anemon2.sitemynet.com
Bir Tutam Sevgi sağlıklı yaşam amatör hikayelerim ekonomik davranmanın püf noktaları paylaşmak istedikleriniz1 paylaşmak istedikleriniz2 şiirleriniz kahve sohbetleri güzel ve anlamlı sözler bunları biliyor muydunuz? mutlu anlarınızın fotoğrafları duyurular komik fıkralarınız gönderilmemiş mektuplar karikatürler

Bir Tutam Sevgi

geertjevanwestrienen_copy.jpg

ekmek1.jpg

Bir somun ekmek

40 yıl geçti, daha dün gibi. kırk yıl önce bugün evlenmişlerdi.kadın herzamanki gibi erken kalkmıştı, kocasını 40 yıl boyunca kahvaltı yapmadan evden göndermemişti. Artık dişleride azalmıştı. kendi kendine söylendi. kırk yıl geçti bir defa bile ekmeğin yumuşak tarafını yemedim. bugün yersem herhalde alınmaz.dile kolay tam 40 yıl.. sofraya oturdular kapıcının getirdiği sıcak ekmeği kadın böldü ve sert tarafını kocasının önüne koydu. adam hayret etti yüzünün şekli değişti. kadın çok pişman olmuştu.. ama geri dönüş yoktu. dedi ki alındın mı aşkım bir defada ben yemek istemiştim. adam tebessüm etti ve kendikendine güldü..hayır aşkım. 40 yıldır ilk defa ekmeğin sevdiğim tarafını önüme koydun.

ebruli_ekmek.jpg

Pestolu (Fesleğen Soslu) Ebruli Ekmek

Ölçüler ekmek makinesinin ölçü kaplarına göredir.

Malzemeler:

140ml / 5/8 su bardağı süt
150ml / 2/3 su bardağı su
2 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
4 su bardağı un
1,5 tatlı kaşığı toz şeker
1,5 tatlı kaşığı tuz
1,5 tatlı kaşığı instant maya
7 yemek kaşığı pesto sosu*
Hazırlanması:

Ekmek hamurunu hazırlamaya başlamadan yarım saat önce sütü buzdolabından çıkartıp oda sıcaklığına getirin. Suyu, zeytinyağını ve sütü ekmek kabına boşaltın.
Üzerini tamamen kaplayacak biçimde unu serpin. Şekeri ve tuzu karşılklı köşelere dökün. Ortasını hafifçe açarak mayayı dökün.
Makinenizi hamur moduna getirin. (pişirmeyecek sadece hamuru hazırlayacak). Bu arada baton kek kalıbınızı yağlayın. Hamuru hazırlayınca kalıptan çıkarın. Hafifçe üzerine bastırıp 2cm kalınlığında bir dikdörrgen elde edecek şekilde açın. (Eğer açmakta zorlanırsanız üzerini streçleyip birkaç dakika bekletin.)
Pesto sosunu hamurun üzerine kenarlarda 1cm boşluk bırakacak şekilde yayın ve hamuru uzun kenarından sarın. Kenarları altına katlayıp kek kalıbınıza yerleştirin. Üzerini yağladığınız bir streçle kapatıp sıcak bir yerde hamur iki katına çıkana kadar bekletin. (~45dak)
Fırını 220C'ye getirin. Streçi çıkartıp hamurun üzerini yağlayın. Keskin bir bıçakla verev kesikler yapın. Diğer kenardan da kesikler yaparak baklava şekli elde edin. Üzerine varsa deniz tuzu serpin. 25-30 dakika üzeri kızarana kadar pişirin.
pesto sosu: Bu sosu dilerseniz kendiniz de hazırlayabilirsiniz. 75g fesleğen yaprağını, 1 diş sarımsağı, 2 yemek kaşığı dolmalık fıstığı, tuzu, karabiberi ve 90ml (yarım bardaktan biraz az) zeytinyağını bir havanda dövün veya blendırdan geçirin. Üzerine 50g parmesan (veya sert kaşar) peyniri rendeleyin. Sosu 2 hafta buzdolabında saklayabilirsiniz.





Haftanın Fıkrası

Temel ve dursun yaz tatillerinde Antarktika'ya gitmeye karar vermişler. Uzun bir yolculuktan sonra buzlar diyarına varmışlar. Bir rehber bulamadıklarından kendileri gezmişler uzun buz ovalarını. ertesi sabah bir rehberle anlaşarak kıtanın en güzel yerlerini rehber eşliğinde gezip merak ettiklerini soruyorlarmış. Bir ara Temel rehbere seslenerek
- " Pardon burada hiç beyaz kadın var mı ? " diye sormuş,
- Rehber "Tabiî ki var, buradaki kadınların yüzde doksanı beyazdır" demiş.
- "Peki siyah kadın var mi?"
- "Eh bir kaç tane var bu civarda"
- "Pekİ siyah beyaz kadın var mı" rehber son derece şaşkın bir şekilde
- "Tabiî ki hayır ben hiçbir yerde rastlamadım böyle kadına" Cevaptan hiç de hoşnut kalmayan Temel Dursun'a dönerek
- " Ula dursun yoksa dün akşamkiler penguen miydi?????".


bir tutam sevgiye ihtiyacınız var mı??

Sitemi kimden öğrendiniz?
Arkadaşımdan
Reklamlardan
Arama sonucunda

bir tutam sevgi'ye hoşgeldiniz!!!

Ad,Soyad:

E-mail:

Web Adresi:

Mesaj:

www.birtutamsevgi.com

işte yeni sitemin adresi..yapım aşaması bitti.artık yeni sitemde ve yeni sayfalarda hepbirlikteyiz....

bir tutam sevgiyi paylaşmak üzere....

yeni siteme yazılarınızla,sevginizle bekliyorum.
gül dokur

merhaba,sevgili dostlarım!!!
bana göstermiş olduğunuz yakın ilgiye,sımsıcak sevginize layık olabilmek ve sizlerle daha güzel şeyleri paylaşmak amacıyla,daha farklı, daha anlamlı,siteme girdiğinizde daha uzun vakit geçirmenizi sağlamak istiyorum.
bu nedenle paylaşacaklarımızın güzelliği adına yeni bir site kurma çabası içindeyim.
burada sizlerle buluşmanın keyfini hep birlikte çıkaracağımızı ve tüm dertlerimizi ve sevinçlerimi paylaşacağımıza inanıyorum.

çok kısa bir süre sonra aşağıda linkini verdiğim sitemde sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşayacağım.
ama burası ilk gözağrım...burayı kapatmayacağım.
öbür sitemin yapım aşaması bitene kadar burada sizlerleyim ve ben sizleri hep bekliyor olacağım....

gül dokur

NEDEN SEVİNÇLER DEĞİL DE HÜZÜNLER İZ BIRAKIR..?

İki mahkum, yağmur sonrası demirlerin arasındaki küçük pencereden dışarı bakar.
Biri der ki "Öf her taraf vıcık vıcık çamur oldu !.."
Diğeri der ki "Kaldır kafanı bak ebem kuşağı çıktı rengarenk !.."
En son size kim iyilik yapmıştı..?
Peki en son size kim kötülük yapmıştı..?
Bize iyiliği dokunan insanları çabuk unutuyor ama kötülüğü dokunanları unutmuyoruz…
Günde binlerce başarılı cerrahi müdahalede bulunan doktorları görmüyor, bir tane sargı bezi unutan dikkatsiz doktoru unutmuyoruz…
Yine binlerce polis namusuyla dürüstçe işini yapıyor, rüşvet alan iki polisten dolayı tüm teşkilatı karalıyor 'hepsi böyle bunların' diyoruz…
Gündemden düşmeyen iki tane mankeni biliyor, hepsini de öyle kabul ediyoruz.
Terk ettiklerimizin sayısını bilmiyor, terk edenleri unutmuyor ve asla affetmiyoruz…
Yolsuzluk yapan -deprem sonrası da yargılanan- müteahhidi Veli Göçer'i tanıyor, ama yıkılmayan yüzlerce binayı yapanları tanımıyoruz.
İktidarın yaptıklarını görmüyor yapmadıklarını biliyoruz.
Öğrenciyken iyi notu biz alıyor kötü notu 'hoca verdi' diyoruz…
Neden sevinçler değil de hüzünler iz bırakır yürekte?
Sayısız örneklendirilebilir bunlar.
Biz iyi şeyleri unutmada balık hafızamıza sığınıyor, kötü şeyleri unutamamada deve kinine bürünüyoruz.
Sürekli şikâyet ediyor, sürekli bir yerlerimizi kanatıyor, bir türlü mutlu olmayı beceremiyoruz…
Oysa Oktay Rıfat nasıl güzel değiniyor hayatın ıskaladığımız yerlerine, farkında olamadıklarımıza, kıymetini bilemediklerimize :

Son Söz
Bogazindan likir likir gecen
Şu suyun kiymetini bil
Nedir ki bu mavilik deme
Pencereden görebildigin kadar
Göğün kıymetini bil
Kıymetini bil çiçek açmış bademin
Güneşli odanın çamurlu sokağın
Beyazın siyahın yeşilin
Pembenin kıymetini bil
Dirilik öyle bir şey yürekte
Sevinçle çırpınır
Kavak yelleri eser insanın başında
İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır
Halk için girişilen savaşta
O korkulu sevincin
Öfkenin kıymetini bil
Bil ki bu
Budur işte
Güneş yalnız dirileri ısıtır
Güneşin kıymetini bil.

Kötüyü düşünmek kötüyü çağırmaktır unutmayın !..
Polyanna olun demiyorum ama karamsar da olmayın. Yarım bardak suya baktığınızda 'bu bardağın yarısı boş' demeyin, 'bu bardağın yarısı dolu' deyin yeter…
Çocuğunuzun, sevgilinizin, babanızın, elemanınızın, patronunuzun dolu tarafını görün; kötüye meyletse de kalbiniz, aklınıza iyi yanlarını getirin…
Hepimiz bu ülkedeyiz, eksik olanları hepimiz yaşıyoruz ama yaşadıkça ve yoğunlaştıkça da eksildiğimizi görüyoruz…
Enerjimizi yitiriyor, etrafa nefretle bakıyoruz.
Siz umut dolu cıvıl cıvıl çevreniz olsun istiyorsanız; siz öyle olun önce!
Siz somurtan, sürekli dert yanan şikâyet eden birini ne kadar istemiyorsanız bilin ki onlar da istemiyor…
Şimdi sorun kendi kendinize: "Ben ne kadar aranan bir arkadaşım ve arkadaşlarımın beni aralarında görmek istemelerinin gerçek sebebi ne?"
Bir de tavsiye -naçizane- siz de sizin geçmişinizde çocukluğunuz dâhil kötü iz bırakan kimler varsa, hepsini affedin yüreğinizde, ama samimiyetle…
İşte o zaman rahatlayacak ve bunca yıldır nasıl kendi kendinizi boşu boşuna yediğinizi anlayacaksınız.
Ama önce kendinizi affetmek şartıyla !..
Şimdi sıra sizde.
Sevinçler iz bıraksın artık yüreklerinizde.


Fırtına çıktığında uyuyabilirim

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'.
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk!
Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam
yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin
yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları
birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra
koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı
desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı
kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir)
hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.

Sevgiyle kalın.

(KIZGINLIKLA KARAR ALMAYIN, MUTLULUKTAN UÇTUĞUNUZDA SÖZ VERMEYİN. İKİSİ DE SARHOŞLUK ÂNIDIR, AKIL BAŞTA DEĞİLDİR)




anemon2@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın