alisahin_37.sitemynet.com
untitled_logo.jp

AlsahBlog/
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm

Albüm


AlsahBlog/

cumhuriyet_gazetesi_19990331.jpg

19990331_1.jpg

19990331_2.jpg

00012481.jpg

0049.jpg

10.jpg

107x70_otomobil11.jpg

10906_6710.jpg

buss12.gif

Eğitim güneşi kızlara doğdu


Boyabat Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, 100'ü kız toplam 230 öğrenciden oluşuyor. İlçeden 5 kilometre uzaklıkta bulunan okul, çevre köylerden gelen yoksul öğrencilerden oluşuyor. Taşımalı eğitimden yararlanamayan pek çok öğrencinin 7 ay boyunca okula gidemediği bölgede yatılı okul hızla imdada yetişiyor. Öğrenci kayıtları hâlâ süren okulda kız öğrencilerin sayısı da gün geçtikçe artıyor.
8 yıllık kesintisiz temel eğitimin olumlu etkileri gözler önüne seriliyor, Boyabat Yaşar Topçu Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nda. Çoğu evlendirilmek üzere iken 8 yıla çıkarılan zorunlu eğitim ile yatılı okula alınan kız öğrenciler, yörenin üzerlerine çöken töresel pususundan kurtulma savaşımı veriyor...

Erkeklerle karma eğitim aldıkları için bir yandan ailelerinin geleneksel çekincelerini yıkmaya, diğer yandan erken evlilik yazgısından uzaklaşarak aydınlık günlere koşmaya çalışıyorlar. Yoksul ailelerinin kendilerini ziyaret edememesinin acısını, köylülerinin yollarını bekleyerek çıkarıyorlar. Köylerine giden yolun üzerinde bulunan okulda, ''haberci'' yerine koydukları köylüleri ile ailelerine selam yollamak için uzun soluklu bekleyiş sırasındaki yerlerini alıyorlar.

Aileleri tarafından gönderilen harçlıkları da, en sevdikleri günde harcayabilmek için yastık altında saklıyorlar...

Eski Bayındırlık ve İskân Bakanı adına yaptırılan Boyabat Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, 100'ü kız toplam 230 öğrenciden oluşuyor. İlçeden 5 kilometre uzaklıkta bulunan okul, çevre köylerden gelen yoksul öğrencilerden oluşuyor. Taşımalı eğitimden yararlanamayan pek çok öğrencinin 7 ay boyunca okula gidemediği bölgede yatılı okul hızla imdada yetişiyor.

Sinop İl Milli Eğitim Müdürü Hayrettin Gürsoy , 9 YİBO'yu daha hizmete açarak, 2030 yılına kadar bölgenin tüm eğitim gereksinimini karşılayacaklarını anlatıyor. Giyim yardımı nedeniyle taşımalı eğitim gören çocukların da yatılı okullara yazılmak istediğini aktaran Gürsoy, Karadeniz'in dağlık konumu nedeniyle YİBO'ların çok önemli bir misyon üstlendiğini vurguluyor.

Yaşar Topçu Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Ali Şahin , tamamlanmadan açılan okul binasındaki donanım eksiklerine işaret ederken, 4 kadrolu öğretmenle hizmet vermeye çalıştıklarına da dikkat çekiyor. Okulun bu öğretim yılında hizmete açılması nedeniyle önemli sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını belirten Şahin, 6 öğretmenin görevlendirme sistemi ile çalıştığını, İngilizce öğretmeninin de ücret karşılığı dışarıdan getirildiğini belirtiyor.

Kurban Bayramı'nda ilçede okula bağış için kampanya başlatan Şahin, gelecek için programlı ilerliyor:

''Okulumuza, yakın zamanda bağış yoluyla 20 tane bilgisayar gelecek. Büyük ekran bir televizyon da bağış yoluyla geldi. Bu önemli bir fırsat. İlçe, çok kısa zamanda okulu benimsedi ve okula büyük destek verdi. Boyabat, muhafazakâr bir yerdir. Karma okul olduğu için önceleri velilerin endişeleri vardı. Ama daha sonra okuldaki yemekhane, yatakhane ve tuvaletlerin erkeklerle kızlar için ayrı olduğunu görünce çok rahatladılar. Bu da kız öğrencilerin kayıtlarını arttırdı. Velilere daha da güven vermek için taahhütname uygulamasını başlattık. Cumartesi-pazar evci çıkacak öğrencilerin kime teslim edileceği konusunda yazılı taahhütname aldık. Bu da bize olan güvenlerini pekiştirdi.''

Şahin, Karadeniz'in dağlık köylerinden gelen öğrencilerin ilk gördüğü büyük yerleşim merkezinin Boyabat olması nedeniyle bazı sorunlar yaşayabildiğine dikkat çekerek gözlemlerini aktarıyor:

''Öğrencilerin çoğu ilk kez köylerinden çıktıkları için trafik kurallarını bilmiyorlardı. İlçeye gidiş gelişlerinde kırmızı ışık-yeşil ışık kurallarından, karşıdan karşıya geçerken dikkat edilecek hususlardan habersizlerdi. Trafik bilgileri de aktarmaya başladık. Mağaza, dükkân ve alışverişe gittiklerinde de kimi sorunlar yaşıyorlardı. Bu nedenle öğrencilere nöbetçi öğretmen nezaretinde alışveriş yaptırıyoruz. Altına işeyen çocukları, gece saatlerinde nöbetçi öğretmen nezaretinde tuvalete çıkarıyoruz. Çocukların çoğunun saçı, geldiğinde bitliydi. O nedenle okul açılır açılmaz ilçeden bir berber getirerek tüm çocukların saçlarını kestirdik. Bit saptadıklarımızı tedavi ettik. Öğretim yılı başında öğretmenler, öğrencilerin bilgi düzeyini taramak için seviye sınavları yaptı. Sınavda birçok öğrencinin 6. sınıfta olmasına karşın okuma yazma bilmediğini, bu öğrencilerin birleştirilmiş sınıflardan geldiğini saptadık. Bazı öğrenciler de heceleyerek okuyabiliyordu. Bu nedenle seviye grupları oluşturularak, programdan geri kalan öğrenciler için etütler düzenledik.''

Öğrencilerin çoğunun okula başladığında lastik ayakkabıları olduğunu vurgulayan Şahin, giyim yardımının önemine dikkat çekiyor. Öğretim yılı başında kız öğrencilere forma, hırka, beyaz gömlek, ayakkabı ve çorap; erkeklere ceket, pantolon, gömlek, ayakkabı ve çorap verilmiş. Başlı başına bu giyim yardımı bile çok etkili olmuş. Müdür, birçok velinin, giyim yardımı nedeniyle çocuğunu yatılı okula yazdırmak isteğini belirtiyor.

Yatılı okulların 'eğitim ışığını en uzakta bulunan köylerin çocuklarına kadar götürdüğünü' söyleyen Şahin, önemli bir ölçüte dikkat çekiyor:

''YİBO'lar, 'eğitimde fırsat eşitliği' sloganını sözde kalmaktan kurtararak gerçeğe dönüştürdü. YİBO'larda sorunlar çok olabilir, ama bu sorunlar inançla aşılabilir.''


Hepsinin öyküsü var

Beden öğretmeni Mehmet Yener , yatılı okulun yalnızca öğrenciler için değil, öğretmenler için de ilginç bir deneyim olduğunu belirterek başlıyor sözlerine. ''Biz de okula yeni alışıyoruz'' diyen Yener, buradaki öğrencilerin en belirgin özelliğinin, köylülerinin yollarını beklemeleri olduğunu anlatıyor:

''Tüm köylerin yolu bu okuldan geçtiği için öğrenciler dersten çıktıktan sonra dışarı çıkıyor ve yoldan geçen köylülerin arabalarına el sallıyorlar. Aileleri genelde fakir olduğu için sürekli buraya gelemiyor. Buradaki öğrenciler kavgacı ve sorunlu öğrenciler değil. Hepsi ayrı bir hikâyeyle geliyor okula. Hepsine elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz.''

Yener, köylerden gelen birçok öğrencinin tuvalet kültüründen yoksun olduğunu, hatta pisuvarları görünce ne olduğunu anlamakta uzun süre güçlük çektiklerini aktarıyor. Tuvaletteki sabunlar da sürekli yok oluyormuş. ''Ancak bunlar zamanla oturacak. Çocuklar 2 ayda oldukça mesafe kat etti'' diyerek anlatıyor genç dimağların yeniliğe açık olduğunu.

Babası 'namusunu temizlemek' için üvey annesini öldüren Dursun Bozkaya , Mahsun Kırmızıgül 'ün 'Yıkılmadım, ayaktayım' arabesk şarkısını seslendirmiyor, adeta ağıtla karışık haykırıyor. 24 yıl hapse mahkûm edilen babasının ardından parçalanan ailesinin hüznünü akıtıyor şarkılarına. Babasının üvey annesiyle kıydığı imam nikâhına içerliyor:

''Babamın üvey annemle evlenmesine başından beri karşı çıkmıştık. Ama bazıları babamın başını döndürmüşler, o da evlendi.'' 8 kardeşi olduğunu, üvey annesinden de bir kardeşi bulunduğunu söylüyor. Evin geçimini, tuğla fabrikasında çalışan ablası sağlıyor.

Ablasının ayda ancak 200 bin lira gönderebildiğini anlatıyor. En büyük amacı subaylık, ama bir seçenek daha var:

''Subay olamazsam ses sanatçısı olacağım.''

Röportajımızı önemsemesi, bakışlarını okulun önünden geçen araçlara kaydırmasını engellemeye yetmiyor.

17 yaşındaki Nurgül 'ün soyadı Yanarateş . Ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için evlendirilmek üzereyken zorunlu eğitim ile kendisini yatılı okulda bulan öğrencilerden. Küçük kardeşiyle bu okula yazdırılmış, bebekleri çok sevdiği için hemşire olmak istiyor. Soyadının çağrıştırdığı azmi yaşam felsefesi yaptığını duyumsuyor ve yaşamındaki 'zorunlu' değişikliği dinliyoruz:

''Üvey babam beni eniştemin oğlu ile evlendirmek istiyordu. 5. sınıfı bitirince 'bu kızın başını bağlayalım' dediler. Ben de onlara 'Beni evlendirirseniz intihar ederim' dedim. İstanbul'a kaçmayı bile düşündüm. Kanun çıkınca beni mecburen buraya yazdırmak zorunda kaldılar. Ben evlenmek istemiyorum, gidebildiğim yere kadar okula devam etmek, iş güç sahibi olmak istiyorum.''


İyot eksikliği

Annesinin yaşadığı sıkıntılara geliyor sıra:

''Annem, bana hamileyken babamdan ayrılmış. Çünkü babaannem çok kötüymüş ve annemi sürekli tarlada çalıştırıyormuş. Bu nedenle annem 2 çocuğunu düşürmüş. Bana hamile kaldıktan sonra beni de düşürmemek için babamdan ayrılmış. Ama babam o zamandan beri beni hiç aramamış. Ona çok kızgınım. Annem, daha sonra üvey babamla evlenmiş. Ondan da iki çocuğu olmuş.''

Bölgedeki iyot eksikliğinden payını alan Aysel Köklü , annesi ve 8 kardeşiyle guatr hastalığına yakalanmış bir öğrenci. Annesi, babasının ikinci eşi. Köklü, ''Babamın ilk karısı ölünce annemle evlenmiş. Ondan 6 çocuğu olmuş. İki çocuğu da ilk karısından'' açıklamasını getiriveriyor. 4 kardeşinin evlendiğini, babasının da şeker hastalığına yakalandığı için evin geçimini konfeksiyon mağazasında çalışan ağabeyinin sağladığını anlatıyor. Okulda okumaktan mutlu olmasının nedenleri arasında 'et yiyebilmeyi' gösteriyor. Köyde 6 ayda bir et yiyebiliyorlarmış. Ancak beklentileri okul yönetimini aşıyor:

''Boyabat'ta büyük bir çarşı da var. Ben daha önce çarşı görmemiştim. Keşke okulumuz da çarşının içinde olsaydı. Orada gezmeyi çok seviyorum.''

Ancak parası olduğunda köyüne gidebildiğini, ailesinin de 'fakir olduğu için' onu görmeye gelemediğini anlatıyor Aysel. ''Ben öğretmen olursam her şey değişir'' tümcesiyle özetliyor en büyük umudunu.

Beden eğitimi dersi için istenen eşofman ve ayakkabı sıkıntısından dert yanan Nevin Ekşisoy , ailesine sorunu açtığında okuldan alınma korkusu yaşıyor:

''Zaten babam benim okumamı istemiyordu. Eşofman gerektiğini söylersem beni okuldan almak isteyebilir. Zaten okuldan almak için bahane arıyor.''

6 kardeş olduklarını söyleyen Ekşisoy, babasının, kalbi delik olan ablasını okutmadığına dikkat çekerken kanıksamış görünüyor yaşamın yükünü:

''İstanbul'da Haseki Hastanesi'nde ameliyat olması gerekiyordu. Ama parasızlıktan onu ameliyat yaptıramadık. Bazen ablamın ağzından kan geliyor. Böbrekleri de rahatsız.''

6 kardeşinden biri askerde, biri mermer fabrikasında, 2 kardeşi de köyde. Babasının sigortadan aldığı 22 milyon lira ile gereksinimlerini karşılamaya çalışıyorlar. ''Neden İngilizce öğretmeni olmak istiyorsun?'' sorusuna, sezdiğimiz yanıtı alıyoruz:

''İngilizce öğretmenimizi çok seviyorum. Çünkü o gülünce içim bir şekil alıyor, ablamı hatırlıyorum. Onu ablama benzettiğim için öyle ısındım ki... Aynı onun gibi İngilizce öğretmeni olmak istiyorum. Maddi gücümüz elverdiğince okuyacağım.''


Babaya yardım için

Böbrek nakli bekleyen babasının tedavi masraflarını karşılamak için yaz aylarında tuğla fabrikasında çalışan Hüseyin Bozkaya , bir yandan derslerine çalışıyor, bir yandan da en tasarruflu harcamaları nasıl yapacağının hesabını yapıyor. Yeşil kartla tedavi olan babasına ilaç paraları nedeniyle çok para harcandığını anlatan Bozkaya, bu nedenle iki ağabeyinin okulu bırakarak tuğla fabrikasında çalışmaya başladığını söylüyor. 7 kardeşinden 2'sinin de köyde olduğunu belirttikten sonra sözü yeniden babasına getiriyor:

''Babam iki yıldır böbrek nakli bekliyor, ama durumu giderek kötüye gidiyor. İlaç paraları çok tutuyor. Bu yatılı okul olmasaydı ben de tuğla fabrikasında çalışmak zorunda kalacaktım. Ben 3 yıldır yaz aylarında tuğla fabrikasında çalışıyor, kırılan tuğlaları temizliyorum. Gündelik 1 milyon lira yevmiye, ayda 30 milyon lira veriyorlar. Yemek parasını biz cebimizden veriyoruz. Aslında 18 yaşından küçükleri çalıştırmak yasak, ama ben kaçak olarak mecburen çalışıyorum. Babamın yalnızca Başkent Hastanesi'ne gitmesinin yol masrafları bile çok fazla.''

Annesi ve ağabeyinin, ''Tuğla fabrikasında sürüneceğine oku da adam ol'' öğüdü kulaklarında. Devam ediyor Hüseyin:

''Köyde yaşamak istemiyorum. Subay olmak, Apo gibileri yakalamak istiyorum. Burada okumaktan çok mutluyum. Köyümüze gittiğimizde benim giysilerimi görenler, 'keşke biz de oraya yazılsaydık' diyorlar. Her türlü masrafımızı devlet karşılıyor, Allah razı olsun.''

''Yatılı okul olmazsa okuyamazdık'' diye söze başlayan İsmail Akbey , köydeki okulda öğretmenlerin sürekli değiştiğini, burada ise 10 tane öğretmen olduğunu belirttikten sonra, benzer soruların yinelenmesine gerek duymadan yanıtları sıralıyor:

''Babam çiftçi. İki ağabeyim var. Onları okutmadı. Onlar da çiftçi oldu, şimdi hayvanlara bakıyorlar, köyde. Bu okulu duyunca çok sevindik, babam hemen yazdırdı. Çünkü bu okul olmasaydı okuyamayacaktım. Babam, diğer kardeşimi de buraya yazdıracak. Okumak ve sivil polis olmak istiyorum.''


Sürecek


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın