|
ENVER GÖKÇE ÜSTÜNE YAZILANLARDAN:
__________________"Sevgili Enver GÖKÇE'nin anısına saygıyla.."
______________________________________________
TÜRKİYEM
Senin emekçin olaydım
şen olası türküsü
dost kokusu, dost selamı Türkiye
Ankara / 1945
YAŞAMI
YAPITLARI
Dost Dost İlle Kavga (1973)
Panzerler Üstümüze Kalkarlar (1977)
Eğin Türküleri (1982, DTCF bitirme tezi, ölümünden sonra)
Enver Gökçe Yaşamı ve Bütün Şiirleri (1981,ölümünden sonra)
DOST DOST İLLE KAVGA / ŞİİRLERİ
______________________________________________
01 39 Harbi
02 1909 - 1946
03 Ağıt
04 Ah Len Ah
05 And Olsun Şart Olsun
06 Başlangıç
07 Bir Alıp Satıcı Gönül
08 Bir İhtiyar
09 Bir Kalleş Düzenci Geceden
10 Bir Milli Kurtuluş Türküsü
11 Bizim Caddelerimizde de
12 Böğürtlen Köklerinden ve Yarpuzlardan
13 Bu Balaban'ın Dünyadan Göçtüğüdür
14 Cevahir Yürekliler
15 Dayan Ha Yıkılma
16 Dost
17 Dönerdi Türbinler Döner
18 Fakültenin Önü
19 Gelmeyen Bahar
20 Gök Mustafa
21 Görüş Günü
22 Göze Göz Dişe Diş
23 Gözüm Başım Üstüne
24 Hastir Lan!
25 İbrahim
26 İlk Adım
27 Kardeşlik Acıları
28 Karlı Kabalaklı Dağ
29 Keban Dedikleri
30 Kısrağa Aştı
31 Kimi Göbek Toplar Kimi Madımak
32 Kirtim Kirt
33 Köylülerime
34 Külli Topraksız ve Horlanmış
35 Memleketimin Şarkıları
36 Meri Kekliğim
37 Mürettip Hasan
38 Ne Fayda!
39 Onlar Yoksul Eti Yerler
40 Oy Beni
41 Panzerler Üstümüze Kalkar
42 Rotatifler Grayderler Dozerler
43 Sağda Gider
44 Turan Emeksiz
45 Uy Kirpi Kız Kirpi
46 Uyan Alim
47 Vatandaş
48 Ve de "Gavur İçinde Yesirdiler"
Yarım Şiirler
49 Yıldız Boklarıdır Üşüşür
50 Yusuf ile Balaban Destanı
Enver Gökçe'yi Yeniden Okurken
Sennur Sezer
______________________________________________
Enver Gökçe'nin çelişkilerin altını çizen şiirinin kökleri doğup yaşadığı bölgenin türkülerinden oluşuyor.
Enver Gökçe'nin sanat üzerine yazıları, yarım kalan şiirleri Bütün Şiirleri başlığıyla ölümünün 20. yılında tekrar yayımlanıyor.
'İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür. Sanatçı bizi nasıl düşündürmüşse öyle yaşamıştır. Ve bizleri de o türlü bir yaşayışa ve düşünceye çağırmaktadır. İnsan yaşayışının mahiyeti ve ortak özelliği budur.' Enver Gökçe'nin Yeryüzü dergisinde yayımlanan 'Sanat ve Sanatçı Üstüne' başlıklı yazısındaki bu bölüm, şairleri, özellikle Enver Gökçe'yi çözümlemek için önemli bir ipucu. Şairin şiirleri nasıl yaşadığının, bize neler düşündürmek istediğinin bir yansımasıysa, Enver Gökçe'nin Bütün Şiirleri'nde görüntü ne? Bu sorunun ikili bir yanıtı var bence. Bir yanda 'Gülden ağır söylenemiyecek' bir sevgili, bir yanda 'kan gider, kan revan' bir yaşamak. 'Bir yanda ölüm / Hayırlıydı / Yaşamaktan / Bir yanda / İçi sevdalarla / Dolu / Yemyeşil / Bir daldı' hayat.
Enver Gökçe (1920 - 1981), biz 60 Kuşağı'nın, söylencesiyle tanıdığı kişilerdendir. 1962'de Pablo Neruda'dan çevirdiği şiirler kitaplaştığında, bu şiirlerin çeviricisinin usta bir şair olduğu seziliyordu. Bu şairin şiirlerini okumak istediğimizde, bu şiirlerin çoğunun hapishane günlerinde yitip gittiğini öğrenmiştik. Gündeme gelişi, kitaplarının yayımlanışı 70'li yılları buldu: 'Dost Dost İlle Kavga' (1972), 'Panzerler Üstümüze Kalkar' (1977). Bu yıl Evrensel Basım Yayın, sanat üstüne yazılarını, yarım kalan şiirlerini, bu kitaplarla birlikte Bütün Şiirleri başlığıyla yayımladı. Kitapta yer alan Yusuf ile Balaban Destanı, günümüzde yeniden okunduğunda değişik bir görünüm kazanmakta :
'Ve döne döne ateş / Döne döne madde /.../ Döğüşe döğüşe madde / Değişe tokuşa madde / Öyle bir vakte erdi ki devran / Döne döne esir / Döne döne gaz / Döne döne atom / Döne döne madde / Döğüşe çekişe madde / Ve zaman değişe değişe / Yosun titreşe, yeşilleşe / Işık dura değişe'.
Gazlar dönmekte, bir bulutsu oluşmakta. Bir gezegen mi yoksa bir samanyolu mu? Şairin neredeyse gürültü ve ışıltıyla yansıttığı bu oluşuma nereden geldik? Bir kıyamet görüntüsünden : 'Gökler yarıla dürüle / Dağlar savrula devrile / Kırıla döküle yıldız / Sular evrile çevrile'.
Enver Gökçe doğanın zincirlerinden boşandığı bir değişim anını anlatmaktadır. Bir yanda var olan bir dünya yıkılmakta, öte yanda
ışıldayarak yeni ber dünya doğmaktadır.
Bu kıyamet görüntüsü, bir başka görüntüyle noktalanır : 'Öyle bir vakte erdi ki devran / Ha dedi kırdı zincirini / İçerdeki adam / Demir bağrışa bağrışa / Zindan çağrışa çağrışa'.
Zindanda, zincirlerini kıran destan kahramanı Yusuf'tur. Yusuf, zincirlerini kırışını, dört kitaptan daha büyük olduğuna inandığı şu görüşle açıklar: 'Demek su kimin / Toprak kiminse / Motor, elektrik ve ışık kiminse / Demek sultan odur. Demek insan bölük bölük / Yaşıyorsan ölüyorsun demek / Nasıl yaşıyorsan öyle düşünüyorsun demek / Demek insan / En yüce mertebede hayvandır / Yeni anladım / Alet kullanan ve yapan'. Yusuf, 'Bir yanda / Kurtuluş savaşları / Bir yanda esaret / Bir yanda termonükleer çağ / Bir yanda balistik şirret'in yaşandığı bu dünyanın gizini, bu uyanışla anlayacaktır. Sorunları da 'Evvel madde, ahir fikir'le çözecektir.
Enver Gökçe'nin, bir düşünceyi bu kadar akıcı bir dille ve sinema benzeri görüntüyle yansıtmasının altında şiirinin köklerinden birinin doğup yaşadığı bölge türküleri oluşunun da payı var kuşkusuz. Evrensel Basım Yayın'ın Bütün Şiirleri ile birlikte bastığı 'Eğin Türküleri', onun bir gençlik çalışması. Bu çalışma halkbilim açısından olduğu kadar şiirsel açıdan da önemli. Doğduğu coğrafyanın türkülerini, bu türkülerin doğuş nedenlerini inceleyişi onun yeni türküler yazmasına olanak sağlamıştır. Gap suları altında kalan topraklar için yeni ağıtlar : 'Munzurum / Pus / İçinde / Savrulur / Karla / Rüzgarla / Aşağıda / Domates / Biber / Fideleri / Çalışır / Derin / Kuyularda / ... / Ve / Keban / Dedikleri / Bir / Küçük / Şehir / Yediğim / Ağu da / İçtiğim / Zehir / Oy kurban / Ölem / Ben / Ölem / Kuytularda'(Keban Dedikleri) 'Hepten / Suya / Verdik / Çünkü / Suyu / Yoktu / Toprağı / Gazı / Tuzu / Işığı / Yoktu / Bu / Köyleri / Suya / Verdik / Eli/ Ayağı/ Tekerleği / Kağnısı/ Yoktu/ Ve / Atı / Arabası / Yoktu /Bir / Kaç / Kıl / Keçi / Bir / Torba / Çökelik/ Ve / Tulum / Peynirine / Hasrettiler' (Ve De 'Gavur İçinde Yesirdiler') Enver Gökçe, yine bir çelişkinin altını çizer. Bir yanda suya verilmiş ışıksız köyler, bir yanda suya verilen köylerin oluşturduğu barajlarda
'türbinler döndükçe' hançer hançer
ışıklar... Belki bu çelişkiyi çözmek içindir 'Tortop edip Fırat'ı' göğe savurmak,
'Kanlı görkemli Munzur'u' sapından tutup yere çalmak istemesi. Çünkü, her şey insan için olmalıdır. 'Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm / Biz olmasak üzüm göz, kömür göz ela göz / Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak / Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday, / Ayın on beşi, / Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahyanın çinisi / Yani bizsiz / Anne dizi, kardeş dizi yar dizi / Güzel değildir'.
Enver Gökçe'nin şiiri, bugün de çelişkilerin altını çiziyor. Termonükleer çağ da, balistik şiddet de sürüyor çünkü. Ama Enver Gökçe, çelişkilerin gizlerini fısıldıyor kulağımıza, yılgınlığa düşmeyelim diye: 'Ne bizden geri, deniz aşırı şarkılar, / Ne tadılır ne bölünür nimetler bizsiz / İnan kardeşim inan / Ne yalan bu dünya / Ne insan fani'...
***
KİRTİM KİRT
Can yoktu ki sevdalara düşe,
Kurt yoktu ki kızıl kana üşe
Yoktum ki yol geçe
Yoktun ki haber ulaşa
Gül yoktu ki, dal yoktu ki...
Ve döne döne ateş
Döne döne madde
Gökler yarıla dürüle
Dağlar savrula devrile,
Kırıla döküle yıldız
Sular evrile çevrile
Döğüşe döğüşe madde
Değişe tokuşa madde
*
Öyle bir vakte erdi ki devran
Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döğüşe çekişe madde
Vuruşa vuruşa madde
Ve zaman değişe değişe
Yosun tireşe, yeşilleşe
Işık dura değişe
Öyle bir vakte erdi ki devran
Ha dedi kırdı zincirini
İçerdeki adam
Demir bağrışa bağrışa
Zindan çağrışa çağrışa
Şöyle buyurdu ki Yusuf
*
Dört kitaptan daha büyük:
'Demek bu hayat,
Önce sana bana yük
Demek su kimin
Toprak kiminse
Motor, elektrik, ve ışık kiminse
Demek sultan odur.
Demek insan bölük bölük.
Yaşıyorsan ölüyorsun demek
Nasıl yaşıyorsan
Öyle düşünüyorsun demek
Demek insan
En yüce mertebede hayvandır
Yeni anladım
Alet kullanan ve yapan.
Tilki tarlayı masallarda sürer,
*
Manyetoyu çevirmez tavşan.
Devril başımdaki kader
Dökül dilimdeki yalan
Tutuş beynimdeki kibrit
Kirtim kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt'
Bir yandan demirciler
Demir döğer denge denk
Bir yandan boyacılar
Boya vurur renge renk
Bir yanda
Kurtuluş savaşları
Bir yanda esaret
Bir yanda termonükleer çağ
Bir yanda balistik şirret
Evvel madde
Ahir fikir
Dolan göğümdeki hava
Salın proleterya
Geber başımdaki bit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
kirtim kirt
(*) Kirtim kirt: Halı tezgahlarının
çalışırken çıkardığı ses.
EĞİN TÜRKÜLERİ
Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın,
2001, 134 sayfa, 3.000.000 lira
BÜTÜN ŞİİRLERİ
Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın,
2001, 164 sayfa, 3.500.000 lira.
Radikal Kitap, 28 Aralık 2001
Cumhuriyet 19.11.2004
ENVER GÖKÇE'NİN ANISINA
Kırık sözcükler
ARİF DAMAR
''Senin emekçin olaydım
şen olası türküsü
dost kokusu dost selamı Türkiye''
Enver Gökçe, 1945
''Dost kokusu''nu duyan Enver Gökçe için
Bir düş aydınlığında,
orda,
19 Kasım'da
''Ses'' yükselir,
çınlar,
dağılırken:
''Adımıza acıyı yüklendi''
hemen
iki adımlık yerde
ayaktaydı sanki.
Titreyen eliyle gözlüğünü bastırıyor,
''dost selamı''nı, ''dost kokusu''nu içine çekiyordu.
Duvar yıkılıyor,
yüreklerimizdeki
kapıların kanatları küt küt vuruyordu
Kendimizi sevmiyorduk.
Bambaşkaydı,
eskisi gibi değildi,
Kent'e dönerken geçtiğimiz yerler, sokaklar.
Düşle gerçeğin,
ölümle yaşamın kesiştiği ince yolu izlemiştik bilmeden.
Enver Gökçe de yanımızda yürüyordu sanki
Birlikte dönüyorduk
Yitirdiğim bir şiirimden dizeler:
...
Süngümün beyazına vuran güneş
Demir parmaklıklara da vurmuştur
Ben nöbetten
Onlar geceden kurtulmuştur
Melahat dersen el aynasında
Saçını taramış
Güneşe karşı durmuştur
1948, Erzurum
***
Bir mektubu, 1974
''...Arifciğim,
...
Herkesten, her şeyden uzağım, elim yetmez
sözüm sürmez kardeşim. Buralar iyice kışladı
Artık soğuk yatağıma çekilirim.
...
Adresimi yazayım
E.Gökçe
Çit köyü halkından
Aşutka-Kemaliye
...
Not:
Arif, bana A. Arif'in 5'inci baskı
kitabından bir adet postala
...''
Enver Gökçe öldü
Altmış gün geçti
Yakında değil artık
Yanlışsız görebiliyorum
Açık seçik dikiliyor işte
Ama niçin kan içinde
Oysa eceliyle öldü
Sessiz sakin
Kendi evinde
1982
* 23 yıl önce bugün yitirdiğimiz değerli şair Enver Gökçe'yi saygıyla anıyoruz.
Enver Gökçe Anıldı
31 Aralık 2001
1940 kuşağının toplumcu gerçekçi şairlerinden Enver Gökçe, şairin kitaplarının yeni basımlarını yapan Evrensel Basın Yayın'ın düzenlediği bir programla, 27 Aralık günü Barış Manço Kültür Merkezi'nde anıldı. Çağrısında 'Yitirişimizin 20. yılında Çit Köyü halkından, sair, sosyalist Enver Gökce'yi alçakgönüllü bir toplantıyla anıyoruz' cümlesi bulunan toplantıyı 200'ü aşkın kişi izledi.
Kemaliye Folklor Turizm Derneği Korosu'nun Eğin türküleriyle katıldığı anmada Lütfü Özgünaydin'ın 'Çit Köyü'nden Çıktım Yola' adlı bir dia gösterisi yapıldı. Kemaliye/Eğin türküleri ve bölgeyle ilgili görüntüler, Enver Gökçe şiirinin kaynakları için somut veriler sunuldu dinleyicilere.
Evrensel Basım Yayın'ın Genel Yayın Yönetmeni Hayri Erdoğan toplantıya katılanlara yaptığı hoş geldiniz konuşmasında, toplumcu gerçekçi edebiyatın günümüz için önemini vurguladı.
Türkiye Yazarlar Sendikası İkinci Başkanı Aydın Hatipoğlu, Enver Gökçe'yi ve onun kişiliğini, 1960 kusağıyla olan ilintilerini anlattı. Tahir Abacı, 1977 yılında Enver Gökçe için duzenlenen 35. yıl gecesini ve şairin Çit Köyü'ndeki evini, Sennur Sezer de Enver Gökçe şiirinin günümüzde de güncelliğini koruyuş nedenlerini anlattı. Mehrizat Poyraz'ın Enver Gökçe şiiriyle Eğin türküleri ilişkisini irdelediği konuşma ve şiirlerden örnekler ilgiyle izlendi.
Ani bir kalp rahatsızlığı yüzünden toplantıya katılamayan konuşmacı İhsan Atar ve İzmir'de olduğu için toplantıya gelemeyen Muzaffer İzgü'nun mesajları ile toplantıya son verildi.
MHA/İSTANBUL
http://www.ozgurpolitika.com/2001/12/31/allkulb.html
Enver Gökçe’ye Saygı
27 Aralık 2001
Şükran Kurdakul
Enver Gökçe’nin ölümü çok erken yıpranma süresine girmiş (sokulmuş) bir yaşamın son direnç belirtilerinin kesilmesi olayıydı.
Özellikle 1978’lerden sonra artık bir borcu öder gibi yaşamak zorunda kaldı Enver.
Sessiz. Alabildiğine içe dönük ve ne düşündüğü somutlanamayan.
Kaç kez, yılların örter gibi olduğu acılara inerek bir şeylerin dışa vurmasına yardımcı olmak istedim konuşurken. Ya bir iki sözcükle kısa, kırık tümcelerle andı o yılları, geçti. Ya da sustu.
O acılar içinde gizli kalmış gerçekleri, zamanın silip götüremeyeceği utkuları, utkularımızı anımsatarak kendi tarihinden bir yeniden yaşama tadı bulup çıkarsın istedim.
Başaramadım.
Yıldan yıla ilerleyen hastalığın etkisine boyun eğerek, istencinde doğan boşlukların acısını duyuyordu belki. Ama kötümserliğe düşüp gelecekten umudu kesmiş olarak geri çekilmedi. Aksine, damarlarını yiyen hastalık biraz rahat soluk alma olanağı vermişse hapislere düşmeden önceki yılların insanına özgü zenginlikleri kazanıverdi yeniden.
1977’de Sofya’da bir hastahane odasında bulduğum Enver, memleket hasretine karşın bu zenginlikleri bilincinde yeniden duymanın sevincini yaşıyordu.
Şiiri ile, değerlerinin tadını çıkarma mutluluğu ile ve en önemlisi geleceğe yönelik amaçları, düşleri ile...
1948’lerde Ankara’nın Onbeşinci Yıl Kahvesi’nde tanıdığım Enver Gökçe, dinamiğinden çoğu Gün, Ant, Söz dergilerinde yayımlanan şiirleri çıkaran adamdı.
Şimdi kitaplarında da okuma olanağı bulduğumuz bu şiirlerin en belirgin özellikleri, sanırım, yüksek düzeydeki ses güçleridir. Bilirsiniz, haykırı ögelerine dayanmamışsa ses şiirin gelişim süreci içinde yeni coşkulara kaynaklık eder.
Bence, şairin bildirisini dışarıdan iletilen bir araç olmaktan çıkaran da bu özelliğe bağlı becerileridir.
Enver Gökçe, kendisini geniş ölçüde bildiriyle yükümlü tuttuğu için, yer yer ölçü ve uyak gibi olanaklara da başvurarak şiirini kurmaya çalışırken sesini bulmuştur. Bu sesin oluşumunda kuşkusuz geleneksel halk şiirimizin kaynaklarının yapıcı gücü vardır. Kendisi de bilir bunu.
Bir konuşmasında bu gerçeği şöyle vurguladığını görüyoruz:
“Türk dilinin bütün kollarını inceledim: Türkmence, Kırgızca, Karaimce, Göktürk ve Oğuz lehçeleri ve İstanbul ağzı... bunlar arasındadır. Ayrıca gene dilimizin güzel örneklerinin bulunduğu Dede Korkut gibi destansı halk hikayelerini de saymak gerekir. Ben isterdim ki, şiirim halkımızın bir türküsü, bir ‘Hoyrat’, bir ‘Ela Gözlü’, yahut bir ‘Bozlak’ gibi ezgili bir şekilde okunabilsin. Ta ilk zamanlarda, şiire başladığım ilk zamanlarda bile bu düşüncede idim. Bu yolla şiirlerimin daha bir etkin ve vurucu olma niteliğine varabileceğini sanıyordum. Bütün çabalarım bu yönde gelişmiştir. Şiirde halk söyleyiş olanaklarından yararlanmam doğaldır.”
Enver Gökçe şiirinin bir önemli özelliği de duyarlık ve coşkunun, inandığı öğretinin belirlediği temaları zenginleştirmesidir. Geçmiş, yaşanan ve gelecek bir sürecin birbirini tamamlayan öğeleri olarak görünür bu şiirde.
Kimi, “Bir İhtiyar” (Söz dergisi, 1946) örneğindeki gibi öykü-şiir niteliğindeki parçalarda toplumsal olay,
şiirsel ögelerle iç içe sergilenirken destanlara özgü özellikler çıkar karşımıza:
Gidiyorlar,
Atları, terkileri
Göğüslerinde gümüş köstekleri
yoktur.
Gidiyorlar,
Baş açık, yalınayak, ardı arkasına
Ümitten gayri ekmekleri yoktur.
Kimi de toplumsal olayların biriktirdiği öfke ve tepkilerin işlendiği Memleketimin Şarkıları, İlk Adım, Dost vb. şiirlerin beklenmedik parçalarında bir, iki... beş dizeyle, daha önce hiç bilmediğimiz lirizm örnekleri vurur duyarlığımıza:
Söyle türküler yadigârı kardeş,
Söyle ağrılar yadigârı kardeş...
Enver Gökçe’nin, 40’lı yılların sınıfsal konumu içindeki insanı arayan edebiyat anlayışına koşut olarak geliştirdiği şiirin temelinde özgünlük vardır, içtenlik vardır, yiğitlik vardır.
Ölümler ister istemez eski yılları, eski yıllardan kalanları konuşmaya, zorluyor bizi.
Eski var.
Eskimeyen eski var.
Parçalanmış, sönüvermiş değerleri simgeleyen eskinin yokoluşuna tarihin mezarlıkları tanıklık ediyor.
Eskimeyen eskinin verimlerini, doğasal bir olay gibi, yenide yarattığı katkılarda buluyoruz.
Şair Enver Gökçe, genç yaşındaki yaratılarıyla bile kendisinden sonra gelenlere elde ettiği güzellikleri yansıtmayı başarmıştı.
Anısına saygılar sunarım.
27/12/2001, GÜNLÜK EVRENSEL GAZETESİ
Enver Gökçe, Şiirleri Eşliğinde Anıldı
29 Aralık 2001
Şair Enver Gökçe, ölümünün 20. yılında şiirleriyle anıldı.
Şair Enver Gökçe, ölümünün 20. yılında şiirleriyle anıldı. Gökçe’nin ‘Bütün Şiirleri” ve “Eğin Türküleri” adlı kitaplarını yayınlayan Evrensel Basım Yayın tarafından önceki gece Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen anma töreni, Kemaliye Turizm ve Folklor Derneği Korosu’nun müzik dinletisi ile başladı. Kültür Merkezi’nin tiyatro salonunun tamamen dolu olduğu anma töreninde Gurbet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı Lütfü Özgünaydın’ın Gökçe’nin yaşadığı köyü fotoğraflar eşliğinde anlattı.
Evrensel Basım Yayın’ın Genel Yayın Yönetmeni Hayri Erdoğan ise Gökçe’nin toplumcu gerçekçi edebiyatın köşe taşlarından biri olduğunu belirterek, toplumcu gerçekçi edebiyatçıların devlet tarafından devamlı baskı altında tutulduklarını, bazı edebiyatçıların ise toplumcu gerçekçi edebiyatçıları kabul etmediğini söyledi. Evrensel Basım Yayın olarak toplumcu gerçekçi edebiyatçıların eserlerini yayınladıklarını dile getiren Erdoğan, “Toplumcu gerçekçi edebiyatçılara sahip çıkalım. Bu günümüzü anlamamızı yarınımızı yaşamamızı sağlar. Gökçe’nin ışığının sönmemesi için elimizden geleni yapalım” dedi.
Gökçe’nin gülümsemesi
Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Aydın Hatipoğlu da Gökçe ile ilk karşılaşmasını anlattı. Hatipoğlu, Gökçe’nin sesiz sakin, zayıf bir görüntüsünün bulunduğunu söyleyerek Gökçe’nin bu yapısını devletin üstünde uyguladığı yoğun cezaevi yaşantısı ve Sansaryan Han’daki bir hücrede tek başına geçirdiği iki yıla bağladı. Türkiye’deki edebiyatçıların Gökçe’ye borcu bulunduğuna vurgu yapan Hatipoğlu, “O bir ozandı ve edebiyatçılar Gökçe’yi 1940 kuşağı edebiyatçıları içine sokmak zorundadır” diye konuştu. Şair yazar Sennur Sezer, Gökçe’nin insanın yaşama sevincini koruduğu ve sömürüye karşı çıktığı için insanlar tarafından bu kadar çok sevildiğini kaydetti. Sezer, Gökçe’nin şiirlerini okudu.
Araştırmacı Yazar Tahir Abacı ise, 1973 yılında Gökçe ile tanıştığını anlatarak, 1974 yılında Gökçe’nin köyüne gidişini ve yaşadıklarını anlattı. Abacı, gülmez denilen Gökçe’yi burada gülerken gördüğünü söyledi.
Şair yazar Mehrizat Poyraz ise Gökçe’nin pek çok şiirini okuyarak, Gökçe’nin şiir yazarken esinlendiği konuları belirtti. Poyraz, Gökçe’nin şiirlerinde Anadolu köylülerinin içine atıldığı yoksulluğu, yalnızlığı, savaş ortamından kaçışın göç yollarına düşürdüğü insanları, ayrılıkları, tek düze yaşamı ve ölümü anlattığını belirtti.
29/12/2001, GÜNLÜK EVRENSEL GAZETESİ
Anasayfa >> Kitaplarımız >> Bütün Şiirleri ( Dost Dost İlle Kavga, Panzerler Üstümüze Kalkar )
Bütün Şiirleri ( Dost Dost İlle Kavga, Panzerler Üstümüze Kalkar )
Enver Gökçe Şiir Dizisi;
1. Baskı; Ekim 2001; Fiyatı : 6.000.000 TL
“Toplumcu 1940 Kuşağı içinde yer alan Enver Gökçe halk şiirinin verilerinden yararlanarak açık ve yalın bir anlatımla barış, demokrasi ve toplumsal adaleti savundu, kendi yaşamını bir yana bırakarak anadolu halkının acı yaşamını sevecen bir deyişle dile getirdi.”
KİTAP HAKKINDA YAZILANLAR
27/12/2001, Radikal Kitap Eki
Enver Gökçe'yi yeniden okurken
Enver Gökçe'nin çelişkilerin altını çizen şiirinin kökleri doğup yaşadığı bölgenin türkülerinden oluşuyor.
Enver Gökçe'nin sanat üzerine yazıları, yarım kalan şiirleri Bütün Şiirleri başlığıyla ölümünün 20. yılında tekrar yayımlanıyor
SENNUR SEZER
'İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür. Sanatçı bizi nasıl düşündürmüşse öyle yaşamıştır. Ve bizleri de o türlü bir yaşayışa ve düşünceye çağırmaktadır. İnsan yaşayışının mahiyeti ve ortak özelliği budur.' Enver Gökçe'nin Yeryüzü dergisinde yayımlanan 'Sanat ve Sanatçı Üstüne' başlıklı yazısındaki bu bölüm, şairleri, özellikle Enver Gökçe'yi çözümlemek için önemli bir ipucu. Şairin şiirleri nasıl yaşadığının, bize neler düşündürmek istediğinin bir yansımasıysa, Enver Gökçe'nin Bütün Şiirleri'nde görüntü ne? Bu sorunun ikili bir yanıtı var bence. Bir yanda 'Gülden ağır söylenemiyecek' bir sevgili, bir yanda 'kan gider, kan revan' bir yaşamak. 'Bir yanda ölüm / Hayırlıydı / Yaşamaktan / Bir yanda / İçi sevdalarla / Dolu / Yemyeşil / Bir daldı' hayat.
Enver Gökçe (1920 - 1981), biz 60 Kuşağı'nın, söylencesiyle tanıdığı kişilerdendir. 1962'de Pablo Neruda'dan çevirdiği şiirler kitaplaştığında, bu şiirlerin çeviricisinin usta bir şair olduğu seziliyordu. Bu şairin şiirlerini okumak istediğimizde, bu şiirlerin çoğunun hapishane günlerinde yitip gittiğini öğrenmiştik. Gündeme gelişi, kitaplarının yayımlanışı 70'li yılları buldu: 'Dost Dost İlle Kavga' (1972), 'Panzerler Üstümüze Kalkar' (1977). Bu yıl Evrensel Basım Yayın, sanat üstüne yazılarını, yarım kalan şiirlerini, bu kitaplarla birlikte Bütün Şiirleri başlığıyla yayımladı. Kitapta yer alan Yusuf ile Balaban Destanı, günümüzde yeniden okunduğunda değişik bir görünüm kazanmakta :
'Ve döne döne ateş / Döne döne madde /.../ Döğüşe döğüşe madde / Değişe tokuşa madde / Öyle bir vakte erdi ki devran / Döne döne esir / Döne döne gaz / Döne döne atom / Döne döne madde / Döğüşe çekişe madde / Ve zaman değişe değişe / Yosun titreşe, yeşilleşe / Işık dura değişe'.
Gazlar dönmekte, bir bulutsu oluşmakta. Bir gezegen mi yoksa bir samanyolu mu? Şairin neredeyse gürültü ve ışıltıyla yansıttığı bu oluşuma nereden geldik? Bir kıyamet görüntüsünden : 'Gökler yarıla dürüle / Dağlar savrula devrile / Kırıla döküle yıldız / Sular evrile çevrile'.
Enver Gökçe doğanın zincirlerinden boşandığı bir değişim anını anlatmaktadır. Bir yanda var olan bir dünya yıkılmakta, öte yanda
ışıldayarak yeni ber dünya doğmaktadır.
Bu kıyamet görüntüsü, bir başka görüntüyle noktalanır : 'Öyle bir vakte erdi ki devran / Ha dedi kırdı zincirini / İçerdeki adam / Demir bağrışa bağrışa / Zindan çağrışa çağrışa'.
Zindanda, zincirlerini kıran destan kahramanı Yusuf'tur. Yusuf, zincirlerini kırışını, dört kitaptan daha büyük olduğuna inandığı şu görüşle açıklar: 'Demek su kimin / Toprak kiminse / Motor, elektrik ve ışık kiminse / Demek sultan odur. Demek insan bölük bölük / Yaşıyorsan ölüyorsun demek / Nasıl yaşıyorsan öyle düşünüyorsun demek / Demek insan / En yüce mertebede hayvandır / Yeni anladım / Alet kullanan ve yapan'. Yusuf, 'Bir yanda / Kurtuluş savaşları / Bir yanda esaret / Bir yanda termonükleer çağ / Bir yanda balistik şirret'in yaşandığı bu dünyanın gizini, bu uyanışla anlayacaktır. Sorunları da 'Evvel madde, ahir fikir'le çözecektir.
Enver Gökçe'nin, bir düşünceyi bu kadar akıcı bir dille ve sinema benzeri görüntüyle yansıtmasının altında şiirinin köklerinden birinin doğup yaşadığı bölge türküleri oluşunun da payı var kuşkusuz. Evrensel Basım Yayın'ın Bütün Şiirleri ile birlikte bastığı 'Eğin Türküleri', onun bir gençlik çalışması. Bu çalışma halkbilim açısından olduğu kadar şiirsel açıdan da önemli. Doğduğu coğrafyanın türkülerini, bu türkülerin doğuş nedenlerini inceleyişi onun yeni türküler yazmasına olanak sağlamıştır. Gap suları altında kalan topraklar için yeni ağıtlar : 'Munzurum / Pus / İçinde / Savrulur / Karla / Rüzgarla / Aşağıda / Domates / Biber / Fideleri / Çalışır / Derin / Kuyularda / ... / Ve / Keban / Dedikleri / Bir / Küçük / Şehir / Yediğim / Ağu da / İçtiğim / Zehir / Oy kurban / Ölem / Ben / Ölem / Kuytularda'(Keban Dedikleri) 'Hepten / Suya / Verdik / Çünkü / Suyu / Yoktu / Toprağı / Gazı / Tuzu / Işığı / Yoktu / Bu / Köyleri / Suya / Verdik / Eli/ Ayağı/ Tekerleği / Kağnısı/ Yoktu/ Ve / Atı / Arabası / Yoktu /Bir / Kaç / Kıl / Keçi / Bir / Torba / Çökelik/ Ve / Tulum / Peynirine / Hasrettiler' (Ve De 'Gavur İçinde Yesirdiler') Enver Gökçe, yine bir çelişkinin altını çizer. Bir yanda suya verilmiş ışıksız köyler, bir yanda suya verilen köylerin oluşturduğu barajlarda
'türbinler döndükçe' hançer hançer
ışıklar... Belki bu çelişkiyi çözmek içindir 'Tortop edip Fırat'ı' göğe savurmak,
'Kanlı görkemli Munzur'u' sapından tutup yere çalmak istemesi. Çünkü, her şey insan için olmalıdır. 'Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm / Biz olmasak üzüm göz, kömür göz ela göz / Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak / Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday, / Ayın on beşi, / Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahyanın çinisi / Yani bizsiz / Anne dizi, kardeş dizi yar dizi / Güzel değildir'.
Enver Gökçe'nin şiiri, bugün de çelişkilerin altını çiziyor. Termonükleer çağ da, balistik şiddet de sürüyor çünkü. Ama Enver Gökçe, çelişkilerin gizlerini fısıldıyor kulağımıza, yılgınlığa düşmeyelim diye: 'Ne bizden geri, deniz aşırı şarkılar, / Ne tadılır ne bölünür nimetler bizsiz / İnan kardeşim inan / Ne yalan bu dünya / Ne insan fani'...
***
KİRTİM KİRT
Can yoktu ki sevdalara düşe,
Kurt yoktu ki kızıl kana üşe
Yoktum ki yol geçe
Yoktun ki haber ulaşa
Gül yoktu ki, dal yoktu ki...
Ve döne döne ateş
Döne döne madde
Gökler yarıla dürüle
Dağlar savrula devrile,
Kırıla döküle yıldız
Sular evrile çevrile
Döğüşe döğüşe madde
Değişe tokuşa madde
*
Öyle bir vakte erdi ki devran
Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döğüşe çekişe madde
Vuruşa vuruşa madde
Ve zaman değişe değişe
Yosun tireşe, yeşilleşe
Işık dura değişe
Öyle bir vakte erdi ki devran
Ha dedi kırdı zincirini
İçerdeki adam
Demir bağrışa bağrışa
Zindan çağrışa çağrışa
Şöyle buyurdu ki Yusuf
*
Dört kitaptan daha büyük:
'Demek bu hayat,
Önce sana bana yük
Demek su kimin
Toprak kiminse
Motor, elektrik, ve ışık kiminse
Demek sultan odur.
Demek insan bölük bölük.
Yaşıyorsan ölüyorsun demek
Nasıl yaşıyorsan
Öyle düşünüyorsun demek
Demek insan
En yüce mertebede hayvandır
Yeni anladım
Alet kullanan ve yapan.
Tilki tarlayı masallarda sürer,
*
Manyetoyu çevirmez tavşan.
Devril başımdaki kader
Dökül dilimdeki yalan
Tutuş beynimdeki kibrit
Kirtim kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt'
Bir yandan demirciler
Demir döğer denge denk
Bir yandan boyacılar
Boya vurur renge renk
Bir yanda
Kurtuluş savaşları
Bir yanda esaret
Bir yanda termonükleer çağ
Bir yanda balistik şirret
Evvel madde
Ahir fikir
Dolan göğümdeki hava
Salın proleterya
Geber başımdaki bit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
kirtim kirt
(*) Kirtim kirt: Halı tezgahlarının
çalışırken çıkardığı ses.
EĞİN TÜRKÜLERİ
Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın,
2001, 134 sayfa, 3.000.000 lira
BÜTÜN ŞİİRLERİ
Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın,
2001, 164 sayfa, 3.500.000 lira.
DİZİDEKİ DİĞER KİTAPLAR
|
|
|
|
|
|
|
Enver Gökçe Tüm Şiirleri 1920 - 1981
01 Meri Kekliğim
02 Başlangıç
03 Hastir Lan!
04 Gözüm Başım Üstüne
05 Görüş Günü
06 Gelmeyen Bahar
07 Fakültenin Önü
08 Dost
09 Türkiyem
10 Ne Fayda!
11 Köylülerime
12 1909 - 1946
13 39 Harbi
14 Ağıt
15 Ah Len Ah
16 And Olsun Şart Olsun
17 Bir Alıp Satıcı Gönül
18 Bir İhtiyar
19 Bir Kalleş Düzenci Geceden
20 Bir Milli Kurtuluş Türküsü
21 Bizim Caddelerimizde De
22 Böğürtlen Köklerinden ve Karpuzlardan
23 Bu Balabanın Dünyadan Göçtüğüdür
24 Dayan Ha Yıkılma
25 Döner Türbinler Döner
26 Gök Mustafa
27 Göze Göz Dişe Diş
28 İbrahim
29 İlk Adım
30 Kardeşlik Acıları
31 Karlı Kabalaklı Dağ
32 Keban Dedikleri
33 Kimi Göbek Toplar, Kimi Madımak
34 Kirtim Kirt
35 Kısrağa Aştı
36 Külli Topraksız ve Horlanmış
37 Memleketimin Şarkıları
38 Mürettip Hasan
39 Onlar Yoksul Eti Yerler
40 Oy Beni
41 Panzerler Üstümüze Kalkar
42 Rotatifler, Grayderler, Dozerler
43 Sağda Gider
44 Turan Emeksiz
45 Uy Kirpi Kız Kirpi
46 Uyan Alim
47 Vatandaş
48 Ve De "Gavur İçinde Yesirdiler"
49 Yıldız Boklarıdır Üşüşür
50 Kurtlara Karşı
51 Olur Biter
52 Yol
**********************************************
Sayfalar : 1
Başlangıç
Zaman akar, zaman geçer,
Zaman zindan içinde;
Biz mapusta gürül gürül yatardık
Yılan çıyan içinde.
Getirdiler ite kaka bir yiğit,
Ayak çıplak
Ak bir mintan içinde.
Zaman zaman içinde
Işık duman içinde
Ve râviyan-ı ahbâr
Ve muhaddisân-ı rûzigâr
Şöyle rivayet
Ve hikâyet ederler kim:
Beni âdem zor bezirgân içinde
Vardı bir Balaban.
Şair : Enver Gökçe
Gözüm Başım Üstüne
Şu
Dünyada
Ayrılık
Var
Ölüm
Var
İlle de
Zulüm
Var
Gözüm
Başım
Üstüne
Hangi
Kitap
Yazıyor
Kardaş
Ben
Calışam
Eller
Ala...
Şair : Enver Gökçe
Görüş Günü
Bugün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele
Mendil salla el salla
Merhaba !
İzin olsun hapisane içinde
Seni
Senden sormalara doyamam
Yarım döner cıgaranın ateşi
Gitme dayanamam
Şair : Enver Gökçe
Hastir Lan!
Ben gider oldum
kardaşlar.
Ve de
kız kardaşlar,
Ben gider oldum,
Gayri
Haram bana
Bu toprak damlar
Bu ağaçlar,
Bu taşlar bana.
Apat dediğin
Şişirilmiş oto lastiği
Ve bir kaç
Tahtadan ibaret
Bir saldır.
Suda yüzer.
Oğul, uşak, bir de karım
Kurt bana
Hastir çeker
Kuş bana
Yılan bana
Hastir çeker
Çiyan bana
Lan kardaş
Bu nasıl yara
Kanar heryerimden.
Döğülmüşüm
Süğülmüşüm
Koğulmuş.
Siktir çekilmişim yani
Kendi öz yurdumda.
Bir meri keklik gibi
Çeker giderim.
Şair : Enver Gökçe
Gelmeyen Bahar
Gel kardeşim, gel beri
Hey kurt hey kuş hey börtü böcek
Ah gidenler gelir mi geri
Açar mı bugün dört bahardır kanayan çicek
Demek
Daha bizim yaşımızda
İnsanlar ölecek.
Şair : Enver Gökçe
Fakültenin Önü
Fakültenin yanı demirden köprü
Fakültenin önü bir sıra kavaktı
Biz bir garip yiğit kişiydik
Bütün hürriyetler bizden uzaktı
Faşistler camlara yürüdüler
Kürsüleri kırdılar, höykürdüler
Tığ teber şahı merdan
"Tanrı Dağı kadar Türktü bunlar
Hira Dağı kadar müslüman."
Ve de kanlı bıçaklı düşman
........................
........................
Gökler ışıyordu yer yer
Ortalık ala şafaktı.
Şair : Enver Gökçe
Dost
Ben berceste mısraı buldum
Hey ömrümce söylerim
Gözden, gezden, arpacıktan olsun
Hey ömrümce söylerim!
Bizsiz Ilgaz'ın çam ormanları güzel değildir.
Hayda günlerim hayda
Sırtını düşmana verdikçe
Murat dağları güzel değildir,
Dost dost ille kavga!
Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
Ayın onbeşi;
Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,
Yani bizsiz
Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
Güzel değildir.
Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim,
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan!
Adana'nın pamuğu dokumada;
Diyarbakır, Afyon, Kütahya fabrikada
Ümit işkencede mahzun
Tenim, ayaklarım uryan
Ekmek işkencede mahzun
Ve Divrik'in demiri arabada
İşçi-köylü ve işçi birarada
Söyle türküler yadigarı kardeş
Söyle ağrılar yadigarı kardeş
Neden alınterleri
Nimetler, haklar haram oldu sana
Gel gunlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan, Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan
Sana selam olsun
Hürriyetlerin meçhul olduğu dünya
Canım Türkiye,
Memleketimiz!
Calısşn halklarıyla ümmi
Calışan halklarıyla garip,
Irgadı, esnafı, madencisi, iptidai aletleri
Kadınları, erkekleri, hapishaneleri;
Başı boş suları, dumanlı vadileri, yoz topraklarıyla,
İşşizleri, realist şairleri, mücahitleri,
Sokak şarkısı, keten helvası,
Akşam Haberleri satanlarıyla memleketim
Sana selam olsun
Sürgünler, mahkumlar, hastalar
Alacağın olsun
Seni İstanbul seni
Seni Bursa, Çankırı, Malatya,
Sizlere selam olsun üniversiteler!
Öğretmenleri alınmış kürsüler,
Öğretmenler
Sizlere selam olsun
Hürriyeti yazan eller, dizen eller
Sizlere selam olsun makineler
Entertipler, rotatifler, bobinler
Bu gülünç, aşağılık,
Namussuz şeyler dışında,
Sana selam olsun
Zincirin zulmün kar etmediği,
Kırbacın kar etmediği
Büyük tahammül!
Gel günlerim gel de dol!
Gel Aydınlım, İzmirlim,
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan, Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan
Şair : Enver Gökçe
Türkiyem
Senin emekçin olaydım
şen olası türküsü
dost kokusu, dost selamı Türkiye
Şair : Enver Gökçe
Ne Fayda!
Sen benimsin,
Ciğerpârem, sevdiğim
Gülden ağır
Söylemem sana!
Saçlarına
Kızıl güller takayım
Salın da gel,
Bir o yana
Bir bu yana!
Meğer
Müşkil işmiş hürriyet
Savunmayla yetmiyo
Bir başka sevda!
Telden
Demirden geçsen
Mapusu delsen
Ne fayda!
Şair : Enver Gökçe
Köylülerime
Anamız birdir, aynı memeden emmişiz dostlar.
Kan kardeşiz, sizlere kanım kaynıyor.
Sizlerle beraber herk ettik toprağı,
Beraber yattık hapiste, beraber tesekere aldık
Ve maniler yaktık hasret için;
Gülemediysek de boş verdik beraber...
Halay mı çekmedik kol kola,
Horon mu tepmedik diz dize,
Çepken mi vermedik rüzgâra?
Koyun koyuna yattık toprak duvarlarda
Sıtmayla, sığırla, davarlarla...
Daha da yatarız dostlarım daha da...
Gün gelirse eğer
Halay çeker, türkü söyler gibi yan yana
Mavzer mavzere verip de
Düşmana kurşun da atarız.
Sizlere kanım kaynıyor, yabancı değilsiniz bana...
Şair : Enver Gökçe
1909 - 1946
Bir Saffet Hoca vardı dost bağında
Hürriyet yoktu sağlığında
Gün geldi gitti incecikken
Yiğitken, güzelken, gencecikken.
Şimdi ne kadar dost varsa arkasında
Hasatçı, öğrenci, öğretmen
Ne kadar gül varsa toprağımızda:
Daldırma gül, ak gül, gonca gül;
Ne kadar sevgili varsa arkasında:
Tiyatro, iş, kitap, şiir, marş
Yanar yanar ağlaşır cümlesi,
Çoban ateşi hatırasında.
Gavur müslüman demezdi
"Kendisi için bir şey istemezdi"
Yatak ölümü beklemezdi"
Gitti vadesiz, gencecikken
Yiğitken, güzelken, incecikken
Ölüm, adın kalleş olsun!
Şair : Enver Gökçe
39 Harbi
Gitsem de gitsem...
Bir an için terk-i diyar etsem
Biliyorum şu giden yoldur
Nehirdir, ordudur
Ve insanlara ait bir macera, bir sefer
Ama
Hicret mi, zafer mi, bozgun mu görsem
Görsem
Dost dediklerime zincir vuranlar kimdir?
Açık ve Türkiyeli avuçlarımı
Sıcak sakladım
Buz tutmuş
Eller içindi,
Şimdi sargısız, merhemsiz, çaresiz geliyorum
Şarapnel yarası kollar!
Şimdi uzaklardan teklifsiz ve senin için geliyorum
Kurşun yaralarından haber beklediğim
Yabancı değilim yoksa
Bir tanışmazlığım vardır
Ve unutulmuşluğum.
Çıksam, çıksam dağ olsa da yücesine
Duyar mıyım, duyar mıyım top seslerini
At boynundan aşan yiğidim
Şu terkedilmiş toprak
Şu yanan köy
Şu devrilmiş araba
Şu tank altındaki
Senin sevdiklerin mi?
Kömür işlenirdi,
Kalem oynardı, yol döşenirdi,
Güneşe selam durulurdu,
Her gün başında
Varsam görsem
Görsem her şey yerli yerinde mi?
Sana düşman oldum
939 harbi
Beni dostlarımdan ettin,
Beni mahzun ettin
Sefil ettin
Şair ettin!
Sana bin teşekkür
Büyük ızdırap
Bana sevmeyi
Bana hakikatı
Bana insanları öğrettin.
Şair : Enver Gökçe
Ağıt
Teller iletmez haber, direkler devrileli
Kara habercidir göklerde kuşlar görüleli.
Anam, bacım yok içinde, neremdir yareli?
Adapazar! Erzincan oldun, türkülerdesin;
Bir bahar akşamında ölün, yüreklerde yasın,
Şahan mı vurdu kolun, yaralı turna mısın?
Doyulmaz dünyada; insanın çilesi ölüm.
Ne çare, geldi türküler yakılası ölüm
Ah! böyle mi kahredilir? Yıkılası ölüm.
Bu muydu çarşın, mahşer mi kurmuşlar yerine?
Yine mi "çağrışak kurtlar ve kuşlar" yerine!
Karalar giymişiz kutlu kumaşlar yerine.
Gurbette yar vardı, mendili işlenilmemiş,
Tarlalar hazandır, tütüne başlanılmamış.
Bir mendil ver n'olur, çevresi yaşlanılmamış.
Ağlarım; bu yürek sevdaya uyası değil,
Türküm var: Harput, Diyarbakır mayası değil.
Garibim: İçimde Eğin'in havası değil.
Bir yaprak sarmadım yarana yaran çözerim.
Bir mısra gülmedim, dosta ağıt düzerim,
Uğruna destan yazılası, Adapazarım.
Şair : Enver Gökçe
Ah Len Ah
Üşürülmüş
Yılan
Dilli
Bir
Hançerdi
Kardeşim
Yüreğime
Göğsüme
Kollarıma
"Bir
Dönüm
Mülk
Kan
Değerdi
Bizim
Buralarda
Kebanda
Ezirganda
Al
Sizin
Olsun
Helal.
Benden"
Sırtımda
Alacalı
Mintan
Boynumda
Yazma
Afilli
Kasketim
Düşmüş
Yere
Ayağımda
Kara
Kabar
Ayağımda
Soğuk
Kuyu
Lastiği
Boynu
Buruk
Kalmışım
Böyle
Ah
Len
Ah.
Şair : Enver Gökçe
And Olsun Şart Olsun
Ben
Böyle
Taşların
Çukurların
İçinde
Kalmışsam
Yalnızsam
Hor
Görülmüşsem
Arkasızsam
Ve
Böyleyse
Bahtı
Siyahım
Yemin
Kasem
Olsun
Ve
And
Olsun
Şart
Olsun
Yerde
Kalmaz
Ahım.
Şair : Enver Gökçe
Bir Alıp Satıcı Gönül
Düştüm bir öylesi çekilmez derde,
Ne ölümü düşünürdüm, ne yaşamak korkusu,
Ne sır aradım herşeyde, ne gariplik var serde,
Ne kara sevda, ne sevmek ne sevilmek arzusu
Artık her şarkı dokunur bana bu şehirde.
Hasret nedir bilmezken o kadar
Şimdi, her an, her yerde gurbetteyim.
Çünkü daha görmediğim güzellikler var,
Öyle bir yürek koymuşlarki içime neyleyim,
Her yere gönlümü vermeden geçemem dostlar!
Ben deli miyim bilmem mi neler ettigimi.
Bir han köşesinde yatmayınan Kerem diyorlar,
Ne tuhaf bu insanlar derdini dökmeyinen
Çaresiz derde bulunmaz merhem diyorlar,
Ah.. bir alıp satıcı gönlüm var gezer çarşı çarşı,
Başım güneşe düşmüş yanmayı öğrenir.
Nolur böyle duradursun cama güneşe karşı,
Gönül heryerde bir kardeşim güzel heryerde bir..
Şair : Enver Gökçe
Bir İhtiyar
Gidiyorlar!
Atları, terkileri,
Göğüslerinde gümüş köstekleri yoktur.
Gidiyorlar!
Baş açık, yalın ayak, ardı arkasına
Ümitten gayri ekmekleri yoktur
Sen
Vermişsin de sırtını meşeye
Koca ihtiyar!
Yolların, yolcuların
Akşamla değişen şeylerin haricindesin.
Hatıralarınla yaşıyorsun :
İşte yine
Getirdiler bohçasını önüne
İşliği, çakmağı, tabakası,
Çorabı, çakısı, ayakkabısı
Ve Zonguldak treni,
Zonguldak madeni, kömür havzası,
Çakmağı, işliği, ayakkabısı.
Ötede insanlar gidiyorlar.
İşte yine getirdiler bohçasını önüne :
Sarsan bir cigara daha
Vursalar orta telden Emrah'ı
Yüreğin tutar mı söylemeğe
Başa gelen halleri?
Bir buçuk ay gezdin dağları
Avutmadı gönlünü
Toprak kokusu, keklik kokusu, çiğdem, çiçekler.
Keklikler konardı
Bir o taşa bir bu taşa
Ha deyip de çekemediğim tetiği.
Kınasını oynatamadığın
Düğününde oynayamadığın
Körpe kuzu düştü yadına,
İndin bahçeye :
Dayadın sırtını duta.
Domatesler kızarmıştı,
Yılı değildi bal armudunun,
Adam boyunu geçmemişti tınaz
Sonra malum...
Şimdi toprağa bakamıyorsun.
Çifte salsan kara öküzü
Gözlerine bakamıyorsun.
Bütün gözler onun gözleri
Bütün çalışanların emeği,
Onun emeği,
Sonra malum...
Zonguldak treni
Kömür dağları, kömür madeni
...................................
İnsanlar gidiyorlar
Gurbete,
Şehire,
Kara,
Sen bir efkar gelmiş de ağlıyorsun.
Şair : Enver Gökçe
Bir Kalleş Düzenci Geceden
Karlı
Dağlar
Of
Dediler
Of
Dedi
Cilo
Of
Dedi
Munzur
Of
Dedi
Ağrı
Ve
Keşiş
Ve
Süphan
Dağı
Of
Dediler
Of
Dedi
Toroslar
Ormanlarımız
Limanlarımız
Şehirlerimiz
Ve
Bilcümle
Nehirlerimiz
Of
Dediler
Bu
Terazi
Bu
Ülker
Tanıktırlar
Geçtiğinizi
Gördüler
Hışımla
Ve
Dolu
Dizgin
Bir
Kalleş
Düzenci
Geceden
Ve
Batak
Göllere
Karanlık
Göllere
İlle
Görkemli
Yalnızlığında
Gökkubbenin
Hey
Benim
Kara
Sevdam
Kalleş
Kaderim.
Şair : Enver Gökçe
Bir Milli Kurtuluş Türküsü
Zalım!
Hemi de kötü dinli gavur,
Nasıl da bağdaş kurmuş toprağıma
Gülümü harmanımı savurur!
Kara gözlerini
Sevdiğim oğlan,
Bize oldu olan
Topla Antep'i, Çukurova'yı
İzmir'i, Urfa'yı, Konya'yı,
Haydi ha!
Ne durursun Munzur!
Engini de deli gönül engini
Kutluyalım şol kurtuluş cengini
Hayını,
Kompradoru, pezevengini,
Vur
Kara yeğenim vur!
Şair : Enver Gökçe
Bizim Caddelerimizde De
Açmaz
Açamaz
Deme
Hiç
Bir
Zaman
Bu
Nar
Çiçeği.
Açacaktır
Elbet
Bizim
Caddelerimizde de
Bayram
Olacak
Halkın
Üstüne
Böyle
Kalsa da
Faşist
Namlular
Namert
Ellerdir
En
Sonda
Bir
Bir
Kırılacak
Şair : Enver Gökçe
Böğürtlen Köklerinden ve Karpuzlardan
Böğürtlen
Köklerinden
Yayla
Çiçeklerinden
Ve de
Yarpuzlardan
Pırıl
Pırıl
Cam
Gibi
Serin
Sulardan
Doğar
Çemişgezek
Suyu.
İçinde
Gezer
Üçbuçuk
Dört
Kiloluğu
Alabalığın
Alabalık
Kılçıksız
Lop
Bir
Ettir
Ve
Tadına
Doyum
Olmaz
Ve
Serin
Suyu
Sever
Gazel
Dökümü
Başladı
Tümcek
Yaylıma
Çıktılar
Kızartılı
Pullarıyla.
Ve
Yalarlar
Taşları
Yosunları.
Şair : Enver Gökçe
Bu Balabanın Dünyadan Göçtüğüdür
Aklı karalı seçilirken su,
Aklı karalı seçilirken ova,
Aklı karalı seçilirken dağ
Çakal, kurt, kuş, yılan ve tosbağa
Ve ışırken ıpıl ıpıl üzümler
Işırken orman
Yusuf kuytuda otururdu
Gözünü kekitmeden
Eline filinta tüfek...
Karşıdan gelirdi Balaban
Ak yelek, gümüş köstek
Atı zorlayı zorlayı.
Yusuf bağırttı barutu
Yalağın kenarından :
"Al" dedi "lan"
Düştü Balaban
Karnı şorlayı şorlayı
.............
Şair : Enver Gökçe
Dayan Ha Yıkılma
Acı
Bir
Rüzgardır
Eser
Dağlardan
Ovalardan
Kapkara
Kanını
Kurutur
Yoksulların
Sonra
Kıtlık
Pahalılık
Ve
Faşizm
Dayan
Ha
Yıkılma...
Ülkemiz
Yoksul
Ülkemiz
Fakir
Ve
İşçiler
Öğrenciler
Düşer
Yanyana
Düşer ya
Vatanın
Bir
Yanı da
Ölür.
Ve Şahin Aydın
Kerim Yaman
Böyle
Düşüyorsa
Bir
Bir
İnsan
Daha
Özgür
Olsun
Diyedir.
Şair : Enver Gökçe
Döner Türbinler Döner
Salkım
Salkım
Tan
Yelleri
Estiğinde
Ve
Sular
Suları
Dövende
Gümbür
Gümbür
Işık
Düşerdi
Hançerlere
Karşın
Işık
Düşerdi
Ve
Dönerdi
Türbinler
Döner.
Şair : Enver Gökçe
Gök Mustafa
Hüseyin anlatıyordu
Bir candarma gelmiş bizim köye
Keşkek komuşlar önüne yemiş
-Sevmemiş-
Bal komuşlar parmaklamış
-Sevmemiş-
Bir Gök Mustafa varmış
-Sağ mı bilmem-
Gülü gülüvermiş de candarmaya
"Neyliyek ağa,
Sana yumurta mı pişirek?"
Demiş.
Şair : Enver Gökçe
Göze Göz Dişe Diş
Haydı
Ha
Kardaş
Yürü
El
Ele
Halay
Çeker
Gibi
Yürü
Mavilim
Kostak
Kostak
Göze
Göz
Dişe
Diş
Ve
Kısasa
Kısas
Yürü de
Şu
İşler
Bitsin
Hay
Babey
Allahına
Yürü...
Şair : Enver Gökçe
İbrahim
Yan binmişsin eşeğe
Kasketi de yıkmışsın afili
Kaşın üstüne.
Bir günün beyliği beylik
Aldırma sat anasını;
Olmasa da olur
"Mükeyyifat"tan sayılır
Gaz, tuz ve şeker.
Hadi sür
Paçanın kokusunu aldı seninkiler!
Küçük Yılmaz bekler şehir ekmeği
He oğul, he!
Senin de şansın var
Hadi şöyle gir de köyden içeri
Ayaklarını sallaya sallaya,
Bozkulağı anırta anırta
Ko desinler Şahmaran'ın bağı var!
Şair : Enver Gökçe
İlk Adım
Bir mermi de benden aslanım,
Bir mermi de benden.
Bir mermi de benden zafer topları
Mukaddes namlular!
Daha gelmesin mi bahar,
Daha gülmesin mi ağlayanlar?
Yıllardır kan içinde, sargı içinde
Unuttunuz mu
Sevmesini şakalaşmasını?
Çekik gözlüler,
Kıvırcık saçlılar, ablak yüzlüler!
Küller mi saz beniz etti sizi
Yabani güller, dost bakışlar, otlu çiçekler!
Ve sizler :
Adana, Aras pamuğu kadar
Sevdiğim yüzler!
Yayla türkülerim kadar
Memleketlilerim kadar
Sevdiğim yüzler!
Altıya mı değdi yaşlarınız
Otuz dokuz doğumlu çocuklar?
Ömrünüz, gözleriniz, uykularınız
Sığınaklarda geçti harp boyunca.
Oylum oylum ateşleri gördünüz mü,
Cepheden dönenleri sordunuz mu?
Tanır mısınız
Ay nedir, gün nedir, elma nedir?
Güneşi gözlere doldurmak güzelken
Hey küçük kardeşler hey
Görün ne hale koydular dünyamızı.
Şimdi zafer topları gürlüyor
Avrupa'da.
Ve deniz ötesi kıtalardan
Şarkılar...
Şimdi kazaska oynuyor Avrupa.
Şimdi silah yerine bayrak tutanlar...
Hiçbirini tanımadığımız,
Oyunlarını bilmediğimiz
Mişiganlılar, Oksfortlular, Ukranyalılar
Şimdi, göz aydın etme zamanıdır.
Yeni bir dünya doğuyor.
Şorul şorul giden kan pahası.
Müjdeler, müjdeler olsun
Yeni bir dünya doğuyor
Zincir seslerinden
Verem basillerinden uzakta...
Büyük ölülerini bağrına basıp
Yaralı insanlarımız
Kahramanlarımız konuşuyor :
"Benim olsun, senin olsun, bizim olsun,
Hani kardeşlerimiz vardı ya
Bu dünyada.
-Kız kardeşlerimiz, annelerimiz, şairlerimiz-
Dumdum kurşunuyla vursalar da
Her zaman böyle döğüşeceğiz :
Gırtlak gırtlağa, diş dişe, tank tanka
Demokrasi için,
Eşitlik ve hürlük uğruna"
Bir mermi de benden aslanım
Bir mermi de benden
Bir mermi de benden
Zafer topları, mübarek namlular!
Şair : Enver Gökçe
Kardeşlik Acıları
Yıllar var ki sizleri düşünüyorum :
Yanan şehirlerim,
Düşmana ekmek veren tarlalarım
Teknelerim, ocaklarım, öğretmenlerim!
Ve sizleri :
Caddeler, tarlalar, fakülteler,
Nehir boyları, şehirler, ordular
Aşklarım, hünerlerim, sefaletlerim!
Ellerime ateş düştü
Yüreğime, gövdeme, kollarıma.
Biliyorum ey demokrasi!
Bütün şairlerin ölür
Barikatların susar
Ve yanar da limanların, iskelelerin
Zafer gülleri sensiz açmaz
Böyle bir macerada.
Kardeş, kardeş!
Alkış tutan ellerini kesmedim,
Tanklarımla tarhlarını ezmedim.
Ben kendi halimle müthiş kişi
Ben sevici sert ve delişmen...
Ve hürlük kardeşlik çırasını
Kendi hissemce götüren insan.
Biliyorum bu dünyada
Gökyüzü ve denizyüzü
Cümle çiçek ve cümle yemişler vardır
Biliyorum bu dünyada
Yalnız ve "yalnız insanlar
Yani kardeşler vardır."
Beni şehir şehir beni,
Beni köy kent beni
Beni usul, beni yolca götür
Kardeşlik treni!
Ağır yaralılar taşıyorum
İncinmesin kollarım, ayaklarım, ellerim
Işıltılı gündüzlere gitmeliyim
Acılar, darağaçları, kelepçe demirleri!
Bayram şenliklerine,
Demokrasi şenliklerine gitmeliyim
Uğruna şiir yazılan, döğüşülen, ölünen insanlar!
Yeter değil bana
Zaferlerin,
Yıllardır gece hücumlarına
Sokak savaşlarına katlandığım.
Şair : Enver Gökçe
Karlı Kabalaklı Dağ
Şu
Evren
Şu
Ülker
Şu
Samanyolu
Şu
Ay
Şu
Zühre
Şu
Kervan
Kıran
Belden
Çok
Evvel
Vardı
Benden
Sonra da
Var
olacak
Hey
Dağ
Yüce
Dağ
Karlı
Kabalaklı
Dağ
Essin
Bağrıma
Çığların
Buzulların
Rüzgarı
İşlesin
Yüreğime
Soğuk
Zemherinin
Kar'ı
Göğsü
Güzel
Kaba
Dağlar
Hey
Dağlar
Verin
Bana
Ala
Geyikleri
Kurtları
Kartalları
Açsın
Koyun
Gözleri
Hıra
Çiçekleri
Nergisler
Elvan
Elvan
Fışkırsın
Su
Gözeleri
Yerli
Kayalardan
Yıldızları
Tutayım
Bir
Bir
Anadan
Üryan
Kulaklara
Küpe
Olsun
Küpe
Hem
Dillere
Destan
Ne
Ayak
Bassın
Toprağıma
Koca
Götlü
İt
Suratlı
Gavur
Ne
Kırk
Ayaklar
Yesin
Ne
Yılan
Kırkan
Yani
İçerdeki
Düşman
Sütümü
Ekmeğimi
Yoğurdumu
Kaba
Ardıçların
Çamlarınla
Sığırların
Davarların
Ve
Asi
İnsanlarınla
Berhudar
Ol
Muzaffer
Ol
Daha da
Özgür
Ol...
Şair : Enver Gökçe
Keban Dedikleri
Munzurum
Pus
İçinde
Savrulur
Karla
Rüzgarla
Aşağıda
Domates
Biber
Fideleri
Çalışır
Derin
Kuyularda
...
Ve
Keban
Dedikleri
Bir
Küçük
Şehir
Yediğim
Ağu da
İçtiğim
Zehir
Oy kurban
Ölem
Ben
Ölem
Kuytularda.
Şair : Enver Gökçe
Kimi Göbek Toplar, Kimi Madımak
Keban
Çukuruna
Bahar
Gelmiş
Palu
Mahlesine
Bahar
Çarşıda
Yeşil
Soğan
Çelem
Ve
Havuç
Dağlarda
Nergisler
Keban
Tepeleri
Munzura
Bakar
Yukarlarda
Göl
Dağının
Etekleri
Arapkire
Doğru
Ve
Yamada
Allı
Pullu
Beyaz
Peştemallı
Başörtülü
Üç
Etekli
Kadınlar
Kimi
Göbek
Toplar
Kimi
Madımak
Ve
Keban
İle
Elazığın
Arası
Un
Uçmaz
Kepek
Kaçmaz
Viraneler
Var...
Şair : Enver Gökçe
Kısrağa Aştı
Dağda
Dağ
Yüzü
Yok?
Ekinlerde
Ekin
Demir
Değnek
Demir
Çarık
Gezersin
Kimbilir
Yürekteki
Sevdayı?
Hay
Kardaş
Görklü
Kardaş
Kurt
Ne
Bilsin
Akar
Su
Ne
Bilsin
İnce
Belli
Karınca
Ne
Bilsin
Bu
Hayat
Bu
Zulüm
Toprağının
Kararmış
Zühresi
Ay'ı
Bentleri
Yıkar
Su
Kısrağa
Aşar
Aygır
At
Yaşamak
Değişir
Yaşamak
Ölümden
Üstün
Sadece
Unutma
Sen
Şu
Bitmeyen
Kavgayı
Şair : Enver Gökçe
Kirtim Kirt
Can yoktu ki sevdala düşe,
Kurt yoktu ki kızıl kana üşe
Yoktum ki yol geçe
Yoktun ki haber ulaşa
Gül yoktu ki, dal yoktu ki..
Ve döne döne ateş
Döne döne madde
Gökler yarıla dürüle
Dağlar savrula devrile,
Kırıla döküle yıldız
Sular evrile çevrile
Döğüşe döğüşe madde
Değişe tokuşa madde
Öyle bir vakte erdi ki devran
Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döğüşe çekişe madde
Vuruşa vuruşa madde
Ve zaman değişe değişe
Yosun titreşe, yeşilleşe
Işık dura değişe
Öyle bir vakte erdi ki devran
Ha dedi kırdı zincirini
İçerdeki adam
Demir bağrışa bağrışa
Zindan çağrışa çağrışa
Şöyle buyurdu ki Yusuf
Dört kitaptan daha büyük :
"Demek bu hayat,
Önce sana bana yük
Demek su kimin
Toprak kiminse
Motor, elektrik, ve ışık kiminse
Demek sultan odur.
Demek insan bölük bölük.
Yaşıyorsun ölüyorsun demek.
Nasıl yaşıyorsan
Öyle düşünüyorsun demek
Demek insan
En yüce mertebede hayvandır
Yeni anladım
Alet kullanan ve yapan.
Tilki tarlayı masallarda sürer,
Manyetoyu çeviremez tavşan.
Devril başımdaki kader
Dökül dilimdeki yalan
Tutuş beynimdeki kibrit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt"
Bir yandan demirciler
Demir döğe denge denk
Bir yandan boyacılar
Boya vurur renge renk
Bir yanda
Kurtuluş savaşçıları
Bir yanda esaret
Bir yanda termonükleer çağ
Bir yanda balistik şirret
Evvel madde
Ahir fikir
Dolan göğümdeki hava
Salın yanımdaki fakir
Salın proleterya
Geber başımdaki bit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt
Şair : Enver Gökçe
Külli Topraksız ve Horlanmış
Bu
Sular
Döner
Ha
Döner
Karasu
Murat
Çemişgezek
Engü
Ve
Miran
Döner
Ha
Döner.
Ağaçları
Toprak
Damları
Ve
İnsanlarıyla
Miran
Çayı
Bizim
Çayımız
Patlar
Çanakçı
Dağlarından
Ve
Gözesinden
Kökler
Ağaçlar
Derin
Yarlar
Arasından
Kıvrılarak
Düşer
Aşağılara
Belki
Bin
Yıldan
Fazla
Sular
Cefalı
Topraklarımızı
Ve
Kürtler
Aleviler
Çingeneler
Yaşar
Toprak
Damlar
Ve
Çadırlarda
Dünyadan
Habersiz
Gaz
Lambasının
Işığında
Bakarlar
Birbirinin
Gözlerinin
İçine
İşkili
Gülerek
Ve
Korka
Korka
Külli
Topraksız
Külli
Arkasız
Ve
Horlanmış
Şair : Enver Gökçe
Memleketimin Şarkıları
Ben, bizden olan bütün insanların dostu;
Adı, haritalarda bile bulunmayan
Bir köyündenim Anadolu'nun.
Güzel şeylere hasrettir memleketim,
Güzel şeylere hasret bu dünya.
Yıllardır, kanda ve ateşte mısralarım
Yanan şehirlerin,
Ağır tankların tekerlekleri arasında.
Biliyorum,
Yaylım ateşlere girilmiştir gönlümüzce
Pasifik kıyılarından Volga'ya kadar.
Benim arzumanım kaldı
Hürriyet boylarında tank oynatanlarda.
Bütün kıtalarda
Tulu arzda, islam içinde, küffar içinde
Mülhit, mümin ve vatanseverim.
Fakir, cefacı topraklarım içinde
Mendil tutanım, diz vuranım, baş çekenim
Zeybekte, halayda, tamzarada...
Ben küçük Yusuf'um Çit köyünde
Çapak çapak ela gözlerim;
Kıl keçim kısır, annemin memesi yara.
Benim saçlarım belik belik,
Bıyıklarım burma burma
Gözlerim kara kıyma renginde, ama
Erzincan oynamış ağlamışım
Irgatlık etmişim el kapısında.
Dolu vurmuş bahçelerimi,
Çekirge inmiş tarlarıma.
Ben bir yolcuyum hemşeri
Manisa bağlarından geçtim
Aydın incir tarlalarından.
Çığlıklar getirdim
Üzümleriyle beraber çürür gibi düşen
İnsanlarımdan.
Sıcak tuzsuz gevreklerinizi yemişim
Alaca karanlıkta... Buca'lı işçilerim.
Unutur muyum seni
Derdini, ekmeğini bölüştüğüm
Türküleriyle bizi ağlatan memleketlim.
Karadeniz'in Rumelikarı tütünü,
Bende türküler oldu ağlamaklı,
Bende türküler oldu dizim dizim.
Doldurdum sineme, ciğerlerime,
Doldurdum derdi mihneti
Pamuk tozunu, kömür tozunu;
Memleketimin şarkıları kadar acı çektim.
Ben Ahmet Çavuş'um
"Attığım kurşunlar gitmezdi boşuna
"Şimdi kuzgunlar iner taze leşime".
"İki kere kesemden everdiğim"
Dost dediğim kıydı bana.
Ben Kürtoğluyum derim ki "Yiğitlik kadim"
Ben Nazif'im "Urfa'ya karşı vurdular beni"
Ağlasın Urfa.
Ben şairim
Halkların emrinde, kolunda, safında.
Satırlarım vardır kahraman,
Satırlarım vardır cılız, cesur ve sıtmalı.
Ahdim var :
Terli atlet fanilalı göğüslerden
Püfür püfür geçeceğim.
Bir de aşıkım, kanlıbıçaklı
Yar için serden geçeceğim.
İnan ki ciğerparem, inan ki sevgilim
Bu hususta :
"Üçten, beşten, senden geride kalan değilim"
Şair : Enver Gökçe
Meri Kekliğim
Bir
Elde
Çatal
Bir
Elde
Dehre
Dalar
Dikenlerin
Kengerlerin
Peşinde
Kaderimmiş
Söğerim
Oy
Merı
Kekliğim
Yeter
Çektiğim
Dut
Kurusu
Süpürge
Tohumu
Yediğimiz
Ve
Bir
Godik
Arpa
İçin
Sivas
Kapılarından
Geri
Çevrildiğimiz
Günleri
Defledik
Meri Kekliğim
Yeter
Çektiğim
Yol
Parası
Veremedim
Diye
Şu
Dağları
Bana
Açtırdılar
Şu
Yolları
Bana
Hacizlere
Gitti
Suna
Gibi
Keçim
İneğim
Meri
Kekliğim
Kore
Dağlarında
Tabakam
Kaldı
Mapus
Damlarında
Özgürlüğüm
Hey
Meri
Kekliğim
Yeter
Çektiğin
Mürettip Hasan
Alınmıştır,
Ağzım dilim elimden
Konuşamam yanarım.
Unumu elemişim,
Eleğimi asmışım
Ölüm de ne, vızgelir
Ama yanarım.
İnce derde hele bir
Düş de gör
Nicedir
Kardeşim!
Parmaklarım yazı dizer
Yorulur;
Kurşun kasalara dökülür derdim
Bir türkü bilirim
"Var git oğlan var git"
"Mekanın ara"
"Nerede karnın doyarsa"
"Vatanın ora!"
Hey anam hey
Yine de hey hey!
Mürettip Hasan deyip de geçme
Ben adamın anasını bellerim
Punto hesabı
Katrat hesabı.
Şair : Enver Gökçe
Olur Biter
Ama şunu da aklına ko:
Başımıza gelen bütün bu şeyler
dünyada olmamaktan daha iyi.
Hem bizim için hasret falan da neymiş ki,
Sen orada yıldızlara bakar dalarsın,
Ben burda cigaramı yakar dalarım,
İşte olur biter.
Şair : Enver Gökçe
Onlar Yoksul Eti Yerler
Bak
Şu
Dağlara
Alı
Al
Moru
Mor
Saf
Saf
Omuz
Omuza
Dünya
Elvan
Elvandır.
Bu
Dirlik
Düzenlik
Kavgasında
Yunus
Kollar
Daldırma
Gül
Ve
Yürek
Kocamandır.
He
Vallah
Kocamandır.
Kalabalık
Yücedir
Kalabalık
Vatandır
Ah
Len
Ah
Onlar
Yoksul
Eti
Yerler
Ve
İçtikleri
Kandır.
Şair : Enver Gökçe
Oy Beni
I
Türkiye yaşanmaz oldu!
Her gün bir başka zehir.
Görmedik,
Bir bahçe, bir çiçek, bir şehir,
Görmedik bir gülen,
Hasılı bir ferah, bir rahat:
Uğruna çekilen,
Derttir, mihnettir
Senden yana olduğumuz sebeptir
Kollektif hayat!
II
Türkiye yaşanmaz oldu!
Gel gör halimiz yaman!
Haramiler, bezirganlar elinden
Aman, el aman!
Kesilmiş mümkünüm, çarem
Vay ne hal olmuş vatan!
Güzel yarim İstanbul'dan ne haber?
Dil-Tarih'ten, Emekçi'den, Sendika'dan?
Şiddetin sabahı yakındır
Dayan dizlerim dayan
Şair : Enver Gökçe
Panzerler Üstümüze Kalkar
Panzerler
Üstümüze
Kalkar
Armut
Çiçeğindeyiz
Meğer
Sokakta
Düşenler
Var
Ve
Okulda
Gösteride
İşkencede
Ve
Mağarada
Kışda
Karda
Kıyamette
Silahlı
Silahsız
Ve
Yalnız...
Şair : Enver Gökçe
Rotatifler, Grayderler, Dozerler
Kıvrım
Kıvrım
Yemyeşil
Bir
Engerektir.
Soğulur
Yüce
Dağlar
Arasından
Başıma
Vurur
Gümbürtüsü
Fıratın
Biter mi
Bu
Tipi
Bu
Fısırtılar
Ve
Çakal
Sesleri
Kurt
Ulumaları
Kapılarda
Adam
Boyunu
Aştı
Kar
Ve
Kuş
Kuşa
Süt
Vermez
Daha
Ve
Dağ
Gibi
Kümbetlere
Sokmuş
Başını
Helezonlu
Başını
Savurur
Kar'ı
Bir
Sağa
Bir
Sola
İşler
Rotatifler
Grayderler
Dozerler
Çıldırmış
Doğa
Vuruşur
Makina
Ve
İnsanla.
Şair : Enver Gökçe
Sağda Gider
Sağda
Gider
Dört
Eşek
Dördü de
Gaz
Yüklü
Dört
Boz
Eşek
Dördü de
Tuz
Yüklü
Dört
Boz
Eşek
Dördü de
Bez
Yüklü
Dört
Boz
Eşek
Deh
Gaz
Yüklü
Dört
Boz
Eşek
Yuh
Bez
Yüklü
Dört
Boz
Eşek
Çüş
Tuz
Yüklü
Dört
Boz
Eşek
Ört ki
Ölek
sağdıcım
Ört ki
Ölek...
Şair : Enver Gökçe
Turan Emeksiz
Bir yürüyüş eylediler sabahtan
Ilgıt ılgıt kan gider loy loy!
Dayan dizlerim dayan!
Ağla gözlerim ağla!
Namlu puşt olmuş, atayağı puşt.
Yine düşman elindeydi vatan
Bir oğul çıktı Malatya'dan:
Anası Yılmaz çağırırdı
Haram süt emmemişti anadan.
Ve Beyazıt derler bir büyük alan
Düşman sarmıştı sağı solu
Düşman çok, cephane yoktu.
Yetişmemişti daha Cemal Paşa kolu
Amandı el aman!
Tank paletleriydi alanda dönen
Kusan namlularda, kalleş ölümcül
Ve vuran ve kıran ve haykıran
Malatyalı şöyle baktı bir
Ana baba günüydü herhal
Her yönde toz duman!
Vay anam vay!
Bu belalı başınan
Kime ne diyem
Kime ne diyem
Nerelere gidem
Ya derdime derman
Ya katlime ferman!
Başı daralınca Yılmaz'ın
Baktı atacak taşı yoktu
Baktı eli durmuş, ayağı durmuştu
Vurulmuştu.
Çıkardı yüreğini kan içinde
Çarptı kötünün kafasına
Hay bu nasıl devran?
28
Nisandı
Yavri
Hey!
Ham
Meyveyi
Kopardılar
Dalından.
Şair : Enver Gökçe
Uyan Alim
Yıllardır susmusum lal
Yanım yörem Tepegöz, Şahmaran!
Yürek çın çın eder ama,
Erdemli ve yiğit
Bir gerilla bıçağıdır, çatal
Derman sorar kurda kuşa derman!
Dağlar gül gülistan içinde
Al al!
Bir ben kalmışım
Rüsvay, malamat, üryan!
Adı görklü Marx yadıma düşende,
Uyan derim Alim
Uykudan uyan!
Şair : Enver Gökçe
Uy Kirpi Kız Kirpi
Kırmızı ve parıltılı ve narin
Bir kiraz dalı
Irgalandı
Has bahçenin içinde
Döktü çiçeğini bir bir
Ve gazaba geldi
Eğinli Bekir :
"Yıkılsın İstanbul, dedi
Yıkılsın İzmir
Lan hani benim ekmeğim,
Bu ne bok kader
Toprağım yok, tarlam yok.
Ne kadar
Toprak var dünyada oysa
Ömrübillah herkese yeter"
Irmağın üstünden
Bir sürü geçti allı pullu
Herhal meri keklik
Gider öyle gider.
Havada bulut
Havada alaca karga
Karganın ağzı var dili yok
Bekir'in arkası yok.
Dedi karga: yok
Ahmed'in de yok.
Demiri eriten kömür
Yiğidi eriten kahır
Ölem desem ölemezsin ki
Dünya dediğin de ne ki
Bir alabalçık sökemezsin ki
Dünyanın halısı kilimi çok
Bekir'in tarlası yok
Bir kirpi açıldı dikeninden
Gelincik yüzlü!
Uy kirpi kız kirpi
Bekir'in tarlası yok
Dedi kirpi : yok
Mehmed'in de yok.
Munzur'un başı kar ile duman
Bu belalı başınan
Kime gidem yavri
Avuçta yok elde yok
Bir çekirge atladı
Eğri bacağıynan
Çekirgenin ağzı var dili yok
Bekir'in tarlası yok
Dedi çekirge : yok
Zeyneb'in de yok.
Şair : Enver Gökçe
Vatandaş
Ne, bizden geri, deniz aşırı şarkılar,
Ne tadılır ne bölünür nimetler bizsiz.
İnan kardeşim inan
Ne yalan bu dünya,
Ne insan fani...
Acılar görmüşüz, geceler görmüşüz,
ölmeyi görmüşüz.
Aydınlıklar görmüşüz, kahramanlar,
dostlar görmüşüz.
Görmüyor musun, görmüyor musun?
Ellerimiz ellerimizde... gidiyoruz.
Sizlerden söz açıyorum
Teklifsiz, pervasız, işkilsiz.
Ateşe vurulu batıl ve eski kitaplar
Sizden öte...
Neler varsa
Mesut insanlık için bühtan edici
Sizden öte...
Ve bir yanda yıkılmış zulmün kalası
Bir yanda salınır devasa gövden.
Bir yanda sevmediklerin,
Bir yanda demir pencere, bir yanda tarih
Bir yanda sen.
Yani bir yanda
Yüzyıllar boyunca saflarında
Yangınlar çıkardıklarımız.
Bir yanda - hayal etmesi zor -
Ferah ve cömert dünyamız
Ve mürettip, hasatçı, öğrenci, öğretmen
Kınadık, yüz çevirdik, düşman kesildik
Şol aşkı bilmezlenenlere.
Dünyalar durdukça mesuduz
Bu dünya üzerinde.
Yaşamak aşkına, yıldızlar aşkına
Demir ve ekmek aşkına mesuduz...
Hey dağlara taşlara kar eden türküm
Aşikar etsen de kendini
Şöyle bir sular gibi salsak, boy versek
Uzun ömrümüzü, yiğit ömrümüzü, taze ömrümüzü,
Sefil ömrümüzü, deli ömrümüzü, gelin ömrümüzü...
Güneşte güneşlesek
Dal kırsak, toplasak, ateşlesek
Broy broy desek dağlarda
Gül gülistan içinde görseler bizi.
İster öv, ister yer, ister sev beni
Güneşin taşlarda mavileştiği
Nehir boylarınca söylenir
Sevinç şarkılarım yoksa da
Şimdi, bütün kederli ezgileri
Ümide kurban ediyorum.
Satırlarımla olsa da çok mu, bir de ben seni
Bizden olan bütün dünya şairleri gibi
Yadediyorum.
Sen ne hakim, ne evliya, ne kul, köle, ne şövalyesin
Sen yirminci yüzyıl insanı!
Dost dediğim, yaren dediğim, kardeş dediğim
Ekmeğim benim,
Gülüm, bağım, bostanım benim :
VATANDAŞ.
Şair : Enver Gökçe
Ve De "Gavur İçinde Yesirdiler"
Hepten
Suya
Verdik
Çünkü
Suyu
Yoktu.
Toprağı
Gazı
Tuzu
Işığı
Yoktu
Bu
Köyleri
Suya
Verdik
Eli
Ayağı
Tekerleği
Kağnısı
Yoktu
Ve
Atı
Arabası
Yoktu
Bir
Kaç
Kıl
Keçi
Bir
Torba
Çökelik
Ve
Tulum
Peynirine
Hasrettiler...
Ve
De
"Gavur
İçinde
Yesirdiler"
Sanki
Çarıklarını
Yemiştiler
Gün
Olmuş
Ve
Dut
Kurusu
Süpürge
Tohumu...
Haybedendi
Yaşamları
Ümmiydiler
Gurbetçiydiler
Gülmemişti
Hiç
Biri...
Ve
Soğuk
Asvan
Pulur
Hıdır-öz
Ve
Huni
Su
Payriği
Zalbar
Ve
Pul
Ve
Güci
Kırani
Haskini
Henisik
Hulmin
Karapınar
Ecüzlü
Vahşin
Venk
Ve
Payamlı
Ve
Süderek
Haritadan
Silindiler
Bir
Sabah...
Şair : Enver Gökçe
Yıldız Boklarıdır Üşüşür
Şu
Pır pır
Maviş
Maviş
Yamyaş
Gecede
Yıldız
Boklarıdır. ( * )
Üşüşür
Keban
Toprağının
Üstüne
Gel
Kardaş
Çözüver
Kuşağını
Aç
Kar
Gibi
Bembeyaz
Ekmeğini
Upuzun.
Biraz
Ceviz içi
Az
Kuru
Kaymak
Bir de
Çay
Demliyelim
Kerpeten
Gibi
Tavşan
Kanı
Olsun.
Şair : Enver Gökçe
Yol
Tekmil haklar alınır.
Tekmil hürriyet kısılır.
Tekmil köşe başlar, tekmil kapılar tutulur,
Gökyüzü tıkılır dört duvar içine
Bütün bunlara karşı
Dümdüz, apaydınlık kalır
Seni bana getiren yol.
Şair : Enver Gökçe
|
|