yorum

herhangi birşey tamamen bizden bağımsız hatta bizim varlığımızı takmayarak varoluyor.biz onun kendi bu varoluşu sonucunda etrafa saçtığı bir takım izleri (varolmanın yan etkileri diyebiliriz) duyu organlarımızın yetenekleri oranında yakalayıp (ki bunlar varlığın kendisi değildir) elektrik uyarılarına çevirerek beyne taşıyoruz. renk ya da ses veya koku elektrik uyaranı olmadığı için bu çevirme sırasında değiştiklerini kabul etmek mümkündür. (ingilizce bir eserin türkçe'ye çevrilmesinde ortaya çıkan sorunlar gibi) bir başka sorun da bu yan etkilerin tamamını değil sadece duyu organlarının olanakları içerisinde olanları yakalayabiliyoruz. hülasa daha beyne ulaşmadan "olmuş olan" şey var olduğu durumdan hatırı sayılır bir kayba uğruyor. üstelik bu "varolma yan etkileri" bile olduğu gibi taşınmıyor. duyu organları tarafından zihinde tekrar birleştirilmek üzere parçalanıyor.(aslında "olmuş olan" şey olduğu gibi duruyor kayıp bizim onu anlamlandırma sürecimizde yaşanıyor)
henüz zihne ulaşmadığı, objektif kabul edilen süreçlerde bile "olmuş olan" "olduğu gibi olma" özelliğini kaybediyor. ama bitmedi asıl şenlik zihne ulaştıktan sonra başlıyor. parçalanarak gelen duyumlar tekrar birleştiklerinde ortaya çıkan garip şey hemen daha önceki deneyimlerle karşılaştırılarak bir isim verilmeye çalışılıyor. bunu yaparken ise tek referans "daha önceki deneyimler". (örneğin bu güne kadar hiç limon görmemiş,limonla ilgili hiç birşey duymamış ya da okumamış biri limon gördüğünde mel mel bakıyor)
ondan sonra da bu deneyimlerin güdümünde "olmuş olan" anlamlandırılıyor ve hatta daha da ileri giderek yorumlanıyor. asıl üzücü olan ise bunları yaparken kişinin gerçeği söylediğini yani "olmuş olanı",olduğu gibi yansıttığını zannetmesi hatta buna inanması ve hatta hatta başkalarını da öyle olduğuna inandırmak için debelenmesi. komik olan ise; "olmuş olan" ın varolmaya devam etmesi,bunları hiç tınmadan,varoluş yan etkilerini etrafa saçarak bizi sinir etmeye devam etmesidir.

sonuç olarak:
bir şey hakkında anladığımız herhangi bir şey, o şey'den çok kendimiz ile ilgilidir.
sonuç olarak 2:
kurbağanın dünyası kuyunun ağzı kadardır.
sonuç olarak 3:
cahile laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur.
not: develer gerçekten hendek atlmaya karşı isteksiz midirler? yani bu kadar zor mu gerçekten devenin hendekten atlaması? bu konuda bilgi sahibi olan develerle ilgili ya da deve sahibi arkadaşlar varsa aydınlatmalarını bekliyoruz. belkide böyle birşey yok... develerin alnına sürülmüş bu kara lekeyi temizlemek hepimizin görevi.