|
AlsahBlog/
GÜNLÜKTEN SAYFALAR/ Ali ŞAHİN
ÇED KÖŞESİ
OKTAY EKİNCİ
Kayaköyü'ndeydik...
Atalarımız ne güzel söylemişler; ''Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur...''
Ne zaman Kayaköyü 'ne gitsem, önce bu sözü anımsardım. Yüzlerce yıl ''Kaya'' denen çukurun ortasındaki bereketli ovayı ''birlikte'' kullanan ''Kayalı Rumlar ve Türkler'' , aynı ovaya ve çevresindeki köylere birlikte baktıkları için, her yer bağlık bahçelikmiş.
1922 mübadelesinde Rumlar, bu köylerin ''merkezi'' olan Levissi 'yi, yani Kayaköyü 'nü terk edince, ''bakımsız'' kalarak şimdiki ''harabe'' durumuna dönüşmüş. Ovayı çevreleyen diğer yamaçlardaki Türk köyleri ise ''bakanları'' sayesinde güller, çiçekler, zeytin ağaçları arasında yaşıyorlar...
Fethiye 'den Kaya'nın dağlarına doğru tırmanıp tepeye varınca, göz alabildiğine uzanan yemyeşil Kayaçukuru manzarası karşısında durduk. Karşı yamaçlardaki metruk ve yıkık Levissi'yi seyrederken düşündüm.
Mimarlığını kentsel mirası savunarak sürdüren bir dostum, bu gibi ''insana hasret'' eski yapıların ve ''sevdalarına hasret'' tarihi dokuların kurtarılabilmesi için, ''koruyarak yaşatmayı'' değil, öncelikle ''yaşatarak korumayı'' savunurken ne kadar da haklı. Ama, ''bakmak'' için de öncelikle ''yaşamla buluşturmak'' gerekiyordu.
Geçmişin el emeği göz nuru değerlerini, geleceğe yine ''anılar yaratan'' yaşanmışlıklarla birlikte aktarmak kadar güçlü bir ''koruma güvencesi'' ne olabilir?
Nitekim, Kayaköyü'nün sıradan bir tatil köyü değil, tıpkı 1922'ye kadar süren kent kültüründeki ''beraberliklere'' yakışır bir anlam içinde ''barış ve dostluk köyü'' olması özleminin giderek herkesi sarmalaması gibi...
Anılar ve insanlar
1989'da bu özlemi ilk kez dile getirdiğimizde ne kadar yalnızdık!.. Uzaktan bakan köylüler, diş bileyen rantçılar ve kaygı duyan bürokratlar...
Şimdi o manzara seyrettiğimiz tepeden aşağıya inip ovanın içinde Levissi'ye doğru yaklaştığımızda, önce ''Barış ve Dostluk Kebapçısı'' bizi karşılıyor. Ardından ''Barış Pansiyon'' , ''Dostluk Restoran'' hatta ''Barış Gözleme Evi'' ve diğerleri... Hem bizi selamlıyorlar hem de doğru yolda olduğumuzu gösteriyorlar.
Barış ve Dostluk Köyü projemizin en önemli iki ''yaşatma tılsımı'' ise ''anı'' lar ve ''insan'' lar...
Anılar için Levissi'nin ''terk edilmiş'' ve ''özlem yüklü'' peyzajını bozmadan Kaya Çukuru'nda sonsuza dek var etmek; böylece tarihin sadece binalar değil ''yaşanmışlık'' olduğunu da kanıtlamak.
İnsanlar içinse öncelikle aynı çukuru çevreleyen köylerdeki evleri ''pansiyon'' olarak turizme kazandırmak; böylece eski dostları bugünün ''saygın evsahipleri'' kılmak...
''Yaşatarak koruma'' nın yarattığı bu duygular Muğla Koruma Kurulu 'nun kararlarına da yansıdı. Levissi Arkeolojik sit olurken, Doğal sit ilan edilen Kaya Çukuru'nda ve köylerde, barışı ve dostluğu ağırlamak için çevreye, doğaya uyumlu imar hakları tanındı.
Ne var ki Çevre ve Orman Bakanlığı'ndaki bürokrasi, aynı duyguları hâlâ paylaşamadığından anlamsız bir yapılaşma yasağıyla Kayalıların özlemlerini engelliyor.
Muhtar Erdoğan Kaya 'ya soruyorum:
''Bu katılığı Valiliğe ve Bakanlığa şikâyet etmiyor musunuz?''
''500 imza topladık; derdimizi anlatamadık.''
Muhtarı dinlerken de düşündüm. Dertlerini anlatabilmeleri için barışı, dostluğu ve yaşanmışlığı ''dert edinen'' yöneticilere gerek var. Ne var ki onlar tarihsel mirası ''yaşama karıştırmak'' isterken son seçimlerde demokrasiye takıldılar. Şimdi, nereye gitsem karşımdalar...
oekinci@cumhuriyet.com.tr
(Cumhuriyet 24.10.2004)
2002/01/27- PENCERE Şair mi Falcı mı?..
Vaktiyle bir yerde okumuştum, Fransızlar konuşuyorlarmış, içlerinden biri sormuş:
- İtalyanların en büyük şairi Dante , İngilizlerinki Shakespeare , Almanlarınki Goethe !.. Bizim en büyük şairimiz kim?..
Arkadaşı yanıtlamış:
- Heyhat Hugo !..
Fransızın 'heyhat' demesi, çoğu eleştirmenin gözünde Victor Hugo'nun Goethe, Shakespeare, Dante'nin yanında sönük kalmasından...
Peki, bizim en büyük şairimiz kim?..
Fazıl Hüsnü Dağlarca 'nın hakkını yemezsek, gelmiş geçmiş en büyük şairimiz diye Nâzım Hikmet 'i gösterenlere söylenecek laf yok!..
Nâzım'ı ''vatan haini'' sayarak bu gerçeği dile getirirken ''heyhat'' diyenler de eksik değil...
**
Nâzım ''vatan haini...''
Ya Namık Kemal ?..
''Vatan şairi!..''
Gerçekten 'vatan' üzerine duygularını 'manzume' lere döken ilk şairimiz Namık Kemal'dir; bu da bir rastlantı değil!.. 19'uncu yüzyıl Avrupası'nda imparatorluk coğrafyaları parçalanarak vatanlaşıp ümmetler uluslaşırken 'Tarih Baba' ortalığı hallaç pamuğu gibi atıyordu; Namık Kemal için vatanın sınırları nereden başlayıp nerede bitiyordu, bilinmez, ama tüm Osmanlı'da askerliği altı yedi eyaletin -gençleri değil- Müslümanları yapıyordu.
Türkiye 'ulus devlet - yurttaş' aşamasına 20'nci yüzyılda erişti; bu süreçte şoven milliyetçilik sağ kanatta azdığından Nâzım Hikmet'i hedef tahtasına çevirdik, neredeyse öldüreyazdık, yaşamak için ülkeyi terk ettiğinde ardından demediğimizi komadık.
İlkellik parayla mı?..
**
Peki, şimdi ne oluyor?..
Nâzım Hikmet'e ''vatan haini'' diyenlerin ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor; vaktiyle sosyalist ya da komünist enternasyonale küfredip lânet okuyanlar, bugün ''kapitalist enternasyonal'' e methiye düzüyorlar:
- Ulus devlet bitti. Vatan ne demek?.. Küreselleşme çağındayız; sınırlar kalkıyor.
- Deme!..
- AB'ye girdik mi, tamam!..
- Peki, Nâzım Hikmet?..
- Vatan haini!..
Nâzım Hikmet ''emeğin küreselleşmesi'' ni özlüyordu; bunlar ''sermayenin küreselleşmesi'' ni alkışlıyorlar; ulus devleti şimdiden gömdüler.
**
Nâzım, şair sezgisiyle geleceği görmüş, 1962'de ''Vatan Haini'' başlığıyla bir şiir yazmıştı, beş on dizesini birlikte okuyalım:
''Evet, vatan hainiyim, siz vatanperversiniz, siz yurtseversiniz, ben yurt hainiyim..
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan şose boylarında gebermekse açlıktan,
....
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan polis copuysa,
ödeneklerinizse maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulamamaksa kokmuş karanlığınızdan,
ben vatan hainiyim.''
**
Falcı mı imiş bu şair?.. Dün kendisine ''vatan haini'' diyenlerin bugün ''artık vatan yok'' diyeceklerini nasıl da görmüş?.. (İlhan SELÇUK, Cumhuriyet 27.01.2002)
2002/03/13 Yeni İstanbul ve Gençlik Tiyatrosu "Bizim Çocuklarımız:/Sokak Çocukları"
2002/06/18 Hacettepe
2002/06/20 Takdirnameler.
2002/06/21 Hacettepe
2002/06/25 Hacettepe Dermatoloji
2002/06/27 Hacettepe Hariciye Prof. Dr. Demirali ONAT
2002/07/02 TC MEB-PGM' nün aynı gün ve 56314 s.Bakanlık ONAY listesi.atama Gerekçesi:Bakanlık Yönetici Değerlendirme Komisyonu'nun 20.06.2002 gün ve 102 No'lu Kararı.Y./26.maddesi gereğince atama/Tokat Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak.(Atama Biçimi:NAKLEN) kararname 11.07.2002'de Tokat Valiliği 241/11428 s. Yazı ile 15.07.2002'de 1037 s.ile Kaym.kaydı ve 17.07 de dairede 241/1775 s.ile kayda girmiş"
2002/07/05 Cumhuriyet 05.07.2002
Rıfat Ilgaz'ın anısına...
Kültür Servisi - 7. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali bugün saat 14.00'te Atatürkçü Düşünce Derneği lokalindeki toplantıyla başlıyor.
Yıllardır gelenekselleştirilmeye çalışılan festivalde çeşitli söyleşiler, konserler, gösteriler ve yarışmalar yer alacak. Başta Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere Cide Belediyesi, Cide Kaymakamlığı ile işadamları ve derneklerin katkılarıyla düzenlenen festival yarın ve 7 Temmuz'da da devam edecek. 1911 yılında Cide'de Atatürk Caddesi 67 No'lu ahşap evde doğan ve 83 yıllık bir yaşama 'Hababam Sınıfı, Yıldız Karayel, Karartma Geceleri, Sınıf, Sarı Yazmalı, Halime Kaptan, Şaduman, Bacaksız, Tuğtepe, Sözen, Minibüsçü Süleyman' gibi değişik ve değerli yapıtlar sığdıran Rıfat Ilgaz'ı, 7 Temmuz 1993'te yitirmiştik. (0 212 528 71 40)
2002/07/14 Gidemediğim festivaller zekatım olsun!......
Dergi 14.07.2002
Nerede bu Cide?
Sımsıcak havada, güneşin altında lapa gibi yatmayı tatil sayanlardansanız elbette gitmeyin Karadeniz taraflarına. Ama; bir saat içinde yağmur, güneş, fırtına, sıcak, soğuk hava farklılıkları size hoş gelirse, 'salaş'ın keyfine varabiliyorsanız, ilginç, komik, dobra insanlarla tanışmak cazipse, balık seviyorsanız, yaz aylarında serin deniz, rüzgârlı geceler özlüyorsanız, mavi kadar yeşile önem veriyorsanız, ben olsam hiç durmam giderim Karadeniz'e... Gittim de zaten. Tanışma mutluluğuna sahip olduğum Rıfat Ilgaz adına yapılan festival için Cide'deydim. 'Cide'ye gidiyorum' dediğimde , Cidde anlayıp, 'ne işin var bu sıcakta' diye üzülenler, 'Cide doğu da mı' diyenler... En az doğu bölgeleri kadar haksızlığa, ilgisizliğe uğramış Karadeniz yöresi adına ne üzücü bunları duymak.
Cide, minicik bir ilçe, Bartın'a daha yakın olmasına rağmen Kastamonu'ya bağlı... Bartın'dan sonraki 90 kilometrelik virajlı yol insanları buraya gitmekten caydırıyor ama, aslında enfes bir yol.. Yeşile doya doya giderken, birbirinden güzel koylarla iç içe bir yolculuk.... Cide'ye tepeden baktığınızda 11 kilometrelik sahilin kalp şeklindeki görünümüne bayılıyorsunuz. Hele Portofino kadar güzel Gideros koyundaki balıkçılar... İsmail Amca'nın barbunyaları... Sepserin deniz... Ali Osman'ın Yalı Oteli'ndeyiz, denizin kıyısında, yıldızı mıldızı yok ama, kuş (bazen karga) sesleri arasında uyuyor, o an toplanmış barbunya ve mezgit balıkları yiyorsunuz. Ali Osman bey, eğer iyi bir günündeyse, güzel kızları ile sahile servis yapıyor...Üşenirse, 'ne gerek var beş metre ötesi deniz, yiyin işte bahçede' diyebilir. Şişe suyu istediğinizde 'musluktan iç' de diyebilir... Ona kızılamıyor...
Yalı Restoran'ın bulunduğu Kaleiçi'nde balıkçı meyhaneleri, minik hapishane, diskotek yan yana... Ancak minicik bir emekle, cennete dönüşebilecek bu yer, belediyenin ilgisizliği yüzünden, toz toprak içinde... Bir Allahın kulu molozları kaldırıp, orayı çimleyip çiçeklemeyi düşünmemiş... CHP'li Belediye Başkanı Ramazan Çalım, "Yedinci Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali"nin 'sanat' bölümünü üstlenmiş. Kültür bölümü ise Atatürkçü Düşünce Derneği'nin sorumluluğunda. ADD, başkan Huriye Öztürkoğlu ve ekibi ile öyle özveriyle çalışmış ki, ta İstanbul'a kendi özel otolarını yollayıp konuk getirinceye dek, her şey tıkır tıkır işliyor. Belediye ilgilileri ise Yılmaz Morgül ve Gülden Karaböcek'li sanat bölümünü hazırlarken, ses provaları nedeniyle iki adım ötedeki paneli sabote ediyorlar 'istemeden'. Üstelik de 'kısa kesin, müzik provalarına başlayacağız' diye haberler göndererek. Beyaz takım elbiseli, saçı boyalı olduğunu öğrendiğimiz başkanın talimatlarını öğreniyoruz ama, bir hoş geldiniz sözünü duyamıyoruz, yani yüzünü göremiyoruz. Sanki kültür bölümü 'düşman'lardan oluşmuş! Rıfat Ilgaz'ın adını alan Cide Festivali Prof. Dr. Ünsal Yavuz, Sevgi Özel, Gökçin Yalçın, Aydın Ilgaz, Mehmet Saydur, Semih Poroy'u ağırlayıp, izlerken, başkan da güzellik yarışmaları ile meşgul... Açık sözlü Cide'lilere 'Madem beğenmiyordunuz, neden oy verdiniz' diye soruyorum, 'Öteki adaylar da o kadar kötüydü ki, CHP'ye destek vermek için oy verdik' diyorlar.
Güzelim evleri yıkmışlar...
Güzelim Cide de plansız yapılaşma ve ilgisizlik nedeniyle bozulma tehlikesi içinde. Cide halkı, özellikle kadınları fişek gibi ama her yerde olduğu gibi, 'bilinçsiz' insanlar da çok. Örneğin o güzel eski evleri yok etmişler, koruma kararı çıkmadan önce de son kalan evleri alelacele yıkıvermişler. Oysa burası Safranbolu gibi olabilirmiş. Ilgaz'ın doğduğu eski ev yıkık dökük, kamulaştırılmış ama restorasyona bir türlü başlanamıyormuş. Baldeniz tersanesi dışarıdan bakıldığında küçük bir baraka gibi. İçinde ise koca koca yatlar var. Bir de 31 metre boyundaki Saltanat Kayığı.. İleride bu dev kayıklar Haliç'te salınacak. Sevimli Cide'nin sevimli insanları, Huriye'ler, Hakkı'lar, Muhsine'ler, Kemal'ler, Recai'ler güler yüzlerinin ardında onlarca sıkıntıyı saklıyorlar. Devlet Hastanesi'nin varlığına rağmen, kadınlar doğum yapmak için Kastamonu ya da Bartın'a gitmek zorundalar, çünkü doktor yok. Okul zamanı geldiğinde Cide'nin gençleri de gidiyor, çünkü eğitim yeterli değil. Cideli zaten Cide'sini terk etmiş, sadece İstanbul'da 160 bin Cideli olduğu söyleniyor. Onlar da ilçelerine birer çeşme yaptırmışlar, her yer çeşmeden geçilmiyor. Yakında seçim görünüyor. Milletvekilleri akın akın giderler 'yolu virajlı, MÖ 1400'den beri var olan Cide'ye... Oylarını alıp unuturlar yine kutsal görevlerini. Karadeniz'in rüzgârını, rüzgâr gibi ama unutulmuş insanlarını sevgiyle kucaklıyorum. *
Cide sahili kalp şeklinde, tam 11 kilometre, tertemiz, serin, eğlenceli...
2002/12/27 Hacettepe
DSP'DEKİ İSTİFALAR... AYRILAN MİLLETVEKİLLERİNİN SAYISI (09.07.2002) SAAT 18.00 İTİBARIYLA 5'İ BAKAN 1'İ TBMM BAŞKANVEKİLİ VE 2'Sİ TBMM İHTİSAS KOMİSYONU BAŞKANI OLMAK ÜZERE 33'E ULAŞTI
ANKARA, 10/07 --- DSP'de dün Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın partisinden ve bakanlık görevinden ayrılmasıyla başlayan istifalar, bugün saat 18.00 itibarıyla 33'e ulaştı.
Partisinden ve Devlet Bakanlığı görevinden ayrıldığını açıklayan Hasan Gemici'nin istifa dilekçesi henüz TBMM Başkanlığı'na sunulmadı.
Gemici dışarıda tutulduğunda istifası resmileşen milletvekillerinin sayısı 5'i bakan, biri TBMM Başkanvekili, biri TBMM İdare Amiri, 2'si de TBMM ihtisas komisyonu başkanı olmak üzere 33'e çıktı. Ayrılan bakanlardan Hüsamettin Özkan, Mustafa Yılmaz ve İstemihan Talay DSP'nin 5. Büyük Kongresi'nde 40 kişilik Parti Meclisi'ne (PM) seçilmişlerdi.
DSP'nin dün sabah 128 olan milletvekili sayısı ise 95'e düştü ve koalisyon içindeki birinci parti konumunu kaybetti. DSP'deki ayrılmalar nedeniyle koalisyon ortaklarının üye sayısı da 301'a indi.
İktidar ortaklarından MHP'nin 127, ANAP'ın da 79 milletvekili bulunuyor.
DSP'den bugün saat 18.00'a kadar resmen ayrılanlar şunlar:
(8 Temmuz 2002)
1-Hüsamettin Özkan (İstanbul, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı, PM üyesi)
2-Ali Ilıksoy (Gaziantep, TBMM Başkanvekili)
3-Tamer Kanber (Balıkesir)
4-Cihan Yazar (Manisa)
5-Bahri Sipahi (İstanbul)
6-Perihan Yılmaz (İstanbul)
7-Tunay Dikmen (Muğla)
8-Hakan Tartan (İzmir, TBMM İdare Amiri)
9-Hasan Özgöbek (Uşak)
10-Halit Dikmen (Aydın)
11-Gönül Saray Alphan (Amasya)
12-Tahsin Boray Baycık (Zonguldak)
13-İbrahim Yavuz Bildik (Adana)
14-Abdulsamet Turgut (Diyarbakır)
15-Ali Günay (Hatay)
(9 Temmuz 2002)
16-Bülent Ersin Gök (İstanbul)
17-Akif Serin (Mersin)
18-Eyüp Doğanlar (Niğde)
19-Mustafa Kemal Tuğmaner (Mardin)
20-İstemihan Talay (Mersin, Kültür Bakanı, PM üyesi)
21-Recep Önal (Bursa, Devlet Bakanı)
22-Turhan İmamoğlu (Kocaeli)
23-Gaffar Yakın (Afyon)
24-Faruk Demir (Ardahan, TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı)
25-Mustafa Güven Karahan (Balıkesir)
26-Fikret Uzunhasan (Muğla)
27-Şenel Kapıcı (Samsun)
28-Fahrettin Gülener (Bursa)
29-Metin Şahin (Antalya, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı)
30-Zafer Güler (İstanbul)
31-Metin Bostancıoğlu (Sinop, Milli Eğitim Bakanı)
32-Hadi Dilekçi (Kastamonu)
33-Mustafa Yılmaz (Gaziantep, Devlet Bakanı, PM üyesi) (A.A)
Türkiye 2002-07-19 17:05:30
DSP'NİN İSTİFASIZ İLK GÜNÜ
Haber Vitrini /DSP'de geçtiğimiz hafta Pazartesi günü Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın istifasıyla başlayan 'deprem' 12. gününe girdi. 11 gün boyunca DSP'de her gün yeni istifalar yaşandı.
ANKARA - DSP'de geçtiğimiz hafta Pazartesi günü Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın istifasıyla başlayan 'deprem' 12. gününe girdi. 11 gün boyunca DSP'de her gün yeni istifalar yaşandı.
Bugün ise sürecin 12. günü tamamlanmak üzere. Ancak, şu ana kadar DSP'den herhangi bir istifa haberi gelmedi.
Son 12 günde DSP'den istifa eden 63 milletvekilinin isimleri şöyle:
Ali Ilıksoy (TBMM Başkanvekili)
Hüsamettin Özkan (Başbakan Yardımcısı)
İstemihan Talay (Kültür Bakanı)
Recep Önal (Devlet Bakanı)
Mustafa Kemal Tuğmaner (Mardin Milletvekili)
Bahri Sipahioğlu (İstanbul Milletvekili)
Cihan Yazar (İstanbul Milletvekili)
Hakan Tartan (İzmir Milletvekili-TBMM İdare Amiri)
Abdülsamet Turgut (Diyarbakır Milletvekili)
Faruk Demir (Ardahan Milletvekili)
Gaffar Yakın (Afyon Milletvekili)
Akif Serin (İçel Milletvekili)
Tunay Dikmen (Muğla Milletvekili)
Perihan Yılmaz (İstanbul Milletvekili)
Tamer Kanber (Balıkesir Milletvekili)
Hasan Özgöbek (Uşak Milletvekili)
Ali Günay (Hatay Milletvekili)
Gönül Saray Alphan (Amasya Milletvekili)
Boray Baycık (Zonguldak Milletvekili)
Yavuz Bildik (Adana Milletvekili)
Halit Dikmen (Aydın Milletvekili)
Ersin Gök (İstanbul Milletvekili)
Eyüp Doğanlar (Niğde Milletvekili)
İstemihan Talay (Kültür Bakanı)
Turhan İmamoğlu (Kocaeli Milletvekili)
Hasan Gemici (Devlet Bakanı)
Güven Karahan (Balıkesir Milletvekili)
Fikret Uzunhasan (Muğla Milletvekili)
Şenel Kapıcı (Samsun Milletvekili)
Metin Şahin (Antalya Milletvekili)
Fahrettin Gülener (Bursa Milletvekili)
Metin Bostancıoğlu (Milli Eğitim Bakanı)
Hadi Dilekçi (Kastamonu Milletvekili)
Mustafa Yılmaz (Gaziantep Milletvekili)
Cahit Savaş Yazıcı (İstanbul Milletvekili)
Tarık Cengiz (Samsun Milletvekili)
İsmail Cem (Dışişleri Bakanı)
Hasan Fehmi Konyalı (Ordu Milletvekili)
Ahmet Zamantılı (Tekirdağ Milletvekili)
Mahmut Erdir (Eskişehir Milletvekili)
Bekir Gündoğan (Tunceli Milletvekili)
Hasan Gülay (Manisa Milletvekili)
Esvet Özdoğu (Ankara Milletvekili)
Oğuz Aygün (Ankara Milletvekili)
İsmet Vursavuş (Adana Milletvekili)
Kemal Vatan (İzmir Milletvekili)
Ali Tekin (Adana Milletvekili)
Zafer Güler (İstanbul Milletvekili)
Numan Gültekin (Balıkesir Milletvekili)
Cafer Tufan Yazıcıoğlu (Bartın Milletvekili)
Mehmet Yaşar Ünal (Uşak Milletvekili)
Edip Özgenç (İçel Milletvekili)
Salih Dayıoğlu (İzmir Milletvekili)
Halil Çalık (Kocaeli Milletvekili)
İhsan Çabuk (Ordu Milletvekili)
Çetin Bildir (Kars Milletvekili)
Mustafa İlimen (Edirne Milletvekili)
Erol Al (İstanbul Milletvekili)
Mustafa Karslıoğlu (Bolu Milletvekili)
Burhan Bıçakçıoğlu (İzmir Milletvekili)
Zeki Eker (Muş Milletvekili)
Rahmi Sezgin (İzmir Milletvekili)
Sancar Sayın (Antalya Milletvekili)
2002/08/08 Marmaris'te çantayı çaldırıyor ve ipallah- sivri külah kalıyorum.(Çarşı Karakol Amirliği'nde bir tutanak düzenletip ehliyetsiz, kimliksiz Akdeniz sahil turu. Konya- Ankara - Taşköprü'ye dönüyorum!)
2002/09/.. Kastamonu Rehabilitasyona yatış... 1 aylık dinlenme... "Neyin var?" diyene gülümseyerek "Tokat- Pazara kararnamem var", diyorum...
2002/09/16 Kastamonu Sözcü gazetesi'nde: "Devrekani ADD Gecesinde Yıldırım Şov!" Bir-iki densiz arkadaşın patavatsızlığı ile geceyi karakoldakilerle ilgilenmek üzere karakol önünde geçirip sabaha dönebiliyoruz Taşköprü'ye...
Şenliklilerden bir gurup Devrekani ADD Gecesinde...
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Kurulunda.
Soldan saga: Hanönü'ndeb Cemil URAL, ADD eski başkanlarından ve Anayasa Mahkemesi eski Başkanlarından Yekta Güngör ÖZDEN, Devrekani'den Özden Neval ZENGER (TÜRKMEN) ve Taşköprü'den Ali ŞAHİN
|
|
Leylakları Anlatıyorum
Leylak getiriyorsun bana güneşli birgün
Onu saçlarından topladığın belli
Bir leylak bahçesisin karşımda
Böyle kucağında kalsa daha iyi
Bir vazoya bırakıp gidiyorsun
Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki
Önce renkleri gidiyor arkandan
Nesi varsa gidiyor soyunarak
Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf
Her kokladıkca dönüp dönüp geliyorsun
Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikce
Yaprak taprak gelişiyorsun
Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine
Ölümsüz bir mevsim oluyorsun
Rıfat Ilgaz
2002/09/16 DevrekaniADD'nin "Birlik Dayanışma Yemeği" : Kastamonu Sözcü gazetesinde; "Devrekani ADD Gecesinde Yıldırım Şov" olarak nitelendirildi...
Fotoğrafı büyütmek ve Datça yolculuğuna çıkmak için mezartaşı üzerine tıklayınız...
CAN'IN MEZARTAŞI'NA
İstenmeyen o rüyanın parçasıydım
Hani güneş hani aydım
Aymazoğlu bir sarhoştum
Kimi dolu kimi boştum
Tüm maratonlarda koştum
Koşumların atmış hergele
Tavla oynar zarı gele
Ne met ne de cezir
Anam ağlar gide gide
Basurumdan başlar bezir
Taşındaydı nazım bezir
Bir Sultan'dan beri yesir
Serilmiş altına hasır
Orhan gibi müzmin nasır
Yıktın mıydı yerle yatır
Kalktı mıydı İsa Musa
Bazan uzun bazan kısa
Şeytan ileydi dünür
Kamışında bir mühür
Dövmeyinen dövülmüşnen
Dağa çıkmış gümüşliylen
Çıktı mıydı lamülahe
Her yanı dağdan lale
İndi miydi bir lekeyle
İne çıka ine çıka
Şiiri pençe sırtın yaka
Bu dünyaya baka baka
Zeynep'le aşktan Ayşe
Can olduğundan nâşe
Kar yağdığından meşe
Bakmayın bu gebeşe
Çıktıysa da arşa
Dikiynen kaşağnan
Kabirine mezarına
N'olur arazozla işe
Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel İşçilerininki
Sonra, ellerin elleri...
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana,
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi
Can YÜCEL
|
|
|
Kaan Selçuk URGANCI (19.06.2002- )
DİYARBEKİR KALESİNDEN NOTLAR
VE
ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ
1.
Varamaz elim
Ayvasına, narına can dayanamazken,
Kırar boynumu yürürüm.
Kurdun, kuşun bileceği hal değil,
Sormayın hiç
Laaaaal...
Kara ferman çıkadursun yollara,
Yarin bahçesi tarumar,
Kan eder perçem
Olancası bir tutam can,
Kadasına, belasına sunduğum,
Ben öleydim loooy...
Elim boş,
Ayağım pusu.
Bir ben bileceğim oysa
Ne afat sevdim.
Bir de ağzı var dili yok
Diyarbekir Kalesi...
2.
Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan...
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı...
3.
Hamravat suyu dondu,
Diclede dört parmak buz,
Biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa,
Çayı kardan demliyoruz.
Anam sır gibi saklar siyatiğini,
"Yel" der, "Baharın geçer".
Bacım, ikicanlı, ağır,
Güzel kızdır, bilirsin.
İlki bu, bir yandan saklı utanır
Ve bir yandan korkar
Ölürüm deyi.
Bir can daha çoğalacağız bu kış.
Bebeğim, neremde saklayım seni?
Hoş gelir,
Safa gelir,
Ahmed Arifin yeğeni...
4.
Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü...
Ahmed ARİF
Açtığım Dava ile ilgili olarak T.C. MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü'nün 26.07.2002 tarih ve ...02/ 6629 sayılı yazısı geliyor Devrekani Cumhuriyet Başsavcılığı'na... Bir sürü şey ama hiç bir kanıy yok:1. Site Bakanlığın kurumsal sitesidir. ETGM hizmet vermektedir.
2. Mesajın yayınlandığı sitenin adı Meb gov.tr'dir
3. Mesaj sitede 26.09.2001 tarihinde saat 20.04 te mesai saatleri dışında yayınlanmıştır.
4. Mesaj sitede bulunmamaktadır.
5. 27.09.2001 tarihinde sabah saatlerinde silinmistir. (...) diye gidiyor yazı...
2002.04.23 ADD Taşköprü Şubesi Dayanışma Gecesi
Saat 20.00 Taşköprü Belediye Sosyal Tesisleri
Davetiyede Nazım'dan bir alıntı:
"Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim..."
2002.03.22 Evet doğurma tarihi geliyor; ama küçük bir gecikme var: Tam 9 ay 10 gün sonra değil;yaklaşık bir haftalık bir geç doğum... Nihayet SAVUNMAM istendi eklene çıkarıla bir çok şikayet dilekçesi tek dosyada birleşen ve nerdeyse bir yıla yakın sürekli eklemeli... Uzatmalı sanıkları oynuyoruz!...
Tek Dosya MÜNDERECATINDA toplanmış olan tevhiden tek ceza için tek savunma alınması gereken "suç"tan ayrı ceza verilmesi amaçlanarak sayın yetkili amirim tarafında üç ayrı savunma isteniyor, itiraza bakan kim?
"......... geçici görevle çalışan... e daire içinde ve dışında çok yakın davranarak amir memur ilişkisini aşan bir yakınlık içinde olduğumuz, bu nedenle yanlış anlaşılmaya ve dedikodulara meydan verecek davranışlarda bulunduğumuz hakkımızda yapılan inceleme dosyasının tetkikinden anlaşılmıştır." Varan: 1
" İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini ifa ettiğiniz dönem içerisinde HEM çok amaçlı salonunu Yönerge hükümlerine aykırı olarah Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü görüşü alınmadan salon tahsis emrini verdiğiniz hakkınızda yapılan inceleme dosyasının tetkikinden anlaşılmıştır. (...)" Sanki ayrı dosyaymış gibi... İfade ilginç. Oysa bu da O malum dosya. Varan: 2
" İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini ifa ettiğiniz dönem içerisinde resmi telefonu mesai içi ve dışında özel işlerinizde kullanarak DMK'nun 16'ncı maddesinde belirtilen " Devlet memurları görevleri ile ilgili resmi belge, araç ve gereçleri hususi işlerinde kullanamazlar" hükmüne aykırı davranarak hakkınızda yapılan inceleme dosyasının- Sanki 3. İnceme dosyası mübarek(AŞ)-tetkikinden anlaşılmıştır. (...)"
Evet hepsi TEK DOSYA ve tevhiden istenen tek suç karşılığı TEVHİDEN kınama isteniyor: savunmalar da aynı tarihli... 22.03.2002; sayılarda birbirini izliyor: Sırası ile: Varab:1, 288; Varan: 2, 289; Varan: 3 ise, 287 sayılı ve hepsi aynı tarihli...
Burada bir kurnazlık yapılarak İlgili İnceleme Dosyası tarih ve sayıları belirtilmiyor, Çünkü O zaman tek tarih ve tek sayılı İnceleme Dosyası açığa çıkacak...
Neyse itirazlara karsın, tek dosyadan 3 ceza kütületiyor bize, daha doğrusu 2 ayrı ceza, çünkü yakın davranıştan ceza almıyorum:(... gerekmekte ise de, görev yaptığınız süre içerisinde olumlu sicil aldığınız göz önünde bulundurularak yasada bir alt ceza bulunmadığından her hangi bir ceza uygulamasına gidilmemiştir.
Bundan böyle görev yapacağınız süre daha dikkatli ve titiz davranmanızı önemle rica edrim" diye kulağımız çekildi 2 adet iki ayrı "UYARMA" ile sıyırttık bu işten...
... Ama dizi devam ediyor film burada bitmiyor elbette...
...Ve Dağ, Fare Doğuruyor!...
2002.08.08-
Gecenin köründe Marmaris'e iniyorum. Otobüste hiç uyuyamadım Side Marmaris arası.. Gözümden uyku akıyor...
... Bu arada da "Çantacılar" dikkatle bana bakıyormuş... Bunu biraz sonra öğreneceğim saat 08 sularında Marmaris Sabancı Lisesi bahçesinde kahvaltı yapıp lavaboya gittiğimde... Bizim Büyük çanta içinden özenle çanta açılarak küçük çanta ve MÜNDERECAT (Bakınız 08.08.2002 tarihliMarmaris Çarşı Karakol Amirliği Müracaat İfade Tutanağı) uçuyor... Gidiş O gidiş...
İpallah Sivri-külah kalıyorum el memleketlerinde...
*** **** ***
Marmaris'ten Alanya'ya Sahil...
MARMARİS
Marmaris Türkiye’nin en popüler tatil merkezlerinden birisidir. Özel araçla gidiyorsanız çamlar arasından Marmaris’e doğru inen yolda "İşte Marmaris" yazılı tabelayı görünce bir mola verip kenti kuşbakışı seyredebilirsiniz...
Marmaris’ten Gökova Körfezine
Marmaris-Muğla yolunun 11. km’sindeki Karacasöğüt yol ayrımından sapıp çamlar arasında uzanan yolu izlediğinizde eşsiz Gökova sahillerine ulaşılıyor.
Yol boyunca önceki yaz meydana gelen...
Sedir Adası - Kedrai
DATÇA
GEBEKUM
DATÇA
Knidos
Kızılbük Koyu
Domuzbükü
BOZBURUN
Söğüt ve Saranda
(Bozukkale)
Bozukkale (Loryma)
KÖYCEĞİZ
Muğla - Fethiye yolu üzerindeki Köyceğiz Gölü kenarına kurulmuş Köyceğiz’e girerken bir sahil ilçesine değil de içerlerde bir kasabaya giriyormuşsunuz gibi gelir. Sonra birdenbire göl karşınıza çıkıverince şaşırırsınız. Yerleşik nüfuslu onbini bile bulmayan ilçe ve çevresi tarihsel zenginliğe de sahiptir.
Denizin, güzel kumsalların, çok güzel bir gölün, doğal ve tarihi zenginliğin hepsini bir arada görmek istiyorsanız gideceğiniz yerin adı Köyceğiz
FETHİYE
Her kent, her deniz bir renkle anılsaydı Fethiye’ye türkuaz yakışırdı. Türkuaz yeşile çalan mavi demek ve Türk’ten üretilmiş, Türk çinilerinin mavisinden. İşte mavinin bu en güzel tonu gelip Fethiye’de Ölüdeniz’e oturmuş. Fethiye-Göcek
SARIGERME /DALAMAN
Sarıgerme
Dalaman Havaalanına yakınlığı ve modern konaklama tesislerinin hizmete girmesiyle bir anda popülerleşen bir turizm merkezi oldu Sarıgerme.
GÖCEK
Sayısız ve birbirinden güzel koy ve adanın bulunduğu Fethiye körfezinin Göcek bölümü yatlar ve mavi yolculuk teknelerinin en gözde yeridir.
Yatlar için her türlü servisin verildiği iki marina var Göcek’te. (Ücüncü ve en büyük marina, kısmen hizmet vermeye başladı ama resmi olarak 24 Haziran’da açılıyor.) Şu anda hizmet veren marinaların ikisi Göcek merkezinde ve diğeri ise Simavi koyu olarak ta adlandırılan koyda.
PATARA-XANTHOS-LETOON
PINARA SİDYMA
KAŞ
Beyaz badanalı evler, Akdeniz’in maviliklerine irili ufaklı koylarla uzanmış Çukurbağ yarımadası ve yarımadanın ucundan neredeyse bir taş atımlık mesafedeki Meis adası. İşte; Kaş’a girmeden, ta yukarılardan bakıldığında gözler önüne serilen manzara bu.
ELMALI
1050 metre yükseklikte bir yayla kenti görünümündeki Elmalı, yazın sıcak günlerinde bile bunaltmayan havasıyla oldukça çekicidir.
Elmalı tarihi, antik döneme kadar uzanıyor. 10 yıl kadar önce
|
|
2002/01/02-
Çirkin politikacı ve yandaşları...
SİYASETİ ve siyasetçileri yerin dibine sokan TÜSİAD araştırması "Canım bunlar da kim? Babalarının parasını yiyen yeni yetmeler!" diye değerlendirilmemeli, dikkate alınmalıdır.
Araştırmaya göre, seçime güvenilmiyor, siyasetçiye güvenilmiyor, partiler kötüleniyor, koalisyonlardan umut yok, genel başkan sultası var, milletvekilleri halkın temsilcisi olacaklarına iş takibi yapıyorlar...
Araştırmanın sonucuna bakıp, siyaset ve siyasetçiler için "Bunlar ölmüş ağlayanları yok" diyebilirsiniz.
Lakin unutmayın, demokrasinin olduğu her memlekette siyasetçi olacaktır, partiler olacaktır...
Ve seçim günü gelip çattığında halk, yine de birilerine oy verecektir, bunun başka çaresi yoktur.
Politikacıyı kötüleyerek, siyaset denilen kavramı çürüterek "demokrasicilik" oynanmaz...
* * *
DİYECEKSİNİZ ki "Demokrasi, çirkin politikacılarla yürümek zorunda mıdır?"
İşte şimdi oldu, elbette değildir.
"Çirkin" denilen politikacı en gelişmiş demokrasilerde de vardır, olmaması, insanın tabiatına aykırıdır.
Önemli olan "çirkin politikacı"nın siyasette katılım payını düşürmektir.
* * *
HEM adam durup dururken "çirkin politikacı" olmuyor, destek görüyor, teşvik görüyor, sırtı sıvazlanıyor.
O da böyle bir ortam bulunca boy atıp gelişiyor.
Bu ortamı yaratanların başında, şimdiki moda deyimiyle, medya, yani biz yok muyuz?
Hiç kaçmaya kalkışmayalım, varız.
Politikacıların soytarılıklarını sululuklarını marifetmiş gibi yazanlar, gösterenler, çıkarlarına ortak olanlar, "yağdanlıklar", kalaycı esnafı mıdır, yoksa leblebiciler mi?
* * *
EMEKLİ vali Adil Aktan'ın anlattığı bir olay bize çok şey düşündürdü.
Bir vali, gece evinde çalışmaktadır, geç saatlere kadar dosya inceler, yatak odasına girince yatağın altında biri olduğunu anlar, hırsız, tek katlı evin penceresinden kaçmak isteyince vali gömleğinden yakalar, hırsız bıçağını çeker, valiyi elinden yaralar.
Hırsız ertesi sabah yakalanır, oraya yeni gelmiştir, girdiği evin vali konağı olduğunu bilmemektedir, suçunu itiraf eder, tutuklanır.
* * *
AMA davanın ortalarında, hırsız ifadesini değiştirir, eve sapık bir ilişki için girmiştir.
Niçin böyle der?
Dürüst, namuslu valiye söz geçiremeyen "çirkin politikacı", hırsıza akıl vermiş, böyle söylerse cezasının düşeceğini fısıldamıştır. Hırsızın söyledikleri, gazetelere duyurulur, lakin mızrak çuvala sığmaz, suçlu hırsızlıktan mahkum olur, cezası onaylanır.
Çirkin politikacıya alet olan gazeteler, adamın hırsızlıktan mahkum olduğunu halka duyurmazlar bile...
Zavallı vali, bu iftiradan sonra kalp hastası olur ve genç yaşta ölür.
O tarihte kaymakam olan Adil Aktan şöyle der:
"Valiye bu iftirayı yakıştıran çirkin politikacıları yakından izledim, onlar da politika yüzünden birbirlerinin kuyularını kazarak hem politik hayattan, hem de gerçek hayattan, iğrenç izler bırakarak çekip gittiler."
* * *
YA kalanlar?
Onlar da iğrenç izleriyle çekip gidecekler ama, olanlar siyasete, siyasetçiye oluyor.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|