algonlumu.sitemynet.com
tasavvuf alemi tasavvuf tarihi tasavvuf-1 tasavvuf-2 tasavvuf-3 ZİKİR ! veysel karani a.kadir geylani mevlana c.rumi Yunus emre şah-ı nakşibend said_nursi imam-ı gazali imam-ı rabbani makaleler-1 makaleler-2 sohbetler

Yunus emre

ikigul.gif

yunus.jpg

AŞKIN ALDI BENDEN BENİ !

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar öldürür, aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem, mecnun olup yola dusem
Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni

Sufilere sohbet gerek, ahilere ahret gerek
Mecnunlara leyla gerek, bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler, kulum göğe savuralar
Toprağım anda çağırır, bana seni gerek seni

Cennet dedikleri ne ki, bir kaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları, bana seni gerek seni
Yunus-durur benim adım, gün geçtikce artar ödüm
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni.

ikigul2.gif

YUNUS EMRE'NİN HAYATI

Sakarya kıyılarında, Sivrihisar'ın Sarıköyünde yaşayan yoksul bir çiftçidir. Kurak giden bir önceki yılın ardından tohumsuz kalır. Tohumsuz kalan Yunus, eşeğine dağdan topladığı alıçları yükler ve doğruca tohumluk bulmaya yola koyulur. Yolu Hacı bektaş tekkesine düşer.
Onüçüncü ve ondördüncü yüzyılda anadoluda bektaşiliğin yaygın olduğu, bu mezhebin fakir fukaraya arka çıktığı bir dönemdir. Yunus eşeğine yüklediği alıçlara karşılık buğday ister. Hacı Bektaş kendisine sordurur; Buğday yerine alıçlarına karşılık nefes versem olurmu? Yunus buğday isterim diye tutturur. Hacı Bektaş her alıç için bir nefes vereyim der, Yunus olmaz der. Hacı Bektaş alıç'ın her çekirdeğine on nefes vereyim der. Yunus buğday diye diretince, Hacı Bektaş da eşeğinin taşıyabileceği kadar buğday verir kendisine. Yunus mutlu bir şekilde Sarıköy'e dönerken, yolda bir düşüncedir başlar kafasında, kendi kendine söylenir. "- Bu insan büyük bir insan olmasa buğday vermezdi bana." çiğlik ettiğini anlar, döner geriye. "- Alın bu buğdayı ben nefes istiyorum." der. Hacı Bektaş da onu Tapduk Emre'nin tekkesine yollar, senin kilidi ona verdik diyerek.
Yunus bunun üzerine gidip tapduk'a başvuruyor. Tapduk'un dergahında herkes bir iş görür, kimi toprakta, kimi işlikte çalışır, kimi duvar örer: Yunus'a da odun taşıma işini verirler. Kırk yıl sırtında odun taşır Yunus. Hem de öyle bir taşır ki özene bezene. Her getirdiği odun dümdüzdür. Neden diye soran birine; Bu tekkeye odunun bile eğrisi giremez demiş Yunus.
Uzun süre tekkeye hizmet ettikten sonra tekkeden ayrılmış Yunus. Yolda erenlerden yedi kişiye rastlamış, yoldaş olmuş onlarla. Her akşam erenlerden biri içinden geçirdiği bir insan adına Allah'a dua ediyor hemen bir sofra geliyormuş ortaya. Sıra Yunus'a geldiği akşam o da dua etmiş; Ya rabbi, demiş, bunlar hangi kulun adına dua ettilerse ben de onun adına yalvarıyorum sana, utandırma beni. O akşam iki sofra birden gelmiş. Erenler şaşırıp kimin adına dua ettiğini sorduklarında Yunus'a. O da siz söyleyin önce diyor. Erenler Tapduk'un dervişlerinden Yunus diye biri var, onun adına, diyorlar. Yunus bunu duyar duymaz hiç bir şey söylemeden tekkeye dönüyor.
Anabacıya, yani şeyhin karısına sığınıyor. Anabacı diyor ki Yunus'a: Yarın sabah tekkenin eşiğine yat. Tapduk apdest almak için dışarı çıkarken ayağı sana takılır. Gözleri iyi görmediği için bana sorar: Kim bu diye? Yunus derim ben de. Hangi Yunus derse çekil git, başka bir tekke ara kendine. Ama bizim Yunus mu? derse anla ki gönlünden çıkarmamış seni hala seviyor. O zaman kapan ayaklarına bağışlamasını dile. Yunus yatıyor eşiğe ve sabah Tapduk'un ayakları takılıyor eşikte yatana. Kim bu diye soruyor. Anabacı da Yunus diyor. Tapduk Emre de bizim Yunus mu? diye sorunca Yunus sevincinden ağlayarak ayaklarına kapanıyor Tabduk'un ve tekrar tekkeye giriyor.
Yunus Tabduk'un tekkesinde varabileceği en yüksek mertebeye varıyor. Ama tabduk, erenlerin bile Anadolu da belli bir yerde kalmaları gerektiğine inanıyormuş. Yunus'sunda tekkede oturup kalacağını görünce. Sen artık erenlerden oldun diyerek elindeki değneyi havaya savurup: Git bu değneğin düştüğü yeri bul ve orada yaşayıp orada öl, demiş. Yunus yıllar yılı o değneği aramış ve bulduğu yere yerleşip orada ölmüş.

ikigul.gif

YAŞADIĞI DÖNEMDE ANADOLU

1040 Yılında, Horasan'da kurulan Büyük Selçuklu İmparatorluğu hızla büyüyerek, Anadolu kapılarına dayanmış, Kayseri, Malatya, Trabzon gibi şehirlere uzanmaya başlamıştı. Bizans İmparatorluğu, Türkleri Anadolu'dan çıkartıp Horasan'a kadar sürerek, hem Türk tehdidinden kurtulmak, hem de İslamın ilerleyişini durdurmak için 1071 yılında geldiği Malazgirtde yenildi. Anadolu Selçuklular tarafından fethedildi...Büyük Selçuklu İmparatorluğu devleti daha sonra yıkıldı ve Konyabaşkent olmak üzere Anadolu
Selçuklu Devleti kuruldu.Daha sonraları Anadolu'ya haçlı seferleri başladı..Ardından Moğol istilası... 1402 yılında çubuk savaşında Timur, Yıldırım Bayezid'i mağlup edince Türk dünyasında soğukluklar arttı. Anadolu Selçuklularının resmi dili Farsça idi. Aydınlar ilim dili olarak Arapça'yı, Sanat dili olarak Farsça'yı kullanıyorlardı. Türkçe konuşulmasına rağmen resmi toplantı ve yazışmalar da Farsça kullanılıyordu. Osmanlılar ise; Türkçe, Arapça ve Farsça karışımı, Osmalıca denilen bir dil meydana getirerek bu dili kullandılar...
Bu dönemlerde Türkistan'da ilk tasavvuf okulunu kurup, her tarafa dervişlerini gönderen Ahmed Yesevi'nin Anadolu'ya gelen müridleri 13. yüzyılda tasavvuf akımını başlattılar... Seyyid Mahmud Hayrani, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı İbrahim Sultan, Tapduk Emre, Hacı Bektaş-i Veli.. gibi tasavvuf büyükleri Anadolu halkını aydınlattılar. Anadolu daki birbirine soğuk ve dağılmış Anadolu Türklerini birleştirici çalışmalar yaptılar. Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza, Dehhani, Yunus Emre, Gülşehri, Aşık Paşa... eserlerini Türkçe yazarak Türkçe'yi edebi bir dil haline getirdiler.
Altıbin beyitlik Bektaşi Velayetnamesi yazılmış ve bu velayetnamede Yunus Emre'nin, Sivrihisar'ın kuzeyinde, Sarıköy denilen köyde yaşayan bir çiftçi olup, Tabduk Emrenin hizmetine girdikten sonra 40 yıl sırtında dergaha odun çektiği yazılıdır.

ikigul2.gif

BİZ BU DÜNYADAN GİDER OLDUK KALANLARA SELAM OLSUN

Yukarıdaki sözlerinden Yunus Emrenin bir olgun kişi olduğunu, bir insan, bütün kinlerin, ayrılıkların ötesine, bütün insanlara kardeşçe sesleniyor. Umutsuzlukları umuda, acıyı tatlıya, ölümü yaşamaya çeviren yaşam felsefesine eriştiğini görüyoruz. Yunus Emre Arapça ve Farsçaya karşı Türk halkının dilini kullanmıştır. Fransız şairi François Villon, Yunus'tan 150 yıl kadar sonra yaşasa da onun gibi, Fransız halkının dilini Latince ve yunancaya karşı kullanmakta ısrar etmiştir. Dante'nin, Shakespeare'in, Cervantes'in yaptığı da aynı şeydir aslında; Halkın diliyle söylenemez sanılan yüksek duygu ve düşünceleri halkın diliyle söylemişlerdir. Ne yazık ki biz Yunus'un ardından gitmemişiz.

ikigul.gif

SEVELİM SEVİLELİM KAMU ALEM BİRDİR BİZE

Yunus Emre; yukarıdaki sözlerinde de anlaşılacağı gibi bir sevgi insanıdır. Yunus Emrenin nerede doğduğu, nerede yaşadığı, nerede öldüğü, doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmiyor. Onun hakkında inanılabilecek çok az bilgi şiirlerinde bulunuyor.Halk arasında o kadar çok seviliyorki. Türkiye de 7 ayrı yerde mezarının olduğu iddia edilmektedir. Bunlardan doğruluğu en kuvvetli olanı günümüzde Eskişehir Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy görünmektedir.Sarıköy'de (Günümüzde YUNUS EMRE KÖYÜ adını almıştır.)

ikigul2.gif

YUNUS EMRE KÖYÜ

Karayolu ile:Ankara-Sivrihisar Karayolundan Sivrihisar'a 15 km kala, sağa Mihalıççık istikametine saptıktan sonra yaklasık 20 km. mesafededir.

Demiryolu ile: Ankara-Eskişehir Demir yolunun Mihalıççık-Sivrihisar Karayolu ve Porsuk çayı ile kesiştiği noktada olup Ankaraya normal Tren ile yaklaşık 2,5 saat, Eskişehir'e 1,5 saat mesafededir.

YUNUS EMRE GÜNÜ; Heryıl 6 Mayıs günü Yunusemre köyündeki Türbe ve müzesinde Yunus Emre'yi anma günü düzenlenmekte ve yurtiçi ve dışından bir çok katılımcı türbeyi ziyaret etmektedir.

ikigul.gif