|
SOSYALİST GENÇLİK BİRLİĞİ (SGB)
KURTULUŞUMUZ SAHTE UMUTLARDA DEĞİL SOSYALİZMDEDİR
Sosyalizm kurtuluş seçeneği olarak ortaya çıktığından bu yana uğrunda komünistlerce destansı savaşımlar verilmiştir. Bu bağlamda ilk kazanılan utku da Paris komüncülerinin kazandığı utku olmuştur. Bununla birlikte bir süre sonra Paris Komüncüleri yenilgiye uğramış, burjuvazi kimsenin gözünün yaşına bakmayarak tam 100 bin komün yandaşını doğramıştır. Hiç unutulmamalıdır ki, bu komünistlerin belki de ilk aklını başına getiren ve hangi sınıfla dans ettiklerini gösteren öğretici ama pahalıya mal olan bir ders olmuştur. Ama kavga burada kalmamış, Büyük Ekim Devrimi işçilerin, emekçilerin şafağına bir güneş gibi doğmuştur. Daha sonra bir sistem olarak kapitalistlerin korkulu düşüne dönüşen sosyalizm, bu kez düşmanlarınca değil ama komünist partinin içinde çöreklenmiş olan üst kademelerce yıkılmıştır. Bu kez Paris Komünü'ndeki gibi binlerce insan kurşuna dizilmemiş, yoğun propagandalarla geriye dönüş gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle hiçbir sosyalist, ABD uşağı satılmış Gorboçov'u da, Yeltsin'de unutmamalıdır.
Burjuvazi, geniş emekçi yığınları uyutmak için sürekli olarak önlerine sahte umutlar sürer. Olmadı, eşitlik, özgürlük nutuklarıyla onları uyutmaya çalışır. Bu arada da ne onların örgütlenmesine ne de söke söke hak ve özgürlüklerini almasına izin verir.
Gerektiğinde sınırı aşanlar karşı da polis ve asker zoru kullanarak sisteme zarar gelmesini önlemeye çalışır. Dahası yitirilen savaşımları da sürekli gündemde tutarak işçilerin, emekçilerin sosyalizme yönelmesinin yolunu kapatır.
Dün, Yeni Dünya Düzeni'nin ağızlarını şapırdatarak propagandasını yapanlar, sosyalizmin öldüğünü, insanların gündeminden çıktığını savunanların düşleri çabuk kararmıştır. Kapitalizmin kabesinde başlayan bunalım bütün dünyayı sarmış, sanal bir şekilde şişirilen kapitalizmin gerçek yaşamla buluşmadığını görmek uzun sürmemiştir. Bugün, aynı ağızlar bu kez de sosyalizmden söz eder olmuşlardır. Bununla birlikte geniş halk yığınları uzun süredir sessizliklerini sürdürmekte yeni bir utku için çabasız kalmaktadırlar. Bu yüzden de bu sessizliği kendileri için olumluluğa yoran sermaye güçleri bu konuyu dillerine dolayarak sosyalizme saldırmaktadırlar.
Şimdi gerçeklere gelelim. Sermaye güçlerinin suya sabuna dokunmayan yaklaşımlarla sürekli olarak sahte umutlar yaratıyor olması asla göz ardı edilmemelidir. İşçiler ve emekçiler kendi öğretileri olan sosyalizmden bugün uzak duruyorlar. Onları başat olarak işsizlik, daha çok ücret ve sosyal güvenceler birinci derecede ilgilendiriyor. Bütün bunlar için gerektiğinde uğraş verenlerin, siyasal savaşımda gerektiği kadar yer almamaları demek; onların da sahte umutlarla uyutulmaları demektir. Sahte umutlarla uyutulan geniş halk yığınlarını bu onmaz uykudan uyandıracak olanlar hiç kuşku yok ki, komünistlerdir. Komünistler sosyalizm için savaşımı toplumun emekçi sınıf ve katmanlarına yaymak zorundadırlar. Ancak o zaman sahte umutlarla kandırılmak işçilerin emekçilerin gündeminden çıkabilir, gerçek kurtuluş olan sosyalizm savaşımı gündeme taşınabilir.Bugün, geniş emekçi yığınları eğer gerektiği kadar sosyalizm için savaşan partiler safında yer almıyorlarsa bunun nedeni açıkça söylemek gerekirse gerektiği kadar örgütlü olamamak ve yığınsal bir parti yaratılamadığındandır.
Sonuç olarak, egemen güçlerin ve onun tartışmasız temsilcisi konumundaki AKP'nin yarattığı dalgalanma birçok kimsede her anlamda eğilmeler yaratmıştır. Bu eğilmelerin başında da özgürlük alanları gelmektedir. Bu gerçek değildir. Söylem olarak kullanılan bütün propaganda sözlerinin üstünü kazıdığımızda karşımıza koskocaman bir hiç çıkmaktadır. O hiç gerçekte ABD emperyalizminin bölgemiz ve ülkemiz gerçeğinde politikası olup büyük Ortadoğu Projesi'nin yaşama geçirilmesinden ibarettir. Bununla birlikte BOP'un fiyasko olduğunu söyleyenler de az değildir. Ancak bugün olup bitenlere baktığımız zaman BOP doğrultusunda emperyalist ABD'nin istekleri bir bir yaşam bulmakta, Recep Tayyip Erdoğan da görevli konumunda kendisine söylenenleri yerine getirmektedir.
Son sözümüze gelince; sosyalistler olarak burjuvazinin yarattığı bütün sahte umutları işlevsiz kılmanın ve yerine gerçek kurtuluşumuz olan sosyalizmin geçirilmesini bir bayrak olarak dalgalandırıp bu oyunları bir bir bozacağız.
SGB KENDİSİNİ NASIL VAR EDEBİLİR
YA DA SORUNLARIMIZA KISA BİR BAKIŞ
Partimizin politik geleneği Mustafa Suphi ve arkadaşlarıyla başlayan bir gelenektir. 1980'lerin sonunda solda başlayan tartışmalar hemen her politik çizgiyi ciddi bir şekilde etkiledi. Tartışmalar kuşkusuz Sovyetlerin çözülme süreci ile ilgiliydi ve sosyalizme dair söyleyecek sözleri olmayanlar, bu tartışmayı; çözülme, yenilgi, sisteme bağlanma kanalına akıtmaya çalıştılar. Bir ölçüde de başarılı oldular. Sosyalizmin tarihsel bir dönemi kapanmıştır' saptamasına sarılan sosyalizm yorgunları kendi geleneklerine ve geçmişlerine sırt dönerek sosyalizme her koşulda sonuna kadar bağlı olanlara karşı kampanyalar yürüttüler. Bu dönemde ortaya çıkan saflaşmalarda; yozlaşma, kofluk, siyasal omurgasızlık örgütlü sosyalizm savaşımına ağır bir darbe indirdi.
YIKILDIĞIMIZ YERDEN AYAĞA KALKACAĞIZ
Hemen her şey yıkıcı bir tartışma ile yerle bir ediliyor,kim daha yavşak ve gevşek yaklaşımlar sergilerse bir şey söyleyecekleri sanılıyordu. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'ne yönelik ağır bir saldırı dalgası başlatılmış partinin her koşulda direngen ve savaşkan yapısı dağıtılmak istenmişti. Bu kampanya düşündüğümüzden de etkili oldu. Yapıdaki arkadaşlarımızın önemli bir bölümü bu usandırıcı tartışmalardan uzak durmak için saflardan uzaklaştılar. Hararetli tartışmalar yapanlar ise yeni parti arayışlarına doğru sosyalizmin kimi moral değerlerine öğretisel saldırılarda bulunarak yelken açtılar. Dönemin kendine özgü koşulları yüzünden sosyalizm yığınlar nezdinde büyük prestij yitimine uğradı. Bu durum, ille de sosyalizm ve örgüt diyenleri çekim merkezi olmaktan uzaklaştırdı. Yaratılan sanal devrimciliğin çekiciliğine kapılanlar son 15 yıldır savrula savrula politik arenadan silinip gittiler. Bütün bu zorluklara karşın partimiz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi var olmak için hem öğretisel (ideolojik) hem de örgütsel olarak büyük bir direnç gösterdi ve ayakta kalmayı başardı.
1917 Büyük Ekim Devrimi'nin gerçekleştiği ülkede sosyalizmin çöküşü ve bu çöküşün bu denli kolay gerçekleşmiş olması, dünyanın her yanında olduğu gibi ülkemizde de yıkımlarla sonuçlandı ve toplumun sağa kayması engellenemedi. Savrulmalar yüzünden Marksis-Leninist görüşler zayıfladı. Bunun yerine ulusal, sosyal demokrat, çevreci, sol liberal görüşler ortalığı doldurdu. Sosyalizm sanki özgürlükçü değilmiş gibi ya terkedildi ya da başına yeni tanımlamalar getirilerek kafalarda sosyalizmle ilgili şüpheler iyice derinleştirildi. Bir başka deyişle yığınlar bağırtıla bağırtıla teslim alındı.
Sosyalist ülkelerde ve Sovyetlerde yaşanan bu durum ülkemizde ağır bunalımlar yarattı. Örgüt yapıları içinde yıkım düşünüldüğünden de ağır oldu. TSİP her ne kadar 12 Eylül sonrası örgütsel birliğini ve sürekliliğini koruduysa da bu son dalgaya dayanamadı ve her tarafında çatlaklar oluştu. Artık kimse eskiden olduğu gibi militan bir partililikte ayak diremiyordu. Gemiyi bir an önce terketmeyi düşünenlerin sayısı oldukça fazlaydı.
Bir anlamda onca emeğimiz yukarıdan aşağıya tasfiye edilmek isteniyordu ve partinin üst yönetiminde görev alan kimseler bu yönde epey yol da almış sayılırlardı. Parti tabanından yükselen kimi sesler kolaylıkla susturulabiliyor ya da safsata bombardımanına tutularak kafalar iyice karıştırılıyordu. Partinin varlığında ve marksist-leninist anlayışta ayak direyenler bir avuç kadardılar. Bununla birlikte istenç konuldu ve parti bütün oyunlara karşın var edildi. Kuşku yok ki,bütün bunlar sanıldığı kadar kolay olmadı. Bu işin bedelini ödeyenler gerçekleri çok daha iyi bilmektedirler.
Günümüze geldiğimizde; onca sanal soytarılıklarla örgütsel yapıyı dağıtmaya yönelik oyun üstüne oyun sergileyenlerden geriye bir posa bile kalmadı. Bunların Türkiye devrimci savaşımında esamileri bile okunmuyor. Orada burada posası çıkmış paslı tüfekler gibi bazıları çoktan müzelik oldular bile. Bazılarına ise ahbap-çavuş toplantılarında rastlıyor ve bunların zembereklerinden bu denli boşanmış olacaklarına bir türlü aklımız ermiyor.
Şimdi genç sosyalist arkadaşlara söyleyeceklerimize gelince; işte buraya kulak verilmesi gerekiyor.
Partinin 1993'den bu yana yürüttüğü savaşıma kısaca bir göz atacak olursak Marksist-Leninist çizgide kendisini var ettiğini görüyoruz. Bugün genel kuruluna hazırlanan TSİP yeni bir sıçrama yapmanın eşiğinde bulunuyor. Partimize gönül veren genç arkadaşlarımıza söylediğimiz her şeyi gerçekleştirmek için canla başla çalışıyoruz. Partiyi yıkıldığı yerden ayağa kaldırmak için elimizden gelen bütün özveriyi gösteriyoruz. Sorunlarımızı aşarak ve gençleri sosyalizm için örgütleyerek gençliğin gelecek olduğunu, geleceğin de sosyalizm olduğunun savaşımını veriyoruz. Partiye öğretisel olarak bağlı, örgütsel olarak bağımsız genç sosyalistler yetiştirmek için başlattığımız yürüyüşü SGB!nin kuruluşu ile taçlandıracak ve partiye taze kan akışını hızlandırarak bilime ve sosyalizme yakışır,dediğini yapan, kendi aralarında yoldaşça güven bağları kuran yığınsal bir gençlik yaratacağız. Bundan böyle geçmişe kafamızı takarak büyük sıçramalar gerçekleştiremeyiz. Artık söyleyeceklerimiz bugüne dair olmalıdır...
RENKLİ YAŞAM SAHTE YAŞAM
VE SOSYALİSTLER ASIL CENNETİN DÜNYA OLMASINI İSTİYOR YANLIŞ MI?
Yanlışsa doğruların ne olduğunu yazabiliyorsanız siz yazın.
Yaşamımızı sarmalayan kapitalizmin pisliklerine her gün yenileri de eklenerek, çığ gibi yükselmekte . İnsanların istekleri ve talepleri de özellikle genç kesimi sarmalayan istek ve talepler, kapitalizmin çarkını tamamlayan unsurlar olarak yaşamda yerlerini almakta.Bir yanda globalleşmesini haykıran unsurları emperyalizmin batağına git gide saplanmaktadır.
Diğer yanda ise bu istemleri özgürlük olarak dile getirmekteler. Halbuki bizim aradığımız özgürlük yaşamda ki bütün haksızlıkların ortadan kaldırılması, toplumun bütün bireylerinin yaşamda paylarını eşit bir şekilde almasıdır. Eğitimden, sağlıktan, spordan bütün bir toplumun yararlandığı bir sistem olursa özgürlüklere var diyebiliriz. Ama kapitalizmin özgürlük anlayışı istediğin yerde çalışabilirsin ama işsizlik özgürlüğü, istediğin yerde okuyabilirsin ama paran ne kadar olursa o kadar özgürlüğü, hastaysan eğer isteğin yerde muayene olabilirsin ama paran ne kadarsa o kadar özgürlüğü, çalışırsan çalıştığın yerlerde çok çalışıyoruz dersin: İşte Sana İŞ ARAMA ÖZĞÜRLÜĞÜ; Bunların yanı sıra kapitalizmin bu batak ve tuzakları yetmiyormuş gibi birde bunlara her gün yeni eklemelerde bulunuyorlar. İsterseniz bunlara birkaç örnek teşkil edecek sunumlar gösterebiliriz: Örneğin; televizyon programlarında,
-magazin- diye nitelendirilen ama aslında toplumun yaşam tarzı ile hiçbir ilgisi olmayan, İbrahim Tatlıses koşarken nasıl düştü? Seda Sayan'ın selülütlerini nasıl yakaladık, kim kiminle nerede ? Hülya Avşar bikiniyle nasıl yakalandı ve bunun gibi bir çok saçmalığın kol gezdiği programlar toplumu meşgul ederken, diğer yandan iyilik abidesi ve iyiliğin insanlara nasıl öğretileceği konusunda bilgi aktardığını sanan diğer programlar. Bu programlarda da bir tarafta inançlı ve çok iyilik sever, diğer tarafta da inançları olmayan ve her türlü kötülüğü yapanlar.
Bunlara örnek teşkil etmesi açısından bu programlardan birini örnek vermek istiyorum. Bu geçen olayda inançlı ve nur yüzlü bir anne, ve onun inançsız doktor olan oğlu ele alınıyor. Doktorun evlendikten sonra bir oğlu olur. Doktor belli bir süre sonra
eşiyle anlaşamayarak boşanır. çocuk bir süre sonra amansız bir hastalığa
yakalanır. Doktorun bu saatten sonraki düşünceleri Allah'ın olmadığı ve çocuğu kendi yöntemleri ile iyileştirileceği doğrultusunda ilerlemektedir. Ama doktor bu yöntemleri kullanırken çocuğu iyileştirme adı altında çok hırçın davranmakta adeta çocuğa işkence etmektedir. Bu uygulanan kötülükler ekranlarda boy boy gösterilmekte, nur yüzlü annenin yaptığı iyiliklerde adeta tanrının varlığının bir simgesini oluşturmaktadır. Sonunda doktorun çocuğu ölür doktorun annesi de köylülerle çocuğu gömer. Ama doktor tanrıyı da kabullenmediği için oğlunun ölümünün tanrının elinden olduğunu kabullenmez ve o gece oğlunu mezardan çıkarıp eve getirir. Doktor bu esnada çok saldırganlaşmıştır, Programın tabiriyle evde bulunan - Tanrı misafirine duvarda asılı olan baltayı kapar ve koluna indirir. Bu esnada doktorun annesi duvardaki tüfeği alarak oğlunu orada vurur ve ilahi adalet gerçekleşmiş olur. Bu programlara benzer bir yığın düzmece senaryolarla insanlar aslında bir birlerine düşmanlaştırılmaktadır. Yani kapitalizmin yarattığı pislikler yetmiyormuş gibi birde dinsel inançlar karşı karşıya getirilerek düşmanlık daha da fazla büyütülmektedir. Sırlar Dünyası, Son yüzleşme, Kalp Gözü, Mavi Rüya ve buna benzer programlar insanların dinsel dürtülerini doruklara çıkarmaktadır. Bu süreçten sonra o insanlara cihat çağrısı yapılsa eminim ki hepsi gözünü kırpmadan bu çağrıyı yerine getireceklerdir. Burada asıl anlamamız gereken şey ezen ezilen çelişkisinin ve kapitalist sistemin sonsuza dek sürmesinin sağlanmaya çalışılmasıdır. Bizim aslında vermek istediğimiz mesaj; bizim dinlerle değil, düzenlerle boğuşan ve ortadaki bütün haksızlıkları kaldırmak isteyen inançları olsun yada olmasın bütün ezilen halkların sömürüden kurtulmasının sağlanacağı bir sistemin temellerinin kurulmasıdır.
Şairin de dediği gibi: (Hasan Hüseyin Korkmazgil)
Yok benim tanrılarla kişilerle
hiçbir alışverişim
Ben artık, düzenlerle boğuşan bir
gerçek devim
Öyle bir dünyayım ki ben hep
özlenmiş hiç yaşanmamış
İnsan ve emekten geçer
ekvatorum benim
Kendim çizerim sabahlarımı yok
benim sabahçıbaşım
Yo benim lüpçübaşım yok benim
hötçübaşım
Yok
Yok...
Bizim, toplumdaki asıl sorunu görmeyi engelleyen perdeleri ortadan kaldırıp gerçekleri bütün çıplaklığı ile insanlara aktarmak görevimiz olmalıdır. Bu ülkede ne Alevi-Sünni davası, ne Türk ve Kürt sorunu, ne de inanan-inanmayan sorunu sömürüyü engellemektedir. Sorunun temel kaynağı toplumdaki büyük çoğunluğun emeğinin küçük bir azınlığın hizmetine girmesi ve bu azınlığın kurallara uygun bir şekilde yaşamasıdır. Bu büyük çoğunluğun da bu emek sömürüsünün doğal olduğu ve bu sistemin böyle gelip böyle gideceğini özümsenmesidir.
İşte bu kapitalizmin insanları nasıl kandırdığının ve nasıl kendi sistemi içerisinde erittiğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Biz işe sosyalist söylemler açısından bakalım. Sosyalistler sömürünün ortadan kaldırılmasını istiyor. Yanlış mı? Sosyalistler dünyada barışın sağlanmasını istiyorlar.
Yanlış mı? Sosyalistler işsizliğin ortadan kaldırılması ve eşit işe eşit ücret istiyor yanlış mı?
VE SOSYALİSTLER ASIL CENNETİN DÜNYA OLMASINI İSTİYOR YANLIŞ MI? Yanlışsa doğruların ne olduğunu yazabiliyorsanız siz yazın
ESKİ SOLCU OLUP ŞİMDİ HİÇ BİR ŞEY OLANLARA DUYURULUR...
Kapitalist sisteme karşı savaşımın öncüleri Marks'ı, Engels'i, Lenin'i, Stalin'i, Ho Shi Minh'i Castro'yu, Che'yi görüyoruz. Bizim ülkemizde de kapitalizme karşı savaşım veren ve bunları canlarıyla ödeyen Mustafa Suphi ve arkadaşlarını, Denizleri, Mahirleri Ulaşları, Sinan Cemgilleri, Sinan Kazım Özüdoğruları, İhrahimleri ve daha nicelerini görüyoruz.
Dünyada insanlık tarihinin oluşması sürecinden başlayarak toplumların hep birbirlerini değiştirmesi ve dönüştürmesi süreci devam etmiştir. Belki ilkel komünal toplum bu toplumların içerisinde zorunluluktan kaynaklı da olsa en adil ve en eşit olan toplumdur. Bundan sonraki süreçlerde köleci toplumun, feodal topluma ve feodal toplumun da kapitalist ilişkilerin yaşandığı kapitalist topluma dönüşmesi sürecini yaşamıştır.
Köleci toplumdan diğer toplum sistemine geçişte ezilenlerin yani kölelerin büyük rolü olmuştur. Bu süreçte Spartaküsler ve diğer öncülerin liderliğinde hayatları pahasına da olsa sistemi değiştirmenin sacayağını oluşturmuşlardır. Köleci sistemin yıkılışının ardından feodal sistemin yüzyıllar süren egemenliğine dur demesini bilen adsız kahramanlar vardır. Bizim coğrafyamıza baktığımız zaman feodal sisteme karşı savaşıma katılmış Pir Sultanları, Şeyh Bedrettinleri ve daha nicelerini görüyoruz.
Kapitalist sisteme karşı savaşımın öncüleri Marks'ı, Engels'i, Lenin'i, Stalin'i, Ho Şi Minh'i Castro'yu, Che'yi görüyoruz. Bizim ülkemizde de kapitalizme karşı savaşım veren ve bunları canlarıyla ödeyen Mustafa Suphi ve arkadaşlarını, Denizleri, Mahirleri Ulaşları, Sinan Cemgilleri, Sinan Kazım Özüdoğruları, İhrahimleri ve daha nicelerini görüyoruz. Ve bizler bugüne kadar sömürü ve zulmün ortadan kaldırılması için neler yaptık? Geçmişte mücadele ettik de ne olduya mı saplandık ya da bu sistemin bize dayattığı korkulara esir mi düştük? Ya da sosyalizm denen şeyin ne menem bir şey olduğunu mu anladık? Bu yüzden çocuklarımıza sosyalizm denen şeyden uzak durmalarını söylememiz mi gerekiyor? Örgütlü olmaktan mı, ya da sosyalist sözcüğünden mi korkmamız gerekiyor? Geçmişte sömürü vardı da şimdi yok mu diyorsunuz yoksa? Veya sosyalizm savaşımında canlarından olanlar boşuna mı öldüler diyorsunuz yoksa?
Çocuklarınızın geleceğinin kapitalizmin elinde güvende olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa?
Sizlere sunulan canlı heyecanlı hayatlar ve kadınların TV'lerden, gazetelerden, dergilerden cinsel bir obje olarak sunulması çok mu hoşunuza gitti?
Yoksa düşünme ve insan olma özelliklerinizi mi yitirdiniz?
O halde ben size tekrar anımsatıyorum.
Bizler genç sosyalistler olarak SGB bayrağı altında sömürü son bulana kadar Spartaküslerin, Pir Sultanların, Mustafa Suphilerin ve daha nice devrimcilerin taşıdıkları işçi sınıfının yüce bayrağını teslim alıyor, savaşımı devam ettiriyoruz.
Eski solcu olup simdi hiçbir şey olanlara duyurulur
tsip@tsip1974.com
Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın
|