anemon2.sitemynet.com
Bir Tutam Sevgi sağlıklı yaşam amatör hikayelerim ekonomik davranmanın püf noktaları paylaşmak istedikleriniz1 paylaşmak istedikleriniz2 şiirleriniz kahve sohbetleri güzel ve anlamlı sözler bunları biliyor muydunuz? mutlu anlarınızın fotoğrafları duyurular komik fıkralarınız gönderilmemiş mektuplar karikatürler

paylaşmak istedikleriniz2

sevgili dostlarım ve canım arkadaşlarım!!!

siteme göstermiş olduğunuz bu yakın ilgiye,göndermiş olduğunuz birbirinden güzel yazılarınıza yürekten teşekkür ediyorum.

desteğiniz ve sizlerin de arkadaşlarınızın katkılarıyla çok daha güzel şeyler paylaşacağımıza inanıyorum.

hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.
paylaşmak istediğiniz o kadar çok yazı var ki..
bu sayfayı ikiye bölmek zorunda kaldım.öyle güzelki yazılarınız kıyamadım yayından kaldırmaya..

iyi ki varsınız.....

ben hep sizleri bekliyor olacağım...

gül dokur

"Dost olalım Gönlümüzle !.."
Olmasa da olur dediğimiz insanlarla doludur hayatımız ; tanıştığımız, selamlaştığımız; klasik cümlelerle iletişim kurduğumuz, yanıtlarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz...
İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan ?.. Hayır, hiç sanmıyorum...
Gönülde biter her şey ; akla yararlı gelse de samimi bir ilişki, gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün olmaz.
İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun ; ister en zengini, ister en komiği ; ne yapsa nafile ; yüreğine ulaşamaz.
Başkası için özel olan, senin gözünde dünyanın en sıradan insanıdır ve ... yüzüne bakmaz kimisi vazgeçemediğim dediğinin...
Gönlümüzdür hükümdar ; kime ne paye vereceğini o belirler.
Kimine dost, yar, kimine tanıdık, arkadaş deyip, çıkar işin içinden...
Özünde iyi olduğuna inansam da insanların, herkesi sevemem onun yüzünden...
Hem, kalabalıktan da hoşlanmaz zaten ; sevginin, sevdiklerinin hakkını vermek ister.
Sonuçta, sevmek büyük bir sorumluluktur ; emek vermek gerekir, ilgilenmek...
SEVDİĞİM HER İNSANIN YAŞAMINA BİR ANLAM KATMALIYIM ; zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı ;
dost dediğim insanlarla aynı zaman dilimini paylaşmak !..
Hani, bilirsiniz işte !.. Dostlar vardır çiçek gibi ; koklar koklamaz alır götürür bütün yüklerinizi...
Evsizseniz ya da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya ; uzundur kış geceleri...
Dostlar vardır soba gibi ; yüreğindeki ateşle ısıtır ellerinizi...
Dostlar vardır ; fırtınada sığınak, güneşte gölge ; yanarken buz gibi su dökmez üstünüze ; aksine, harlandırır ateşi ; bilir ki, yanmayanı hiçbir şey söndüremez.
Dostlar vardır, yıldız gibi ; hava kapalıyken bile, kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde...
Dostlar vardır, arada bir uğrayıp alt üst eder yaşamınızı ; dili zehir zemberek, bakışları keskindir.
Dostlar vardır gül gibi ; sarılırken yaralanmayı göze almanız gerekir. Hani, kiminin yoluna halı sersen kar etmez ; dostlar vardır, minder de kafi gelir ; sen olursan fark etmez.
Dostlar vardır ; rakısız çözülmez dili, muhabbeti çekilmez ; dostlar vardır, efkarının sebebi bir bardak demli çaydır.
Dostlar vardır, omzu her derde devadır.
Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir.
Dostlar vardır dağ gibi vakur ; toprak kadar bereketli, mert...
Dostlar vardır ; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi ; şiir kadar büyük...
Dostlar vardır türkü gibi ; her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını ; yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine...
Dostlar vardır baki ; tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün !.. Zamana ve darbelere ; yollara ve hasretlere dirençli...
Dostlar vardır, közde mısır, kadehte şarap ; ateşte yanmanın da, şarapla sönmenin de tadı damağındadır.
Dostlar vardır ; yüreğine kök salmış bir çınardır ; hiçbir şey deviremez ; gönülden gönüle kurulmuştur köprüler ; ne yaşansa atılamaz !..
Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz...
Dostluklar vardır, erken dolar vadesi ; dostluklar vardır, devam eder ahrette !..
İşte böyle dostlardır ; her şeye lanet ettiğin günlerde bile, yaşamını güzel kılan...
Gönül, her yerde onları arar. Ve bulduğunda haber gönderir bize ; bir sıcaklık yayılır yüreğimize ; bunda bir iş var deriz, takılırız peşine...
Dost olalım gönlümüzle !...
.....................

yollayan: sakinn

ÖLÜMÜ HESABA KATMAMIŞTIK
Küçük kızım Eskişehir Osman gazi üniversitesini ve istediği bölümü kazanınca pek sevinmemiştik; biz daha çok İzmir i istiyorduk. Ama bunda da bir hayır ve nasip böyleymiş dedik. Kızımızı Eskişehire okula yollayıp onu önce özel bir yurda daha sonra iki kız arkadaş bir ev tutup oraya yerleştirdik. .Kızım sıcak kanlı güzel giyinmesini bilen alımlı birisidir ve ayni zamanda terbiyeli, saygılı son derece dürüsttür.. Evin küçüğü olduğu için biz ona prenses der birazda şımartır her istediğini yerine getirmeğe çalışırdık ama o her zaman ne istediğini bilen biridir. İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar her zaman çok başarılı öğrenci olmuştur, istediği mesleğe de sahip oldu .Çok şanslı idi ta ki 13 Kasım 2002 gününe kadar.

Üniversite birde iken bir hafta sonu 10-12 arkadaş Bursalı bir arkadaşlarının babası vefat etmiş onlara başsağlığı dilemek içim gelmişler. Sabah erken saatte idi kızım bana telefon etti arkadaşları ile geldiklerini söyledi . Bende hepsini bize kahvaltıya getirmesini söyledim. Onlar gelinceye kadar sofrayı hazırladım. Hepsi masaya oturdular kızımla ben mutfakta çay servisini hazırlarken kızım bana ; anne sana erkek arkadaşımı tanıştırayım; dedi bende hangisi diye sordum?.. Masada duvar kenarında oturan dedi içeri girdiğimde dediği çocuğu baktım saçları uzun zayıf ve çelimsiz bir delikanlı idi. Tekrar mutfağa döndüğümde kızım daha yakışıklı birini bulmadın mı dedim. Kızım anne o içerde kilerin içinde huyu ve ahlakı en iyi olan çok iyi bir insan dedi. Arkadaşları Kız Erkek karışıktı ama içlerinde en mahcup ve sessiz olanı o idi. Tekrar bakınca kanım ısındı ona. Eskişehire gidip geldikçe onu daha sık görüp yakından tanıyınca onu çok sevdik . Sanki yıllardan beri tanıyormuşuz gibi hatta kızımın erkek arkadaşı gibi değil oğlumuz gibi sevdik. Çok başka bir insandı sanki yeryüzüne inmiş bir melek gibi idi huyları insanlığı ve davranışları ile onu bu dünyada sevmeyen hiç kimse yoktur.. Sonsuz sevgi ve itimadımızı kazanmıştı. Ailemizin bütün fertleri onu çok sevmiştik. .Bir gün kızımla ikisi okul bitince evlenmek istediklerini söylemiştiler bana. Bende Bak Hakan sana söz veriyorum evlenmek için kararlı iseniz size elimden gelen her türlü yardımı ve kolaylığı yapacağım. Hiçbir zorluk çıkarmam yalnız bir şartım var : Önce okul bitecek askerliğini yap işe gir ekonomik özgürlüğünü kazan ailene yük olma ve ne zaman isterseniz evlenebilirsiniz dedim. Dediğim gibi oldu okul bitti hatta mezuniyet töreninde bulundum, hem kızımın hem de Hakanın mezuniyetini görmek benim için hayatımın en mutlu olduğum günlerden biri idi , o anki mutluluğumu anlatamam. Askere gitti giderken bize geldiğinde onu uğurlarken sanki kendi öz oğlumu yolluyormuşum gibi çok gururlandım benim oğlum olmamıştı üç kızım vardı ama Hakan bize oğul sevgisini tattırdı ve yaşattı. Arkasından oğullarını askere yollayan anneler gibi bende ağladım . Şanslı idi askerliğini İzmir ve İstanbul da tamamladı. İstanbul da iken hafta sonları bize evci çıkıyordu, her gelişinde hepimiz büyük bir sevinç ve mutluluk yaşıyorduk onu çok seviyorduk ve özlüyorduk.

Askerlik bitti Aliağa da işe girdi nişanlanmak istediler aile arasında çok güzel bir nişan merasimi yaptık şunu da belirteyim çok iyi bir ailesi var öyle bir evlat yetiştirdikleri için ne mutlu Annesine ve Babasına aramızda en ufak bir anlaşmazsızlık çıkmadı. Her iki ailede evlatlarının mutluluğu için tam bir anlayışla ve olgunlukla davrandık her şeyin makul olanını yaptık. Bir sene nişanlı kaldılar bu arada taksitle ihtiyaçları olan eşyaları aldılar , düğün istemediler çok kalabalık ve güzel bir nikah merasimi ile evlendiler. O gün herkesin mutluluk temennisi ile onlar muratlarına erdi....Sekiz sene beklemenin sonu mutlulukla noktalanmıştı...Hakan a oğlum sana kızımı verdim o sana emanet onu mutlu et sakın onu terk etme birbirinizi sevin sayın, evlilikte aşk biter ama sevgi ve saygı devem ettiği müddetçe o evlilik ömür boyu sürer. dedim
Bir buçuk sene İzmir de, on ayda İstanbul da oturdular . Çok güzel ve mutlu bir yuvaları vardı Hakan'ım damat gibi değil öz oğlum gibiydi. Ondan kızımı sakın terk etme derken ÖLÜMÜ HESABA KATMAMIŞIM . Ona kalsa asla kızımı terk edip gitmezdi ama dünyanın zalim gerçeği her şeyi altüst etti 13 KASIM 2002 de geçirdiği trafik kazasında 28 yaşında ölüm onu bizden kopardı aldı......

Karşı taraf ona çarpan 8/8 kusurlu olduğu halde hala dışarıda özgürce yaşarken mahkemesi devam ediyor hala cezası verilmedi nasıl yaşasın Türk adaleti diyebiliriz bilemiyorum!.......
Cennet mekanın olsun oğlum...sana kalsa sen bizi üzmezdin ama ne diyeyim tanrının sana yazdığı ömür bu kadarmış ama SENİ ÇOK ÖZLÜYORUZ bu özleme dayanmak çok zor oğlum.....Hakan Beriş


yollayan :Perihan yılmaz 12.11.2003

adımı verdiğim anemon çiçeklerini tanır mısınız?


masumiyeti anlatan,adı her ne kadar da dağlalesi olarak geçse de doğada rengarenk açan...
hepimizin hayatındaki renkli dünyamız gibi sanki...

anemon.jpg

Anemon bitkileri duyargalarının üzerinde bulunan çok sayıdaki yakıcı kapsül, kendilerine herhangi bir şey dokunduğu veya sürtündüğü anda hemen açılır ve etkisi çok güçlü olan bir zehir salgılar. Bu, çoğu zaman zehiri alan canlının felç olarak ölmesine sebebiyet verecek kadar güçlü bir sıvıdır. Anemon bitkilerinin etki etmediği canlılar da vardır. Örneğin Anemon balıkları, Anemon bitkilerinin yakıcı kapsüllerinin arasında yaşayabilen nadir canlılardandır. Anemon balıklarının üzerinde bulunan "saydam madde" bitkideki bu yakıcı kapsülleri durdurabilecek niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık, gövdesini yavaş yavaş Anemonlar'a değdirmeye başlar. Üzerindeki saydam madde sayesinde zehirden çok fazla etkilenmeyen anemon balığının amacı yakıcı kapsüllerin üzerinde patlamasını sağlamaktır. Anemon balığı birkaç denemenin sonunda zehire bağışıklık kazanır ve bitkinin dokunaçlarının arasına yerleşir. Yeni doğan ve Anemon bitkilerine karşı hiçbir bağışıklığı bulunmayan balıklar da, diğerlerinin geçtiği aşamalardan tTek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah'tırek tek geçer. Anemon balıkları bu denemeleri tesadüfen yapmaya karar vermiş olsalayı neler olurdu? İlk seferde ya da daha sonraki denemelerinde balık patlatacağı kapsül sayısını tutturamayacağı için fazla zehir alıp ölürdü. Oysa böyle olmamıştır. İlk ortaya çıktıklarından beri Anemon bitkileri ve balıkları birlikte kusursuz bir uyum içinde yaşamaktadır.

Çünkü Allah yarattıklarını en iyi bilendir, koruyandır.

ANKARA / Şubat 1975

YAĞMUR !...

Ankara 'nın kışları hep böyle mi olurdu ?... Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur ve insanın iliklerine kadar işleyen bir soğuk. Ve bu soğukta, yağmurdan sırılsıklam olmuş, elleri cebinde, titriyerek yürüyen ben...

Bu sokaktan şimdiye kadar bir çok sefer geçmiş olmama rağmen bugüne kadar hiç dikkatimi çekmemiş olan bir kapı gözüme çarptı. İçeride bir kahvehane veya çay ocağı olmalıydı. Bir bardak çay içip, biraz ısınır, kurulanır ve bu aradada yağmurun dinmesini beklerim düşüncesiyle kapıdan içeri girdim. Tahminimde yanılmış ve çok da şaşırmıştım. Kahvehane veya çay ocağı olmadığı kesindi. Daha çok meyhaneye benziyordu. Bir an geri dönüp, çıkmak geçti aklımdan ama dışardaki yağmur ve soğuk.. "Girmiş bulundum bir kere, boşver" dedim ve tam karşıdaki boş olan masaya doğru yürüdüm.

Üstümdeki pardüsüyü çıkarırken, acaba bir vestiyer veya pardüsüyü asabileceğim bir askı var mı diye etrafa bir göz attım. Böyle bir yerde böyle birşeyin olması mümkün değildi ama yine, öylesine de olsa bakmıştım işte. Pardüsüyü masadaki sandalyelerden birinin arkasına astım. Saçlarımdan yüzüme doğru damlamakta olan suya engel olmak ve saçlarımı kurulamak için kullanmış olduğum mendil, su gibi olmuştu...

Kapıdan içeri girdiğim andan beri tüm gözler üzerimdeydi. Yağmurda çok fazla ıslandım, komik bir görüntüm olmalı, bu komik halime bakıyorlar diye geçirdim aklımdan. Bu durum beni çok rahatsız etmişti ama böyle bir durumda ne yapabilirdim ki ?... Üstümdeki bakışlar ve bu bakışların sahibi olanların yüzlerindeki ifadeler, benim halimi komik bulmaktan daha çok, meraktan kaynaklanıyor gibi geldi bana. Çevreme ve çevremdeki insanlara biraz daha dikkatli bakınca, gördüğüm manzara şaşkınlığımı daha çok arttırdı !...

İçerinin çok virahane ve salaş (!) bir görünümü vardı.. 13 tane tahta masa ve masaların etrafında eskimiş, sanki her an kırılacakmış gibi duran tahta sandalyeler.. Çok uzaktan gelen ve eğer dikkat edilmezse duyulması mümkün olmayan bir müzik. Çalmakta olan bir Türk Sanat Müziği parçası idi. Ve anlayabildiğim kadarıyla, çok eski bir parça olmalıydı. Masaların üstünde ; (Çocukluğumda bizim evdeki yemek masasının üzerinde de böyle bir örtü vardı. Ayrıca her kış geldiğinde soba kurulurken annem, bu örtülerden bir tanede mutlaka sobanın altına koydururdu.) muşambadan masa örtüleri.. Masaların hepsinin üzerinde, birbirinin aynı olan bir cam şişe ve cam bardaklar. Burası nasıl bir meyhaneydi ki, hiç bir masanın üstünde meze tabağı veya yemek tabağı yoktu !.. Bir cam şişe, cam su bardakları, bir adet (sanıyorum kuruyemiş için olmalıydı) cam kase ve kül tablaları.. Ve beni, tüm bunlardan daha çok şaşırtan şey, masalarda oturanların hepsinin yaşlı olmasıydı... 65, belki de 70 yaşın üstündeki insanlar. Ve bu insanların arasında, onlardan yaş olarak çok küçük olan bir tek kişi : O da ; Ben !...

" - İstersen şu masaya geç, orada daha rahat edersin" dedi, hemen kapının girişindeki boş olan masayı göstererek yaşlı adam. Sanıyorum buranın sahibiydi çünkü ortalıkta garsona benzeyen hiç kimse yoktu. Kafamı kaldırdım ve gözgöze geldik. Gözlerinde sıcak ve sevecen bir gülümseme vardı, aynı zamanda da merak !... Saçları kırlaşmış, avurtları çökmüş, elmacık kemikleri iyice belirginleşmiş ve yüzünde yaşlılığın verdiği derin çizgiler oluşmaya başlamıştı. Sabah traş olmuş olmalıydı ki, yüzünde hiç sakalı yoktu. Bir an ona nasıl hitap edeceğimi kestiremedim ve ;

- Sağol... Teşekkür ederim amca !.. Buraya oturmuş oldum bir kere, hem burada da rahatım. Önemli değil... İçecek ne var ?

- Şarap !...

- Kola, bira veya daha başka birşey yok mu ?

- Hayır, burada sadece şarap var... Şaraptan başka birşey bulunmaz !...

- Ne yapalım, o zaman ben de şarap içerim. Bir bardak şarap alayım, yanında yiyecek olarak ne var ?

- Burada bardakla şarap yok, şişeyle !... İstersen ufak bir şişe getireyim... Yanında da leblebi !..

- Leblebiden başka, fıstık, fındık falan da birşey yok mu ?

- Hayır sadece leblebi... Başka birşey yok !...

- Ne yapalım, öyle olsun o zaman...

Birazdan elinde bir şişe ve içinde sarı leblebiler olan küçük bir cam kaseyi getirip masaya bıraktı. Diğer masalardakine göre daha küçük yeşil bir şişeydi. Şişenin ağzı açıktı ve üzerinde etiket yoktu. Diğer masalardaki şişelere baktım, onların üstündede etiket yoktu. Hatta yeni şarap istendiğindede, masadaki şişe götürülüyor ve sanıyorum aynı şişe doldurulduktan sonra geri getiriliyordu...

Burası bir hayli ilginç gelmişti bana. Şimdiye kadar böyle bir yeri hiç görmemiş ve hiç kimsedende duymamıştım. Birahaneleri ve meyhaneleri biliyordum ama bu şekilde bir "Şaraphane !.." olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Sahi buranın adı neydi acaba ? Olsa olsa, şaraphane olur diye geçirdim içimden. Burası benim bildiğim birahaneler veya meyhanelere hiç benzemiyordu. Oralardaki gibi ; ne sesi sonuna kadar açılmış, bangır bangır çalan bir müzik, ne de bağıra çağıra konuşan insanlar vardı. İnsanın içine huzur veren garip ama hoş bir sessizlik vardı. Hiç kimseyi rahatsız etmeyen, derinden gelen bir müzik ve yandaki masadan bile duyulması çok zor olan, alçak sesle sohbet eden insanlar. Sanıyorum çoğu zamanda, gözleri ile konuşmayı tercih eden insanlar...

Neden aralarında hiç genç yoktu ? Yoksa diğer gençlerinde, benim olduğum gibi böyle bir yerden haberleri yok muydu acaba ? Sanıyorum haberleri olsa bile, sadece şarap içip, sarı leblebi yemek için böyle bir yere gelmezlerdi. Böyle sakin ve sessiz bir yerde ne kadar durabilirlerdi ki ?...

Maltepe'de, neredeyse Ankara'nın göbeği sayılan bir yerde, böyle bir yerin olması !.. Önünden o kadar çok geçmiş olmama rağmen, nasıl olmuştu da burayı hiç farketmemiştim. Eğer bardaktan boşalırcasına yağan bu yağmur olupda, bu kadar ıslanmamış olsaydım, bugün de fark edemeyecektim ya... Acaba gözümün önünde olupda, böyle farkedemediğim daha neler vardı hayatımda ?...

.........................................

yollayan :sakinn

dg12_2_.jpgg_zel.jpg

anemon2@mysite.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın