alisahin_37.sitemynet.com
untitled_logo.jp

AlsahBlog/
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm
Albüm

Albüm


AlsahBlog/

cumhuriyet_gazetesi_19990401.jpg

19990401_1.jpg

19990401_2.jpg

00012481.jpg

0049.jpg

10.jpg

107x70_otomobil11.jpg

10906_6710.jpg

buss12.gif

Şereflikoçhisar Yatılı İlköğretim Bölge Okulu

Kimsesiz öğrenciler sokaklarda...
187 dekar arazi üzerine kurulu Şereflikoçhisar Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, Türkiye'nin en eski ve en büyük okullarından biri. 54 binadan oluşan okulda, 400'ü yatılı, 200'ü gündüzlü olmak üzere toplam 600 öğrenci bulunuyor.
Şereflikoçhisar İlçe Milli Eğitim Müdürü İleri Küçükkaya, okulun yerleşkesini daha derli toplu hale getirmek gerektiğini vurgulayarak ''Okulun etrafı duvarla çevrilmeli. Okulda yalnızca 2 tane bekçi var'' diyor.


Ailelerinden miras aldıkları cin-peri öyküleri ile gece yalnız kalmaktan korkan öğrenciler, kimi kez de korkunun şiddetiyle altlarını ıslatıyorlar. Anne-babalarını yitirmiş öğrenciler ise ''hiç bitmesini istemedikleri okullarının'' tatil olmasının ardından sokaklarda kurdukları naylon çadırlarla sabahı karşılıyorlar.

Tayt, askılı bluz, mini etek özlemi içinde olan kız öğrenciler ise yerleşkenin erkeklerden arındırılmasını düşlüyorlar.

Tuz Gölü yakınlarında bulunan okulda, suların çok tuzlu olması nedeniyle ellerinin çatlamasından, saçlarının kepeklenmesinden yakınıyor, bozuk sıcak su sistemi yüzünden bazen soğuk suyla banyo yapmaktan dert yanıyorlar.

187 dekar arazi üzerine kurulu Şereflikoçhisar Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, Türkiye'nin en eski ve en büyük okullarından biri. 54 binadan oluşan okulda, 400'ü yatılı, 200'ü gündüzlü olmak üzere toplam 600 öğrenci bulunuyor.

Eski okul müdürünün ramazan ayındaki yemeklerde ''oruç tutmayan öğrencilere tatlı vermediği'' ve öğrencileri sürekli mescide yönlendirdiği öğreniliyor. Görevden alınan müdürün ardından işbaşına gelen yeni yönetim mescidi kapatırken, okuldaki eski binaların da tamirine başlamış.

Şereflikoçhisar İlçe Milli Eğitim Müdürü İleri Küçükkaya , okulun yerleşkesini daha derli toplu hale getirmek gerektiğini vurgulayarak ''Okulun etrafı duvarla çevrilmeli. Okulda yalnızca 2 tane bekçi var'' diyor. Yatılı okulda görevlendirilecek öğretmenlerin deneyimli, çocuk psikolojisinden anlayan, lisansüstü eğitim almış olanlardan seçilmesi gerektiğini söyleyen Küçükkaya, ''Çocuklarda aile özlemi çok fazla. Kimisinin ailesi bile yok. Çoğunun psikolojileri iyi değil. O nedenle bu okullarda bayan müdür yardımcısı ve rehber öğretmen bulunmalı. Ama öyle atamalar olmuş ki, sorunlu çocukların yer aldığı bu okulda sorunlu öğretmenler bulunmuş'' dedi.

Müdür Küçükkaya, yatılı okuldaki öğretmenlerin 3-5 yılda bir sirkülasyona bağlı tutulmasının çöreklenmiş kadroların temizlenmesi açısından çok önemli olduğunu anlattı. Küçükkaya, geçmiş dönemdeki kadrolaşmanın sonuçlarına dikkat çekiyor:

''Çocukların el becerilerini geliştirmek için kurulan Pratik Sanat Okulu, bugün pervazları, kapıları, pencereleri sökülmüş halde.''

Okulun yeni müdür vekili İbiş Alp , iyi niyetli çalışmalarına karşın okuldaki eksikliklerin giderilemediğini anlatıyor. Öğrencilerin yüzde 70'inin anne-babasının ayrıldığını, diğer bölümünün de yetim olduğunu aktaran Alp, şu bilgileri veriyor:

''Babaları genelde ya kahveci, ya çiftçi, ya çoban ya da işçi. Bazılarının anneleri de cezaevinde. Veliler genelde çok ilgisiz. Çocuklarını öğretim yılı başında teslim ediyor, sonra da çok nadiren arıyorlar. Çoğu, yoksulluk nedeniyle cumartesi-pazar günleri çocuklarını alamıyor. Genelde bir köy şoförü tüm çocuklar adına imza atar ve hepsini alarak köylerine götürür.''

Alp, derslerinde başarılı olan kız öğrencilerin yatılı Halide Edip Lisesi'ne, erkek öğrencilerin de Cumhuriyet Lisesi'ne gönderildiğini belirtiyor. Öğrencilerin okuma azmine de dikkat çeken Alp, sadece yüzde 1'inin okulu bıraktığını ifade ediyor. Alp, ''Kız öğrenciler öğretmen ya da hemşire, olmak istiyor, erkek öğrenciler de askeri okullarla polis kolejlerine devam etmek istiyor'' diyor. Okulun hemşiresi bulunduğunu söyleyen Alp, her gün genelde 5 öğrencinin viziteye çıktığını belirtiyor.

Alp, fizyolojik ve psikolojik gelişme sürecini yaşayan öğrenciler için rehber öğretmenin zorunlu olduğunu aktarıyor.


'Okulun bitmemesini isterim'

Anne-babasından yoksun Yunus Erçin , ''Herkes okulların bitmesini dört gözle bekler. Bense okulun bitmesini hiç istemiyorum. Çünkü okullar tatil olduğunda kalacak hiçbir yerim yok. Yazın, ağabeyimle birlikte naylondan yapılmış bir kulübede sokaklarda kalıyoruz'' diye başlıyor öyküsüne. Küçük yaşam kesitine bu kadar acının sığması şaşırtıyor:

''Üstüm başım, hiç kimsem yok. Canım sıkılınca intihar etmek istiyorum! Ağabeyim bu sene askere gidecek ve ben sokaklarda yalnız kalacağım. Ağabeyimle sokaklarda iken ya insanlardan para istiyorduk ya da bir şantiyede çalışıyorduk.''

Henüz 15 yaşındaki Yunus, evli ablasının evinde kalamamalarının nedenini de şöyle açıklıyor:

''Ablam evlendi. Ama kocasının maaşı da çok iyi olmadığı için kaynanasının evinde kalıyorlar. Eniştem bana, 'Yunus, anamın evinden bir ayrılayım, o zaman seni yanımıza alacağım' diyor. O nedenle de şimdilik onların yanında kalamıyorum.''

''Cinlerin kendini izlediğinden'' şüphelenen Hidayet Yiğit , hap tedavisine karşın hâlâ altını ıslattığını anlatıyor. 15 yaşındaki Yiğit, küçükken annesinin anlattığı cin öykülerinin etkisiyle yalnız kalmaktan çok korkuyor. ''Gece rüyama giren cinler, 'Şu anda tuvalettesin' diyorlar, ben de onlara uyarak çiş yapıyorum. Ama uyandığımda görüyorum ki tuvalette değil, yataktayım. Hemşire ilaç verdi, ama iyileşemedim. Lütfen beni kurtarın. İyileşmek istiyorum'' diyor.

Sinan Kaya , dedesinin yanında büyümüş. Mardin'de bulunan ailesinin yanına gitmemek için bir kere okuldan kaçmış.

Babası tarafından bulunarak, döve döve okula geri getirilmiş. Çok sevdiği özürlü hala ve amcasını iyileştirmek için doktor olmak istiyor.

Cinlerden korkan diğer öğrenci Ali Kılıç ise arkadaşlarının kendisiyle alay etmesinden yakınıyor. Bu sorun, ''Hep bana gülüyorlar, benimle dalga geçiyorlar'' derken onu ağlatacak kadar önemli.

13 yaşındaki Mahmut Devrim Dursun , maddi durumları iyi olmadığı için 2 yıl okula gidemediğini söylerken, üvey babasına duyduğu tepki yansıyor dudaklarına.

Hatice ve Ufuk Güçlü kardeşlerin anneleri cezaevinde. Hatice 8, Ufuk 7 yaşında. Hatice annesiyle, Ufuk ise babasıyla yaşamak istiyor.

Annesinin, babasını bıçakladığı için cezaevinde olduğunu anlatan Hatice, en çok sevdiği şarkıcının ''hep ağladığı için'' Ceylan olduğunu söylüyor.

Dayakla büyüyen kardeşler, gidip geldikleri çelişkili duyguların açmazına dalıyorlar kimi zaman. ''Anneler sever de döver de'' diyen Hatice, babasının içki içtikten sonra annesini dövmesinden söz ediyor, ''Annem sinir hastası. Ama babamı bıçaklamasını istemezdim'' diyor.

Kendisini balkondan aşağı atan annesine hâlâ kızgın olan Ufuk ise polis olmak istemesinin nedenlerini anlatıyor:

''Polisler, annem babamı bıçakladıktan sonra onu Doğu Beyazıt'ta yakaladılar. Sonra da Ağrı Cezaevi'ne götürdüler. Ben de polis olursam, annemi yakalayan polisleri yakalayacağım.''

Okuldan memnun olduğunu söyleyen Ufuk, ''Kendi evimde daha az banyo oluyordum. Burası iyi okul. Buradan ayrılmak istemiyorum'' diye ekliyor.


Kısa kollu elbise düşleri

12 yaşındaki Meral Çelik 'in en büyük özlemi ise kot giyebilmek. Babası Köy Hizmetleri'nde geçici işçi olarak çalışan Çelik, ailesini de betimliyor:

''Biz, Çorum'un Gökçedağ Köyü'ndeniz. Bizim oralarda kot giyenlere iyi gözle bakmazlar, onlara laf ederler. O yüzden babam da benim kot giymemi istemiyor. Babam bir ara evde saçımı kapatmamı da istiyordu. Ama şimdi vazgeçti. Ben hiçbir zaman saçımı kapatmak istemiyorum.''

Bu okula apartmanlarındaki bir profesör tarafından yazdırıldığını aktaran Meral, belinden ameliyat olduğunu söyledikten sonra aktarıyor:

''Belime platin takıldı. Kendimi korumak zorundayım. En büyük amacım doktor olmak. Hastaları, çocukları iyileştirmek istiyorum.''

6 kardeşi bulunan Ayşe Denizeroğlu , yerleşkenin sadece kızlardan oluşması isteminde. ''Body, tayt, askılı bluz, mini etek, boynu açık elbise giymek istiyoruz. Ama burada yasak olduğu için giyemiyoruz'' diyen Ayşe, kahvaltıdan memnun olmadıklarını aktarıyor:

''Kahvaltıda börek, çay, süt istiyoruz. Ama bir kişiye 2 zeytin düşüyor, doymuyoruz. Çaylar da çok açık. Bardaklar da iyi yıkanmıyor. Dipleri yeşil. Çay içmeye çok tiksiniyoruz.''

Öğretmenlerin ''daha çok sevgi vermesini isteyen'' Ayşe, öğretim yılı başında aldığı forma ve bot türü ayakkabının mutluluğundan da söz ediyor.


'Geceler boyu ağlıyoruz'

Diğer kız öğrenciler gibi kısa kollu bluz, askılı elbise, body özleminden bahseden Songül Mutlu da erkeksiz bir okulun düşünü kuruyor. ''Buradaki erkekler sizin oradaki erkeklere benzemez. Çoğu köyden gelmişler, dar görüşlüler, modern değiller. Kısa şeyler giyemiyoruz.

Okul da zaten böyle şeyleri yasaklıyor'' diyen Songül, 2 yıl önce kanserin yaşamdan aldığı annesini anlatırken hızla sıralayamıyor tümceleri, sözcükler boğazında düğümleniyor, içini dökmeye başlıyor:

''Annem öldükten sonra babam işsiz kaldı. Babam daha sonra babaannemlerin gecekondusuna taşındı. Görücüye çıktı, kız için. Biz onun evlenmesini istiyoruz. Çünkü biz meslek sahibi olunca, evlenince babam yalnız kalacak. Zaten yalnızlıktan kötüye gidiyor durumu. Ama hiç kimse kızını vermiyor babama. Çünkü biz fakiriz, babamın dairesi bile yok. Babama muska yazdırdık.''

Bir kardeşinin yoksulluktan okuyamadığını, diğer kardeşinin de evlenmek zorunda kaldığını anlatan Songül de ''En büyük korkum yuvasız kalmak. Evsiz kalmak istemiyoruz'' derken gözyaşlarını tutamıyor.

Songül'ün aynı okuldaki diğer kardeşi Çiğdem Mutlu , ablasının en büyük destekçisi. ''Beni Konya'daki bir öğretmen evlatlık olarak almak istedi. Onun hiç kızı olmamış. Ama babam beni vermeyi kabul etmedi. Yoksa ailemiz dağılacaktı'' diyor ve devam ediyor Çiğdem:

''Annem kanserken, bizim doktor olmamızı istiyordu. Biz de ona söz vermiştik. O yüzden mutlaka okuyacağız. En fakirlerden biri olduğumuz için para çalınsa hemen bizim üstümüze atıyorlar. O yüzden ablamla birbirimize sarılarak geceler boyu ağlıyoruz. Tek isteğimiz, ailemizin iyi olması.''


Gece korkusu

Anne ve babası ayrılan Serap Aybar , okulun duvarlarla çevrili olmaması yüzünden gece korkuyla yattıklarını anlatıyor:

''Burada yalnızca iki tane bekçi var. Ama yeterli değil. Gece çok korkuyoruz. Kadın personel olsun, yanımızda yatsın. Ayrıca sürekli hastalanıyoruz. Salgın hastalıklara karşı önlem alınsın. Birçok arkadaşımız sarılık olmuştu.''

Onun da en sevdiği şarkıcılar Emrah, Mahsun Kırmızıgül, Ebru Gündeş .

Bu yıl mezun olacak Gökhan Şahin , depoda duran bilgisayarların ve okuldaki terzihanenin kullanılmamasından yakınıyor. ''Öğretmenlerin daha iyi davranmasını istiyoruz'' diyen Gökhan, walkman yasağına anlam veremiyor.

Babalarını ''Alman bir kadına kaptıran'' Engin Ayhan , ailesine dayılarının baktığını vurguladıktan sonra, ''En büyük idealim dayımlar gibi asker olmak'' diyor. Babasının Almanya'ya gittikten sonra ''Alman bir kadınla daha evlenmesine'' içerleyen Engin, şöyle devam ediyor:

''7 yıldır babama ilgi duymam. O da zaten sadece bayramlarda arar bizi. En son geçen yıl gördüm onu. Bizi bıraktığı için gıcık kapıyorum ona. Annem köyde yalnız kaldı. 3 kardeşiz. Bir kardeşim de burada. Diğer kardeşim Kütahya'da.''

Üvey anne kurbanı Tuğçe Göçmen ise okula başladığı ilk günlerde ağır bir bunalım geçirmiş. Sürekli ağlayan ve öğretmenleri ısıran 6 yaşındaki Tuğçe'ye en büyük yardım, büyükler koğuşundaki kız öğrencilerden geliyor. Tuğçe'yi yanlarından eksik etmeyen öğrenciler, birbirlerinin acılarını algılayabilen dayanışmalarıyla daha da çok kenetleniyorlar okulda. Tuğçe anlatıyor:

''Beni buraya babam yazdırdı. Üvey annemin buraya geldiğimden de haberi yokmuş. Bunu babam söyledi. Üvey annem benim Konya'da olduğumu sanıyormuş. Babam yaşlı olduğu için bana bakamıyordu. O yüzden beni buraya yazdırdı. Sadece babamla yaşamak istiyorum. Babamın üvey annemden de bir çocuğu oldu. O, 2 yaşında. Olcay ablamın nerede olduğunu bilmiyorum. Oğuz ağabeyim askerde, Yavuz ağabeyim de evlendi. Babamı çok özlüyorum ve buradan gitmek istiyorum.''


Endişeler

Öğrenciler, en ufak hatalarında suratlarında patlayan tokatlardan ve tekme tokat dayaklardan yakınırken ''ispiyonculuklarından şüphe duydukları arkadaşlarının'' yanında konuşmaktan çekiniyorlar. Geçen yıl öğretmen dayağıyla bir arkadaşlarının ayağının kırıldığını, mezun olan Zihni Ünal 'ın ise bayıldığını aktaran öğrenciler, çok sevdikleri Yakup Karagöktaş , Osman Arslan , Esra Aydaş , Vesile Görgün , Bedia Deniz öğretmenlerini ise yere göğe sığdıramıyorlar.

Adlarının yazılmamasını yalvarırcasına isteyen bazı öğrenciler ise Milli Eğitim Bakanlığı'ndan yardım isterken, kendilerini aşağılayıcı hakaretlerde bulunan bazı öğretmenlerin dayak gerekçelerini sıralıyorlar:

''Elimiz cebimizde diye, etütte güldük diye, zayıf not aldık diye, ıslık çaldık diye, dayı dayı yürüyoruz diye.''

Bazı öğrenciler ise şikâyetçi oldukları hemşireden yakınıyorlar:

''Hep aynı ilacı veriyor. İlaçları elimize tutuşturuyor. Onun verdiği ilaçları çoğu zaman kullanmıyoruz bile. Bize bir şey olacak diye korkuyoruz. Zaten okulda da gündüzlü ve yatılı ayrımı var. Devlet hastanesine gittiğimizde bile gündüzlü öğrencilerle daha çok ilgileniyorlar.''


SÜRECEK


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın