|
Naylon fatura düzenlemekten sanık bir Maliye Bakanı
@ Sanık Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın oğlu Abdullah Unakıtan, hiç çalışmadan, yorulmadan, oturduğu yerde bir kalemde 366 milyar lira kazanıyor.
Peki nasıl?
17 Nisan 2003 larihinde önce mısır ithalatındaki gümrük vergisi %35'den %20'ye indiriliyor.
Ağustos 2003 tarihinde Kemal Unakıtan'ın oğlu 4000 ton mısır ithal ediyor, İthalat işlemi bittikten sonra, 8 Ağustos 2003 tarihinde mısır ithalinde gümrük vergisi önce %40'a daha sonra %70'e çıkarılıyor.
Kimin hakkı yeniyor? Tabii ki halkın!
Abdullah Unakıtan. pastörize yumurta ithalatı işine de giriyor. Önce şirketi AB Gıda San. ve Tic. A.Ş.'ye 2,5 milyon YTL'lik teşvik belgesi veriliyor. İşe başlamadan önce pastörize yumurtada KDV oranları %18'den %8'e iniyor.
Yani Maliye Bakanı, aileye çalışıyor!
Bir arsa satışından bir trilyon lira
kâr eden ama vergi vermeyen Maliye Bakanı
@ Kemal Unakitan, kendi aldığı mülkü kendine sattı. 19 ayda 1,244,400,000.000 TL (1 milyon dolar)kazandı!
İzmir'in Foça ilçesinde bir taşınmaz, Kemal Unakıtan'a ait BEM Dış Ticaret A.Ş. tarafından 12 Ekim 2000 tarihinde 15.600.000.000 TL'ye satın alındı, Aynı taşınmaz. 10 Mayıs 2002 tarihinde, yani 19 ay sonra 1.260.000.000.000 TL'ye bir özel finans kurumuna satıldı.
Satan şirketin ortağı Kemal Unakitan, alan şirketin genel müdürü de Kemal Unakitan!
Bu olağanüstü kârdan kurumlar vergi ödenmedi, şirket tasfiye edildi.
AKP'nin ulusal yolsuzluk markası : OFER
@ AKP hükümeti, yasalara aykırı olarak İsrailli işadamına 6 ayda 755 milyon dolar kazandırdı!
TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76' lık hissesi, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla, yasadışı olarak İsrailli işadamı OFER'e 446 milyon dolara satıldı.
Ancak 6 ay sonra TÜPRAŞ'ın %51'lik hissesi ihaleyle satıldığında gerçek fiyatın, bu rakamın çok üstünde olduğu anlaşıldı, 6 ay arayla yapılan, biri ihaleli, diğeri ihalesiz iki işlem karşılaştırıldığında, AKP hükümetinin OFER'lere 755 milyon dolar kazandırdığı ortaya çıktı.
Danıştay, ihalesiz satışın yasalara aykırılığını karara bağladı. Fakat yargı kararı yerine getirilmedi.
Önce OFER'i tanımadığını söyleyen Tayyip Erdoğan, daha sonra bir kez görüştüğünü açıkladı, Ancak OFER'le birden fazla görüştüğü ortaya çıktı.
Kemal Unakıtan, Kuşadası, Galataport ve Tüpraş ihaleleriyle ilgili olarak kapalı kapılar ardında OFER ailesiyle pek çok kez görüşmeler yaptı. OFER'in özel uçağıyla Hong Kong'a gitti, Limanların özelleştirilmesiyle ilgili olarak, Mehmet Kutman adlı bir işadamından ihale tekliflerini gizli yazılarla aldı.
Hükümet, Türk halkından yana değil OFER'den yana tavır alıyor. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve onun Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, OFER'i koruyor.
İlk ve son sözümüz :
«AKP'ye hayır!» olacak...
Elektriksiz evlere buzdolabı, susuz evlere çamaşır makinesi, yolsuz köylere kahverengi kanepeler dağıtan Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticileri, önce diğer partilerle adil yarışma yerine seçim rüşvetiyle oy toplama gayretleri içerisine girmeleri nedeniyle seçim adaletine gölge düşürdükleri için Adalet ismini, hâlâ yolsuz, elektriksiz ve susuz köylere 6 yıldır hizmet götürmedikleri için de Kalkınma ismini acilen kaldırmaları gerekmektedir.
AKP'liler kendi gerçekleriyle bizim gerçeklerimizi karıştırıyorlar gibi geliyor bize!
Adil, eşit ve dayanışmacı bir politika yerine kendi bulundukları yerleri, çevresindeki yakınlarını güçlendirme gayretlerini görüyoruz! Bize ne verirlerse versinler biz bildiğimizi okuyacağız!
İlk ve son sözümüz «AKP'ye hayır!» olacak...
Ece Mete
Tunceli, 07.02.2009
AKP'li yöneticiler Niğde Cemil Meriç
görme engelliler okulunu
niçin kapattılar?
«....toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim» diye yemin ederek göreve başlayan AKP'li yöneticiler Niğde'de görme engelliler okulunu kapattılar!
Olan görme engelli Niğdeli çocuklara oldu. Çoğu Kayseri'ye gitti bazısı da güç şartlarda normal okullarda okuyorlar... Bize mağduriyetlerinden bahseden bir çok vatandaşımız "AKP'ye oy verenlere, AKP'lilere, sadece kendi çocuklarını düşünen AKP yöneticilerine beddua etmekten başka çarelerinin kalmadığını bildirdiler. Bu ilgisizliğin, bu tavrın özürlülere ve özürlü ailelerine eziyete dönüştüğü de dillerde!
«Niğde Bölgesinde hizmet alanları açma yerine hizmet alanlarını kapatma gibi normal karşılanmayacak AKP icraatları hukuki hatalarla dolu Ergenekon gibi davalar ön plana çıkarılarak unutturulmaya çalışılıyor!
Yaptıkları yemine sadakat göstermeyenler bu yemini sizlere tekrar hatırlatıyoruz :
Madde 81.- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler : «Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.»
Hamit ERGÜL
Ankara, 20.01.2009
AKP'liler milletimize hizmet veren
müesseseleri ya satıyorlar, ya da kapatıyorlar!
AKP'liler milletimize hizmet veren müesseseleri ya satıyorlar, ya da kapatıyorlar! Siz AKP'lilerin herhangi bir Fabrika açtıklarını duydunuz mu? Özürlülerle ilgili İstanbul veya Ankara gibi büyük şehirlerde düzenlemeler yaptıklarına şahit oldunuz mu? Onların ilgi alanında sadece kendileri ve yakınları var! Eğer hatalarını ifşa edenler, onları eleştirenler varsa onlara da gösterecekleri tek adres Ümraniye Cezaevi veya Ergenekon davası!
Bu halleriyle dünya siyaset tarihinde görülmeyecek icraatlara AKP'liler öncülük yapıyorlar!
Selma Bakaner
İstanbul, 23.01.2009
@ Trabzon'da büyük "Ali Dibo"
@ Sinop'ta "Ali Dibo" kesinleşti !
@ Ali Dibo, Sinoplu AKP'lileri mahkemelik etti
@ Ali Dibo Anadolu yollarında
@ Ali Dibo ihracı
@ DYP'den "Ali Dibo'ya karşı" "Fransa modeli" önerisi
@ Hatay'da Ali Dibodan sonra "böl-götür"
@ Disiplin Kurulu'na 'Ali Dibo' mektubu
@ Sezer: "Ali Dibo, AKP'nin alameti farikası haline geldi"
@ AKP'nin Kahramanı : ALİ DİBO!
@ "AKP'nin temeli Ali Dibo, tepesi Dubai"
@ Ali Dibo'ya kardeş geldi
@ AKP'li Geçen'e "Ali Dibo" cezası geliyor
@ "Ali Dibo" gerilimi tırmanıyor
@ Çömez'den Ali Dibo Mektubu
@ Ali Dibo denk gelmiş!
@ Ali Dibo'lar...
@ AKP'de "Ali Dibo'lar bitmiyor"
@ AK Parti'de yeni Ali Dibo
@ AKP'nin Ali Dibo Düzeni Şimdi de İstanbul'da
@ Kırklareli'nin Ali Dibo'su
@ Taban Ali Dibo, Tavan Dubai Tower
@ Fotoğrafa bakın "Ali Dibo" A.Ş.'yi görün
@ Dört yıldır aynı Ali Dibo
@ Ali Dibo'lar ve siyaset
@ Ali Dibo'nun soyağacı
@ Bürokraside "Ali Dibo" karşıtlarına tasfiye
@ Ali Dibo karanlığı
@ Adabank'ta 'Ali Dibo' şüphesi
@ Ha Ali Dibo ha Dibo Ali
@ Ali Dibo mahkûm oldu
AKP'nin, "Suç yok, usul hatası var" dediği Çorum Belediyesi'yle ilgili yargı farklı sonuca ulaştı. Başkan yardımcısı ile dört belediye meclisi üyesi görevi kötüye kulanmaktan mahkûm oldu
......
Radikal Gazetesi - 29.07.2006
@ Çayıralan Cennet Deresi'nde Deniz Baykal Hükümete Sert Çıktı : "Ofer yukarıda Ali Dibo aşağıda devletin olanaklarını paylaşıyorlar.
Yüreğimdeki Acı
Yine kör kurşun,
Yine geceyi saran çığlık...
Yine eğlenenlerin densizliği,
Yine yeni bir ağıt...
Yine cehalet,
Yine rezalet,
Saat gecenin bilmem kaçı?
Oysa ne güzeldi eğlence...
Çiftetelli oynarken kurşun da ne?
Yine maganda...
Yine geceye düşen çığlık...
Yine kan...
Yine göz yaşı...
Belki de bu şekilde
Delikanlılığın ispatı!
Bir canı söndüren...
Yine güzellikler yarım,
Yine türküler eksik,
Yine ağıt üstünde ağıt...
Yine matem.
Mutluluğun üzerine
Düşen kan...
Yine boş sözler
Yine özsüz demeçler,
Yerde bir can.
Adı konmayan acı,
Silahlar ise baş tacı..!
Yine silah, yine kan
Ne acı... ne acı...
Ömer Fethi Gürer
Niğde, 20 Ağustos 2006
İşte Gerçek Ali Dibo'nun Kızları
AKP'nin karıştığı her yolsuzluğa "Ali Dibo" denmesi, Ali Dibo'nun yaşları
70'i aşmış iki kızını mahkeme yollarına düşürüyor.
Ali Dibo aslında çok farklı birisi..
.....
Aktif Haber - 24.07.2006 08:25
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU
"ZAPSU'YA ZİNCİR ECZANELER KIYAĞINDAN SONRA, VETERİNERLİK VE DİŞ HEKİMLİĞİ DE SIRADA!"
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
AKP Diyarbakır Milletvekili Aziz Akgül'ün "Zincir Eczaneler" açılması için verdiği yasa teklifinin 2. ve 3. maddeleri nedense basına yeterince yansımadı. Eczane Zincirlerinin, Cüneyt Zapsu ve kardeşleri(ve tabii ki adı kayıt dışı tutulan diğer ortaklar!) tarafından kurulan ve Amerikan AIG Şirketinin hemen ortak olduğu ve ucu Suudi Sermayesi ile çok uluslu büyük ilaç sermayesine dayanan "FOR YOU" şirketi ve bu şirketin açtığı "DRUGSTORE" isimli marketlere peşkeş çekileceğini herkes biliyordu. Zapsu'lar önce şirketlerini kurdu, gerekli dış bağlantılar oluşturuldu, belirli sayıda mağaza açtı ve arkasından Aziz Akgül tarafından yasa teklifi verildi. Yani serbest piyasa koşullarında düşünüldüğünde, Zapsu'lar lehine tüm "haksız rekabet koşulları" oluşturulduktan sonra yasa teklifi verildi. Mikrokredinin mucidi Aziz Akgül'ün de bunun tutmadığını anlayıp, artık "makro" düşünmeye başladığı böylece ortaya çıktı! Hayırlı başarılar Aziz Bey!
Bu konuya devam edeceğiz. Ancak yasa teklifini okuduğunuzda 2. ve 3. maddelerin aynı uygulamayı diğer alanlara da genişlettiği, yani Veteriner ve Diş Hekimi olmayanların da şirketler kurup bu hizmetleri zincirler halinde satabilmelerinin önünü açtığını görüyoruz. Bunu veteriner ve diş hekimi arkadaşlarımızın bilgilerine sunmak istiyorum.
Kısacası, toplum böyle suskun kalmaya devam ettiği sürece sadece Zapsu'nun ortağı olduğu ilaçları bol bol tüketmekle kalmayacağız, AKP anlayışı ağzımıza Zapsu'nun porselenlerini, boynumuza da Zapsu'nun tasmasını takacak!
Duy ve anla artık "Ey Halkım" diyor ve görüşlerimi yurttaşlarımız ile basınımızın dikkatlerine sunuyorum.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
19 Haziran 2006
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU
"BİR ZAYIFLAMA İLACI, NEDEN AMERİKADA
RAF ÜSTÜNE ÇIKTIKTAN 3 AY SONRA
TÜRKİYE'DE GERİ ÖDEME LİSTESİNDEN ÇIKARILIR?"
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Türkiye'de geri ödeme listelerinden çıkarılan ilaçların arasında, Amerika'da birkaç ay önce raf üstü satılmaya başlamış bir zayıflama ilacının da yer alması dikkat çekicidir. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika'da ilacı raf üstüne çıkartan büyük sermaye, bu ilacın Türkiye'de de peynir ekmek gibi satılmasının hazırlığını, IMF'nin tasarruf paketi içerisine sıkıştırıvermiştir.
Çağımızın en önemli sağlık sorunlarından birisi olan şişmanlıkla mücadeleyi, suda köpüren bazı pahalı ilaçlar ile gerekli gereksiz kullanılan kimi vitaminlerin geri ödemesinin yapılmamasıyla aynı kefeye koyabilen cehaleti bir yana bırakıyorum. Geri ödeme listesinden çıkartılmanın gerekçesi, anılan ilaçların sağlık için mutlak zorunluluk taşımaması olmadığı taktirde, sağlığın güvence altına alındığından yada AKP tanımlamasıyla Sağlığın Sigortalanmış olmasından söz edilemez. Bu gibi
ilaçların raf üstü satılabilmelerinin en önemli ön şartı da yan etkilerinin olmaması olmalıdır. Oysa ki bahse konu zayıflama ilacının kullanımı için diğer önlemlerin yetersiz kaldığı bir mutlak zorunluluğun bulunması gerekliliği yanında, kontrolsüz kullanılması durumunda ciddi yan etkilerinin oluşabildiği de bilinmektedir. Şişmanlık sorunu, kişilerin hemen her öneriye umutla sarıldığı bir kişilik yapısını da beraberinde getirmektedir. İnsan zaaflarını, sömürünün acımasızlığına terk etmenin, sağlığın yada ekonominin yönetimi ile ilişkilendirilmesi olanaksızdır. Adı geçen ilacın gazetelerde yayınlanan listelerde yer alması ile başlayan reklamının sorumlusu olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın burada dile getirdiklerimin bilincinde olmadığı, Cüneyt Zapsu ile ilgili sözlerinden anlaşılmaktadır. Türkiye'de zincir eczaneler projesinin, haksız rekabet içerisinde Cüneyt Zapsu'nun "For You" şirketine büyük paralar kazandırmayı amaçladığı ve Zapsu'nun Başbakan'ın "Hayırsever Ortadoğulu Dostları" ile ilişkileri kamu vicdanında yerini almışken Sağlık Bakanının bu açıklamasını ibretle karşılıyorum.
Türkiye'de sağlık üzerinden oluşturulmaya çalışılan sömürü düzeni ile kavgamız vardır ve devam edecektir. Bu alanda her gelişmeyi kamuoyumuz ve basınımız ile paylaşmaya devam edeceğim. Yaz tatili yapabilenlere bir uyarı: Denize girerken kenelere karşı paçalarınızı çoraplarınızın içerisine sokmayı aman unutmayın!
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
13 Temmuz 2006
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU
"TÜRKİYE'DE EN BÜYÜK RAF ÜSTÜ
İLAÇ TEKELİ ECZANELERDİR!"
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Raf üstü ilaç satışları nihayet gündeme geldi. AKP ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ raf üstü ilaç piyasasını Cüneyt Zapsu'nun "For You" şirketine bağlı "Drugstore" marketler zincirine peşkeş çekmeye çalışıyor. Sağlık Bakanı, SSK'lıların tüm eczanelerden yararlanması amacıyla Türk Eczacılar Birliği'ne imzalattırdığı protokolle serbest eczacılık sektörü ve Türkiye'ye büyük bir kazık attıktan sonra, şimdi de Unakıtan'la elele verip "Başbakan'ın kadim dostu El -Kadı'ya" uzanan bir sömürü düzeninin zeminini hazırlamaktadır.
Sorun kuşkusuz bu kadar tek taraflı değil. Türkiye'de belirli kısıtlamalar dışında her ilaç eczanelerden reçetesiz alınabildiğine göre şu anda "Türk usulü" bir raf üstü ilaç piyasası yaratmış olduğumuzu kimse inkar edemez.
Bunun bir türlü düze çıkartılmayan çarpık sağlık sisteminin yarattığı bir ara çözüm arayışı olduğuna inanıyorum. Eczacılarımız bu düzenin böyle devam edeceği inancı içerisinde, kendilerine karşı kurulan tuzağı bugüne kadar maalesef görememişlerdir. Hastaya ilacın ulaştırılması devletin yönetmesi gereken ve vazgeçemeyeceği sosyal bir görevdir. İlaç mutlaka doktor reçetesi ile ve eczacı tarafından hastaya ulaştırılmalıdır. Eczacılığın uluslararası bir standarda çıkartılması ile gereksiz ilaç kullanımı denetim altına alınarak savurganlıkla da mücadele edilebilir. Bu doğrultuda eczacılık ve raf üstü satış açık biçimde tanımlanmalı ve birbirinden net çizgilerle ayrılmalıdır.
Hangi ürünlerin nasıl satılacağı ülke koşulları dikkate alınarak sektör temsilcileri ile birlikte belirlenmelidir. Bunun için, İlaç - Eczacılık ortamının öncelikle "Büyük İlaç Sermayesi-Kemal Unakıtan - Recep Akdağ - Cüneyt Zapsu" tasallutundan kurtarılması ve bir özerk "Türk İlaç Kurumunun" oluşturulması gerekmektedir.
Görüşlerimi kamuoyu ve basınımızın dikkatlerine sunuyorum.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
18 Temmuz 2006
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU
"KENE'NİN SEYİR DEFTERİ : UZAY TARİHİ İKİNCİ MİLENYUMUN BAŞI, RECEPİN 4. YILI, YER TÜRKİYE!"
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
20 Temmuz 2006'da, Avrupa'daki bulaşıcı hastalıkların izlenmesi ile ilgili olarak yayınlanan "Eurosurveillance" raporunda, 1 Ocak 2006'dan bu yana Türkiye'de 22 yerleşim yerinde toplam 323 kişiye Kanamalı Kırım Kongo ateşi için test yapıldığı, 150 kişide hastalığın kesin olarak teşhis edildiği ve 11 kişinin bu hastalıktan öldüğü belirtildi. Tokat, Sivas, Gümüşhane, Amasya, Yozgat ve Çorum illerinin hastalığın en fazla görüldüğü yerler olduğu belirtilen raporda hasta-ölüm sayılarının yıllara göre sırasıyla, 2003'de 150 ve 6, 2004'de 249 ve 13, 2005'de 266 ve 13 olduğu ve hastalığın Türkiye'de son üç yılda hızla arttığı açıklandı.
Kanamalı Kırım Kongo hastalığının Afrika, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Asya ülkelerinde görüldüğü raporda vurgulanıyor. Hal böyle iken Meclis Kürsüsünden çıkıp AKP dönemimde koruyucu hizmetlere ayrılan paranın Uganda düzeyine indirildiğini söylediğimizde Recep Akdağ küplere biniyor! Bulaşıcı hastalık oranlarının ülkelerin sağlık hizmetlerinin durumunu yansıtan önemli göstergelerinden birisi olduğuna göre, Kanamalı Kırım Kongo salgınının "AKP iktidarını izleyen istikrarlı yükselişi", Recep Akdağ'ın "Sağlıkta Dönüşüm" yaklaşımının iflasının "tartışmasız bilimsel kanıtını" oluşturduğu açıktır. (Burada irdelenmesi gereken esas kanıt, kontrol edilemez sağlık afetlerinin ortaya çıkışı değil fakat bu afetler karşısında yetkililerin, üstelik de yıllarla sari olarak tekrarlanan refleks, duruş ve yaklaşımları olmalıdır.)
Asgari bir sağlık örgütlenmesinin tüm ülkeyi kapsamaması durumunda, anlamlı bir sağlık hizmetinden bahsedilemeyeceği Örsan Öymen'in ölümü sırasında tartışılmıştı. Aradan geçen 19 yılda açılan çok sayıda Özel Hastane yada MR merkezinin sağlığımızı ileri götürmediğinin anlaşılması için acaba, hamasi nutuklar atmak için Anadolu'ya gitmiş bir hükümet üyesinin paçasından içeriye Hyalomma cinsi bir kenenin kaçıvermesi mi gerekecektir?
Son not : Mikroplar kabadayılıktan anlamaz, dezenformasyona yani beyin yıkamaya müsait değildirler, Zapsu ile görüşmeyi kabul etmezler ve İsrail'den çok kısa sürede çok daha fazla insanı öldürebilirler.
Görüşlerimi basınımız ve kamuoyumuzun bilgilerine sunuyorum.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
CHP Denizli Milletvekili
24 Temmuz 2006
MECLİS BAŞKANI VE BAŞBAKAN DAYAKÇI MİLLETVEKİLİNİN FEZLEKESİNİ NE YAPACAKLAR?
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Karısını döven milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması ile ilgili fezleke Meclis Başkanlığına sunuldu. Bu tür bir fezleke TBMM gündemine ilk kez gelmekte ve siyasi partilerin kadına karşı şiddet, yada çağdaşlaşma konusundaki duruşunu ortaya koymak bakımından büyük önem taşımaktadır.
Dayak yiyen karısı tarafından savcılığa verilen bu milletvekili partisi tarafından da suçlu bulunarak cezalandırılmıştı. Diğer bir anlatımla anılan milletvekili sadece karısı ve kamuoyu tarafından mahkum edilmekle kalmamış, kendi partisinin yetkili kurullarında da suçlu bulunmuştu. Kişinin yaptığının hesabını adalet önünde verebilmesi için, şu anda arkasına saklandığı milletvekilliği zırhının çıkartılması gerekmektedir. Bu da Meclis Başkanlığını ve Komisyonlarda yetki ve çoğunluk sahibi AKP'nin dosyayı savsaklamaması ve Meclis açılır açılmaz öncelikli olarak Meclis gündemine alması ile mümkün olacaktır.
Basında AKP grup yönetiminin dosyayı dönem sonuna erteleyeceği haberi yer almıştır. Bu haberlerin doğruluğunun, başka bir anlatımla AKP'nin kadın dövenlere karşı duruşunun netleştirilmesi amacıyla Meclis Başkanı ve Başbakan'a yönelttiğim soru önergeleri ilişiktedir.
Önergelerim ile düşüncelerimi kamuoyu ve basın mensuplarımızla paylaşıyorum.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
CHP Denizli Milletvekili
27 Temmuz 2006
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını istiyorum. Gereğini arz ederim.
Prof.Dr.Mehmet Neşşar
CHP Denizli Milletvekili
27 Temmuz 2006
1) Kendisini dövdüğü için eşi tarafından savcılığa sevk edilen bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis Başkanlığına ulaşan savcılık fezlekesinin Meclis Genel Kurulunda öncelikle görüşülmesi konusunda ne düşünüyorsunuz ve ne yapacaksınız?
2) Bu fezlekenin dönem sonuna erteleneceği doğrumudur?
3) Fezlekenin ilgili Komisyonunda öncelikle ele alınarak Genel Kurula indirilmesi için millet vekillerinize direktif verecek misiniz?
4) Böyle bir fezlekenin Mecliste ele alınmasının geciktirilmesinin, Türkiye'nin çağdaşlığı konusunda dünya kamuoyunda yaratacağı izlenimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU
"BAŞBAKAN KIZILAY'IN MADALYALARINI NE YAPACAK?"
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Kızılay Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a vereceğini söylediği madalyalar için ödediği 210 milyar lirayı öderken, acaba bu kaynakla çaresizliklerinin en uç noktasındaki kaç kişiye insani yardım yapılabileceğini düşünmüş müdür? Felaket anında kaynaklar hiçbir zaman yeterli değildir. Bu nedenle Kızılay yönetiminin "elinde yeterli kaynak var" savunması yapması da olanaklı değildir. Yaklaşan Ramazan günlerinde, belirli bir kuruluşun kendisine verdiği bisküvileri arabasının bagajına doldurup, önceden düzenlenmiş yoksul sofralarındaki iftar görüntüleri arasında çocuklara dağıtarak "oy toplamaya çalışacak" olan Başbakan acaba bu pahalı madalyayı alıp taşıyabilecek midir? Bunu ve bu kaynakla ne kadar yardım yapılabileceğini Başbakan'a ilettiğim aşağıdaki soru önergesi ile, birkaç gündür bu konuyu tartışan kamuoyu ve basınımızın dikkatine taşımak istiyorum.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
13 Eylül 2006
SORU ÖNERGESİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
13 Eylül 2006
Kızılay yönetiminin size de vereceği madalyalar için ödediği 210 milyar lira ile kaç battaniye yada çadır alınabilir, kaç kişilik sıcak yemek yaptırılabilir? Bu madalyayı almayı düşünüyor musunuz?
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU
"TÜRKİYE'DE ANA DİLDE YAYIN, ALMANYA'DA GÖÇMENE EVDE ALMANCA!"
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Almanya Cumhurbaşkanı Kohler'in "Almanya'daki göçmen ailelerinin evde de Almanca konuşması gerektiği" yönündeki açıklaması, 23 Eylül Cumartesi günü basında yer aldı. Bu açıklama, Türkiye'de ana dilde yayın konusunda yoğun baskı yapan Avrupa'nın azınlık hakları konusundaki samimiyetsizliği ve art niyetini açıkça ortaya koyuyor. Türkiye'ye yapılan dayatmaların, "Özgürlük ve Demokrasi adına" olduğunu sanan kimi çevrelerin de bundan öğrenecekleri var. Türkiye üzerinde oyunlar oynanıyor ve başta Başbakan olmak üzere belirli bir kesim bundan habersiz. Bu nedenle meclise gelen her AB Uyum Yasası büyük tartışmalara neden oluyor.
Ortada kirli bir komplo var ve kimlerin ise bu oyuna bilerek ve isteyerek katıldıkları zamanla ve adalet önünde mutlaka ortaya çıkacak. Türk Halkı da artık olan bitenin farkında ve sorumluların gaflet uykusundan uyanmalarını bekliyor. Onlar bunu yapmaya muktedir mi, yoksa birilerine sormadan hareket edebilirler mi, ya da giderayak "ne götürürsem kar" diye mi hareket ediyorlar? göreceğiz.
Görüş ve düşüncelerimi kamuoyumuz ve basınımızla paylaşıyorum.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
30 Ağustos 2006
İSTANBUL BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ EMİN ŞİRİN:
"Erdoğan'ın izni olmadan konuşmaz"
AYTUNÇ ERKİN
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, 8-9 Ağustos 2005 tarihlerinde, Vatan gazetesinde yayımlanan röportajında, Türkiye'nin, KDP lideri Barzani dışında bir seçeneği olmadığını ısrarla iddia etti. Arslan, röportajında, açık bir şekilde "Barzanici"lik yapıyor ve bugün sorunlara Lozan'dan değil çağdaş dünyadan bakmak gerektiğini söylüyor. AKP'li vekil, TSK'ya yetki verildiğinde, insan hakları ihlalleri işleyebileceğini ifade ediyor. Görüşlerini, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e ilettiğini söyleyen Arslan, itiraz gelmediğini belirtiyor.
İhsan Arslan'ın sözleri özetle böyle. Arslan'ı bu röportajlarının ardından, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "aydınları" kabul ettiği 10 Ağustos'taki "buluşmada", Hükümet'i temsil eden tarafta gördük.
Arslan, AKP için ne ifade ediyor? Arslan neden böyle konuştu? Kim adına bu mesajları verdi? Arslan kim?
.......
İhsan Arslan'ı tanımaya devam ediyoruz. Arkadaşları anlatıyor: "12 Eylül yönetimine yakındı. 1986'da Zaman gazetesinin üç kurucu ortağından biriydi. 1987'de gazetede bir darbe yaptı ama 15 gün sonra tüm hisselerini Alaaddin Kaya'ya devretti. Fehmi Koru da Arslan'ın yanındaydı sonra Kaya'nın yanına geçti."
........
Haber Bilgi - 14 Ağustos 2005
AKP'li vekil Star gazetesine el koydu!
Evet, AKP Dİyarbakır milletvekili İhsan Arslan, medya patronluğuna geri dönüyor. Arslan, Star gazetesinin başındaki Alaattin Kaya'nın arkasındaki isim olarak anılıyordu, artık ön plana çıkma kararı aldı. İhsan Arslan ve Alaattin Kaya, daha önce de Zaman gazetesinin ortaklaşa sahibiydiler.
.......
8 Sütun - Salı 26.09.2006
PKK mayını gibi sözler
Faruk MANGIRCI
AKP'li İhsan Arslan, bebek katillerini gerilla doğduğu yerleri Kürdistan olarak tanımlıyor
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan'ın Güneydoğu politikalarını yönlendirdiği bilinen AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan'ın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni "Kürdistan" olarak nitelediği ortaya çıktı.
Temelde devlet düşmanlığı
AKP Meclis Grubu'nda ve hükümette Kürt kökenli dört danışmanı tarafından yanlış yönlendirilmekle suçlanan Başbakan Erdoğan'ın ABD'de Başkanlık Sarayı'na rahatlıkla girip-çıkabilen gayri resmidanışmanı, belediye müteahhidi danışmanı Mücahit Arslan'ın da babası olan AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan'ın, 1991 yılında Musa Anter, Ömer Vehbi Hatipoğlu, İsmail Beşikçi, Hüseyin Okçu, Azad Germiyani, Ali Bulaç gibi isimlerle Güneydoğu meselesi ile ilgili sorulara verdiği cevapların toplandığı "Kürd Soruşturması" isimli kitaptaki görüşlerinin temeli devlet düşmanlığına oturuyor.
Devletin, Güneydoğu politikasının yanlış olduğunu, devletin Kürtler'i ezdiği, baskı yaptığı gibi iddiaları ortaya atan AKP'li milletvekili, doğum yeri olan Batman'ın Sason İlçesi'ni "Kürdistan" toprağı olarak nitelerken, PKK'lı teröristlere "gerilla" diyor, PKK'nın vahşetlerini ise "Ulusal Kurtuluş Savaşı" olarak değerlendiriyor.
PKK alkışlanmalıymış
Arslan, PKK'nın eylemlerinin "alkışlanacak bir başkaldırı" olduğunu iddia ederken, AKP'li milletvekili, Misak-ı Milli sınırlarının da "hiçbir şeyi ifade etmediği" görüşünü savunuyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, "70 yıldır Kürtler'i ezdiğini" ileri süren AKP'li milletvekili M. İhsan Arslan, devletin Kürtler'e haksızlık yaptığını, Kürtler'in istediği tüm hakların da verilmesinin şart olduğunu belirtirken, meselenin tek çözümünün Türkiye'nin tamamında uygulanacak "Eyalet Sistemi" olduğunu düşündüğünü söylüyor. İşte Güneydoğu Anadolu Bölgemizi "Kürdistan" toprağı olarak ilan eden AKP Milletvekili ve Başbakan'ın akıl hocalarından M. İhsan Arslan'ın görüşlerinden bazı satır başları :
- İster TC'nin zulmünden, devletin teröründen bahsedelim, ister PKK'nın Kurtuluş Mücadelesi'ne dönüşen eylemleri yahut sivillere yönelik katliamlardan bahsedelim, ister bu gelişmeler karşısında bölgede Müslümanlar'ın takınması gereken tavrın ne olması gerektiğinden, netice değişmiyor...
- İğneyi kendinize, sonra çuvaldızı karşınızdakine batırın. Bu inkarcı ve kanlı politikalar karşısında siz olsaydınız ne yapardınız? Son İslam devletini, hilafet makamını ve onun müesseselerini hangi sebeple olursa olsun ortadan kaldıran ve yegane politikası İslam'a düşmanlık ve onu yok etme esası üzerine kurulan bir zihniyet ve otoriteye karşı girişilen tüm isyan ve baş kaldırıları alkışlamak gerekir.
- Mücadelenin ilk günlerinde bir köye gece gizli gidebilen gerilla timleri, artık gündüzleri gitme imkanı bulmuştur...
- Zulme karşı verdiği mücadele sonunda halkın mazlumiyeti yanında ve onun yegane koruyucu ve destekçisi konumuna giren gerilla hareketi, bu imajı ile bölge halkının gözünde muteber bir kişiliğe sahip olmuştur.
- Başlangıçta silahlı mücadele ile şiddet uygulayan devlet arasında bocalayan halk, daha sonra ulusal kurtuluş mücadelesi verdiği kabul edilen PKK hareketi yanında yer almaya başladı.
- Çeşitli iç ve dış mahfillerin hesap ve senaryosu sonucu HEP Temsilcileri SHP bünyesinde parlamentoya girme fırsatı elde etti. Bu Kürd milletvekilleri de parlamentoyu ulusal mücadele için bir cephe yapmaktan geri kalmadılar.
- Devlet geçen 70 yıl boyunca Kürdler'e haksızlık yapıldığını açıkça itiraf ederek Kürdler'in sosyal ve siyasal yaşamda kendilerini ifade etmelerine imkan tanınmalıdır...
- Anayasa başta olmak üzere mevcut yasalarda gerekli düzenleme ve değiştirmeler yapılarak yasal engeller kaldırılmalıdır.
- Askeri önlemlerin çare olmayacağı düşüncesinden hareketle bölgedeki tüm ilave askeri birlikler geri çekilmeli, Özel tim ve koruculuk sistemi kaldırılmalıdır.
- Ve son olarak Özal ile aynı öneride bulunmanın sıkıntısını duymakla birlikte, kısa vadede alınması gerekli yegane önlemin (aynı zamanda yegane çözümün) Türkiye'nin tamamına uygulanacak yeni bir "EYALET SİSTEMİ" olduğunu hatırlatmak isterim.
"Benim vatanım Kürdistan"
AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan'ın, Kürd Soruşturması isimli kitaptaki, hakaret içeren sözlerinden bazıları da şunlar:
- Kemalist, laik ve demokratik ilkeler, TC Anayasası'nın ilk ve temel ilkeleri, Türkiye'de yaşayan herkese zorla dayatılmaktadır. Yani Türkiye'de varolan herkes, bu ilkelere iman etmek ve yaşamının her safhasında ona uygun amel etmek zorundadır. Meclis'i tamamı değil, halkın tamamı istese bile bu ilkelerin değiştirilmesi talebinde bulunulamaz...
- Yapmaya çalıştığım izah çerçevesinde, doğduğum yer olması itibariyle Kürdistan vatanımdır. Halen yaşamakta olduğum yer itibariyle de Türkiye vatanım durumundadır. Ayrıca Ay ve Merih'te değil de dünya coğrafyasında yaşıyor olmam nedeniyle de dünya vatanımdır...
- Şuraya gelmek istiyorum. Müslümanların vatanı neresi ise orayı korumak, orayı kurtarmak ve vatan diye orasını isimlendirmek gerekir. Bu manada Türkiye coğrafyasının Misak-ı Milli ile çizilen sınırları hiçbir anlam ifade etmemektedir...
Tercüman Gazetesi - 25.09.2006
Bombaladı mı, bombalamadı mı!
Emin ÇÖLAŞAN
SEVGİLİ okuyucularım, dün ve önceki günkü yazılarımda size, halen AKP Diyarbakır milletvekili olan İhsan Arslan'ın döktürdüğü incilerden bazılarını belgelerle aktardım. PKK'yı övüyor, vatanının Kürdistan olduğunu söylüyor, Cumhuriyet rejimini yerin dibine batırıyordu.
Kendisi dün TBMM'de bir basın toplantısı düzenledi. Geçmişte söylediği sözlerden artık "döndüğünü" ve şimdi öyle düşünmediğini söylemek zorunda kaldı!
Ben zorda kalınca böyle 180 derece dönenlere bayılırım!
Dünkü yazımın sonunda ayrıca, bu şahsın l970 yılında dönemin en önde gelen siyasetçilerinden Dr. Sadettin Bilgiç'in evini bombalayıp bombalamadığını da sormuştum.
Önce Bilgiç'in "Dr. Sadettin Bilgiç. Hatıralar" isimli kitabının 222 ve 223. sayfalarını okuyalım. Bölümün başlığı "Bizim evi dinamitle uçuracaklardı."
"Rahmetli babam 1970 yılının kurban bayramında kalça kırığından ameliyat olmuş, hastanede yatıyordu. Hastanede babamı ziyaret ederek eve geldiğimizde hemşerilerimle ve yazıhanemde çalışma imkanı verdiğim gençlerle karşılaştım. Hepsine ayrı ayrı hoşgeldin dedikten sonra kahvaltı için içeride bir odaya çekildik. O sırada "salonda yangın var, vestiyer yanıyor" bağrışmaları oldu. Salona geldim. Yanan paltolar merdivenden aşağı atılıyordu... Yangın söndürülmüştü.
Pencerede bir oyuncak otobüs kutusu vardı. Onu oradan aldım ve banyoya götürdüm. Çocuklara getirilmiş bir oyuncak olduğunu sandım. Yangını da, dışarıdan kasıtlı getirilmiş bir şeye bağlamadım. Kendi çocuklarımın maytap gibi yanıcı bir cismi sakladıklarını düşünüp onları sıkıştırdım.
Halil Çobanoğlu isminde eski polis komiseri bir hemşerim de ziyaretçiler arasındaydı. "Buraları bir arayalım" dedi. Ayakkabı dolabında patlamamış bir molotof kokteyli daha bulunca, oyuncak diye içeriye götürdüğüm paket aklıma geldi. Onu salona getirdiğimde, içine dört adet dinamit lokumu yerleştirilmiş olduğunu görmeyelim mi!
Derhal polise haber verdik... Ankara Emniyet Müdürü ve Ankara Valisi de geldiler.
Yazıhanemi paylaştığım gençlerden şüphelendiğimi bütün ısrarlara rağmen söylemedim. Fakat polis yaptığı incelemede, yazıhanemde çalışmalarına izin verdiğim gençler arasında bulunan, Sason'lu olduğunu ve Yükseliş Koleji'nde çalıştığını öğrendiğim bir gencin koyduğu çok geçmeden anlaşıldı. Yine de davaya müdahil olmadım.
Kamu davası yürüdü ve altı aya mahkum olan genç daha sonra tahliye edildi.
En ağırını ve ilkini hafif atlattığımız bu anarşik hareketin basına yansımasını istemedim."
Sadettin Bilgiç'in kitabında anlattığı ve ismini vermediği bu "Sason'lu genç", şu anda AKP Diyarbakır milletvekili olan Sason doğumlu İhsan Arslan. Bu ismi dün Sadettin Bey'e de doğrulattım.
Şimdi bir düşünün, aynı görüşleri paylaştığınız bir siyasetçi size evini ve bürosunu açıyor, oralarda çalışma yapmanıza izin veriyor... Ve siz - hem de bir bayram ziyaretinde - o evi bombalıyorsunuz. Allah'tan ki dinamitler patlamıyor, iş küçük bir yangınla atlatılıyor.
AKP milletvekili İhsan Arslan dün Meclis'teki basın toplantısında kendisine bu konuda sorulan sorulara şu yanıtı verdi:
"36 yıl önce yaptıklarımdan yargılanmamı hiçbir vicdan kabul etmez. Konu o dönem yargıya intikal etti ve sonuçlanmadı. Mahkum olmadım. Tam hatırlamıyorum ama galiba af süreciydi."
Havada kalan bu laflar üzerine gazeteci arkadaşlarımız soruyu yineledi:
"Bombaladınız mı, bombalamadınız mı? Biraz açıklık getirseniz!"
Yanıt:
"Ben hayatım boyunca hiçbir insanın canına kasdetmedim. Ben Müslümanım."
Doğru söylüyor olabilir!
Bombayı belki de mutfaktaki hamamböcekleri ölsün diye koymuştu.
Sen geçmişte bir eve bomba koyacaksın, aradan yıllar geçince sonucunu "tam olarak hatırlamıyorum" diyeceksin!
Geçmişte söylediğin çirkin, Cumhuriyet rejimini ve Türk milletini aşağılayan sözleri "çevir kazı yanmasın" yöntemiyle ve "Ben artık değiştim" diyerek bugün kabul etmeyeceksin, bombalama olayı sonrasını hatırlamayacaksın!
Böyle şeyler unutulur mu? Hayatında kaç yeri bombalamış da unutmuş yani!
Ayıp valla!
Şimdi "değiştiğini" açıklamak zorunda kalan milletimizin vekiline bundan sonraki siyasi yaşamında çok daha büyük başarılar dilerim!
Helal olsun ona ve partisine bu yollar!
Hürriyet Gazetesi - 28 Eylül 2006
"Osmanlı değişmezlik ilkesi üzerine kuruldu ve değişerek çöktü."
Prof. Dr. Bozkurt GÜVENÇ
Kanal B - 03.02.2007
|