|
NAZ EHLİ
Ömer bin hattat zamanında
Yer kurudu, çıkıldı yağmur duasına
Abdurrahman bin avf’a emir verdi
“Ben değil, yağmur duasını sen yaptır” dedi
Büyük sahabe, semaya uzattı ellerini
“Rabbim” dedi. “Beni tanırsın, bilirsin
Şu ellerime yağmur damlası düşmedikçe
Ellerimi geri çekmem” dedi
Herkesin gözü gökyüzünde iken
Bulutlar göründü bilinmeyen bir yerden
Yağmur yağmaya başladı, eller düştü yana
Seven sevdiğine nazlandı, doydular yağmura
“Naz ehli” denirdi, bunun gibi kullara
30.06.2006
Ali Varol
|
|
Seninle Kalbimiz
Bir ayet indi ki göklerden
Sahabenin iflahı kesildi
Her şeye güçleri yetmişti bir zaman
“içki haram”
Düşünmeden fıçıları devirdiler
“Cihat” emri geldi
Ardında yetim çocuk bırakma pahasına
Et gibi doğranmaya gittiler
Gittiler ve bir daha dönmediler
Şimdi ise, iş bir başka ciddiydi
Gelen ayet, Bakara iki yüz seksen dört idi
İman edilen Allah
Dil ile söylenenin dışında
Kalpten geçeni de biliyordu
Eyvah!
Hem de ne eyvah!
“Düşünceleri bile biliyor
İman edilen Allah”
Buna bir çare lazımdı
Çünkü
Her kalpte bir fenalık
Bir beşeriyet yatıyordu
Toplanıp sana geldiler efendim
Huzuruna vardılar diz çöktüler
Çok zorda olsa, şunu dediler
“Ey Allahın resulü
Namaz, oruç, cihat, sadaka
Gücümüzün yeteceği amellerle
Mükellef olduk hepimiz
Şimdi ise bu ayet indi
Hâlbuki, bizim buna gücümüz yetmeyecek”
Efendim, onların çehrelerine baktın
Manalı bir anlam çaktın
“siz de, sizden önceki kitap ehli gibi
Duyduk ve karşı koyduk mu demek istiyorsunuz?
Duyduk ve uyduk, ey Rabbimiz gufranını dileriz
Dönüş ancak sanadır” dedin
Sana gelenlerin kalbi diri
Yıkanıp gidiyor gönüllerin kiri
Ey sevgili
Mescitte bir bir sahabeye baktın
Sanki hepsi ağlıyordu
Sen dayanamadın, mana âlemine süzüldün
Bir işaret bir vahiy bekliyordun
”İş kolaylaştı” demek istiyordun
Sahabenin başı öne eğik
“Duyduk, işittik, iman ettik” dediler
Rengin öylesine solmuş
Benz’in öylesine sararmıştı ki
O an belki arz yerinden oynadı
Kainat, mescitle bir ağladı
Ey efendilerin efendisi
Sahabenin yüzüne baktın
Kâinatta her şeyin sustuğu an
Sen konuştun, iyi ki konuştun
Ayetlerden iki ayet okudun
Dizlerinin bağı çözülmüş sahabeye
Sadakat şerbeti sundun
Üstünden asırlar geçti
Senin yokluğunla perişanız
Sen yine de üzülme efendim
Mescitte ki sözümüze sadığız
Yığın yığın günahlarla olsak da
Zaman zaman gözyaşımız kurusa da
Kırılma bize, darılma ey Sevgili
Yüz çevirme bize
Sözümüz var Rabbimize
Sen de şahitsin akdimize
“duyduk, işittik, iman ettik biz”
Artık masiva ya dalıp gitmeyiz
Seninle çünkü kalbimiz
Ali Varol
Beytullah
Çok uzak bir yerdesin
Kokun geliyor yurduma
Taştan örülmüş duvarlarınla
Aydınlatıyorsun gönül odamı
Yanına gelip seni koklamalıyım
Yüzümü sürüp alnımı vurmalıyım
Dertlerimi alıp savurmalıyım
Bilirsin
Üstünde ki örtünün hayranıyım
Kapındaki kilidine anahtar olayım
Ne olursun senden hiç ayrılmayayım
esved taşı olayım yanında ama
Öpülen değil
Ömür boyu seni öpen, ben olayım
Ali Varol
Âlemin içinde haya abidesi
Babası iki cihan güneşi
Kimseye nasip olmazdı böylesi
Ya Fatımat’uz Zehra
Hanay evde yetişti büyüdü
Hiç yılmadı ne sıkıntılar gördü
Boş durmadı hep ibadetle meşguldü
Ya Fatımat’uz Zehra
Gelinlik çağı geldi Mekke ilinde
Babası verdi Allahın aslanı Ali’ye
Olgunlaştı artık çıktı zirveye
Ya Fatımat’uz Zehra
Hüzün günleri geldi çattı
Allah resulü hastalandı yattı
Anam viran oldu çığlıklar attı
Ya Fatımat’uz Zehra
Allah resulü mabuduna kavuştu
Anam hicranla yandı kavruldu
gençliğini doymadan uyudu
Ya Fatımat’uz Zehra
İlla hay a, edep derdi
Gözlerini semaya dikerdi
Yaş yirmi beş, kemale erdi
Ya Fatımat’uz Zehra
20.07.1993
Ali Varol
|
|
|
|
|
Son/suz Durak
Herkes istediğini yapmaya muktedir de olsa
Bir merci de bir vakit, fren sıkacak sonra
“Amelin sandığı” denilen, yer sofrasında
Herkes yiyecek, kumanyasında ne varsa
26.06.2006
Ali Varol
Vahhab 'Karşılıksız Veren'
Jüpiter tapınağı önünde
İki yakışıklı adak
Önce siyahı, sonra diğeri kesilecek
“tanrılar adak istiyor”
hep de isteyecekler
sen vermekten bıktıysan
hep verene yönel
24.06.2006
Ali Varol
***İsteyene Verilirmiş***
Derviş âşık oldu Leyla’ya
Hocası çağırdı sordu
“Leyla’yı seviyor musun? ”
Çıtı çıkmadı zavallının
Başını öne eğdi edep etti
Sukut edip hocasını dinledi
“Çok seviyorsan Leyla’yı
Odana çekil tespihinle
Sabaha kadar zikir et Leyla’nı
Geldiğinde haber ver, tamam mı? ”
Derviş, destur alıp odasına çekildi
Sabaha kadar “Leyla” dedi
Tan yeri ağarmıştı ki
Leyla kapıdan içeri girdi
Bir soluk koştu hocasına derviş
Hocası duruma vakıf “dinle” dedi
“Sabaha kadar Leyla değil de
Mevla deseydin ey evlat
Mevla gelirdi sana bu sabah”
Derviş utandı, şaşırdı, bakıp kaldı
Özür diledi destur alıp ayağa kalktı
Anladı ki, bu gecenin dersi
Yürekten istenilen her şeyin
Bir bir verildiğiydi
30.06.2006
Ali Varol
Azar etme Efendim
Kimse istemezdi
Kaşlarını çatıp geçip gitmeni
Zaten, geçmedin de
Sanki bir vakit azarlasan
Sonra anlamlı bir mana çaksan
Başımızı öne eğerdik ama
Dik durmamızı öğrettin bize
Belki hak ettik bilinmez ama
Ümmetin inliyor enkazın altında
Serzeniş değil, haddime mi düşmüş
Çöl sıcağında ümmetin üşümüş
El aman, aman demek düştü bize
Aynı yangın içinde, biz bize
Başımızı çevirsek, şuradasın sen
Boynumuzda kulunç birde inat
Bu inat niye bizde? Bir söylesen
Bin azar işitsek belki yeriydi
Sen ki şefkatin mimarı
Azar etmekten beriydin
Dinmiyor şu “zaman” ile kavgamız
Zaman içinde eylemler hayâsız
Biz çok mahcubuz senden öte de
Başımız öne eğik kulunç düştü enseye
“Hadi” desin yürekler, “hadi” desin âlem
Doğrulsun sevdamız dile gelsin
Çenemizin altına yüreğimizi koyduk
Son bir umutla yüzüne bakıyoruz
Tebessümünü arıyor gözlerimiz
Kaşlarını çatma efendim
Çünkü biz, hepimiz
Azar etmeni alışkın değiliz
Ali Varol
Tavafuk
Yüce yaratıcının iradesiyle
Meydana gelen her buluşmanın adı
Tesadüf değilde, tevafuk ise
Ki öyle...
Göz göze gelmemiz, sevmemiz
Tesadüf mü sence?
27.06.2006
Ali Varol
|
|