|
Makale Köşesi
Rabbimiz Ayet-i Kerimede Meâlen
Talut, ordu ile hareket edince dedi ki "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır). Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok. dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.
Daha önce paylaştığımız yazıyı hatırlarsak, İşmuil (as) İsrail oğullarına bir melik göndermesi için Allah’ü Teala hazretlerine dua ettiğini ve onunda belli başlı alemetleri olduğunu ve neticede o gavme melik olduğunu hatırlatarak başlayalım.
Şimdide Ayeti celilenin ışığında Talutûn hükümdarlığına bakalım. Diğer bir deyişle Ayet-i celilenin Tefsirine göz atalım
İşmoil AS, Allah-ü Teala ya dua ettiğini ve Cenabı Hak onlar üzerine savaşı farz kılarak, kumandan olarak da Talut’u seçtiğini öğrenmiştik.
Fakat ne var ki İsrailoğulları, Talut’un kendilerine hükümdar olmasını kabullenemeyip O bize karşı nerden melik olacak? Halbuki biz melikliğe ondan daha layığız, melik olmak ondan ziyade bizim hakkımız. (ayrıca) ona bir mal genişliği de verilmiş değil, demeye başladılar.
İşmoil AS
Şüphesiz, Allah onu sizin üzerinize beğenip seçmiştir. Ona ilimce, kuvvetçe de bir üstünlük vermiştir. Allah mülkünü kime dilerse ona verir. Allah vâsî ve alimdir, buyurarak onları ikaz etti. Buna rağmen Talût’un Allah tarafından seçilmiş bir emir olduğuna dair alamet istediler. Alamet, mukaddes emanetlerin bulunduğu sandığın getirilmesiydi. Talut, Allah’ın izni ve yardımıyla mukaddes sandığı getirince artık emirliği katileşti.
Talut, İsrailoğulları’ndan yetmiş veya seksen bin kişilik büyük bir ordu hazırlattı.İçlerinde Davud A.S.’ın da bulunduğu bu orduya (YUKARDAKİ AYETİ KERİMENİN MEALİNİ) Muhakkak Allahü Teala sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Binaenaleyh ondan her kim içerse benden değil ve her kim ona ağzını sürmezse o şüphesiz bendendir. Benim askerimdendir. Ancak eliyle bir avuç alan müstesna. Bu kadarına ruhsat var. Doğrudan doğruya ağızla nehirden içmeğe müsaade yok. dedi.
Burada oturup düşünmek lazım diye düşünüyorum. Yani başımızı iki elimizin arasına alıp tefekkür etmemiz gerekiyor. Ordu, iki, üç günden beri susuz, susuzluktan kırılacak, tabiri caizse bayılacak ama komutan diyor ki Ayeti Celile'dede geçtiği üzere. Bir avuç su, kendisi içer, hayvanını içirir, hizmetçisi içer. Aman dikkat edin fazlasını içmeyin hââ...O halde gerçek şu ki, ne zaman ki savaş yazıldı, emir verilip iş kesinlik kazandı, geri döndüler. Hareketleri, sözlerine uymadı, sözlerinde durmadılar, emre riayet etmediler. Savaş alanına gelirken yüz çeviriverdiler. Ancak içlerinden birazı müstesna bir makâm, mevki kazandılar ki yakında görüleceği üzere bunlar, bir avuç su ile yetinenlerdi. Azlıklarına bakmadılar, sebat ettiler ve muzaffer oldular.
Az cümle özetleyecek olursak komutanın, melikin veya padişah'ın her neyse sözünü dinleyen kurtuldu, felaha erdi. Onlarla savaş kazanıldı...O halde şu ortaya çıkıyor. Emîrinin ,büyüğünün, abisinin (bunu çoğaltırız) sözüne itâat edip sözünden çıkmayan, sözünü, buyruğunu, emrini dinleyen hiç şüphe yok ki kazanıyor,mükâfatlanıp mekam ve mevki sahibi olduğunu gördük. Buna şahit olduk. Velev ki o işin, fiilin sonu bizim tarafımızdan kötü olsada, iyi olmasada. Onlar, nasıl ve ne gibi olacağını bilmektedirler. Onlar kendi kafalarından bir şey söylemezler. Tabiri caizse onlar verilen emri bize iletirler. İşte tam burda bize iş düşmektedir. Oda o büyükleri iyi okumak, anlamak kalbimize yerleştirmek, anlamak düşüyor Bizler bıkmadan, yutkunmadan, içimizde hiç bir zan acaba olmadan kabullenirsek kabul edersek kazanırız. Tıpkı yukarda ve aşağıda olduğu gibi. Lakin içimizde ufacık bir tereddüt, acaba, sanki, veya şöle olsaydı vesaire vesaire olursa o anda kaybetmişizdir,Sefillerin sefili olmuşuz demektir. Allah muhafaza buyursun o hallerden.
Talut, bir emîr olarak bu emri verirken, ordusu, ırmağa varır varmaz, içlerinden çok azı hariç, emri dinlemeyip sudan içmeye başladılar. Emre itaat, mütebeat edenler ise sadece birer avuç su içtiler. Bu su ile, susuzlukları gidip hararetleri söndü. Bir avuçtan fazla içenler ise, nehrin suyundan içtikçe hararetleri arttı ve dudakları kararmaya başladı. Sudan çokça içmekte bir fayda görmedikleri gibi, kalplerine şiddetli bir korku düştü. Nehri geçmeye dahi cesaret edemediler. Korkaklık ve perişanlık içinde. Bu gün bizim Calut’a ve askerlerine harbedecek tâkatımız yok deyip geri döndüler. Allah’a mülaki olacaklarına kani olanlar ise şu cevabı verdiler Nice kerreler azıcık bir bölük bir çok bölüklere biiz nillah galebe çaldılar, Allah sabırlılarla beraberdir. Böylece orduda emre sadık olanlarla, isyankarlar birbirinden ayrıldı.
Talut, 313 kişilik sadık bir ordu ile nehri geçip düşman üzerine hareket etti. Talut ve beraberindekiler, kum gibi kaynayan düşmanın çokluğunu ve hazırlığını müşahede edince, hepsi birden, kuvvet-i kalb ile Allah’a şöyle yalvardılar Ya Rabbena! Bize sabır yağdır, Ayaklarımıza sebat ver ve bizi kâfirler kavmine karşı muzaffer kıl.
Çok geçmeden o kafirleri Allah’ın izniyle bozguna uğrattılar ve Davud AS Calut’u öldürdü. Allah Davud AS’a hükümdarlık ve hikmet-i nübüvvet ihsan etti. Bütün İsrail oğulları Davud AS’a sımsıkı bağlandılar.
İşte bu ve buna benzer vakıâlar tarihimizde mevcuttur. Bedir savaşı, Hendek savaşı Ankara meydan muharebesi, Hızırımda sensin hazırımda sensin dediği, vesaire, vesaire....
Yani Ey Adem oğlu, ey insanlar ey şehirliler, ey kasabalılar ey köylüler diye bizleri ikaz edip, kendisine çeki düzen versinler,hal ve hareketlerine dikkat etsinler diye
Cenab-ı Hak bu hadiseyi ümmet-i Muhammed düşünüp ibret alsın diye bizzat kur’an-ı keriminde zikretmişlerdir...
alicinan
Özlü Sözler
ULAŞAMADIĞINIZ NE VARSA ORAYA
GİDEN BİR YOL VARDIR
HER ŞEY ELE GEÇİNCE HAYALDAKİ KADAR GÜZEL DEĞİLDİR
BENİ UYUŞTURURSANIZ SİZİ NASIL YÖNETEBİLİRİM (beyniniz)
BİR İYİLİK ETMEK İSTİYORSAN SİGARAYI BIRAK
ALTIN ATEŞTE İNSAN MİHNETLE BELLİ OLUR
GELMEK İRADET İLE GİTMEK İCAZET İLEDİR
SU HER ŞEYİ TEMİZLER LAKİN YÜZ KARASINI TEMİZLEMEZ(mecazi)
BİLGİNİN EFENDİSİ OLMAK İÇİN ÇALIŞMANIN UŞAĞI OLMAK ŞARTTIR
YERİNDE SÖZ SÖYLEMESİNİ BİLENLER ÖZÜR DİLEMEK ZORUNDA KALMAZLAR
GÜZEL BAKAN GÜZEL GÖRÜR,GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR,GÜZEL DÜŞÜNEN HAYATTAN LEZZET ALIR...
EŞİNİ BEĞEN AŞINI BEĞEN İŞİNİ BEĞEN AMA
KENDİNİ BEĞENMEEEEEEEE...
=EVLİYANIN ULAMANIN MÜBAREK SÖZLERİ=
Bizim bu alemde biricik gayemiz var o da Ümmeti Muhammedin evlatlarinin kalbine Füyüzati Muhammediyye-i asilamaktir...
BENiM SiZi TERK ETMEM ACABA iMKAN MUTESAVVERMiDiR.O TARAFTAN TERK VAKi OLSADA, BUTARAFTAN TERK EBEDA MUTESAVVER DEGiLDiR.SiZiN ÖYLE BiR TEHAYYÜLDE BULUNMANiZ BENi BÜYÜK BiR RiKKATE GETiRDi.BENiM SiZLERDEN BAsKA KiMiM VAR Ki;KALBiMiN HUBBU HAASSiNA MAAKES OLA..
Benim evlatlarim guvercine benzer: Bir guvercin bir yerde karnini doyuracak bir rizik buldumu hemengelir arkadasina haber verir,onuda goturur beraber yerler.imami rabbani evlatlarida manevi rizki beraber yerler. istidadatli ve kabiliyyetli kardeslerini , bulduklari manevi riziktan haberdar ederler .yalniz nefislerini gostermezler...
Sizler bizi bulamazdınız, ancak alem-i ervahda kimlerin ruhları ruhumuzla tanışmışsa onlar bizi bulurlar
İmam-ı azam Ebu Hanife Hazretleri birgün talebeleriyle giderken hokkabazın biri halka hokkabazlık numaraları gösteriyormuş. İmam-ı azam Hazretleri talebelerine dönmüş demiş ki ;Evlatlarım! Bu kimse süfli biridir süfli mesleğini süfli dünyaya alet ediyor. Benim size öğrettiğim ilim ise ulvidir. Siz bu ulvi ilmi dünyaya alet edecek olursanız buhokkabazdan daha süfli olursunuz.; Buyurmuşlar...
|