kimse yok muydu gerçekten? Hayır! İşte buna inanmıyorum... Sen vardın bu dünyada herşeyin en güzeline, sevginin en delisine layık olan.. Artık yoksun ama değişen birşey yok; hala uğrunda seve seve canımı verebileceğimsin... Peki ben hayatım boyunca bir kez olsun gerçekten sevilip mutlu olamayacak kadar kötü müydüm? Herkes doğru bir ben mi yanlıştım bu hayatta? Değildim belki ama hayat bana hep öyleymişim gibi davrandı! Bilmiyorum, benim de değerini bilemediğim şeyler, geri çevirdiğim fırsatlar olmuştur belki de ama ben hep gerçek mutluluğun ve sonsuz aşkın peşinde oldum. Sonsuz aşkı sende buldum ama mutluluğu bulamadım... Tanrı insana istediği herşeyi vermezmiş şu hayatta... Kimine fazlasıyla mutluluk kimine ise mutluluğun anahtarı olduğuna inanılan para! Oysa para bana bir tek an mutluluk getirmedi çünkü benim mutluluğum paranın satın alamayacağı değerlerde gizliydi. Peki ne oldu sonunda? Seni; hayatımın ışığını, ömrümün ilk ve son baharını kaybettim... Neden? Kader miydi bu da? Tıpkı diğer mutsuzluklarım ve acılarım gibi bu da mı kaderdi? Nasıl bir kaderim var benim? Yüzümü yıllardır güldürmeyen, yüreğimden acıyı, gözlerimden yaşı eksik etmeyen nasıl bir kaderim var? Eğer başıma gelen tüm acılar gibi bu ayrılık da bana revaysa, eğer ben bunu hakediyorsam sana göre o zaman diyecek hiçbir sözüm, hiçbir itirazım yok! Zulümüne de razıyım, ölümüne de... Nasılsa alıştım yıllardır bir başıma, sevgisiz yaşamaya. Senszliğe belki asla alışamam ama gün gelir alışırım bu acıyla da yaşamaya... Hayat zaten bana hep yalan söyledi! Benim düşlediklerim, masallarda dinlediklerim böyle değildi...

Bir an hep yanımda kalacaksın, beni hiç bırakmayacaksın sanmıştım oysa! Ama sen yorgun kalbime en ölümcül darbeyi vurup gittin... Geriye her geçen gün biraz daha eriyip tükenen ve bir daha asla yaşama dönmesi mümkün olmayan bir ölü bıraktın... Artık yaşamak için hiçbir amacı kalmamış bir insan yarattın! Ve ben en başından beri biliyordum böyle olacağını. Geldiğin o ilk gün eninde sonunda gideceğini ve bu gidişin beni darmadağın edeceğini biliyordum, bile bile bu kadar çok sevdim seni... Oysa öyle çok alışmıştım ki varlığına sanki doğduğumdan beri yanımdaydın ve ölünceye kadar da yanımda olacaktın... Acılarımı benden alıp uzaklara götürendin sen, yaralarımı sarandın! Ve şimdi bu gidişin öyle büyük bir yara açtı ki yüreğimde ömür boyunca kanayacak ve hiçbir zaman kabuk bağlamayacak... Bu güne kadar ben dahil senden başka hiç kimsenin gücü yetmemişti acılarımı dindirmeye, bundan sonra da bu sensizlik acısının hiçbir tesellisi olmayacak... Özlüyorum seni. Masum bakışlarını, gülüşünü, sımsıcak ellerini ve en çok da kokunu.. Ama olmadı.. Ben bu hayali elimde tutmayı başaramadım; gittin... Şimdi artık bu saatten sonra sensiz bu karanlıklarda yaşasam da ölsem de farketmez. İnsan hayatında yalnızca bir kez böyle sever, bir kez böyle terkedilir ve bir kez böyle acı çeker... Senden sonrası zaten yok. Ben şimdi bu enkaz yığınının altında her yanımda hissettiğim dayanılmaz acılarla günümün dolup bu eziyet dolu hayatın bitmesini bekliyorum! Gittin; ben anlamsız, yarınsız kaldım, gözü yaşlı umutsuz kaldım. Gittin; yalnız bu aşkı değil beni de bitirdin! Gittin; artık bende tükendim...

Neden yazıyorum ki bunları sana? Ne değişecek ki? Anlayabilecek misin sanki? Benim hissettiğim acıyı sen de yüreğinde hissedebilecek misin ki?! Hayır! Sen benim acı çektiğime bile inanmıyorsun... Hayat devam ediyor, ve ben eskisinden bile iyi yaşıyorum sanıyorsun! Ama yanılıyorsun! İçimde kopan fırtınaları, yüreğimdeki acıyı, geceleri yatağa yattığım zaman nasıl ağladığımı sen bilmiyorsun! Kimse bilmiyor, bilmeyecek... Varsın sen de iyi olduğumu, mutlu olduğumu düşün... Varsın acı çektiğime inanma! Allah’ım şahittir bir tek benim neler çektiğime! Nasıl avutmaya çalışıyorum kendimi, nelerle öldürüyorum vaktimi, ne ortamlara giriyorum... Allah kahretsin! Ben aslında bu değilim, ben bu kadarlık değilim... Ama avunmam laızm, içimdeki bu yarayı görmemezlikten gelmem lazım! Bir anlık ta olsa kendimi kandırmam lazım! Sabah uyanıp da ayıldığımda kendimden utansam da, sarhoşluğum geçtiği zaman yine aynı acıyla baş başa kalsam da geçici de olsa kendimi avutmam lazım... Nasılsa dönmeyeceksin bana bir daha o yüzden benim de içimdeki son umut kırıntılarını da bu şekilde yok etmem lazım! Bu acıya ve sensizliğe alışmam için bir daha asla dönmeyeceğinden emin olmam lazım! İşte bu yüzden bütün bunlar... Yalan bir dünya, hiçbir zaman sevmediğim sahte insanlar, sahte eğlenceler ve anlık ilişkiler! Ve ben bu dünyanın içinde dolanıp kendime geçici teselliler arıyorum deli gibi içerek! Sonra öyle bir an geliyor uyandığımda ne yaptığımı, nerede olduğumu bile hatırlamıyorum! Hatırladığım öyle çok acı var ki, bir gecelik bile olsa birşeyleri unutmuş olmak iyi geliyor bana ama yine de böyle yaşadığım, ve bu acıyı böyle atlatmaya çalıştığım için kendime çok ama çok kızıyorum! Ama bu saatten sonra hiçbir şey umurumda değil! Ne bugün ne de yarın.. Ben hala geçmişte kalmışım, ben sende yaşamaya devam ediyorum bunun için umurumda bile değil! İnsanlarım hakkımda ne düşüneceği, bunların beni nasıl etkileyeceği umurumda bile değil! Ben kendimden çoktan ümidi kesmişim anlıyor musun? Ben seni kaybetmişim, buna bile direnmiş, ölmemişim başka bir şey koyar mı bana bu saatten sonra?! Başka bir şeyin gücü yeter mi beni incitmeye?Ben hala bıraktığın yerde dururken, gidişini her gün yeniden izlerken, üzerimde ince yorgunluğun, yüreğimde külçe ağırlığınla dururken ancak bu şekilde yaşamaya çalışıyorum! Kopkoyu makyajların arkasına saklayıp gözlerimdeki acıyı böyle alışmaya çalışıyorum!

Aşkmış? Ne aşkı diyorlar, anlamıyorlar, bilmiyorlar.... İnsan nefes alabilmeyi şans sayar mı kendine? Kalbim normal atmıyor artık benim! Hergün aynanın karşısına geçip nasıl yavaş yavaş boka sardığımı izliyorum .. Ama içimde en ufak bir umut yok... Sen gel yada gelme ben bu hayattan ümidimi kestim! Bu hayat beni salalı çok olmuş... Bırakmışız birbirimizin yakasını ... Akışına bırakmışız herşeyi... Bana hayatıma istediğim zaman son noktayı koyabilme lüksü verilmiş... Biliyorum artık sen bile mutlu edemezsin beni.... Senin yokluğun o kadar derin yaralar açtı ki bende... Sonra o yaraları büyüttüm ben... Vücuduma yabancı maddeler girdi... Aklıma başka nefretler....Kinler.. öfkeler.... Sevgilim şimdi sen geldim desen çıksan kapıdan..... Ben koysam senin benden aldıklarını tek tek yerine.. Dolacakmı...? Hayır!!! Boş kalacak herşey..... Benim için herşey hızla akıp gidiyor.. Anladım bu hayata geldiğim gün yanlış bi yere geldiğimi.. Şimdi hızla yaşayıp bitirmeye çalışıyorum.. Kimsenin yaşadıklarını hafife almıyorum ben.. Ama.. Ama.. Bu bana fazlaydı işte..! Bunun dozu fazlaydı... Yalan söyledim hepinize güçlü değilim bak...! İnsan kendinden korkar mı? Korkuyorum işte ... Yalnız kalmaktan korkuyorum.. Kendi canımı acıtırım diye korkuyorum......! İnsan aynadaki çehresine bakıp ağlar mı? Ağlıyorum işte... Ne olur bi gel...Son bi kere sarılayım sana.....Bi kez de senin omuzunda ağlayayım.. Bi kez de bana bağırma...Aşağılama...Ağlama, güçlü ol deme.....! Güçsüzüm anla.... Kelimelerimin hepsi anlamını yitirmiş sanki... Hepsi öyle bir şekil sadece... Ne kadar yazarsam yazayım azalmıyor anlatacaklarım,söyleyeceklerim bitmiyor.. Rahatlayamıyorum .. Başım ağrıyor. Yorgunum... Bok gibi bir hayat yaşatıyorum kendime... Hem kendime hem çevremdekilere.... Neler yaşadığımı az buçuk bilenler hemen yardım ekibi kesiliyor başıma..Herşey iyi olacak falan...! Kimsenin bir bok bildiği yok, aslında benim de bir bok bildiğim yok!!! Bildiğim onlar da benim gibi biliyorlar bu acının hiç geçmeyeceğini, dilleri varmıyor, söyleyemiyorlar...

Kan kusuyorum ama herşeye rağmen seni hala köpekler gibi seviyorum! Oysa sen bana hep horlanması, küçük görülmesi gereken bir varlıkmışım gibi davrandın, hiç ağlamadığım kadar ağlattın, üzdün, acıdan yerlerde tepindirdin, ayaklarına kapandırıp yalvarttın, ve sonra da düştüğüm bütün bu halleri garip bir sadistlikle sadece izledin... Ölüyorum dedim umurunda bile olmadı, bıraktın gittin ne halim varsa göreyim dedin... Şayet ölseydim arkamdan ağlamazdın bile biliyorum! Bana böyle hayvanca davrandığın için mi seni bu kadar bitmek tükenmek bilmez bir aşkla seviyorum bilmiyorum... Sen de beni sevsen tıpkı diğerlerine yaptığım gibi seni de mi bırakıp gidecektim yoksa? Ama yok! Ben bunu sana yapamazdım! Herkese her türlü kötülüğü yapardım da sana senin bana yaptıklarını yapamazdım be! Şimdi bana bir şans verseler, al sana fırsat intikamını istediğin gibi al deseler alamam... Elime silahı tutuşturup hiç bir cezası yok öldür deseler yine de ben o taştan da öte kalbine kurşun sıkamam! Oysa sen tam can evime boşalttın bütün şarjörünü.. Tam da hayallerimin, umutlarımın, sevinçlerimin olduğu yere... Kısacası iyiye dair herşeyi sakladığım yere! Ve bana bir tek bu kahrolası acıyla birlikte ne yapacağını bilmeden oradan oraya savrulup kendine iğrenç bir hayat sürdüren yarımı bıraktın... Onu da alsaydın ya, bir kurşun da şu kafama sıksaydın ya! Sıksaydın da kurtarsaydın beni bu çektiğim acıdan... Sıksaydın da böyle can çekişmeseydim ardından... Ama sen busun! Sen tam da senden beklenebileceği gibi yaptın; beni öldürdün ama hayatta bıraktın! Hem de öyle bir halde bıraktın ki yaşadığım sürece nefes aldığım her an adınla yaşıyorum, ve böyle yaşıyor olmaktan deli gibi nefret ediyorum! Ne yapmalı bilmiyorum? Alıp silahı elime senin yarım bıraktığın işi ben mi tamamlamalıyım? Senin esirgediğin o son kurşunu alnımın tam ortasına ben mi sıkmalıyım? Galiba öyle...

DuygusaL YAKIŞIKLI...

Gidiyorsan, Aşk'ı Bana Bırak...

İnsan neden utanır? Neden hoşlandığına sevdiğini bir türlü söyleyemez? Seviyorsun, her zaman onu düşünüyorsun, rüyalarının baş rolünde oynuyor ve rüyanın sende bıraktığı o derin yara içinde günlerce unutamıyorsun. Neden kendini ona açamıyorsun? Korkuyor musun bir şeylerden yoksa? Yoksa nedir bunun sebebi? Belki o da sana karşı birazcık da olsa bir şeyler hissediyorsa. Bu korku o uzun zamandır tanıdığın, en azından gördüğünde bir kaç kelime laflayabildiğin kişiyi kaybedebilme korkusudur. Çünkü, en azından görüyorsun, bir çok şeyini anlatabiliyorsun, dertlerini dinleyebiliyorsun. Duygularını ona açtığında hepten elinden çıkıp gittiği, seni görmemezlikten gelmesi ne büyük bir acı ve utançtır. İnsanın doğasında olduğu gibi insanoğlu rizikoyu sever. Bazı şeylerini riske atmak, bazı alternatifleri denemek çok da kötü olamasa gerek. Onun o güzel saçlarının sende yarattığı o tebessüm aklından çıkmaz. Uzun zaman önce bu duyguyu onda tatmışsındır. Lakin bir vakit sonra bu iletişim kaybolmuştur. Ve de sen onu unutmuşsundur. Ama bir gün hiç ummadığın anda senin bir arkadaşının akrabası olarak karşına çıktığında ne yaparsın? Yeniden başlar mısın onun üzerinde hayaller kurmaya? Onun o güzel saçlarının büyüsü yeniden mi başlar? Hep bunu düşünürken aklına çok uzun zaman önce öğrendiğin bir cümle gelir. O altın cümle. Daha önceden yaşlı bir insandan duymuşsundur bu cümleyi. O çok anlamlı bulduğun ve de bu cümleye her zaman uyacağına söz vermiştin. "İnsanlar yaptıklarına değil, yapmadıklarına pişman olurlar." Hiç aklından geçirmez misin? "Biraz da sen ağla" diye. Düşün bu sözleri ve de kendini ona uygun bir anda, uygun bir yerde aç. Kendini ona aç ki bitsin bu senin ruhunun derinliklerindeki ızdırap. Sonucun negatif ya da pozitif olmasından hiçbir zaman çekinme ve hiçbir farklılık hissetme. Sadece onun senin ona karşı hissettiklerini öğrenmesi bile büyük bir mutluluk olamaz mı? İçinde büyük bir sancıyla ortalıkta dolaşmak hoş bir olay mı sence? İçindekileri boşalt da biraz nefes al. Çünkü o sevdiğin kişiyi yarın buralarda bulamayabilirsin...

DuygusaL YAKIŞIKLI....

akinbozbey@hotmail.com (msn)
akinbozbey@mynet.com (e-mail)