|
Kıyamet kopsa medyamız bunu nasıl duyururdu ?
Sabah : Biz Öldük!
Anadolu ajansı : Kıyamet koptu (A.A)
Zaman : Biz demiştik, böyle olacagı belliydi!
Dünya Gazetesi : IMKB' de endeks bir daha yükselmeyecek.
Hafta Sonu : Ayhan Işık ile Hülya Avşar gizlice buluştular.
Erkekçe : Ayın hurisi
Fanatik Gazetesi : Bu maçın galibi yok!
Cumhuriyet : Sonunda Ata'mıza kavuştuk.
Bilim Teknik : Evren hakkında bütün Bilmediklerimiz...
Oyun dergisi : Game Over
Elle : Yargı gününde anında 10 kilo verin!
Para : Kıyametten kâr yapmanın 100 yolu
Star Gazetesi : Şok! Kandırıldık, şeytan aslında iyiymiş!
Aktüel : Mahşer günü yanınızda olması gereken 2 şey: Sevaplar ve Isıya dayanıklı elbise
Auto Show : Sırat köprüsünde saniyede 100 km ye ulaşan son model arabalar
Arena Ugur Dündar : Cennete rüşvetle kaçak giren günahkarların tüyler ürperten dosyasi
Hürriyet Ertugrul Özkök : İyimserligi elden bırakmayalım, hiç olmazsa cehennemde ısınmak için yakıt parası yok!
Milliyet Meral Tamer : Zebaniler, delik kazanların üreticisini şeytan'a şikayet etti.
Radikal : Yeni dosyayı açıyoruz: Yeşil itiraf ediyor. Aslında kıyametten Susurluk çetesi sorumlu.
Show TV Reha Muhtar : Sayın Zebani, kazanların yanında terlemiyor musunuz?
ATV Hakan Aygün : Mahşer yerinde Fordculuk çok yaygın, izliyorsunuz sayın seyirciler,
bıyıklı bey, nasıl arka saflarda çalışıyor...
Kanal 6 : İzliyorsunuz sayın seyirciler,kazanların içi bir volkan gibi,
insanlar bağrış çağrış yanıyor, kızarıyor...
Başbakanlık Basın Sözcülüğü: Devletimiz, bütün yaraları saracaktır.
yollayan: omdys
"Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz ?.." diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor...
"Sevgi üç türlüdür !.."
Birincinin adı " EĞER " türü sevgi !...
Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor :
Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.
Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.
Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor... Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...
"Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu " diyor yazar.
"Nedeni ve şekli bakımından bencildir... Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."
İşte evliliklerin pek çoğu " Eğer " türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor.. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar.
Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.
En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile " Eğer " türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone Kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle, "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. Delikanlı ; "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone Kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor.
"Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor yazar...
"Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı !..."
İnsanlar " Eğer " türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında... "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome... İlginç değil mi ?...
İkinci türe geçiyoruz... " ÇÜNKÜ " türü sevgi...
Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor : "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır."
Örnek mi ?.. "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin.(Yakışıklısın !..) "
"Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..."
"Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..."
"Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..."
Yazar, " Çünkü " türü sevginin, " Eğer " türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, " Eğer " türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana...
İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler... Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler... Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler... Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler...
"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilinir mi ?.." diye soruyor, Toyotome...
"Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz " diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var...
Birincisi... "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz ?.. " korkusu.
Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği, içlerine yönelik.
"İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse" korkusu buradan doğar.
İkincisi de... "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa ..." endişesidir.
Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı... Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını...
Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş.
Japon yazar, "Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'çünkü' türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor ...
"Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne ?.."
Ve işte sevgilerin en gerçeği !... En yücesi !...
Üçüncü tür sevgi benim " RAĞMEN " diye adlandırdığım türdür " diyor yazar.
Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için " Eğer " türü sevgiden farklı bu... Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için " çünkü " türü sevgi de değil.
Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir.
Güzelliğe bakar mısınız ?.. Rağmen sevgi !...
Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına " rağmen " sever...
Asıl, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda 'ya çingene olmasına " rağmen " tapar !..
"Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir.
Tabii bu tür sevgiyle karşılaşması şartı ile..."
Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine " rağmen " olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor...
Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.
Japon yazar, "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur " diyor.
"Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da, ondan daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin ?... Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor...
"Şu soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz ?... Kendi kendinize, "Yaşamanın ne yararı var" diye sormaz mıydınız ?..."
Devam ediyor Toyotome... "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün... Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi ?... O an yaşam size anlamsız gelmez miydi ?."
"Diyelim sıradan bir yaşamınız var... Günlük yaşıyorsunuz... Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız ?..
Ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp, yaşayan ölü haline geliyorlar." Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor " Rağmen " sevgiyi...
"Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var, Kimse de başkasına vermeyi düşünmüyor. Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var ?...
Verebildiğin kadar var dostum, çünkü bu dünyada ne ekiyorsan onu biçersin... Rağmen türü sevgi arıyorsan, rağmen sevmelisin... Bulamadıysan aradığın sevgiyi, ya sen sevmeyi bilmiyorsundur ya da gözlerini açıp çevrene bakmayı. Bulacağına inan ve vermeye başla, birileri de sana verecektir, verdiğin kişi olmasa bile...
Şimdi kendine samimi ol ve şu soruyu sor ; Ben ne tür seviyorum ?.. Çünkü bulacağın sevgi de aynı tür olacaktır..."
..................
yollayan; en iyi arkadaşım,candostum SAKİNN
bir tutam sevgi....
yorgun bedenim pencereden dışarı bakarken,gökyüzünden süzülen yağmurlar kadar ıslaktı gözpınarlarım....
yağmur suları caddeleri yıkarken pür telaş...benim de yüreğim yıkanıyordu sanki.bunca yıl yaşanmışlık,sevgiye hasret yıllarımı geri getiremiyordu.
bir tutam sevgi....çok mu şey istemiştim ki;
anne sevgisi,baba,kardeş,eş,evlat,arkadaş,sevgili,dost sevgisi derken neden ben hala bir tutam sevgiyi bulamamıştım.karşılık beklenilmeden,aradığında yanıbaşında bulunan,yüreği sadece senin için çarpan,sana kırılacak eşya gibi davranmayı bilebilecek,bulunduğum cam kavanozun içinden bir çırpıda çıkaracak sevgi dolu bir el...oysa bu eli tutabilmek için yıllardır ellerim havada ve sımsıcak bekliyor...
ömrümün son yıllarını yaşadığım,hazan yapraklarından savrulan,sararan,uçuşan, toprakla kaynaşıp yok olan narin yapraklar gibiyim.başıboş,yapayalnız,karşıma çıkan engellere acımasızca vurarak,başımı döndürerek
gidiyorum.
yorgun bedenim,genç ruhumun peşinde koşmaktan çok yoruldu.onun kalp atışlarına,heyecanına,enerjisine,beklentılerine yetişemiyor artık...
insanlara olan güvenimi yitireli yıllar oluyor.her atılan adımda geri adım atmaktan hayal avizemin ışıkları teker teker söndü.
bir tutam sevgi...derken çok şey mi istemiştim?
ya kucak dolusu isteseydim...
yazan gül dokur
KÜÇÜK İTFAİYECİ...
Anne, altı yaşındaki lösemiyle savaşan oğluna bakarken
dalıp gitmişti.
Kalbi, acı içinde olmasına ragmen, kararlılık duygusunun
da etkisini hissediyordu. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini
ve umutlarını gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu, artık
mümkün değildi...
Löseminin buna firsat tanıması olası değildi. Oysa o olgunun hayallerini
gerçekleştirmesini istiyordu.
"Bora !.. Büyüyünce ne olmak istediğini hiç
düşündün mü ? Hayatında neler
olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu
?.. diye sordu.
-"Anneciğim, ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim".
Anne, gülümsedi ve.. "Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir
bakalım" dedi.
Daha sonra, Ankara'daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az
Ankara kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Onlara oğlunun son
isteğinden
söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına binip şehirde küçük bir
tur atmasının mümkün olup, olmadığını sordu.
- "Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat yedide hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir,bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir. Hatta bize
ölçülerini verirseniz, ona üzerinde Ankara itfaiyecilerinin kırmızı
renk üzerine işlenmiş ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü
diktirir, lastik botları ısmarlarız. Hepsi Ankara'da üretiliyor.3 gün sonra, bir itfaiyeci Bora'yı aldı, ona elbisesini giydirdi,ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti.bora, itfaiye arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı.
Kendini çok mutlu hissediyordu. O gün Ankara'da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Değişik itfaiye arabalarına, hatta itfaiye Müdürlüğünün özel arabasına da binmişti. Yerel televizyonlar da onu izleyip,çekmişlerdi.
Hayallerinin gerçek olması, gösterilen sevgi ve ilgi,borayı o kadar etkilemişti ki, doktorların söylediğinden
tam altı ay daha fazla yaşamıştı.
Bir gece bütün yaşam belirtileri dramatik bir şekilde yok olmaya başlayınca, hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bora'nın itfaiyede geçirdiği günü hatırladı ve itfaiye müdürlüğüne telefon açıp Bora'nın bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasının mümkün olup, olamayacağını sordu.Itfaiye Müdürü ; "Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız. Bana bir iyilik yapar mısınız ?.. Sirenlerin
çaldığını duyduğunuzda, yangın olmadığı anonsunu yaptırabilir misiniz ?.. Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını
ziyarete geldiklerini söyleyiniz. Ve lütfen onun odasının penceresini açınız" diye yanıtladı.
Yaklaşık beş dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven taşıyan kamyonet ulaştı.
Merdiveni açtı ve Bora'nın 5.kattaki odasına doğru yaklaştı. Tam ondört itfaiyeci Bora'nın odasına tırmandılar. Annesinin izniyle
onu kucakladılar ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler. Ölümle
pençeleşen Bora itfaiye müdürüne baktı ve ; "ben şimdi gerçekten itfaiyeci
miyim ?.." diye sordu.
- "Bundan şüphen mi var Bora ?.." diye yanıtladı müdür.
Bu kelimelerden sonra Bora gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapattı.
Belki unuttunuz, belki hatırlamıyorsunuz, belki de çok duygusuz, çok katı oldunuz ; Ama bilin ki ; HAYAT SEVGI VE UMUT SAÇMAKTIR...
Eğer bunu okuyunca gözleriniz dolmuyorsa sizin için yapılacak birşey kalmamış demektir... Yok eğer doluyorsa o zaman
sevdiklerinizin kıymetını bilin, tüm insanları sevin ve gerçek sevginizi ortaya koyun.
Kininizi unutun...
"Her Şey Çocuklarımız İçin Birlikte,Elele..."
yollayan: sakinn
kaynak bilinmiyor
www.sakinn.net
|