alsah.sitemynet.com
03.jpg

AlsahBlog/
**
**
**
**
**
**
**
**

AlsahBlog/
**


c060100.jpg

İsmet İnönü, Köy Enstitüsü öğrencisi Meliha'yı dinliyor.

c060400.jpg

(Kitap okuyan, mandolin çalan, örgü ören öğrenciler...)

c060300.jpg

İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Âli Yücel ve Reşat Şemsettin Sirer öğrencilerle.

c060500.jpg

Modern giyimli öğretmen, görev yerine kağnı arabalarıyla giderken

c060600.jpg

Hasanoğlan Köy Enstitüsü levhası yerleştiriliyor. (1941)

c060700.jpg

vesika_001k.jpg

Cumhuriyet 17.04.2006
Menderes iktidarı kapattı
Köy Enstitülerinde eğitimin yüzde 25'ini uygulamalı tarım dersleri oluşturuyordu. Eğitim araştırmacılarının yıllarca üzerinde durduğu ''uygulamalı eğitim'' , Köy Enstitülerinin eğitim işlevinin ayrılmaz bir parçasıydı. Teknik eğitim de enstitülerin derslerinin yüzde 25'ini oluşturuyordu. Bu eğitim kapsamında erkek öğrencilere yapı, demir, marangozluk işlerinde; kız öğrencilere ise biçki-dikiş, elişi, yemek vb. işkollarında eğitim veriliyordu. Kısacası enstitü öğrencileri ''yaparak, yaşayarak, uygulayarak'' öğreniyorlardı. Enstitü öğrencileri eğitim gördükleri bölgenin koşullarına uygun olarak arıcılık, balıkçılık, hayvancılık gibi çeşitli alanlarda da bilgi sahibi oluyor; bölge özelliklerine göre sebze ve meyve üretimi yapabiliyorlardı. Öğrenilen zirai tekniklerle elde edilen ürünlerin bir kısmını ''üretenler tüketiyor'' , kalanı ise değerlendirilerek gelir elde edilmesi, projenin özünü oluşturuyordu.


ÇANTADAN ÇIKAN KLASİKLER

Kapatılan enstitülerden bugüne ise sadece amacını belirgin kılan anılar kaldı: ''İsmet İnönü, Kepirtepe Köy Enstitüsü'nde bir kız öğrenciye çantanda ne var, görebilir miyim'' diye sorar. Öğrenci çantasından ekmek-köfte ve dünya klasiklerinden bir eseri çıkararak gösterir. İnönü sevinerek çevresindekilere, ''Ne zaman Türkiye'de erinden generaline, sade vatandaşından cumhurbaşkanına kadar herkes 'ekmekle kitabı' bir araya getirebilirse gerçek kalkınma başlamış demektir'' der. ''Demokrasiye sahip çıkacak ve genç Cumhuriyetin devrimci kadrolarını genişletecek'' , ulusal ve devrimci niteliğiyle öne çıkarak ''köyü ve köylüyü aydınlığa ulaştırma çabası ve sorumluluğu içinde eğitim veren Köy Enstitüleri'' ''komünist yuvaları'' olduğu gerekçesiyle DP iktidarı tarafından 1954'te kapatıldı.

c060900.jpg

Cumhuriyet 17.04.2006
Köy Enstitülerinin 66. yılı kutlandı
Türkiye'nin gelişmesine önemli katkılar sağlayan Köy Enstitülerinin 66. yılı kutlandı. Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu'nda dün gerçekleşen etkinlik, Köy Enstitülerinden yetişen sanatçı Ruhi Su'nun türküleriyle başladı. Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitim, Geliştirme Derneği (KAVEG) Başkanı Doç. Dr. Güler Yalçın, Köy Enstitülülerin Türkiye'nin 21 bölgesinde çadırlara, camilere, ilkokullara yerleşerek eğitim devrimini başlattıklarını söyledi. Doç. Dr. Yalçın, enstitü mezunlarıyla ilgili olarak ''Enstitülüler, güne halaylarla, türkülerle şiirlerle hikâyelerle başladılar. Orkestralar kurdular, Beethoven, Vivaldi enstitülerde yankılandı. Kendileri üretti, kendileri tüketti. Köy Enstitüleri kısa ömürlü oldu, fakat toplumumuzu çok derinden etkiledi'' diye konuştu. Enstitü mezunlarının emeğe saygı duymayı bildikleri için her zaman genç kaldığını belirten Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıfat Okçabol da ''Enstitüde yetişen öğrenciler, küçük yaşta okuma, soru sorma ve sorgulama alışkanlığı kazandıkları için genç kaldılar. Türkiye'yi 68'li ruhuna götüren, üniversitelerin ve öğretim sisteminin halka dönük olması gerektiğine inanan ve bunun için mücadele eden Köy Enstitüsü mezunlarıdır'' dedi. Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Refet Bele, Köy Enstitüleri mezunları ve il milli eğitim müdürlüğü yetkililerinin de katıldığı etkinlikte, İstanbul Müzik Öğretmenleri Çoksesli Korosu tarafından seslendirilen 'Ziraat Marşı'na mezunlar da eşlik etti. (Fotoğraf: EMEL KILIÇ)

c061200.jpg

Cumhuriyet 17.04.2006
DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER

'Meslek eğitimi Köy Enstitüleri gibi önemli'
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - DSP Genel Başkanı Zeki Sezer , ''Köy Enstitüleri bir zamanlar Türkiye için ne kadar önemliyse bugün de meslek eğitimi o kadar önemlidir'' dedi.

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, dün yaptığı yazılı açıklamada, 17 Nisan 1940 tarihinde kurulan Köy Enstitülerinin, Türkiye'nin güç koşullar içinde bulunduğu bir dönemde ''aydınlanma yolunda'' önemli işlevler gördüğünü bildirdi. Köylünün kalkındırılmasını, köylerin canlandırılmasını amaçlayan Köy Enstitülerinin ''bu kurumları, feodal yapının ve sömürü düzeninin önünde ciddi bir engel olarak görenlerce kapatıldığını'' vurgulayan Sezer, şu görüşleri dile getirdi:

''Köy Enstitüleri çağa uyarlanarak yaşatılsaydı, hiç kuşkusuz Türkiye bugün eğitim, sağlık ve tarımda bu kadar büyük sorunlarla karşı karşıya olmayacaktı. Köy Enstitüleri bir zamanlar Türkiye için ne kadar önemliyse bugün de meslek eğitimi o kadar önemlidir. Ancak meslek eğitimi denince AKP iktidarının aklına imam hatip istismarından başka bir şey gelmemektedir. Oysa işsizliğin azaltılması, kalkınmanın, ekonomide verimliliğin ve kalitenin sağlanması için en önemli gereksinme, mesleki ve teknik eğitimdir.''

KÖY ENSTİTÜLERİNE SELAM / SABAHATTİN EYÜBOĞLU

KÖY ENSTİTÜLERİ VE KÖY ENSTİTÜLER

MAHMUT MAKAL / BOZKIRDAKİ KIVILCIM - KÖY ENSTİTÜLERİNDEN

ÜMİT İLHAN KAFTANCIOĞLU

CUMHURİYET GAZETESİNDE ÜMİT KAFTANCIOĞLU 1
CUMHURİYET GAZETESİNDE ÜMİT KAFTANCIOĞLU 2

KÖY ENSTİTÜLERİ İÇİN NE DEDİLER 1

KÖY ENSTİTÜLERİ İÇİN NE DEDİLER 2

KÖY ENSTİTÜLERİ İÇİN YABANCILAR NE DEDİLER

Cumhuriyet devriminin feodaliteye karşı son taarruzu olan ve eğitim eşitliği sağlayan Köy Enstitüleri'nin 66. yılı

Köy Enstitülerinin 66. yılı kutlandı Türkiye'nin gelişmesine önemli katkılar sağlayan Köy Enstitülerinin 66. yılı kutlandı. Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu'nda dün gerçekleşen etkinlik, Köy Enstitülerinden yetişen sanatçı Ruhi Su'nun türküleriyle başladı. Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitim, Geliştirme Derneği (KAVEG) Başkanı Doç. Dr. Güler Yalçın, Köy Enstitülülerin Türkiye'nin 21 bölgesinde çadırlara, camilere, ilkokullara yerleşerek eğitim devrimini başlattıklarını söyledi. Doç. Dr. Yalçın, enstitü mezunlarıyla ilgili olarak ''Enstitülüler, güne halaylarla, türkülerle şiirlerle hikâyelerle başladılar. Orkestralar kurdular, Beethoven, Vivaldi enstitülerde yankılandı. Kendileri üretti, kendileri tüketti. Köy Enstitüleri kısa ömürlü oldu, fakat toplumumuzu çok derinden etkiledi'' diye konuştu. Enstitü mezunlarının emeğe saygı duymayı bildikleri için her zaman genç kaldığını belirten Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıfat Okçabol da ''Enstitüde yetişen öğrenciler, küçük yaşta okuma, soru sorma ve sorgulama alışkanlığı kazandıkları için genç kaldılar. Türkiye'yi 68'li ruhuna götüren, üniversitelerin ve öğretim sisteminin halka dönük olması gerektiğine inanan ve bunun için mücadele eden Köy Enstitüsü mezunlarıdır'' dedi. Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Refet Bele, Köy Enstitüleri mezunları ve il milli eğitim müdürlüğü yetkililerinin de katıldığı etkinlikte, İstanbul Müzik Öğretmenleri Çoksesli Korosu tarafından seslendirilen 'Ziraat Marşı'na mezunlar da eşlik etti. (Fotoğraf: EMEL KILIÇ)


(Kitap okuyan, mandolin çalan, örgü ören öğrenciler...)

Cumhuriyet devriminin feodaliteye karşı son taarruzu olan ve eğitim eşitliği sağlayan Köy Enstitüleri'nin 66. yılı

(İsmet İnönü, Köy Enstitüsü öğrencisi Meliha'yı dinliyor.)

Anadolu'nun aydınlanma ışığı
1940'ta yaşama geçirilen Köy Enstitüleri'yle köylerde okuma-yazma öğretebilmenin yanında, modern tarım teknikleri, marangozluk, sağlık, müzik, spor gibi birçok alanda yol gösterecek ve bu alanlarda bilgi birikimi sahibi öğretmenlerin görevlendirilmesi hedeflendi. Her öğrencinin yılda 25 kitabı okuma zorunluluğunun olduğu enstitülerde isteğe bağlı olarak öğrencilere donanımlı müzik öğretmenleri tarafından keman, mandolin, akordeon, bağlama ve saz dersleri de verilirdi. Ülkenin en ücra köşeleri olan köylerde ''yerel önder aydınlar'' yetiştirilmesi amaçlanan Köy Enstitüleri'' 14 yıllık aydınlanma savaşının ardından bilinçli bir politika izlenerek 1954 yılında kapatıldı.

(İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Âli Yücel ve Reşat Şemsettin Sirer öğrencilerle.)

TARKAN TEMUR

1940'ta yaşama geçirilen ''Cumhuriyet devriminin feodaliteye karşı son taarruzu olan Köy Enstitüleri'' 14 yıllık aydınlanma savaşının ardından bilinçli bir politika izlenerek 1954 yılında kapatıldı. Köy Enstitülerinden, aydınlanma meşalesini taşıyarak ulusun geleceğine damgasını vuran Fakir Baykurt , Mehmet Başaran , Dursun Akçam , Mahmut Makal , Talip Apaydın , Adnan Binyazar gibi örneklerin bulunduğu ''köylü aydınlar kuşağı'' yetişti.

Yaşamını eğitime adamış, eğitimci Hasan Âli Yücel , milli eğitimde devrim niteliğinde projeler gerçekleştirdi. Milli Eğitim Şûrası'nda Köy Enstitüleri projesini tartışmaya açan Yücel, yasa taslağı hazırlatarak ülkeyi, tarım koşullarına göre her bölge 3-4 ili kapsayacak şekilde 21 bölgeye ayırdı. Bu ayrımda, ulaşım nedeniyle tren istasyonlarına yakınlık, ancak şehirlere uzak köyler tercih edildi.

EN ÜCRA YERLERE EĞİTİM

Projede, köylerde okuma-yazma öğretebilmenin yanında, modern tarım teknikleri, marangozluk, sağlık, müzik, spor gibi birçok alanda yol gösterecek ve bu alanlarda bilgi birikimi sahibi öğretmenlerin görevlendirilmesi hedeflendi. Ülkenin en ücra köşeleri olan köylerde ''yerel önder aydınlar'' yetiştirilmesi amaçlanan projeyle köyden şehre göç önlenecek, geri kalmış bölgelerin kalkınması sağlanacaktı. Enstitülerde, ''bilgi'' yi ''iş'' e dönüştürecek bir eğitim sistemi öngörülüyordu. Projenin uygulanması ve geliştirilmesi amacıyla Yücel, İsmail Hakkı Tonguç 'u görevlendirdi. Tonguç, bu amaçla İsveç ve Alman eğitimbilimcilerin, yoksul çocukların topluma kazandırılması ve okutulması konularındaki kitaplarını Türkçeye tercüme etti.

(Modern giyimli öğretmen, görev yerine kağnı arabalarıyla giderken)

'AMAÇ, KENTLİ-KÖYLÜ AYRIMININ KALDIRILMASI'

1940'ta düzenlenen yasa taslağı Meclis'te görüşüldü. Kâzım Karabekir ve bazı milletvekilleri taslağı eleştirdiler. Onlara göre, ''köy-şehir arasındaki uçurum'' , bu yasa ile iyice derinleşecekti. Yücel ise bu görüşe karşı çıkarak ''asıl amacın köylünün eğitiminin sağlanması ile kentli-köylü arasındaki ayrımın ortadan kaldırılması'' olduğunu söylüyordu. Sonuçta kabul edilen yasa ile Eskişehir-Çifteler'de (1937), İzmir-Kızılçullu'da (1937), Edirne-Karaağaç'ta (1938) (bu okul daha sonra Kırklareli-Kepirtepe'ye taşındı) ve Kastamonu-Gölköy'de (1939) köy eğitmen okullarına ek olarak 17 enstitü açıldı: Sakarya-Arifiye, Antalya-Aksu, Balıkesir-Savaştepe, Isparta-Gönen, Adana-Düziçi, Kayseri-Pazarören, Samsun-Akpınar, Trabzon-Beşikdüzü, Kars-Cılavuz, Malatya-Akçadağ. Konya-İvriz (1941), Ankara-Hasanoğlan (1941), Sıvas-Yıldızeli (1941), Erzurum-Pulur (1942), Diyarbakır-Dicle (1944) Aydın-Ortaklar (1944), Van-Ernis (1948).

1940'ta Köy Enstitülerinin kurulmasının ardından 1942'de de Köy Enstitülerinin öğretmen gereksinimini karşılamak amacıyla iki yıllık ''Yüksek Köy Enstitüsü'' kuruldu.

Köy Enstitüleri mezunlarının yurdun dört bir yanına aydınlanma ışığını yayacağı umuluyordu. Bu umudu, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü , Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nü ziyaretinde el yazısıyla okulun anı defterine yazdığı şu sözlerle yansıtmıştı:

''Köy Enstitülerini Cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi ve en sevgilisi saydım. Köy Enstitülerinde yetişen evlatlarımızın başarılarını ömrüm boyunca yakından ve candan izleyeceğim.''

(Hasanoğlan Köy Enstitüsü levhası yerleştiriliyor. -1941-)

GELECEĞE DAMGALARINI VURDU

Enstitülerde, kahvaltının ardından okuma saati başlardı. Klasiklerin, yerli-yabancı yazarların kitaplarından oluşan zengin bir kütüphanesi bulunan enstitülerde her öğrencinin yılda 25 kitabı okuma zorunluluğu vardı. Okuma etkinliklerinin dışında isteğe bağlı olarak öğrencilere donanımlı müzik öğretmenleri tarafından keman, mandolin, akordeon, bağlama ve saz dersleri de verilirdi. Âşık Veysel 'in de aralarında bulunduğu mahalli âşıklar da Köy Enstitülerinin yetenekli öğrencilerini çalıştırırdı. Bu aydınlanma çabasının ürünü olarak ulusun geleceğine damgasını vuracak olan, aralarında Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Adnan Binyazar 'ın da bulunduğu ''köylü aydınlar kuşağı'' yetişti.

Menderes iktidarı kapattı

Köy Enstitülerinde eğitimin yüzde 25'ini uygulamalı tarım dersleri oluşturuyordu. Eğitim araştırmacılarının yıllarca üzerinde durduğu ''uygulamalı eğitim'' , Köy Enstitülerinin eğitim işlevinin ayrılmaz bir parçasıydı. Teknik eğitim de enstitülerin derslerinin yüzde 25'ini oluşturuyordu. Bu eğitim kapsamında erkek öğrencilere yapı, demir, marangozluk işlerinde; kız öğrencilere ise biçki-dikiş, elişi, yemek vb. işkollarında eğitim veriliyordu. Kısacası enstitü öğrencileri ''yaparak, yaşayarak, uygulayarak'' öğreniyorlardı. Enstitü öğrencileri eğitim gördükleri bölgenin koşullarına uygun olarak arıcılık, balıkçılık, hayvancılık gibi çeşitli alanlarda da bilgi sahibi oluyor; bölge özelliklerine göre sebze ve meyve üretimi yapabiliyorlardı. Öğrenilen zirai tekniklerle elde edilen ürünlerin bir kısmını ''üretenler tüketiyor'' , kalanı ise değerlendirilerek gelir elde edilmesi, projenin özünü oluşturuyordu.

ÇANTADAN ÇIKAN KLASİKLER

Kapatılan enstitülerden bugüne ise sadece amacını belirgin kılan anılar kaldı: ''İsmet İnönü, Kepirtepe Köy Enstitüsü'nde bir kız öğrenciye çantanda ne var, görebilir miyim'' diye sorar. Öğrenci çantasından ekmek-köfte ve dünya klasiklerinden bir eseri çıkararak gösterir. İnönü sevinerek çevresindekilere, ''Ne zaman Türkiye'de erinden generaline, sade vatandaşından cumhurbaşkanına kadar herkes 'ekmekle kitabı' bir araya getirebilirse gerçek kalkınma başlamış demektir'' der. ''Demokrasiye sahip çıkacak ve genç Cumhuriyetin devrimci kadrolarını genişletecek'' , ulusal ve devrimci niteliğiyle öne çıkarak ''köyü ve köylüyü aydınlığa ulaştırma çabası ve sorumluluğu içinde eğitim veren Köy Enstitüleri'' ''komünist yuvaları'' olduğu gerekçesiyle DP iktidarı tarafından 1954'te kapatıldı.

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER

'Meslek eğitimi Köy Enstitüleri gibi önemli'
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - DSP Genel Başkanı Zeki Sezer , ''Köy Enstitüleri bir zamanlar Türkiye için ne kadar önemliyse bugün de meslek eğitimi o kadar önemlidir'' dedi.

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, dün yaptığı yazılı açıklamada, 17 Nisan 1940 tarihinde kurulan Köy Enstitülerinin, Türkiye'nin güç koşullar içinde bulunduğu bir dönemde ''aydınlanma yolunda'' önemli işlevler gördüğünü bildirdi. Köylünün kalkındırılmasını, köylerin canlandırılmasını amaçlayan Köy Enstitülerinin ''bu kurumları, feodal yapının ve sömürü düzeninin önünde ciddi bir engel olarak görenlerce kapatıldığını'' vurgulayan Sezer, şu görüşleri dile getirdi:

''Köy Enstitüleri çağa uyarlanarak yaşatılsaydı, hiç kuşkusuz Türkiye bugün eğitim, sağlık ve tarımda bu kadar büyük sorunlarla karşı karşıya olmayacaktı. Köy Enstitüleri bir zamanlar Türkiye için ne kadar önemliyse bugün de meslek eğitimi o kadar önemlidir. Ancak meslek eğitimi denince AKP iktidarının aklına imam hatip istismarından başka bir şey gelmemektedir. Oysa işsizliğin azaltılması, kalkınmanın, ekonomide verimliliğin ve kalitenin sağlanması için en önemli gereksinme, mesleki ve teknik eğitimdir.''

Cumhuriyet 17.04.2006


anasayfaya dön

anasiteye dön