alperenkucukcekmece.net.sitemynet.com
2.jpg

Anasayfa
BBP den Haber
Vizyon/Misyon
8.Gün-dem
Unutmadık
Kartlar/Sohbet
Duyurular

8.Gün-dem


huseyinuzmez.jpg

Atma Sayın Denktaş, din kardeşiyiz

Sayın Demirel'in bir sözü vardı; "Ağzı olan konuşuyor" derdi. Sayın Rauf Denktaş da son zamanlarda, gemi azıya almışcasına durmadan konuşuyor. Maalesef, konuştukça da batıyor. Söylediklerini tek tek ele alalım mı?
Sayın Denktaş; "Çocuklarımızı alıp Amerika'ya, Avrupa'ya götürdüler. Rumlarla beraber orada kamplar kurdular. Onlara 'Rumlardan korkmayın. Türkiye'yi dinlemeyin. Siz Kıbrıslısınız' diye telkinlerde bulundular..." diyor. Peki tamam da, "Şecaat arzeden" kardeşim, siz o zaman Kıbrıs'ta bostan bekçisi miydiniz? 30 yılda bir tek devlete bile tanıtamadığınız KKTC'nin Cumhurbaşkanı değil miydiniz? Çocukların oralara götürülmesine niye engel olmadınız?
Sayın Denktaş devam ediyor; "Amerikalılar, 20-20, 30-30 çocuklarımızı alıp Amerika'ya, Avrupa'ya götürdükleri zaman biz gafil avlandık" diyor. Valla Sayın Denktaş, sizde hiç de "gafil avlanacak" göz yok gibi görünüyor. Keşke Müslümanlar da gafletinizden istifade edebilselerdi. İslâmi gelişmeler karşısında gözleriniz faltaşı gibiydi. Onlara nefes bile aldırmadınız. Şeyh Nazımı Kıbrısî Hazretlerini ziyarete, dünyanın dört bucağından, onbinlerce Müslüman geliyordu. Hepsi sakallı, sarıklı erkekler ve tesettürlü hanımefendilerdi. Yeni iman etmiş Batılılar bile derhal İslâmi kıyafete giriyorlardı. Buna sevineceğiniz yerde, üzülüyordunuz. "KKTC'nin hudutları dahilinde İslâmi eğitim ve kılık-kıyafet serbesttir" diyebilirdiniz. Böylece Türkiye dışında okumaya mecbur olan gençlere üniversitelerinizin kapılarını ardına kadar açmış olurdunuz. İçli dışlı olduğunuz YÖK'çülerden bir de "denklik kararı" alırdınız. Kıbrıs'ı Akdeniz'in üniversiteler şehri yapardınız ve kalkınırdınız. Ama siz bu konuda hiç de "gaflete" düşmediniz. YÖK'çülerden daha "uyanık ve titiz" davrandınız. Hatta devrim bekçiliğinde, Anavatan'daki militan rektörleri bile çok gerilerde bıraktınız. Seçimlerde de KKTC halkından dersinizi aldınız. İktidarların zayıflık ve kararsızlıkları yüzünden, Anayasa'yı hiçe sayan çevrelere meyletmek zorunda kalmış olduğunuza kendi kendimi inandırabilmiş olsaydım, bugün size eleştiriler yöneltmek yerine minnettarlık ve saygılarımı sunardım. Yazık ki, o konuda bana hiç yardımcı olmadınız. Amerika ve Avrupa'da kampa girenlerin ağzından da şu sözleri naklediyorsunuz. Güya onlardan biri, "Biz ilk gelen grubuz. 20 kişiydik. Şimdi 4 bin kişi olduk. 100 bin kişiyi etkiledik" diyesiymiş. Buna siz de, "Doğrudur" diyorsunuz. Demek ki eğitimin önemi konusunda hiç de "gafil" değilsiniz. Tam tersine, çok da bilinçlisiniz. Öyleyse, 30 yıllık iktidarınız döneminde, üstelik de 1970'li-80'li yıllarda Türkiye'de harıl harıl İmam-Hatip okulları açılırken, neden KKTC'de tek bir İmam Hatip okulu açtırmadınız? Eğer müsaade etseydiniz, cebinizden 1 kuruş para da çıkmazdı. Aziz Anadolu halkımızın gayretiyle, Kıbrıs'ta, her biri birer iman kalesi olan, yüzlerce İmam Hatip okulu yapılırdı. Bari "başörtüsü" konusunda o kadar katı olmasaydınız. Bugün Türkiye'den Avrupa'ya ve Amerika'ya gittikleri resmen açıklanan 50 bin gencin en az yarısı Kıbrıs'ta olurdu. Ekonomi atağa kalkardı. Yavruvatan kalkınırdı. Müslümanlar için bir turizm memleketi olurdu. Hem bizim yükümüz hafiflerdi hem de bugünkü duruma düşmezdiniz.
Yanlış atlara oynadınız Sayın Denktaş! Nemrutların, firavunların, kisraların, imparator ve tiranların feci sonlarını hiç düşünmediniz. Er geç bir gün zalimlerin eşek pisliği gibi kuruyup ufalanarak, yok olup gittiğini tarihlerin yazdığını unuttunuz. Kuvvetli olduğunu zannettiklerinizden yana oldunuz.
Böyledir işte bu dünya... "Zulm ile abâd olanın, ahiri berbâd olur."
Dünyada Yüce İslâm'a cephe almaktan daha büyük bir "zulüm" de yoktur. Bunu siz bizden iyi bilirsiniz. Saygılarımla..
Daha bitmedi. Sayın Denktaş'ın Kıbrıs'tan gelip, bir kahraman edasıyla Türkiye'deki zorbalarla işbirliği yapmasına gönlümüz razı olmuyor. Sayın Sezer bile KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı'nı farklı bir şekilde karşıladı. Böylesi tutum ve tavırların milli menfaatlerimize uymayacağını düşünüyoruz.
Önemli Not: Sayın Denktaş konusunda bu yazıyı unutmuştum. Seride bir kopukluk olmuş. Sevgili okuyucu kardeşlerimden özür dileyerek şimdi yayınlıyoruz.

Hüseyin Üzmez - Vakit

Tarih: 23.08.2005

rose.jpg

Seni özlemenin ne demek olduğunu sor bana!


Seni özlemenin ne demek olduğunu sor bana, Yetmiş iki dilde anlatabilirim... Kitabını yazabilirim sayfalarca... Ama hiç kimse Kavuşmanın güzelliğini Sormasın bana, anlatamam...
Ben sana hiç kavuşmadım ki! Seni özlemenin kitabını yazabilirim. Anlatabilirim daldaki kuşa, topraktaki solucana. Yokluğunda yıllardır özlemine dayanmayı öğrendim.
Nasılsa Ustası oldum beklemenin tükenmek pahasına.. Ama hiç kimse kavuşmayı,
İki derenin birbirine karışıp Sarmaş dolaş aktığı yatağın yorgunluğunu Sormasın bana..Anlatamam... Çünkü senle ben, ayrı kaynaktan doğmuş sularında hasretleri taşıyan başka denizlere koşan iki ırmağız. Birbirimize uzak topraklarda tüketirken yılları aynamızda ayrı gökleri yansıtırız. Sen bana yalnızca ve sadece sensizliği sor. beklemeyi..Özlemeyi sor.
Allah şahidimdir; Kurda kuşa, Dağa taşa bile anlatabilirim. Demem o ki; uzaktaki yakınım: vuslatlara yabancıyım, ama, seni özlemenin kitabını yazabilirim.

Müslüman Kadın
Şengül Yiğit