anemon2.sitemynet.com
Bir Tutam Sevgi sağlıklı yaşam amatör hikayelerim ekonomik davranmanın püf noktaları paylaşmak istedikleriniz1 paylaşmak istedikleriniz2 şiirleriniz kahve sohbetleri güzel ve anlamlı sözler bunları biliyor muydunuz? mutlu anlarınızın fotoğrafları duyurular komik fıkralarınız gönderilmemiş mektuplar karikatürler

paylaşmak istedikleriniz1

Kıyamet kopsa medyamız bunu nasıl duyururdu ?

Sabah : Biz Öldük!
Anadolu ajansı : Kıyamet koptu (A.A)
Zaman : Biz demiştik, böyle olacagı belliydi!
Dünya Gazetesi : IMKB' de endeks bir daha yükselmeyecek.
Hafta Sonu : Ayhan Işık ile Hülya Avşar gizlice buluştular.
Erkekçe : Ayın hurisi
Fanatik Gazetesi : Bu maçın galibi yok!
Cumhuriyet : Sonunda Ata'mıza kavuştuk.
Bilim Teknik : Evren hakkında bütün Bilmediklerimiz...
Oyun dergisi : Game Over
Elle : Yargı gününde anında 10 kilo verin!
Para : Kıyametten kâr yapmanın 100 yolu
Star Gazetesi : Şok! Kandırıldık, şeytan aslında iyiymiş!
Aktüel : Mahşer günü yanınızda olması gereken 2 şey: Sevaplar ve Isıya dayanıklı elbise
Auto Show : Sırat köprüsünde saniyede 100 km ye ulaşan son model arabalar
Arena Ugur Dündar : Cennete rüşvetle kaçak giren günahkarların tüyler ürperten dosyasi
Hürriyet Ertugrul Özkök : İyimserligi elden bırakmayalım, hiç olmazsa cehennemde ısınmak için yakıt parası yok!
Milliyet Meral Tamer : Zebaniler, delik kazanların üreticisini şeytan'a şikayet etti.
Radikal : Yeni dosyayı açıyoruz: Yeşil itiraf ediyor. Aslında kıyametten Susurluk çetesi sorumlu.
Show TV Reha Muhtar : Sayın Zebani, kazanların yanında terlemiyor musunuz?
ATV Hakan Aygün : Mahşer yerinde Fordculuk çok yaygın, izliyorsunuz sayın seyirciler,
bıyıklı bey, nasıl arka saflarda çalışıyor...
Kanal 6 : İzliyorsunuz sayın seyirciler,kazanların içi bir volkan gibi,
insanlar bağrış çağrış yanıyor, kızarıyor...
Başbakanlık Basın Sözcülüğü: Devletimiz, bütün yaraları saracaktır.


yollayan: omdys

"Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz ?.." diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor...
"Sevgi üç türlüdür !.."
Birincinin adı " EĞER " türü sevgi !...
Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor :
Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.
Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.
Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor... Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...
"Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu " diyor yazar.
"Nedeni ve şekli bakımından bencildir... Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."
İşte evliliklerin pek çoğu " Eğer " türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor.. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar.
Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.
En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile " Eğer " türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone Kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle, "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. Delikanlı ; "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone Kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor.
"Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor yazar...
"Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı !..."
İnsanlar " Eğer " türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında... "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome... İlginç değil mi ?...
İkinci türe geçiyoruz... " ÇÜNKÜ " türü sevgi...
Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor : "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır."
Örnek mi ?.. "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin.(Yakışıklısın !..) "
"Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..."
"Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..."
"Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..."
Yazar, " Çünkü " türü sevginin, " Eğer " türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, " Eğer " türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana...
İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler... Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler... Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler... Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler...
"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilinir mi ?.." diye soruyor, Toyotome...
"Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz " diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var...
Birincisi... "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz ?.. " korkusu.
Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği, içlerine yönelik.
"İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse" korkusu buradan doğar.
İkincisi de... "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa ..." endişesidir.
Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı... Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını...
Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş.
Japon yazar, "Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'çünkü' türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor ...
"Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne ?.."
Ve işte sevgilerin en gerçeği !... En yücesi !...
Üçüncü tür sevgi benim " RAĞMEN " diye adlandırdığım türdür " diyor yazar.
Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için " Eğer " türü sevgiden farklı bu... Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için " çünkü " türü sevgi de değil.
Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir.
Güzelliğe bakar mısınız ?.. Rağmen sevgi !...
Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına " rağmen " sever...
Asıl, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda 'ya çingene olmasına " rağmen " tapar !..
"Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir.
Tabii bu tür sevgiyle karşılaşması şartı ile..."
Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine " rağmen " olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor...
Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.
Japon yazar, "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur " diyor.
"Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da, ondan daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin ?... Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor...
"Şu soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz ?... Kendi kendinize, "Yaşamanın ne yararı var" diye sormaz mıydınız ?..."
Devam ediyor Toyotome... "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün... Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi ?... O an yaşam size anlamsız gelmez miydi ?."
"Diyelim sıradan bir yaşamınız var... Günlük yaşıyorsunuz... Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız ?..
Ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp, yaşayan ölü haline geliyorlar." Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor " Rağmen " sevgiyi...
"Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var, Kimse de başkasına vermeyi düşünmüyor. Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var ?...
Verebildiğin kadar var dostum, çünkü bu dünyada ne ekiyorsan onu biçersin... Rağmen türü sevgi arıyorsan, rağmen sevmelisin... Bulamadıysan aradığın sevgiyi, ya sen sevmeyi bilmiyorsundur ya da gözlerini açıp çevrene bakmayı. Bulacağına inan ve vermeye başla, birileri de sana verecektir, verdiğin kişi olmasa bile...
Şimdi kendine samimi ol ve şu soruyu sor ; Ben ne tür seviyorum ?.. Çünkü bulacağın sevgi de aynı tür olacaktır..."
..................
yollayan; en iyi arkadaşım,candostum SAKİNN

bir tutam sevgi....

yorgun bedenim pencereden dışarı bakarken,gökyüzünden süzülen yağmurlar kadar ıslaktı gözpınarlarım....

yağmur suları caddeleri yıkarken pür telaş...benim de yüreğim yıkanıyordu sanki.bunca yıl yaşanmışlık,sevgiye hasret yıllarımı geri getiremiyordu.
bir tutam sevgi....çok mu şey istemiştim ki;
anne sevgisi,baba,kardeş,eş,evlat,arkadaş,sevgili,dost sevgisi derken neden ben hala bir tutam sevgiyi bulamamıştım.karşılık beklenilmeden,aradığında yanıbaşında bulunan,yüreği sadece senin için çarpan,sana kırılacak eşya gibi davranmayı bilebilecek,bulunduğum cam kavanozun içinden bir çırpıda çıkaracak sevgi dolu bir el...oysa bu eli tutabilmek için yıllardır ellerim havada ve sımsıcak bekliyor...

ömrümün son yıllarını yaşadığım,hazan yapraklarından savrulan,sararan,uçuşan, toprakla kaynaşıp yok olan narin yapraklar gibiyim.başıboş,yapayalnız,karşıma çıkan engellere acımasızca vurarak,başımı döndürerek
gidiyorum.
yorgun bedenim,genç ruhumun peşinde koşmaktan çok yoruldu.onun kalp atışlarına,heyecanına,enerjisine,beklentılerine yetişemiyor artık...
insanlara olan güvenimi yitireli yıllar oluyor.her atılan adımda geri adım atmaktan hayal avizemin ışıkları teker teker söndü.

bir tutam sevgi...derken çok şey mi istemiştim?
ya kucak dolusu isteseydim...

yazan gül dokur

KÜÇÜK İTFAİYECİ...
Anne, altı yaşındaki lösemiyle savaşan oğluna bakarken
dalıp gitmişti.
Kalbi, acı içinde olmasına ragmen, kararlılık duygusunun
da etkisini hissediyordu. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini
ve umutlarını gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu, artık
mümkün değildi...
Löseminin buna firsat tanıması olası değildi. Oysa o olgunun hayallerini
gerçekleştirmesini istiyordu.
"Bora !.. Büyüyünce ne olmak istediğini hiç
düşündün mü ? Hayatında neler
olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu
?.. diye sordu.
-"Anneciğim, ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim".
Anne, gülümsedi ve.. "Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir
bakalım"  dedi.
Daha sonra, Ankara'daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az
Ankara kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Onlara oğlunun son
isteğinden
söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına binip şehirde küçük bir
tur atmasının mümkün olup, olmadığını sordu.
- "Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat yedide hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir,bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir. Hatta bize
ölçülerini verirseniz, ona üzerinde Ankara itfaiyecilerinin kırmızı
renk üzerine işlenmiş ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü
diktirir,  lastik botları ısmarlarız. Hepsi Ankara'da üretiliyor.3 gün sonra, bir itfaiyeci Bora'yı aldı, ona elbisesini giydirdi,ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti.bora, itfaiye arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı.
Kendini çok mutlu hissediyordu. O gün Ankara'da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Değişik itfaiye arabalarına, hatta itfaiye Müdürlüğünün özel arabasına da binmişti. Yerel televizyonlar da onu izleyip,çekmişlerdi.
Hayallerinin gerçek olması, gösterilen sevgi ve ilgi,borayı o kadar etkilemişti ki, doktorların söylediğinden
tam altı ay daha fazla yaşamıştı.
Bir gece bütün yaşam belirtileri dramatik bir şekilde yok olmaya başlayınca, hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bora'nın itfaiyede geçirdiği günü hatırladı ve itfaiye müdürlüğüne telefon açıp Bora'nın bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasının mümkün olup, olamayacağını sordu.Itfaiye Müdürü ; "Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız. Bana bir iyilik yapar mısınız ?.. Sirenlerin
çaldığını duyduğunuzda, yangın olmadığı anonsunu yaptırabilir misiniz ?.. Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını
ziyarete geldiklerini söyleyiniz. Ve lütfen onun odasının penceresini açınız" diye yanıtladı.
Yaklaşık beş dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven taşıyan kamyonet ulaştı.
Merdiveni açtı ve Bora'nın 5.kattaki odasına doğru yaklaştı. Tam ondört itfaiyeci Bora'nın odasına tırmandılar. Annesinin izniyle
onu kucakladılar ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler. Ölümle
pençeleşen Bora itfaiye müdürüne baktı ve ; "ben şimdi gerçekten itfaiyeci
miyim ?.." diye sordu.
- "Bundan şüphen mi var Bora ?.." diye yanıtladı müdür.
Bu kelimelerden sonra Bora gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapattı.

Belki unuttunuz, belki hatırlamıyorsunuz, belki de çok duygusuz, çok katı oldunuz ; Ama bilin ki ; HAYAT SEVGI VE UMUT SAÇMAKTIR...
Eğer bunu okuyunca gözleriniz dolmuyorsa sizin için yapılacak birşey kalmamış demektir... Yok eğer doluyorsa o zaman
sevdiklerinizin kıymetını bilin, tüm insanları sevin ve gerçek sevginizi ortaya koyun.
Kininizi unutun...

"Her Şey Çocuklarımız İçin Birlikte,Elele..."

yollayan: sakinn
kaynak bilinmiyor

www.sakinn.net

* Neden bozulan otobüsün yolculari bizim otobüsümüze bindiğinde onlara mültecilermis gibi bakariz?



* Neden her gördügümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalisiriz? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardir?
:)))))))))



* Neden insanlar birbirlerine sarilinca saga-sola sallanirlar?



* Neden ögrenciler ilkögretimin besinci sinifina kadar ögretmene "ögretmenim" diye seslenirken altinci sinifta bir anda "hocam"
diye seslenmeye baslarlar?



* Neden sinavlarda "4 yanlis bir dogruyu götürür" seklinde bir uygulama ile ögrenciler cezalandirilirlarda "4 dogru bil, bir dogru da bizden" seklinde bir kampanya baslatilip zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?



* Neden insanlar kapali bir alandan yagmur yagan alana çikinca kafalarini egerler? Yagmura duyulan saygidan midir yoksa ondan

tirstigimiz için midir?

* Neden dükkanini kapatip giden esnaf, kapiya "10 dakika sonra dönücem" yazar, ne zaman gittigini nasil anlariz?



* Televizyona çikan insanlar neden kendilerini Türkiye'deki bütün insanlarin izledigini sanirlar?

Örn: Su anda 70 milyon kisi bizi izliyor...
* Neden gözlerinden öperim denir? Insan vücudunda öpülecek daha > uygunsuz bir yer var midir? Kimse kimseyi gözünden öpmüs müdür?



* Dügünlerde neden "Dom Dom Kursunu" ile göbek atilmaktadir.

"Bir avci vurdu beni, bin avci beni yedi" gibi sözler esliginde kendinden geçen baska milletler var midir?

(KOPTUMMMMM........:)))))))))



* Neden bazi kizlarimiz sirin bir hayvancagiz gördüklerinde "inanmiyorum!" derler, inanilmayacak olan nedir?



* Cumartesi ve Pazartesi'nin neden kendi isimleri yoktur?


* Dolmuslardaki fiyat tarifesinde "en kisa mesafe" neden "indi-bindi" olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mi binilir?

Bir terslik yok mudur?



* Bir programi kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul etmiyorum" seçenekleri vardir? O kadar parayi bayilip bir bilgisayar programi satin aldiktan sonra "kabul etmiyorum" seçenegini isaretleyen bir takim saf kisiler mevcut mudur?


* Bulmacalarda boru sesinin karsiligi neden hep "ti"dir?
*Bulmacalari hazirlayan arkadaslar hiç "ti" diye ses çikaran boru görmüsler midir?


* Ipana 7 reklamindaki kiza "Ne zamandan beri Ipana 7 kullaniyorsun?" diye soran doktor, Ipana 7'nin yeni bir ürün oldugunu ve reklamdan sadece bir kaç gün önce piyasaya çiktigini bilmemekte midir?


* Neden futbol takimi olan Ajax "Ayaks" diye okunur da temizlik ürünü Ajax "Ajaks" diye okunur?



* Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazilir? Hipokrat yemininde "arabami temiz kullanacagim" seklinde bir madde mi vardir?



neden ?


neden ?

YOLLAYAN:OMDYS

kıssadan hisse
iki arkadas, hararetle tartisiyormus. tartistiklari konu, sigara icerken
Incil okunup okunmayacagi imis. sonuc alamayinca Papa'ya sormaya karar
vermisler. Papa'nin yanina gidip sirayla sorularini sormuslar. biri
olumsuz cevap alirken digeri, izin almayi basarmis.
izin alamayanin sordugu soru :
* Papa hazretleri, Incil okurken canim sigara icmek istiyor,
icebilir miyim?
* Oglum, Incil okunurken Tanri'yla ilgilenmen lazim. O sirada
dikkatinin dagilmamasi lazim. O yuzden Incil okurken sigara icilmez.

izin alanin sordugu soru :
* Papa hazretleri, sigara icerken canim Incil okumak istiyor,
okuyabilir miyim?
* Oglum, her nerede ve ne kosulda olursan ol, Incil okuma istegi
duyarsan okuyabilirsin.

kissadan hisse : Esas olan, sormak değil, soruyu nasıl sorduğundur:))

yollayan : sakinn
kaynak bilinmiyor
03.08.2005

ATA'M!!

SEN OLMASAYDIN BİZ BU TOPRAKLARDA HÜR,BAĞIMSIZ,MUTLU YAŞAYAMAZDIK.BUNU HER BİLİNÇLİ TÜRK VATANDAŞI BİLİYOR.
BİLMEYENLERE DE BİZLER ÖĞRETİYORUZ..EVLATLARIMIZ DAHA YÜZYILLAR BOYU BU TOPRAĞA SAHİP ÇIKACAKLARDIR.
AMA SANA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR ATA'M..

KEŞKE BU KADAR ÇABUK AYRILMASAYDIN ARAMIZDAN..
SENİ TÜM TÜRK ULUSU SEVİYOR..SEN HER ZAMAN KALPLERİMİZDE OLACAK VE RESMİN HER DUVARDA ASILI KALACAKTIR.

GÜL DOKUR

" Yaşanan her şey adına mutluluk duymak, her olayda iyimser bir yan aramak yıllar geçtikçe zorlaştı...
Hala ne çok yol var önümde gideceğim. Ben mi kararsızım yoksa hayat mı sürpriz yapmayı seviyor, kestiremiyorum.
Aslında insanlık bu gibi dertleri çoktan halletmiş !.. Ya aklının ve bilimin gösterdiği çepeçevre güllerle bezeli yoldan gideceksin ya da zekanın hınzırca pırıltıları ile ahmaklığın kazanıyorum zannettiği küçük çıkarların loş aydınlığına kanacaksın...
Senden önce bir çok insanın yaşadıklarını ;buldum zannedip gri gerçeklere sarılıp sürdüreceksin yaşamını !..
Halbuki kaybetmemek için sarıldığımız gerçeklerin bazıları terk etmedi mi bizi, hatta sıkıca sarıldıklarımızı bile kırmadık mı sarılmanın şiddetiyle ?..
Pişmanlıktan bahsetmiyorum, ;keşkelerden ise hiç bahsetmiyorum ; çünkü pişmanlıkları plastik meyvelere benzetirim ben, gerçek gibi görünürler ancak bir işe yaramazlar...
Bugünlerde yoğun olarak yaşadığım yalnızlık imecesinden dolayı kör bir rehberle buluyorum içimi serinletecek yerleri !..
Sıradanlaşmanın zevkini çıkartıyorum !.. Sıradanlaşmak güzel bir şey midir ki, zevki olsun diye düşünebilir insan !..
Sıradanlaşmak senin elinde değilse, senin hiçbir şekilde belirleyemediğin koşullar içinde önüne seçeneksiz sunulmuşsa ; ne yapabilir ve ne kadar direnebilirsin ki ?..
Bazı duyguların kekremsi, acı tadı damağına değdiği anda geri dönülmez bir noktadasındır. Kekremsi de olsa, acı da olsa bir tattır damağındaki duygu... Tadını çıkarmaya bakacaksın!..
Yalnızlığın kendine has ve dayanılmaz sorumsuz keyfini aramaz mıyız dönem dönem ?..
Hüznü, yalnızlığı, gurbet acısını, vuslatı, özlemi, karasevdayı ve şu an aklıma gelmeyen bir dolu yürek kıpırtısını bu kekremsi ve acı duygulardan saymak çok yanlış olmasa gerek...
Bu duyguların en somutu ise ayrılık acısıdır !..
Telefonlardaki metalik sesin insanın doğasına aykırı olduğunu düşünürüm yıllardır, işte bu yüzden yazıların, mektupların apayrı bir yeri vardır benim için...
Mektuplar insanları fırtınalardan koruyan limanlara benzerler, hele hele o mektubu açık denizleri seven birinden aldıysan keyif aklının kıyısına oturup uzun süre misafirlikte kalır beyninde...
Biraz da eski kır kahvelerinde külde pişirilmiş kahve kıvamında ve tadındadır mektuplar...
Höpürdeterek okuması çok zevkli olur... Sonra en az kırk yıl unutulmazlar...
İyi bir gün olsun yarın...

YOLLAYAN:SAKİNN

kaynak bilinmiyor

ÇANTA

Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün, kamera karşısında rahat, düş gücü gelişkin bir kadın oyuncu arıyordu.

Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti. Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu.

O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu adayını içeri aldılar.

Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme kamerasının karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete başladı.

Adı Emile Muller'di. Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey denemiş olmak için

"Çantanızı açıp bana içindekileri birer birer anlatır mısınız?" dedi.



Genç kız arkadaki çantaya uzandı. Fermuarını açtı. Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı:

"Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı bakmış olmalıyım."

Sonra bir kitap çıkardı. Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu satırlardan çok etkilendiğini anlattı. Romanın baş kahramanının dalaverelerinden söz etti. Ardından bir gazete çıkardı: İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede, başvuracağı başka işler de vardı. Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri... Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip okumasını isteyince defteri açıp mahcup bir edayla okudu genç kız... Özel duygulardı okudukları... Derken çantanın gizli bölmesine attı elini... Oradan iki fotoğraf çıkardı. Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı:

"Sevgilim" diye açıkladı. "Fotoğraf çektirmeyi hiç sevmez de... Ancak uykudayken çekebiliyorum fotoğrafını..."

İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali olduğunu söyledi. O halini şimdikinden daha çok seviyordu.

Genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla anlattığı her bir nesne, bir yap bozun parçaları gibi onun hayatından kesitler sunuyordu.

* * *

Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü. Sonunda yönetmen Emile'e teşekkür etti. Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını söyledi. "Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar" dedi. Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri...Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı. Yönetmen gerindi. Kısa bir mola vermek istediğini söyledi. Hala aradığını bulamamıştı. Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye asılı çantaya ilişti gözü... Biraz önce içindekilerin birer birer anlatıldığı çantaydı bu...

Telaşla asistanını uyardı: "Giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup yetiştirsene..." Asistan kız sandalyeye baktı ve

"Yoo... O benim çantam" dedi. Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya seğirtti. Aradığı oyuncuyu bulmuştu.

* * *

20 dakikalık bu siyah - beyaz Fransız filmini geçen hafta, 10. Avrupa Filmleri Festivali'nde izledim.

Kısa filmin adı, filmdeki kızın adıydı: "Emile Muller"

Yönetmeni: Yvon Marciano...

Konusu: "Hiçbir güç, düş gücü kadar güçlü değildir."



CAN DÜNDAR

YOLLAYAN: OMDYS

ACILARIN EN BÜYÜĞÜ

Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir. Çevrende bu tür felaketlerle karşılaşan insanlar görürsün, haberlerde çaresiz yakarışları, feryatları izlediğin olur; acıyı tahmin edebilirsin belki ama, onlar gibi hissedemezsin... Ya benim başıma gelseydi ile başlarsın cümleye, çok şükür ile bitirirsin... Çünkü, kötü şeyler, başkalarının başına geliyordur...
Oysa er geç karşına çıkacaktır ölüm; ya sevdiğin birine kuracaktır tuzağını, ya sana... Şanslıysan, ucuz kurtulacaksındır... Belki seni es geçecektir ama, toprağa verdiğin her insanda tekrar tekrar yüzleşmen gerekecektir kendi ölümünle... O öldü, benim de sonun aynı olacak diyeceksindir...
Her şeyin bir nedeni, her eylemin bir bedeli vardır... Yaşıyorsan öleceksindir... Ya yaşamıyorsan?.. Sonun yine aynıdır ne yazık ki... Bazılarının, yaşayanlar öldüğü için, yaşamamayı tercih ettiğini söylerler; eğer yaşamıyorsam, ölüm beni fark etmez dediklerini... Oysa, yaşayan her şeyin değil, nefes alan her şeyin ensesindedir ölüm ve bir gün kesilecektir soluğun Evet, çok sık hatırlamak istemesek de hepimiz ölümlüyüz... Yaşa başa bakmaz biliriz ama, en çok genç gidenlere yanarız... Daha yapacağı çok şey olduğunu söyleriz arkalarından, ne yaşadı ki deriz... Belki, gerçekte söylemek istediğimiz; daha çok genç olduğumuzdur, ölmek istemediğimiz, onca planımız vardır henüz gerçekleştiremediğimiz...
Belki, inançlı bir insan için daha kolaydır ölümü kabullenmek... İster Tanrı, ister Allah olarak adlandırsın, onu koruyacak ve kollayacak yüce bir varlık vardır... Yaptığı her şeyin bir anlamı olan, herkese kucak açan yüce bir varlık; bizi gözeten, belki ikinci bir yaşamla, belki cennetle ödüllendiren, ama, cehennemle de cezalandıran...

Yukarıda yazılı olan bu yazıları internetten bana gelen bir yazıdan aldım. O zaman okuduğum bu yazı beni çok etkilemişti. Bu yaşıma kadar aile ve sülalemizde ölümler hep hani Tanrı sıralı ölümler versin Denilen duadan gidiyordu, hep yaşlılarımız ölmüştü. Onları kaybettiğimiz için çok üzülmüş ve ağlamıştık, ama bu sefer Tanrı bize öyle bir ölüm acısı tattırdı ki...Evlat acısı dünyadaki acıların en büyüğü ile. 13 Kasım günü feci bir trafik kazası ile Hakan'ımızı 28 yaşında idi, ömrünün en güzel en verimli çağında trafik canavarına kurban verdik. Allah kimseye vermesin bu acıyı, ancak tadanlar bilir insanı ne kadar çok yaktığını, dünyanın en büyük acısı olduğunu. Dayanılacak gibi değil , kabullenemiyorsun ister istemez isyan ediyorsun Tanrıya neden böyle oldu diye. Sen istediğin kadar trafik kurallarına uy ama karşına üç günlük ehliyetle bir canavar çıksın her şeyi mahvediyor. Trafik kuralları ve kanunları maalesef çok yetersiz. Denetim çok az. Kaza Eskişehir Bursa yolunda İnegöl yakınlarında oldu, Bu yolda çok kazalar oluyor ne zaman o yoldan geçsem trafik denetimi ya çok az yada yok gibi..Bu kanunları çıkaracak duyarsız kişilerin başına da böyle kazalar mı gelmesi lazım acaba duyarlı olmaları için. Ateş düştüğü yeri yakıyor hem de öyle bir yakıyor ki....Hayata ve İnançlarıma bakış açım değişti, bazı şeyler yalan ve kendi kendimizi kandırdığımız avuntularmış. Dünya ve yaşam o kadar zalim ki her an her saniye kötü bir olay insanın bütün yaşantısını ve düzenini, inancını alt üst edebiliyor. Ne mutluluk ne sevinç ne huzurlu olmak , hatta haline şükredip kanaatkar olmak hepsi boşmuş. Ölüm olan bir dünyada insanların birbirlerini kırmaları, maddi sebeplerden dolayı birbirleri ile küsmelerini, kin gütmelerini anlamıyorum. BU DÜNYA GEÇİCİ OLDUĞU İÇİN HİÇ BİR ŞEYE DEĞMEZ. İyi bir insansan vaktin gelip her hangi bir sebepten gittiğin zaman arkandan çok iyi bir insan dı dedirtebilirsen ne mutlu sana. Bizim HAKAN; ımız öyle idi. Cennet mekanı olsun. Nur içinde yat oğlum.. Sen ve sevgin kalbimizde yaşıyorsun bizim içimizde ve bizimle berabersin . Ne malum; Yarın sevdiklerimizden birini kaybedip kaybetmeyeceğimizi..?. Kimse bilemez..!.Çünkü insanın aklına gelmeyen başına gelebiliyor

yollayan:perihan yılmaz(peros)

SELAM HİÇ BEKLENTİSİZ SEVDİN Mİ HİÇ... BUGÜN TELEFON ETMEDİ DEMEDEN..ŞU AN NEREDE ACABA DEMEDEN DİYE KENDİ KENDİNİ YEMEDEN..HİÇ BİR BEKLENTİ İÇİNE GİRMEDEN...SEVDİN Mİ HİÇ..ONUN SANA AİT BİR MAL OLMADIGINI KABUL EDİP..ONUN ÖZGÜR YAŞAMIYLA SEVMEYİ DENEDİN Mİ HİÇ..YANINDAKİ ERKEK ARKADAŞINA ALDIRMAMAYI ÖGRENİP..AMA ALDIRMIYORMUŞ GİBİ YAPMADAN GERÇEKTE ALDIRMADAN ..BİTECEKSE BİTER ..BUNU BEN DEGİŞTİREMEM BENİ SEVMEYİ BIRAKMASINI DEGİŞTİREMİYECEGİM GİBİ..DİYE DÜŞÜNÜP ..ONU YERSİZ KISKANÇLIKLARA BOGMADAN VE KENDİNİ YIPRATMADAN VAZGEÇEBİLDİN Mİ.. HİÇ BEKLENMEDİK ÇALAN BİR KAPIDA ONU KARŞINIZDA GÖRMEK NE GÜZELDİR BİLİR MİSİNİZ.BEKLEMEDİGİNİZ ANDA HEDİYE ALMAK SEVDİGİNİZDEN VE BEKLEMEDEN GELEN SENİ SEVİYORUM MESAJININ TADINA VARABİLDİNİZ Mİ HİÇ..SİZ İSTEDİGİNİZ İÇİN DEGİL O İSTİYOR DİYE YAPILMaDIMI TÜM BUNLAR.. VE BEKLENTİSİZ SEVMENİN TADINA VARABİLDİN Mİ HİÇ..SAHİPLENME DUYGUSUNDAN UZAK SEVMENİN SEVİLMENİN TADINA VARABİLDİN Mİ HİÇ...YAPILMAMIŞ DAVRANIŞLAR..SÖYLENMEMİŞ SEVGİ SÖZCÜKLERİ İLE KENDİ KENDİNİZİ AŞK ÇIKMAZINDA KAYBEDECEGİNİZE HİÇ BEKLENMEDİK BİR ÇİÇEKLE MUTLU OLDUN MU HİÇ..BEKLETİSİZ SEVMEK.. GÖRECEKSİN O ZAMAN AŞK BİR BAŞKA GÜZEL ..SEVGİLİ DAHA ROMANTİK... SEVMEK VE SEVİLMENİN DAMAKTA BIRAKTIGI TAT YILLANMIŞ ŞARAP GİBİ BEKLENTİ ZEHİRİNE KARIŞMADAN BİR BAŞKA DÖNDÜRÜYOR İNSANIN BAŞINI ..BEN BEKLENTİSİZ SEVİYORUM.. ONUN NEREDE OLDUGUNU MERAK ETMİYORUM..BUGÜN NİYE ARAMADI DİYE GEÇİRMİYORUM İÇİMDEN ARAMADIGI ZAMANLARDA..GELECEGE DAİR HAYALLERİMDE YOK ZATEN..BEN SEVGİYİ YAŞIYORUM..ONUN YANIMDA OLDUGU ANLAR O KADAR DEGERLİ OKADAR KIYMETLİ Kİ..GERÇEKLEŞMEMİŞ VE GERÇEKLEŞMEYECEK BEKLENTİLERLE MAHVETMİYORUM O ANLARI..BEKLENTİSİZ SEVİYORUM.. ANININ TADINA VARARAK

yollayan : ERKAN SEMERCİ
04.07.2005

tavuklar2_2_.jpg

Konu : Bir piliç olayı...


Bir piliç, bir yolda karşıdan karşıya geçer.
SORU
Piliç karşıdan karşıya niçin geçer?

YANITLAR

RENE DESCARTES:
Yolun öbür tarafına geçmek için.

EFLATUN:
İyiliği için. Gerçek, öteki taraftadır.

ARISTOTELES
Karşıdan karşıya geçmek pilicin doğasıdır.

KARL MARX
Tarihsel olarak kaçınılmazdı.

HIPOKRATES
Pankreasının aşırı salgısı yüzünden.

MARTIN LUTHER KING JR.
Tüm piliçlerin nedenini açıklamak zorunda kalmadan özgürce karşıdan
karşıya geçtikleri bir dünya düşlüyorum.

HZ. MUSA
Ve Tanrı cennetten inip pilice dedi ki: "Karşıdan karşıya geçeceksin!" ve
piliç karşıdan karşıya geçti ve Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

RICHARD M. NIXON
Piliç karşıdan karşıya geçmedi, tekrar ediyorum,piliç asla yolun
karşısına geçmedi.

SIGMUND FREUD
Pilicin karşıdan karşıya geçmesiyle ilgilenmeniz,sizde güçlü ve latant
bir cinsel güvensizlik duygusunu ele vermektedir.

BUDA
Bu soruyu sormak, sizin kendi piliç doğanızı inkâr etmektir.

GALILEI
Oysa piliç karşıdan karşıya geçiyor...

CHARLES DE GAULLE
Piliç belki yolun karşısına geçti, ama otoyolun karşısına henüz geçmedi.

EINSTEIN
Pilicin yolun karşısına geçmesi ya da yolun pilicin ayakları altında yer
değiştirmesi, tümüyle sizin gösterdiğiniz referansa bağlıdır.

BILL CLINTON
Anayasa üzerine yemin ederim ki bu piliçle aramda hiç bir şey geçmemiştir.

GEORGE W. BUSH
Pilicin bu yolda BM kararlarına rağmen cezalandırılmadan karşıdan karşıya
geçmesi,demokrasiye,özgürlüğe ve adalete kafa tutmaktır. Bu durum, o yolu
bizim çoktan bombalamış olmamız gerektiğini göstermektedir.

SÜLEYMAN DEMİREL
Piliç geçmişse geçmiş, geçmemişse geçmemiştir.

TANSU ÇİLLER
Bu memleket için karşıdan karşıya geçen piliç de bizimdir, üstünden geçen
traktör de bizimdir.

R. TAYYİP ERDOĞAN
Ben tavuklu sandviç de satmıştım.

ABDULLAH GÜL
Hayır, bana böyle bir bilgi verilmedi ama karşıdan karşıya geçtiyse

A.NECDET SEZER
Karşıya geçtiği nokta kamusal alansa, başörtülü geçemez

TÜRK ERKEĞİ
Piliç sarışın mı? Esmer mi?



KÖYLÜ VATANDAŞIMIZ

Piliç'in karşıya geçmesindeki amaç

kümesine gitmek istemesindedir.

Yumurta kapıya dayanmıştır...

yollayan : sakinn

HAYATIN 40 ALTIN KURALI

01- Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.
02- Adam gibi üç fıkra öğren
03- Sevinçlerini sakin erteleme
04- Esini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığının
%90'ini oluşşturur.
05- Her gün 30 dakika yürüyüş yap.
06- Her yemekten önce şükret.
07- Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.
08- Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.
09- Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
10- Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.
11- Çocukların, adet kelimesini duyduklarında seni hatırlayacak şekilde
yasa.
12- Dinine ait kitabi tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.
13- Kendini ve başkalarını affetmesini bil
14- İlk yardımı öğren.
15- Biri seni kucakladiginda ilk birakan sen olma.
16- Hergün 6 bardak suyunu içmeyi unutma.
17- Seni seven insanlari koru.
18- Zor da olsa ailenle tatil yapmak için herseyi dene. Bu tatildeki anlar,
hayatinin degerli anlarindan biri olacak.
19- Kendine yapilmasini istemedigin hiçbirseyi baskalarina yapma.
20- Basariya, iç huzura kavustugun, saglikli oldugun ve sevildigin zamani
degerlendir.
21- Iyi ve basarili bir evliligin iki seye bagli oldugunu unutma
a) Dogru insani bulmak
b) Dogru insan olmak.
22- Ebeveynlerini, esini ve çocuklarini elestirmek istedigin zaman dilini
isir.
23- Sevimsiz olmayacak sekilde ayri fikirde olmayi ögren.
24- Cesaretli ol, hayatina geri baktiginda yaptiklarin için degil
yapmadiklarin için üzüleceksin.
25- Çok mükemmel buldugun bir fikri baskasinin engellemesine izin verme.
26- Keyifsizliklerini açiga vurma.
27- Nasil bir duygu oldugunu ögrenmek icin 24 saat kimseyi ve birseyi
elestirme.
28- Evliligini güzellestirmek için hergün birseyler yap.
29- Iyilik dolu bir sözü ve iyiligin etkisini asla küçümseme.
30- Çocuklarin hakkinda baskalarina iyi birseyler söylerken, birak onlar da
duysun.
31- Güç, sahip oldugun mallarla ilgili degildir. Unutma !!!
32- Çocuklarini anlamaya çalis, yargilamaya degil.
33- Kalem ve not defterini daima yaninda tasi.
34- Zaman ve kelimeleri bosyere harcama, ikiside çok degerli.
35- Insanlarin yaptiklari olumsuz seyleri degil, ileride yapacaklarini
düsün.
36- Senden az ya da çok parasi olanlarla, paran hakkinda konusma.
37- Birseyi elde etmek cok çaba sarfettiysen, tadini çikarmak için zaman
ayir.
38- Birisinin kahramani ol.
39- Neyi ve kimi destekledigini insanlara söyle.

40- Sadece ask için evlen.


YOLLAYAN : PERİHAN YILMAZ(PEROS)
KAYNAK BİLİNMİYOR

anemon2@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın