|
İnebolu Azize Ana Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, öğrencilerini geleceğe güvenle taşıyor
Eğitim tutkusunun öyküsü
Bir koleji andırıyor *Başarıyı paylaşma duygusunun müdür, öğretmen, öğrenci, tüm personeli sarmaladığı okul, koleji andıran yapısıyla özel okulları aratmıyor.''Azize Ana'' adıyla örtüşen eğitim kadrosu, öğretimde sürekliliği aşılarken, hüzün ve acıların da yalnızca bir deneyim olarak geçmişte bırakılmasını küçük beyinlere işlemeye çalışıyor.
Öğretmen ve öğrencileri birlikte kucaklayan eğitim tutkusu, okulun duvarlarını aşarak Kastamonu'ya kadar uzanıyor. Kenetlenen dostlukların tiyatro kulübünde somutlandığı, art arda gelen Kastamonu Voleybol Şampiyonluğu'nun birliktelik duygusunu tazelediği okulda, iş atölyelerinde yükselen yetiler sergi salonlarında görülüyor.
Başarıyı paylaşma duygusunun müdür, öğretmen, öğrenci, tüm personeli sarmaladığı okul, koleji andıran yapısıyla özel okulları aratmıyor. ''Azize Ana'' adıyla örtüşen eğitim kadrosu, öğretimde sürekliliği aşılarken, hüzün ve acıların da yalnızca bir deneyim olarak geçmişte bırakılmasını küçük beyinlere işlemeye çalışıyor.
120 yatılı, 60'ı taşımalı, 81 gündüzlü olmak üzere toplam 261 öğrencinin öğrenim gördüğü Azize Ana Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO), İnebolu'dan 5 kilometre uzaklıkta. Okulda lojman bulunmaması nedeniyle öğretmenlerin gece nöbetlerinin ardından ilçedeki öğretmen evine ulaşmaları için yaklaşık yarım saat süren riskli bir maratona girmesi gerekiyor. Geç saatlerde araç bulunmaması nedeniyle yürümek zorunda kalan öğretmenleri sokak köpeklerinin saldırıları bile yıldırmıyor.
En önemli sorunlarının lojman, spor salonu, sağlık personeli ve rehber öğretmen sıkıntısı olduğunu anlatan YİBO Müdürü Necmi Mankaloğlu , devletten gelen yardımlarla yetinmeyerek, sivil toplum örgütlerini de okula çekmeyi başaran bir eğitim savaşçısı. İstanbul'daki Köy Öğretmenleri Yardımlaşma Derneği ile bağlantı kurarak, okuluna büyük bir kütüphane kazandırmış. Hollanda'ya yerleşen Kastamonulular tarafından kurulan Hollanda Kastomonu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile düzenledikleri gecede de 1 milyar lira gelir elde etmeyi başarmış.
Dernek ile yapılan anlaşma sonucu kardeş okul projesi uygulanmış. Mankaloğlu, çalışmalarından her geçen yıl bir bir ürün alıyor ve bu yıl başarılı öğrencileri bir hafta Hollanda'ya göndererek ödüllendireceğini açıklıyor. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile yapılan görüşmeler sonucunda da okula çok amaçlı bir konferans salonu yapılarak, eğitim yelpazesini genişleteceklerini anlatıyor heyecanla.
Okulu kültür merkezine dönüştürerek, eğitim nabzının İnebolu'dan atmasını isteyen Mankaloğlu, öğrencilerin etrafındaki kuşku sisini de dağıtmayı amaçladıklarını vurguluyor. Yoksul köylü ailelerden gelen çocukların geçim sıkıntısı nedeniyle kısa yoldan yaşama atılmak istediğini aktarırken, gözlemlerini sıralıyor:
''Öğrenciler, geleceğe karşı oldukça kararsız. Bunda ailelerinin durumu da etken. Ailelerinin onları okutamayacağı düşüncesi ile kısa yoldan hayata atılmak istiyorlar. Biz bu düşüncelerini yavaş yavaş kırmaya başladık. Okula ilk başladıklarında topluluk karşısında rahat konuşamama, şiveli konuşma, çekingen ve içine kapanık olma gibi sorunları vardı. Tiyatro kulübünü, biraz da bu sorunlara derman olmak amacıyla kurduk. Buradan mezun olan birçok öğrencinin üniversiteyi kazanması, okulumuzun 3 yıl üst üste Kastamonu Voleybol Şampiyonu olması onlara güç verdi, moral doping etkisi yaptı. İş atölyesinde üretilen el işlerinin İstanbul'da bile satılması, onları çalışmak konusunda daha çok teşvik etti. İnebolu'daki hayırseverlerin okula yönelik bağışları, İstanbul'daki İneboluluların bilgisayar hibesi bizleri daha da yüreklendirdi. Artık, İnebolu'nun kalbi bizim okuldan atmaya başladı. Okulumuz, ilçeye de dinamizm getirdi.''
Devletin aktardığı büyük kaynaklarla yatılı okul öğrencilerinin eğitim, giyim, yemek, yatak tüm masraflarının karşılandığına dikkat çeken Mankaloğlu, ''YİBO'lar kırsal kesimden gelen öğrencilerin hayata kazandırılmasında çok önemli bir misyon üstleniyor'' diyor. Müdür Mankaloğlu, köylerdeki birleştirilmiş sınıf uygulamasının verimli olamamasına, kendilerine kaydolan 6. sınıf öğrencileri arasında okuma yazma bilmeyenlerin bulunmasını örnek gösteriyor.
Öğrencilerin YİBO'larda arkadaşlık ortamını genişlettiğine, kent havasını solumaya, geleneksel yaklaşımlarını kırmaya başladığına işaret ediyor:
''Köylerdeki birleştirilmiş sınıflardan bize gelen birçok öğrencinin okuma yazma bilmediğini ya da dört işlemden habersiz olduğunu belirledik. Bu öğrencileri özel yetiştirme kurslarına aldık. Yaşadığımız olay, YİBO'ların eğitime ne kadar ateşli meşale tuttuğunu, birleştirilmiş sınıfların da ne denli başarılı olduğunu gösteriyor.''
Çoğunun ilkokul mezunu bile olmadığını söylediği öğrenci velilerinin ilgisizliğinden yakınıyor müdür:
''Öğrenciler, kalabalık ailelerden geldikleri için anne babalarından da yeterli ilgi görmüyor. Tatilde köye gönderdiğimiz öğrencilerin bir kısmı tekrar bitlenerek dönüyor. Bu çocukların ailelerini sürekli uyarıyoruz. Çocuklar, ailelerinden görmedikleri sevgiyi bizden bekliyorlar. Biriyle özel olarak ilgilenseniz, diğer öğrenciler de sizi kuşatmaya başlıyor.''
Okuldaki öğretmenlerin özverili çalışmalarından övünç duyan Mankaloğlu, ders anlatış tekniğiyle müfettişlerin bile ilgisini çeken Fen Bilgisi Öğretmeni Engin Özbek 'in özel okullardan gelen önerileri geri çevirmesinin kendisini gururlandırdığını vurguluyor.
Matematik öğretmeni Pınar Şentürk , öğrencilerin genellikle ilk dönemde uyum, ikinci dönemde derslere alışma sorunu yaşadığını anlatıyor. Kimi öğrencilerin ailelerinin kendilerini aramaması nedeniyle derslerinde sendeleyebildiğini söyleyen Şentürk, sınıf mevcutlarının az olması nedeniyle öğrencilerle birebir ilgilenebilmelerini ise şans olarak görüyor.
Tarih öğretmeni Ramazan Kısa , ilgi açlığı çeken öğrencilerin ''aferinle ödüllendirildiklerinde'' çok mutlu olduklarını aktarırken, bazı velilerin ilgisizliğine de yaşadığı bir olayla örnek veriyor:
''Yatılı okuldaki bir çocuk hastalandı, hemen hastaneye kaldırdık ve ailesine haber verdik. Ancak ailesi hastaneye gelmek yerine bizim refakatçi olarak kalmamızı istedi.''
Yatılı okulda öğrencilerin rehber öğretmene kaçınılmaz gereksinim duyduğunu belirten Kısa, ''Bu çocuklar, ailelerindeki sorunları da beraberinde getiriyorlar. Onların uzağında olmaları da derslerindeki başarıları etkiliyor. O nedenle yatılı okullara mutlaka rehber öğretmenler verilmeli'' önerisinde bulunuyor.
Bölge müfettişi Fikret Pirahmetoğlu , YİBO'daki öğretmenlerin diğer öğretmenlere göre daha çok sorumluluk üstlendiklerini, gece nöbetleri tuttuklarını, etütlere girdiklerini vurguluyor. Önerileri, genel gözlemle doğrulanıyor:
''Yatılı okul öğretmenlerinin maddi olanakları arttırılmalı. Koşulları ağır olduğu için öğretmenler genelde burada görev yapmak istemiyorlar. O nedenle YİBO'lar, öğretmenler açısından çekici hale getirilmeli.''
Yatılı okullarda hemşire, aşçı, hizmetli, rehber öğretmen sıkıntısı yaşandığını anlatan Pirahmetoğlu, öğrencilerin de 3. sınıftan sonra YİBO'lara alınmasını istiyor. Ailelerinden küçük yaşlarda ayrılan çocukların okuma yazma bilmemelerinin etkisiyle büyük psikolojik sorunlar yaşayabildiğine işaret ederek, ''Bu çocuklar sürekli altına işiyor. Bu sorunları çözmek, öğretmenler için de çok zor oluyor. O nedenle YİBO'lara 3. sınıftan sonra öğrenci alınmalı. Bu okullarda, bayan müdür yardımcısı, psikolog ve rehber öğretmen mutlaka olmalı'' diyor.
Okuldaki bütünleşme ruhu
Azize Ana okulu çatısında bütünleşen öğrenciler, ''şımarık zengin çocukların okuduğunu'' söyledikleri yanlarında bulunan Çok Programlı Lise'ye karşı topyekûn cephe almışlar. Yatılı okullarından mezun olduktan sonra Çok Programlı Lise'ye devam etmeme konusunda kararlı olduklarını belirtirken günlük heyecanlarını anlatıyorlar:
''Bu okulda sigara var, öğrenciler bıçak, çakı taşıyorlar. Zaman zaman öğretmenleri bile dövüyorlar. O nedenle bahçede gruplar halinde dolaşıyoruz. Bizi sıkıştırdıklarında da hemen öğretmenlerimize söylüyoruz.''
Ergün ve Ersin Alagöz kardeşler, bir aile faciası sonrasında yazılmışlar okula. Anne ve babaları öldürülen kardeşler, katillerin yakalanamamasının da hüznünü taşıyorlar yüreklerinde. Evin geçimini Küre'deki köy kahvesinde çalışan diğer kardeşleri sağlıyor. Ergün doktor, Ersin ise ölen babası gibi ''şoför'' olmak istiyor.
Tanık olduğu ve ömrü boyunca gömemeyeceği acısıyla gözleri buğulanan Ergün, titrek sesiyle anlatıyor öyküsünü:
''Babam 1991'de öldürüldü. Bir kamyon firmasında çalışıyordu. Kara Kemal adlı bir patronu vardı. Babam, kamyonuna kazara çarptığı söylenen bir çöp arabası ile öldü. Ancak biz bunun kaza olmadığına inanıyorduk. Bu nedenle annem köyden İstanbul'a gitti. Kara Kemal'den babamın ehliyetini istedi. Ancak Kara Kemal'in adamları annemi orada dövmüşler. Annem, her şeye rağmen bu olayın peşini bırakmadı. Bunun üzerine Kara Kemal'in adamları annem İnebolu çarşısından köyümüze giderken onu sıkıştırdılar, zorla araca bindirdiler, daha sonra da tenha bir yerde ağzına ve başına vura vura tornavida ile onu öldürdüler. Sonra da su birikintisine attılar onu. Ben olayı uzaktan gördüm ve kaçtım. Babam ve annemin katillerinin bulunmasını istiyorum!''
Davanın devam ettiğini söyleyen Ergün, kimi zaman uzaklara dalıyor ve ıssız bakışlar yöneltiyor çevresine. Ailelerinden geriye sadece ağabeyleri kalan kardeşler, sıcak bir ev ortamının özlemini çekiyorlar. ''Okulda koltuk, halı istiyoruz'' diyen kardeşler, müdür ve öğretmenlerin özel ilgi gösterdiği öğrenciler arasında yer alıyor. Ergün, İstanbul'daki teyzelerinin kendilerine düzenli olarak para gönderdiğini vurgularken, ''Allah, devletimizden de öğretmenlerimizden de razı olsun. Her şeyimizi karşılıyorlar'' diyor minnetarlık duygusuyla. Okumak istediklerini anlatan Ergün, ''Bilgisayar istiyoruz, İngilizce dersini de çok seviyoruz. Ama bazılarına aklımız ermiyor. O zaman arkadaşlar yardımcı oluyor'' diye özetliyor derslerindeki başarı durumunu.
Suyla çalışan otomobil
Babası köyde sınıf öğretmeni olan Vedat İkizoğlu ise öğrencilerin ağırlıklı olarak imam, öğretmen, polis, jandarma olmak istediği okulda farklı bir portre çizerek, bilim adamı olmak istediğini vurguluyor. Fen bilgisi dersini ve öğretmenini çok sevdiğini söyleyen İkizoğlu, ''Burada okuyalı 3 yıl oldu. Çok memnunum. İnebolu'yu da çok seviyorum. Benim amacım, bilim adamı olmak. Yenilikleri çok seviyorum. Suyla çalışan bir otomobil yapmayı düşünüyorum'' diyor. Fen liselerine hazırlandığını belirten İkizoğlu, okullarına bilgisayar getirilmesini istiyor.
Okula yeni başlayan 10 yaşındaki Toker Ünal ise baba özlemi çekiyor. Annesi Bakırköy Akıl Hastanesi'ne kaldırılmış, ne zaman ailesiyle ilgili konu açılsa ağlamaya başlıyor. Ablası Kastamonu Kız Yetiştirme Yurdu'na gitmiş. Okuma yazmayı da kardeşinden öğrendiğini söylüyor. Yaşamın yükünü kaldıramayan annesinin sonradan ''akıldan hastalandığını'' , kendisini sürekli dövmeye başladığını anlatırken, sözcükler yeniden boğazında düğümlenmeye başlıyor:
''Babam onu Bakırköy'e yatırdı. Babamı çok seviyorum. Ama babam da fakir. Babamın işi yoktu. Bana verdiği parayla çikolata, bisküvi aldım. Bu okuldan memnunum, çünkü bizim evde televizyon yoktu, telefon da yoktu.''
13 yaşındaki Erdal Ustaoğlu ise imam olmak istiyor. 5 kardeşi olduğunu söyleyen Ustaoğlu, hiçbirinin okumadığını belirtiyor. Babası süreklilik taşıyan bir iş bulamamış, büyük ağabeyi de bacakları yandığı için çalışamıyor. Evin gelirini bu okulu bitiren su tesisatçısı diğer kardeşi sağlıyor.
Ağabeyinin ayda 500 bin lira gönderdiğini, çok programlı lisedeki imam-hatip bölümüne yazılmak istediğini yineliyor. Köyden sıkıldığını, burada okumaktan çok mutlu olduğunu söylüyor.
''Köyün havasını, suyunu sevdiği'' için köy imamı olmak isteyen Sinan Aydın , bu okula İnebolu'da devam ettiği Kuran kursu imamının önerisi ile yazıldığını aktarıyor. ''İslam dinini çok seviyorum'' diyen Aydın, devlete yararlı olmak istediğini vurguluyor.
Sağ ayağı, sol parmakları bulunmayan Hasan Arç , yatılı okul sayesinde öğrenim görebildiğini anlatırken, üniversite düşünün ''proteze bağlı olduğuna'' dikkat çekiyor.
''Dünyayı dolaşmak, röportajlar yapmak istediği için'' gazeteci olmak isteyen Tuncay Tirzik , babasının iş için İstanbul'da yaşadığını söylüyor. Babasının kerestecilik, annesinin köyde çiftçilik yaptığını anlatıyor ve özlemlerini dinlemek için soruya gerek bulunmuyor:
''İstanbul'da yaşamak istiyorum. Bu okuldan memnunum, bize takım elbise verdiler. Ama laboratuvarın genişletilmesi de gerekiyor. Köyde canım sıkıldığı için oraya gitmek istemiyorum. Ama tatillerde köy çok güzel oluyor. Burayı bitirdikten sonra düz liseye gideceğim. ''
Yarın: Boyabat Yaşar Topçu Yatılı İlköğretim Bölge Okulu
|