anemon2.sitemynet.com
Bir Tutam Sevgi sağlıklı yaşam amatör hikayelerim ekonomik davranmanın püf noktaları paylaşmak istedikleriniz1 paylaşmak istedikleriniz2 şiirleriniz kahve sohbetleri güzel ve anlamlı sözler bunları biliyor muydunuz? mutlu anlarınızın fotoğrafları duyurular komik fıkralarınız gönderilmemiş mektuplar karikatürler

amatör hikayelerim

mektup1.jpg

merhaba,
lise 2.sınıftaydım...okulda bir şiir yarışması açılmıştı.
o zamanlar aydabir mecmuası vardı,oradan ''köylü anam ''adında bir şiiri beğenip yazıp getirmiştim.
öğretmenimiz şiirleri toplamaya başlamıştı,tam bana sıra gelmişti ki,kulakları çınlasın arkadaşım hatice
''sen şiir yazmazsın ki..bu da nereden çıktı '' dedi.

''evet bu benim şiirim değil ki zaten dedim''
''olur mu bu bir yarışma ve şiir kendimize ait olacak ''derken
öğretmen benim adımı seslendi.
''bu şiir senin mi'' dedi.
60 kişilik sınıf ne yapacağımı şaşırmış haldeydim..ağzımdan istemeyerek
''evet'' cevabı çıktı.
''başka şiirlerin de var mı''
yine titrek bir sesle !!evet''geldi...
''kompozisyon dersinde getir de okuyalım''
dedi.
o ders nasıl bitti,ne zaman zil çaldı hatırlamıyorum bile.ne yapacaktım şimdi ben.
allahtan babam anneme,annem de babama gençliklerinde çok güzel şiirler yazmışlar.hemen kalınca bir defter aldım.ingilizcem için seventeen dergileri vardı o zamanlar ona üyeydim.oradan resimler kestim,şiirleri yazdım.kütüphane dolaşarak henüz meşhur olmamış şairlerin şiirlerini de yazdım.hiçbir şiiri bana ait olmayan bir şiir defterim olmuştu.

kompozisyon dersi geldiğinde öğretmenimden hiç ses çıkmadı.tabi ki benden de...
ve o yıl sessizce bitti.ama ben bu davranışım için çok üzülmüştüm.şiir denemeleri yapmaya başladım.aman allahım ne korkunç şiirlerdi,kaç kağıt yırtıp attığımı hatırlamıyorum..
ama bir gün baktım ki şekillenmeye başlıyor duygularım..
en ıyı 30 tanesini seçerek ''anılar beldesi'' adını verdiğim bir şiir kitabım vardı artık..

önsözü aynen şöyleydi:

2 yıl önce,bir kış günü penceremin önüne doluşan o bembeyaz karları seyrederken içimden birşeyler karalamak gelmişti.bir parça ışık,bir tutam renk,biraz nağme ve bir avuç duygu ile bezenmiş bir ilk gençlik rüyası...evet,o zamanlar onaltısındaydım.kaleme sarılıp da ruhumdaki o saf coşkunluğu bütün samimiyetimle sahifelere dökerken mutluydum.belki bir gün gelecek bu satırlar sayısız kalplerde yer tutacak.

iki yılın tozlandırıp donuklaştırdığı hayal avizemin son parıltıları bana bu yolda rehber oldu.bu tam bir başarı olmasa bile,yine bir tesellidir.
bu kabil tesellilere ıstırap çeken insanlık alemi her zaman muhtaç!...

evet önsözüm böyle idi..

son sınıftaydık ve ben kitabımı bastırmış ve arkasına da en büyük desteği öğrenmenimden gördüğümü belirten bir yazı da iliştirmiştim.ilk kitabımı öğretmenimin adına imzalayıp,merdivenleri önümde çıkan sevgili firuzan hanıma seslenmiştim heyecan ve korku dolu..

''öğretmenim geçen yılki şiir yarışmasında size verdiğim şiir bana ait değildi.son anda öğrendiğim için yalan söylemek zorunda kaldım size.ama içim içimi yedi ve bu kitabı hazırladım'' dedim ağlayarak..

''çok duygulanmıştı ve bana sarılarak teşekkür ederken o da ağlıyordu.
tüm sınıfları dolaşarak benim yaptığımı anlatırken ben çok onurlanmıştım..

sonra bana şiir kitabımı okuduktan sonra nazımdan çok nesir de daha başarılısın onu da denemelisin demişti...

ve ben amatörce hikayeler yazmaya başladım.bunların bazıları gazetelerde yayınlandı..
yalan hiçbir zaman doğru bir hareket değil ama benim beyaz yalanım bana yol göstermişti,içimde bilmediğim duyguları uyandırmıştı..

size hikayelerimi yazacağım bu sayfamda hiçbir satırına dokunmadan lise yıllarımdaki gibi..
umarım hoşlanırsınız..

gül dokur


BU KADAR SEVEBİLİR MİSİN


Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu,
öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir
kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı
otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak
cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her
sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı
arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise
ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden
evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına
geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki
yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor
getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında
da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen,
banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da
kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi
onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de
büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir
tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların
bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm"
derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam da "Hayır, ben senin için
ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir
tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında
başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok
sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu
notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,
kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun
hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı
yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.
Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.
Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken,
harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan.
"Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika
bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan,
martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..."
"Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam.
"Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para
olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor
oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra,
kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu
görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki
evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir
cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi
unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da
çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur
anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve
sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton
duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği
arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek
zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin
tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen.
Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."
"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın.
Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün,
öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve
peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı
hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde
ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona
sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar
etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa
geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve
bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak
isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen
yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri
geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin
alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,
kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle
uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri
girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın.
Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey
göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık
bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi
onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden
uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de
haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa
ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi
görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış,
bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi
istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın.
Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden
sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda.
İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu...
Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim",
"Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim
için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için
yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar
olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman
terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."



gül dokur
kaynak bilinmiyor

21.09.2005 den devam

ama ertesi gün emel hanım,gözlerimin önünde inleyerek ve çok sevdiği kemal'ini göremeden gözlerini bir daha açmamak üzere kapattı.bunu nasıl izah edecektim kemal'e.iki gün sonra gelen kemal,emel hanımın ölümü ile karşılaşınca önce ''şaka yapıyorsun'' diye takıldı.''benim eşim sapasağlamdır.''dedi.ama işin ciddiyetini anlayınca ölüye sımsıkı sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladı.sonra katıla katıla gülmeye başladı.zavallı kemak aklını kaybetmişti.sonra gazetede okuduğuma göre kendini asarak intihar etmiş.
_peki sonra ne yaptınız?
_ne yapabilirim ki jülide.ertesi gün istifa mektubumu yolladım.benim gibi başarısız bir doktoru ne yapacaklardı ki..
_niçin böyle diyorsunuz,her insanın başına gelebilir böyle şeyler.
o sırada telefon çaldı.vedat bey ahizeyi aldı.karşı taraftaki ses bir bayana aitti.
_jülide anneniz sizi arıyor.
_beni mi?haksız da değil.çok geç kaldım.
telefonu aldı.
_evet anne benim,efendim?peki peki getirmeye çalışırım.çok teşekkür ederim anne,geliriz şimdi.
_nereye gidirsun jülide?
_nereye mi?eve ama yalnız başıma değil.
_ ne demek o?
_söyleyeyim.annem akşam yemeğine sizi davet ediyor.bu olanlardan sonra size kendimi affettirmeliyim.sizi çok üzdüm.o soruyu hiç sormamalıydım.
_anlattıklarım için kendinizi sorumlu tutmayın.zaten birine açılmak ihtıyacını hep duymuşumdur içimde.
_gidiyoruz değil mi?
_bilmem ki?
_bilmem ki demeyin,haydi girin koluma gidelim.sizin için de bir değişiklik olur.sonra annemle de tanışmış olursunuz.

gül dokur (devamı yarın)

dünden devam

_sen,küçük şeytan kandırıyorsun beni.madem öyle gidelim.
ve kolkola çıktılar.vedat bey evden çıkarken hasan'a akşam yemeğinde bulunmayacağını söyledi.biraz sonra
_biz geldik anne.
_hoşgeldiniz
_annem sizi tanıyor.annem neslihan hanım.
_memnun oldum efendim.
neslihan hanım:
_acıktıysanız yemek salonuna geçelim.
_tabi anne,vedat bey acıkmıştır.
_hayır acıkmadım.ben de bu saatlerde yerim yemeğimi.
_ooo anneciğim bu sofra ne böyle.anlaşılan perhizini bozuyorsun bu akşam.
_öyle olacak jülide.siz yerken ben sizlere bakamam.hem ben hiç endişenmiyorum.çünkü yanımda iki tane doktor var.öyle değil mi vedat bey?
_bir doktor deseniz daha ıyı olur.çünkü ben kendimi doktor olarak görmüyorum.
_o nasıl söz vedat bey?doktor her zaman doktordur.uzatın tabağınızı yemeğinizi koyayım.
yemek neşe içinde geçiyordu.sohbet ediyorlardı.neslihan hanım:
_jülide ingiltere'de iken çok yalnız kaldım..eşimin ölümünden bir yıl kadar sonra gitti.onu da bir anda kaybetmiş gibi oldum.üzüntüden aklıma yemek yemek bile gelmiyordu.günlerce aç kaldığımı bilirım.sonra zayıfladım,bir gün bayıldım.doktor çağırdılar.ıyı beslenemediğimden şeker hastası olduğumu söyledi doktor.hem reçeteyi yazıyor hem de''onu yemek yasak,bunu yemek yasak'' diye bana yasaklar koyuyordu.sıkı bir perhize girdim ben de...

gül dokur (22.09.2005)devamı yarın

dünden devam 23.09.2005

_devamlı bir perhize alıştırmışsınız kendinizi.böyle birden yerseniz hiç ıyı olmaz.
_kırk yılda bir birşey olmaz vedat bey.
neslihan hanım çeşit çeşit tatlılar yapmıştı.jülide ile vedat bey birer tane yediler.
_anne bütün tatlılardan yıyıyorsun.
_korkma jülide,kendimi oldukça iyi hissediyorum.
sıra meyveye gelmişti ki neslihan hanım birden:
_çocuklar kendimi iyi hissetmiyorum diye mırıldandı._neyiniz var neslihan hanım
_başım dönüyor,gözlerim kararıyor,zor nefes alıyorum.
bayılmıştı.
_jülide tut anneni de şu divana yatıralım.mutlaka tansiyonu çıkmıştır.
_bir kere olsun dinlemez ki beni.ne yapmalıyız vedat bey,ya bir şey olursa?
_arabaya söyle hazırlansın.hemen hastaneye götürmeliyiz onu.
jülide odadan koşarak çıktı.vedat bey bu arada neslihan hanımı muayene etti.teşhisi çok kötüydü..

gül dokur (devamı yarın)

sevgili14.jpg

Jülide

Jülide Avrupa'da tahsil görmüş,kültürlü ve görgülü bir kızdır.Avrupa'dan yeni dönmüş,iyi bir çocuk doktoru olmuştur.iyice dinlendikten sonra niyeti Amerika'ya gidip doktorasını verip stajını tamamlamaktır.evlerinin tam karşısında kırmızı pancurlu büyük bir köşk vardı.birgün bu pancurların geldiğinden beri açılmadığını fark etti.annesi Neslihan hanıma sordu:annesi,
_ kızım,buraya taşındığımız uzun yıllar olduğu halde onu ne biz ne de diğer köşk sahipleri tanıyor,diye cevap verdi.
Kızın içini bir merak sarmıştı.Amerika'ya gitmeden bunu çözümlemek istedi.Genç kız ne yapıp edip bu köşkün sahibi ile tanışmalıydı.zaten jülide küçüklüğünden beri gizli şeylere büyük ilgi duyardı.
Jülide 24 yaşında,uzun boylu, sarışın,mavi gözlü bir kızdı.daima yardım etmeyi seven dürüst bir kız.annesi de biricik kızlarının yetişip ıyı bir meslek sahibi olması için çalışmıştı.neslihan hanım da iyi,soylu bir aileden gelmekteydi.ressam olan eşinin ölümünden sonra bütün sevgisini kızı jülide'ye vermişti.aileden kalma eski bir köşkte otururlardı yıllardan beri.neslihan hanımın eşi Ekrem bey zamanının en usta,en ıyı resim yapan ressamıydı.onun da kızı jülide'yi iyi bir şekilde yetiştirmek Neslihan hanım gibi en büyük emeliydi.kızının bir sanatçı olmasını arzulamıştı hep.
Günlerden birgün jülide yalnız başına bir at gezisine çıktı.erkek çocuğu olmadığı için Ekrem bey kızını bir erkek gibi mert,cesur ve usta bir binici yetiştirmişti.jülide'nin babası ressam olmasına rağmen atlara da özel bir zevk duyardı.jülide avrupa'ya gitmeden bir yıl önce ölen babasına çok benzemekteydi.
Jülide en çok sevdiği at olan yıldırıma binmişti.neşeyle gezdi kırları memleketini ne kadar da özlemişti.eve dönerken aniden atının ayağına yılan dolandı.bundan korkan hayvan şaha kalkarak sahibesini aniden yere fırlattı ve jülide bir anda kendini esrarengiz köşkün duvarları dibinde buldu.bu olayı uşaklardan biri görünce hemen genç kızın yanına koştu.
_ bir şeyiniz yok ya küçükhanım dedi.
Jülide fısıldayarak;
_teşekkür ederim.bir zahmet atıma bakın dedi.
Üzgün olduğu her halinden belli idi.uşak onu köşke götürüp seyise verdi.hemen bir veteriner çağırıp yıldırımı tekrar hayata döndürmeyi başardılar.genç kızı uşak içeri davet etti.jülide:
_sahibeniz bir şey demez mi?diye çekinerek sordu.uşak:
_bu köşkte sadece bir kişi yaşar,dedikten sonra jülide'ye yolu gösterdi..


yazan : gül dokur


01.09.2005 (devamı yarın)

(dünden devam)

jülide hayranlıkla etrafına bakındı.yapı bakımından kendi köşklerine benziyordu.birden ilerideki büfenin üzerinde dizilmiş kupaları ve madalyaları gördü.merakla uşağa sordu:
_bunlar kime ait?
_sahibimizindir efendim,diye saygılı bir şekilde cevap verdi,uşak içeriye doğru giderken ve ekledi:
_siz burada dinlenin ben geldiğinizi haber vereyim.dedi.
genç kız çok heyecanlı idi.acaba bu kadar mükafat kazanan esrarengiz adam kimdi?ilerideki kapıdan genç denebilecek bir adam gözüktü.saçları yavaş yavaş kırlaşmaya başlamıştı.uzun boylu, esmer,simsiyah gözlü bir adamdı.jülide genç adamı görünce çok şaşırdı.
kekeleyerek:
_fakat siz?
_evet,ben ,tamamlayınız lütfen.
_siz ünlü bir beyin cerrahı değil misiniz?
_evet..doğru hatırladınız.
_bütün gün gazetelerden haraketli hayatınızı,başarılı ameliyatlarınızı,kazandığınız mükafatları ilgiyle okurdum.son zamanlarda hakkınızda bir yazı çıkmadı sanırım.
genç adam:
_isminizi sorabilir miyim acaba?
_jülide..şey jülide acarman
_benimki de..
_yo söylemeyin ben biliyorum.sayın dr.vedat ersoy öyle değil mi?
_evet gerçekten de beni ıyı tanıyorsunuz.siz ne işle meşgulsünüz?
_sizce ne olabilirim dersiniz?
_tanıdığıma göre babanız gibi ya ünlü bir ressam veya ünlü bir sanatçısınız.
_hayır,yanıldınız.bu yıl okulumu ve çocuk doktoru çıktım.
_sahi mi söylüyorsunuz?desenize meslektaşız.
bu kadar kısa zamanda birbirlerine öylesine alışmışlardı ki,sanki daha önce birbirlerini tanıyorlardı.
vedat bey:
_zannedersem karşıdaki mavi pancurlu evde oturuyorsunuz dedi.
_evet diye cevap verdi jülide.
fakat içindeki merak hala gitmemişti.neden kimseye görünmüyordu bu adam,neden gizleniyordu.?elbette bir nedeni olmalıydı.dayanamadı ve sordu:
_afedersiniz ama size özel bir soru sormama izin verir misiniz?
_elbette,diye cevap verdi,vedat bey.
_bu kadar ünlü cerrah olmanıza rağmen,neden mesleğinizi bıraktınız,buraya çekildiniz?..

yazan gül dokur (devamı yarın)
02.09.2005

2 eylül_6 eylül arası burada olmadığımdan üzülerek hikayeme ara vermek zorunda kaldım.özür dileyerek kaldığım yerden devam ediyorum.

vedat bey düşünceli bir tavır takındı.yüz hatları değişti.yüzünde sert çizgiler belirdi.her halinden böyle bir sorudan pek memnun olmadığı belli oluyordu.

_ bu uzun bir meseledir jülide hanım dedi..

_bunu size sormakla hata ettim.diye özür dileyerek yavaşca oturduğu koltuktan kalktı jülide.
artık gitmeliydi.hava kararmaya başlamıştı.vedat bey:

_ söz veriyorum,bu konuyu size açıklayacağım dedi ve jülide'yi kapıya kadar geçirdi.ayrılırken de;

_bana kızmadınız değil mi? ara sıra uğrarsanız memnun olurum dedi.
genç kız,
_tabi meslektaş olduğumuza göre neden olmasın,diyerek geniş merdivenlerden indi.atını alarak eve geldi.annesi kızının geç kalmasından endişelenmişti.

_jülide ,nerede kaldın kızım,meraktan ölüyordum.

_üzülme anneciğim ufak bir kaza geçirdim.

_kaza mı ne diyorsun?

_merak etme anne.yıldırım'ın ayağına yılan sarıldı.karşıdaki köşkten yardım ettiler bana.

_kızım neler diyorsun?beni şaşırtıyorsun.yani o esrarengiz köşke mi gittin?

_esrarengiz değil anne.aynı bizimki gibi bir köşk.sonra içinde kim oturuyor biliyor musun?

_nereden bilebilirim?gerçi geldiğinden beri onu herkes merak eder ama...

_öyleyse ben söyliyeyim.vedat ersoy.

_şu ünlü beyin cerrahı vedat bey mi yoksa?

_evet anneciğim,ta kendisi..

_peki,neden kimselere görünmüyormuş?

_bunu ben de sordum ama cevap alamadım.bir daha ki sefere anlatacağına söz verdi.

_bir daha ki sefere mi?

yollayan :gül dokur
06.09.2005 (devamı yarın)

_evet
_yani tekrar görüşecek misiniz?
_neden olmasın,ikimiz de doktoruz.benim doktoramı hazırlamamda büyük bir yardımı dokunacağından eminim.
bu sohbet uşağın içeri girmesi ile yarıda kaldı.
_sofra hazır hanımefendi.
_peki,geliyoruz dedi neriman hanım..

yemek pek neşeli geçti sayılmaz.yemekten sonra neslihan hanım yarım kalan romanını bitirmek istedi ve köşedeki koltuğuna oturarak okumaya başladı.jülide:
_anne ben yokken aldığın mecmuaları nereye koydun?
_kütüphanenin alt gözünde olacak.
mecmuaları karıştırdı.pek ilginç birşey bulamadı.ama birden gözleri bir yazıya takıldı.
bu yazı vedat bey'in mesleği bırakış sebebini uzun uzun anlatan bir haberden ibaretti.jülide bu yazıyı bir çırpıda okudu.demek ki sebep buymuş dedi içinden.mecmuayı annesine göstererek:
_bu mecmuayı okudun mu anne?
_okuduğumu sanıyorum ne oldu.bir şey mi okudun?
_evet oldukça önemli.herkesin merak ettiği bir konuyu yazıyor.
_nasıl olur,o mecmuayı dikkatle okudum.içinde güzel,faydalı bilgiler vardı.demek gözümden kaçmış.
neslihan hanım da çok çabuk okudu yazıyı.

yeni bir gün başlıyordu.odanın içine güneş ışınları girmiş.jülide'ye sabahı müjdeliyordu.genç kız rahat fakat düşünceli bir gece geçirmişti.giyindi,saçlarını fırçaladı.aşağıya indiğinde annesinin de kalkmış olduğunu gördü.
_günaydın,anneciğim nasılsın?
_iyi sayılırım.kahvaltıdan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?
_sen gelmeden önce nurhan hanıma bir elbiselik kumaş vermiştim.bugün provasını yapacaktı.oraya gideceğim.sen ne yapacaksın?

07.09.2005 (devamı yarın)
gül dokur

_bir mahsuru yoksa ben de gelmek istiyorum.
_tamam,hemen kahvaltıdan sonra gideriz.

genç kız memleketinin yollarını bile özlemişti.mağazalar değişmiş şehir azıcık daha büyümüştü sanki.kendileri şehrin dışında olduklarından pek seyrek olarak alışverişe inmek için gelirlerdi şehre.
eve dönerken genç kız neşeliydi.öğleden sonra neslihan hanım eski bir arkadaşı olan perihan hanıma gitti.jülide de yürüyüşe çıktı.vedat bey'in bahçesinin önünden geçerken onun şezlonga uzanmış,güneşlendiğini gördü.bahçe kapısını yavaşça açarak içeri girdi.
_rahatsız etmiyorum ya.
_oo hoşgeldiniz jülide hanım
_bana sadece jülide diyebilirsiniz.
_madem öyle,bana neden bey diye hitap ediyorsun jülide?
_bundan sonra demem.
_bugün ne yaptınız?
_annemle şehre kadar gidip geldik._ben sabahtan beri bahçedeyim.
_bu bahçede oturmamak elde mi? o kadar güzel çiçekleriniz var ki...
_mesleği bıraktıktan sonra daha çok ilgilendim jülide.sahi size söz vermiştim bu konuyu anlatacaktım.
_eğer sizi sıkıyorsa anlatmasanız da olur.
_merak etmiyor musunuz?
_ediyorum tabi.
_öyleyse dinleyin.bundan altı yıl önceydi.beraber büyüdüğümüz bir arkadaşım vardı.ikimiz iyi anlaşır,iyi geçinirdik,aynı zamanda kan kardeştik.yeni evlenmişti,henüz iki yıl olmuştu ve eşini de çok seviyordu.emel hanım yani eşi,evlendiklerinden beri rahatsızdı.birgün bana geldi.baş ağrılarından şikayet etti.
jülide bunları dikkatle dinliyordu.vedat bey devam etti.
_muayene bittiğinde beyninde bir ur olduğunu tespit ettim.bunu kendisine söyleyemedim.çünkü hayat dolu,neşeli bir kadındı.bunu söylersem bir çılgınlık yapabileceğini düşündüm ve teskin edici ilaçlar verdim.
jülide hemen atılarak;

_niçin hemen ameliyat etmediniz?
_bunu ben de düşündüm jülide.dediğin gibi onu o anda ameliyat etmeliydim.eşinin hastalığından kemal'e bile bahsetmemiştim.hala vicdan azabı çekiyorum.
bir sigara yaktı telaşla vedat bey.
jülide:
_kendinizi niye suçluyorsunuz?
_nasıl suçlamam.belki sonuç daha değişik olabilirdi.
_ne gibi,şimdi emel hanım yaşamıyor mu?

yazan gül dokur (devamı yarın)
08.09.2005

_maalesef devamını anlatayım
aradan bir yıl geçmiş ve emel hanım yine bana gelmişti.artık baş ağrılarının dayanılmaz olduğunu kemal'e hissettirmemek için çok güçlük çektiğini söyledi.tekrar muayene ettiğimde durumun hiç de parlak olmadığını gördüm.çünkü bu tip urlara tıpda habis urlar adı verilirdi.bunlar yavaş yavaş etrafındaki dokuyu tahrip ederek ilerler,yayılma kabiliyetleri hudutsuzdur,dağılarak vücüdun diğer yerlerine de atlayabilirlerdi.bazen zehirli maddeler meydana getirerek hastayı ölüme sürüklerlerdi.
_peki o zaman niye ameliyat yapmadınız?
vedat bey'in gözü dalmıştı.belliydi ki bu olay onu çok üzmüştü.neden sonra cevap verebildi.artık yapsam da birşey değişmeyecekti ki,emel hanımı avuttum.ona ağrılarını dindirecek başka ilaçlar daha verdim.bu durum beni çok üzüyordu.hele kemal'e bir türlü söyleyemeyişim.en az bir ay ömrü vardı emel hanımın.karlı,soğuk bir gecede telefon çaldı.arayan kemal'di.pek heyecanlı bir şekilde beni çağırdı.koşarak gittim.evleri pek uzakta değildi,ne yapacağımı bilemiyordum.içeri girdiğimde emel hanım kıvranıyordu.başını tutarak kurtarın beni ölüyorum diye feryat ediyordu.bir morfin hazırlayarak koluna şırınga ettim.biraz sakinleşir gibi oldu ama çok sürmedi,aynı feryatlar yine başladı.
vedat bey'in alnında iri iri terler meydana gelmişti.ayağa kalktı.bahçenin içinde bir gezindi.o sırada uşak geldi ve:
_ikindi çayı içmek ister misiniz beyefendi?diye sordu.
vedat bey:
_çok iyi olur hasan,diye cevap verdi.
biraz sonra çaylar geldi.çayını yudumlarken vedat bey'in gözleri yine dalmıştı.
_evet,jülide hakkımda ne düşünüyorsun?
_ne düşünebilirim ki,artık olan olmuş.
kısa bir sessizlikten sonra vedat bey anlatmaya devam etti.
_emel hanım bağırdıkça sonunun yaklaştığını iyice hissediyordum.tekrar yüksek dosajlı bir iğne yaparak teskin ettim.kısa zamanda uyudu.kemal'i yanıma çağırdım va tam söyleyecektim ki lafı ağzıma kapayarak:
_vedat,ben şimdi ne yapacağım.yarın önemli bir iş seyehatim var dedi.sanki mıhlanmış gibi kaldım odanın içinde,yine söyleyemedim.biraz olsun yatıştırabilmek için ona ''sen merak etme,ben emel hanıma bakarım,istersen hastaneye yatırırım dedim''dedim.bana defalarca teşekkür etti..

yazan gül dokur (devamı 21.09.2005)

dünden devam 24.09.2005

_beyin kanaması diye birden bağırdı vedat bey.o anda içeri jülide girdi.
_ne dediniz?
_beyin kanaması jülide,yüksek tansiyon,şeker hastalarının damarlarının yırtılması sonucunda ani olarak çıkar.hemen hastaneye götürmeliyiz.
_araba hazır,hemen çıkalım.hayatta bir tane annem var,ona da birşey olursa ne yaparım ben,diye ağlamaya başladı jülide.
_arabaya söyliyelim,hastanın sarsılmaması gerekir,tehlikelidir.
hastanede eski doktor arkadaşları ile karşılaştı ve üzüldü vedat bey.çok samimi bir arkadaşını görmemezlikten gelir.giderken arkadaşı:
_vedat niye kaçıyorsun?seni çok özledik.artık bırak bu inatçılığı da aramıza dön eskisi gibi olalım,dedi.
_imkansız müjdat.altı yıldır elime neşter almadım.tekrar bir kaza yapmamaya çalışmak zorundayım.
_kazayı nereden çıkarıyorsun?yaptığın ameliyatta senin bir suçun yoktu.
_nasıl olur müjdat?
_sus da beni dinle.o kadını sen gittikten sonra otopsi yaptık.ağrılarından usanmış ve artık yaşamak istemediğinden zehir almış.ertesi gün kadın fenalaşmış ve hastanede öldü.bundan kendini sorumlu tutamazsın.iki gün sonra herşey açığa çıktı.
biz arkadaşlarla senin buraya dönmenle ilgili bir dilekçe verdik.
_neler diyorsun müjdat.demek bunca yıl boşuna vicdan azabı çekmişim.
_dur daha bitmedi.sevineceğin bir başka haber vereyim.o kadının kocası da ölmemiş.

gül dokur (devamı yarın)

25.09.2005 (dünden devam)

_ölen başkasıymış.gazeteler kemal zannedip onun resmini basmışlar.geçen gün arabasıyla geçerken gördüm.yanında da çok güzel bir kadın vardı.
_sahi ölmemiş mi kemal onu bulmalıyım.
_bu haftasonu arkadaşlar toplanıp sana gelecektik.gelmen çok ıyı oldu.sahi sen niye geldin buraya?
_bir arkadaşımın annesi aniden rahatsızlandı yemekte.beyin kanaması geçiriyor.oktay bey'e götürdüm.o da muayene etti.
o sırada salona jülide girdi
_annem kendine geldi vedat.içerideki doktor hep''vedat onu getirmeseydi anneniz ölürdü''dedi.hep seni övdü.
vedat bey:
_sizleri tanıştırayım.hem arkadaşım hem de komşum.çocuk doktoru jülide.müjdat da fakülteden eski bir arkadaşım.o da bir çocuk doktorudur.
jülide elini uzatarak:
_çok memnun oldum müjdat bey.
_bugün çok sevinçliyim jülide.
_neden,ne oldu?
_çünkü artık eski işime gönül rahatlığı ile dönüyorum.
_neler söylüyorsun?bu kadar ani ne oldu ki?
_emel hanım kendini zehirlemiş öyle ölmüş.kemal'e gelince o da gayet ıyıymiş.
_oh çok sevindim vedat ne kadar güzel bir haber.yeniden başlayacaksın işine.ben de artık bir hastaneye girip çalışmalıyım.annemi yalnız bırakamam.
müjdat bey lafa karışarak.
_siz onu düşünmeyin jülide hanım.sizi de en kısa zamanda aramıza alırız.öyle değil mi vedat?
_doğru çok doğru.başhekimle konuşalım,beraber işimize başlayalım.
_ben hastanede yalnız kaldım.öteki arkadaşım tayin oldu.jülide gibi bir arkadaşa ihtiyacım var.
o anda annesini muayene eden oktay bey içeri girdi.
_annenizin durumu çok ıyı.yalnız bu gece burada yatmalı.yarın taburcu olur.bir daha dikkat edin fazla yemek yemesin.
hepberaber gülüştüler.vedat bey jülide'ye:
_anneni ziyaret edelim.bu haberleri ona da iletip evimize gidelim dedi ve kolkola girip diğer arkadaşlarına da veda ederek hızla salondan çıktılar.

gül dokur S O N

anemon2@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın