|
ALPEREN
Alperen, teşkilatlıdır. Gayeyi gerçekleştirmek için hayatın her safhasında teşkilatlanır. Alperen, birliğin, birlikte hareket etmenin önemini bilir. Teşkilatlı azınlıkların, teşkilatsız çoğunluklara hakim olduğunu bilir. Alperen, zaferin veya sonucun Allah'ın takdirinde olduğunu bilerek, günlük ve geçici nitelikteki gelişmelerin tuzağına düşmeden, kınayanların kınamasına aldırmadan, olan göre değil olması gerekene göre hareket eder. Alperen, teşkilatına bağlıdır. Alperen, teşkilat disiplinin şuurundadır. Alperen, hizmet ve faaliyetleri geliştirmek için devamlı girişimlerde bulunur, yenilikler yapar. Alperen, kadrosu olmayan hiçbir hareketin başarıya ulaşamayacağını, gayeye ulaşmak için kadro yetiştirmenin ve kadrolaşmanın hayati önem taşıdığım bilir. Alperen, teşkilatı temsil kabiliyetine sahiptir. Alperen, emanete ihanet etmez, görevini ihmalsiz yapar. Emaneti ehline verir. Alperen, istişare ve meşverete önem verir. Büyüklerinin tecrübesinden her zaman istifade eder. Alperen, hayatı boyunca çeşitli zorluklar, sıkıntılar, zahmetlerle karşılaşacağım, ama bunların geçici olduğunu, davası için, sabır ve tahammülle, geçerli düşünce, davranış ve Önlemlerle bu meselelerin üstesinden geleceğine inanır. Alperen, fitne, fesat çıkarmaz, çıkmasına da İzin vermez. Fitne, fesat, dedikodu, gıybet, koğuculuk ve kötü ahlakın teşkilatçılığın can düşmanı olduğunu bilir. Alperen, nerede, ne zaman, nasıl hareket edeceğinin farkındadır. Alperen, ekip çalışmasına önem verir. Alperen, planlı ve programlı çalışır, işleri olayların akısına bırakmaz. Adım adım ilerler, aceleci değil, sabırlıdır. Alperen, siyasi dost ve düşmanlarım tanır. Açık görüşlüdür, kiminle ne kadar işbirliği yapılacağını bilir, inisiyatifi daima elinde bulundurur. Alperen, cesurdur. Ancak, tedbiri elden bırakmaz. Alperen, yaşadığı müddetçe yorulmadan, küsmeden, kızmadan, kenara çekilmeden davasına hizmet eder. HAK bildiği yolda yalnız kalsa bile mücadelesine devam eder. Alperen, aralarında sevgi ve saygı bağı bulunmayan bir teşkilatın, Allah'ın rahmetinden uzak düşerek çözülüp dağılacağım bilir. Alperen, oportünizmi reddeder. Teşkilatında oportünist insanlara yer vermez. Alperen, teşkilatın teknoloji ve ilmi gelişmelere göre yeniler. Zulmü Alkışlayamam Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem, Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta, boğarım!... -Boğamazsın ki! -Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir aşıkım istiklale, Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale' Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü, yanar ta ciğerim Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim? Adam, aldırma da geç git, diyemem, aldırırım . Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım. Zalimin hasmıyım amma, severim mazlumu... . irticanın şu sizin lehçede manası bu mu? MEHMET AKİF ERSOY…. Alperen, Peygamber Efendimizin hayatını örnek alarak, zevki ve •Asaadeti onun yaşadığı güzel ahlakta bulan kişidir. Alperen, nefsini aşan, günlük çıkarlarının üstünde düşünebilen, kendini değerlerine adayabilen kişidir. Alperen, davasını zafere götürecek bitmez tükenmez bir enerji-ye sahiptir. Yolunun uzun, yükünün dünyalar kadar ağır olduğunu bilerek hareket eder. İhanet ve kahpeliklere uğrasa bile asla ümitsizliğe düşmeden yoluna devam eder. Alperen, alaylara, tehditlere, iftiralara, dedikodulara, kınayanların kınamasına aldırmadan davasını yaşayan insandır. Alperen, hür insandır. Gücünü lobilerden, localardan bir takım güç odaklarından değil, Hak'tan, milletinden alır. Alperen, bağımsız ve bağlantısız olup, milletinden başka kimseye vereceği bir hesabı yoktur. Alperen, milletinin geleceğinin teminatı olduğunu bilir. Şahsi beklentilerini ideallerinin yanına yaklaştırmaz, inancından ve inandığı değerlerden asla taviz vermez. Alperen, şahsi dost ve düşman edinmez, onun dostluğu da düşmanlığı da Allah içindir. Alperen, milli ve manevi olanla olmayanı, doğru olanla olmayanı ayırt edecek ferasete sahiptir. Alperen, hem seven, hem de sevilen insandır. Alperen, ibadetlerinde devamlı ve samimidir. Kula kulluk etmez, ancak Allah'a kulluk ve ibadet eder. Alperen, Allah'ın dinine yardım eden, malım ve canım Allah'a satan, Allah'ın da müminlere yardım edeceğim bilen, şeytanın vesveselerinden Allah'a sığınan kişidir. Alperen, Allah'ın rahmetinden ümit kesmez, Allah'a kavuşacağım unutmadan, islam'ı söz ile değil, hal ile yağar. Alperen, iffetini korur. Alperen, kimsenin önünde asla eğilip bükülmez, el etek öpmez, yağcılık ve yardakçılık yapmaz. Alperen, sağlıklıdır. Her zaman sağlığına dikkat eder. Vücudunun ona emanet olduğunu bilir. Sporu sever. Düzenli spor yapar. Alperen, Allah güzeldir, güzel olanı sever kavlince estetiğe önem verir. Güzel sanatlarla ve musikiyle yakından ilgilenir. Alperen, asla yalan söylemez. Doğru sözlüdür, sözünün eridir, verdiği sözü yerine getirir. Alperen, kendisi ile iyi geçinen kimsedir, iyi geçinmeyen ve kendisiyle iyi geçinmeyen kimsede hayır olmadığım bilir. Alperen, edep ve haya sahibidir. Alperen, nezaket sahibidir. Yapılan iyiliğe ve ikrama teşekkür e-der. Alperen, kimseyi rahatsız etmez, saygısız insanları sevmez. Alperen, bencil değildir. Gözü, gönlü ve kalbi tok insandır. Alperen, temizliğe önem verir. Bulunduğu yeri ve kendini temiz tutar. Alperen, her zaman temiz, zarif ve şık giyinir. Alperen, ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefalıdır. Alperen, ciddi.ağırbaşlı, mütevazıdır. Alperen, insaf sahibidir. Alperen, cömert, ikram ve kerem sahibidir. Cimri değildir. Alperen, daima olduğu gibi görünür. Alperen, merhametlidir. Affedici ve bağışlayıcıdır. Kötülüğe iyilikle cevap verir. Alperen, günah işlemekten sakınır. Gözlerini haramdan korur Alperen, aldatmayan insandır. Haklı eleştirilere darılmaz, sevinir. Bu eleştirilerden ders çıkarır. Alperen, güler yüzlü insandır. Tebessümü, güzel sözü sadaka o-larak addeder. Alperen, İnsanların ayıp ve kusurlarım görmemeye, gösterme-meye çalışır. Alperen, kalp kırmaz, başkalarım küçük görmez, kötü lakap takmaz. Şakaları zariftir. Küfür, kötü söz, kırıcı, ürkütücü, nefret ettirici hal ve hareketlerden kaçınır. Kötü ahlak sahiplerine uymaz. Alperen, zandan sakınır. Laf alıp götürmez, kimsenin arkasından dedikodu yapmaz. Alperen, alçakgönüllüdür. Büyüklük ve gururdan, riya ve gösterişten uzaktır. Bilir ki, kendini beğenen kimseyi Allah alçaltır. Haya-tında kin ve hasetlikten kaçınır. Şüpheci değildir. Kimseye iftira atmaz. Alperen, dostlarıyla hediyeleşir, onları sık sık ziyaret ederek hal hatır sorar. Alperen, samimi,hoşgörülü,dinamik, saygılı,sade,sempatik İnsandır. Alperen, sır saklar. Hiçbir zaman sırları açığa vurmaz, Alperen, fedakardır. Her zaman fedakarlığa kendinden başlar. Alperen, azimlidir, ümitsizliğe kapılmaz. Alperen, sabırlıdır. Dava arkadaşlarına devamlı sabrı tavsiye e-der. Alperen, ölmeden önce Olun, hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekin hatırlatmalarım dikkate alarak ölümü çok hatırlar, her gece o günün genel bir muhasebesini yapar. Günü gelince zerre kadar hayır ve şer işleyenlerin yaptıklarının karşılığını bulacağını bilir. Dua ve tövbe eder. Alperen, yaşayışı gayesiyle çelişmeyen örnek insandır. Alperen, delikanlıdır, merttir, yiğittir. Kısacası Alperen; MÜSLÜMANCA YAŞAYANDIR
MİLLİ MUTABAKAT ÇAĞRISI
Yeni bir dünya kuruluyor. İnsanlık yeni bir çağa adım atıyor. Biz bu çağın neresindeyiz? Son iki asırda tarihimizin en düşkün dönemini yaşadık. Geri bırakılmışlığımıza "az gelişmiş" damgası vuruldu. Bütün dünyada Müslümanlar, kendilerine yabancı bir avuç diktatörün zulmü altında ezildiler. İmanlarını kaybetmeleri için bin türlü iğ fa ve zorlama ile karşılaştılar. Bütün bunlara rağmen dinimiz İslamiyet'in şerefi ile onurlarını ayakta tuttular. Her şey mümkün. Her şey bizlerin ferasetine ve basiretine bağlı. Müslüman milletler, yeni çağda tıpkı eskisi gibi güç merkezlerinin çevresinde hayat alanı arayabilirler ve müsaade edildiği kadar yaşayabilirler. Ya da kendileri güç merkezi olabilirler; kendi tarihlerine hükmedebilirler. Bir yanda halkı Müslüman olan ama yönetimleri dışa bağımlı bir çok Ortadoğu ülkesi zillet içindeyken, öte yanda bu zilleti parçalayabilecek Müslüman Türk topluluklarının yeniden dirilişine sahne olabilecek bir ufuk önümüzdedir. Dünya küçülüyor. Hızlı nüfus artışı ve tabii çevrenin süratle kirlenmesi, azalan iktisadi kaynaklar, milletler arası rekabeti şiddetlendiriyor. Adâletsiz, güçlünün zayıfı ezdiği bir dünyada gelecek huzur ve barış getirmeyecek. Milli kimliklerini yeni keşfeden etnik guruplar gecikmiş ve saldırgan bir kabilecilikle yaşadıkları bölgeyi ateşe boğuyorlar. Güçsüzlere yaşama hakkı tanımıyorlar. İşte bu noktada Türk milliyetçiliği kendi yenileyerek tarihi fonksiyonunu ifa edebilir. Âleme 'Nizam' verme ülküsünü kanatlandırabilir. Milletimizin medeniyet meydana getirmiş olması ona, bu görevi kaçınılmaz olarak veriyor. Bizler sadece kendimiz için değil, uçuruma yuvarlanan insanlık için de yeni çağın tarihini yapmak zorundayız. Dünyaya adaleti, huzuru, insanlık şerefini getirmek zorundayız. Tıpkı eskiden olduğu gibi...
TÜRKİYE
Tarihimizin karardığı iki asır boyunca her çareye başvurarak ayakta kalmaya çalıştık, başardık. Koskoca bir imparatorluğun mağlup çıktığı savaştan kendi azim ve irâdemizle bağımsız bir devlet kurduk. Bu başarının bedelini, milletine yabancı iktidarların tahakkümü altında yaşayarak ödedik. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerine bina edildiği esaslar, yeni çağın eşiğinde yerle bir olmuştur. Türkiye artık, güvenliğini güç dengeleri içinde arayamaz. Bu intihar demektir. Güç dengelerine şirin görünmek için halkına dayattığı, batıcı-laik politikaları sürdüremez. Türkiye bu yeni dünyadaki yerini, milletinin rızası ve gücüyle, şahsiyetiyle kazanacaktır. Milletimizi güçlü kılan bin yıldır olduğu gibi İslamiyet'tir. Rejimin tepen inmeci -seçkinci- laik geleneği artık sona ermiştir. Pozitivist -laik politikalar ancak, şahsiyetsiz, köksüz, değil milletine kendine bile hayrı olmayan bunalımlı, yabancılaşmış bir azınlığa kaynak olmuştur. Laikliğin, gerçekte din ve devlet işlerini ayırma politikası değil, ekmek-su gibi dini için yaşayan Müslüman halkı yönetimden uzak tutma çabası olduğu, artık üstü örtülemeyen bir hakikat halini almıştır. Müslüman Türk milleti, yeni çağdaki onurlu mevkiini, bir avuç oligarşik azınlığın heba ve hevesiyle, milletinden uzak ve zayıf şahsiyetiyle değil, kendi iradesi ve gücüyle elde edecektir. Türkiye, iktidara gelen partilerin değiştiği ama yöneten azınlığın değişmediği dönemlerin sonuna gelmiştir. Bu asalak azınlığın, milletimizin sırtına yüklediği kambur artık iyice sırıtmaktadır. Milletimizin, kendi gücü ve iradesiyle layık olduğu mevkii alacağı yeni çağda, bu asalak azınlığın hayat alanı kalmayacaktır. Bu mevkii ye de, bin yıldır güç aldığımız kutlu kaynağımız İslamiyet'le varacağız.
GÖRÜŞÜMÜZ
Allah'ın birliği ve yüce Peygamberimizin risalesi dışında hiçbir mutlak hakikat tanımıyoruz. Aşağıda serdettiğimiz görüşler aklımızın, idrakimizin, hayatı ve dünyayı kavrayışımızın ürünüdür. Bütün samimiyetimizle bu doğruların yanında başka doğruların da yer alabileceğine, zamanın değişebileceğine ve tenkit edilebileceğimize inanıyoruz.
1- Hz. Adem atamıza ve Hz. Havva anamıza nisbetle bütün insanlar kardeştir. Bu inanç ve kabul, insanlık anlayışı bakımından sağlam bir ahlaki temel teşkil etmektedir. Kâlubelâdan beri Müslümanız. Doğduğumuzdan beri Türk milletinin bir ferdi olarak yaşıyoruz. Birincisi mutlak hakikati, ikincisi hayatın hakikatini ifade etmektedir. Zaman ve mekan içindeki muhteşem manzarasıyla bir tayf halindeki insanlık, kemal nişânı olan kültürle ayakta durur. Bu zengin tayftan, "Çokluk İçinde Birlik" prensibine ulaşıyoruz. Anadolu coğrafyasında yeşeren ve bin yıldır bu coğrafyayı şekillendiren değerlerimizi, tarih ve kader birliği olarak kavrıyoruz. Türk, Anadolu'da bin yıldır hükümran olan ve İslamiyet'le bir araya, aynı hedefe yönelen büyük bir milletin adıdır. Fatih, Selahaddin-i Eyyûbi, Sokullu, Mimar Sinan, Mevlâ'na, Mehmet Âkif, bu coğrafyaya İslamiyet'i nakşetmiş Türk ulularıdır. Milletimizle, bin yıldır İslamiyet'in şerefiyle şereflendiği; İslam sancağını zirvelere diktiği için iftihar ediyoruz. Bu tarih ve kader birliğinin, Anadolu topraklarından yükselecek yeni bir hamleye sağlam bir başlangıç teşkil edeceğine inanıyoruz.
2- "Çokluk İçinde Birlik" prensibini, Allah'ın birliği ve risalesi dışında her türlü farklılığın; her türlü görüş ve kavrayış biçiminin meşru kabul edilmesi olarak anlıyoruz. Mutlak hakikatler dışında, çoğulcu ve sivil bir İslam anlayışına inanıyoruz. İslamiyet'i, bulunduğu yerde total bir ideoloji olarak görenlerin; kendi İslam anlayışlarının, tek ezeli ve ebedi hakikat olduğuna inananların yanıldıklarını, kendi idraklerini putlaştırdıklarını düşünüyoruz. Bu inanç etrafında, kendilerini değişik isimlerle niteleyen İslami cemaatlerin, Müslümanların birliğine engel teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Ancak gurup taassubunun; kendi dışında yer alan Müslümanları tekfire kadar giden sertlikleri, İslam'ın özüne aykırı buluyoruz. Günümüzde evrenselleşmiş, çoğulcu ve katılımcı yaklaşımların; cihanşümul değerlerin, bütün ülke, toplum ve zihniyetler tarafından karşı konulmaz olarak kabul edildiğini müşahede ediyoruz. Müslümanların aynı gayeler etrafında bir araya gelmeleri ve kendi tarihlerinin faili olabilmeleri için gerekli ortamın teşekkül ettiğine inanıyoruz.
3- Siyasetin, Müslümanların kendi aralarında ve dışlarında yer alan dünya içinde, Allah'ın emir ve yasaklarının hakim kılınması gayesi adına, başvurmaları gereken vasıtalardan biri olduğuna inanıyoruz. Siyaseti, hiçbir zaman gaye edinmeyeceğimizi, onu kutsal gayenin vasıtası; önemli ve gerekli bir vasıtası olarak gördüğümüzü söylüyoruz. Siyasetin sunduğu imkanların, "MEŞVERET" ve "ŞURA" prensipleri etrafında Müslümanlar tarafından alabildiğine kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.
4- İnsanların yanılmazlığı esası üzerine inşa edilmiş lider karizmalarını ve lider sultalarını, İslam'a aykırı bulduğumuz için reddediyoruz. Bunun yerine, ilim sahibi olanların; gönülleri ve zihinleri aydınlatanların toplum içinde layık oldukları mevkie getirilmeleri gerektiğine inanıyoruz.
5- Türkiye'de mevcut hukuk sisteminin ve demokratik prensiplerin, siyasi mücadele için gerekli çerçeveyi verdiğini, sınırlamaların demokratik mücadele ile kaldırılabileceğini düşünüyoruz. Bu sebeple siyasi görüş ve teşekküllerin, gayeleri için şiddete başvurmalarını yanlış buluyoruz.
ÇAĞRIMIZ
Yukarıda serdettiğimiz görüşlerin de içinde yer aldığı ve tartışmaya açıldığı bir zeminde "Çokluk İçinde Birlik" ilkesi etrafında, Allah'ın birliği ve peygamberimizin risalesine inananlar arasında bir "Milli Mutabakat" arıyoruz. Bu mutabakatı sağlayacak esasların belirlenmesini, çerçevesinin çizilmesini istiyoruz. Bunun için herkes elinden geleni yapmalıdır. Hareketimiz ve Yeni Oluşum için ortaya çıkışımız bütün milli güçler tarafından bir 'vesile' addedilmelidir. Bir ihtilal, bir işgal, bir dış baskı vs. olmadan da ülkemizdeki milli güçlerin, sivil toplum içinde kendi yollarını kendilerinin aydınlatabileceği; açabileceği bir oluşumu hazırlamaları mümkündür. Yarın artık bu gündür. İnsanlarımız umut dolu bir çağın eşiğinde, başkaları tarafından yapılan bir tarihin akışı içinde sürüklenerek birbirlerine küsme, birbirlerini mahkum etme lüksüne sahip değildirler. Küfrün, riyanın, ahlaksızlığın başını alıp gittiği; kendi çocuklarımıza bizimkinden daha kötü bir dünya bırakmamızın muhtemel göründüğü gezegenimizde Müslümanlar, birlik olup geleceklerini kurmak zorundadır. İhtilafı rahmet olarak niteleyip "Milli Mutabakat"ın oluşacağı zemini bütün samimiyetimiz ve dürüstlüğümüzle kurmaya azmettiğimizi beyan ediyoruz.
Çağrımız bütün insanlaradır.
|