|
|
|
Bir zamanlar, ormanın eteklerinde anneleriyle birlikte yaşayan üç kedi kardeş varmış. Cesur ve meraklı olanın ismi Duman'mış, hertarafı parlak siyahmış; yalnızca karnında bir beyaz beneği varmış. En büyükleri Titiz krem rengiymiş. Kocaman bir kuyruğu varmış. Tüyleri her zaman temiz ve kabarıkmış. En küçükleri Minik ise sarı tekirmiş. O kadar safmış ki Duman'ın bütün şakalarına inanırmış, hatta ormanın balık ağaçlarıyla dolu olduğuna bile.
Bir sabah, tombul tırtıllarla yaptıkları kahvaltıdan sonra, üç kardeş ormanda dolaşmak istemişler. Duman hemen kontrolü eline almış, "anneciğim merak etme, ben onlara göz kulak olurum" demiş.
Anneleri, orman gibi tehlikeli bir yerde tek başına hiç birisine güvenemezmiş ama hepsi birlikte, biribirlerini dengeleyerek, doğru kararları alabileceklerini düşünmüş. Annelerin her zaman yaptığı gibi, kocaman dikkat uyarıları yaparak gitmelerine izin vermiş. Böylece, başta Duman kaptan, küçük tabur yola koyulmuş.
Orman çok eğlenceliymiş. Oynayacak çeşit çeşit küçük böcek ve hayvanlar, rüzgarda kovalayacak yapraklar, tırmanacak yüksek ağaçlar varmış. Duman'ı en çok şaşırtan da, kuyruğunu Duman'ın pençesinde bırakıp kaçan kertenkele olmuş.
Minik artık çok yorulduğunu söylediğinde hala kendilerini oyundan alamıyorlarmış. Hepsi yorgunmuş ama aç değillermiş. Çünkü oynadıkları küçük yaratıklardan bazılarını mideye indirmişler.
|
|
Artık eve dönme zamanı geldiğine karar verip geri dönmüşler. Ama bir süre yürüdükten sonra bulundukları yerleri daha önce hiç görmediklerini farketmişler. Titiz, endişeyle "galiba kaybolduk" demiş. Gelirken yola dikkat etmediklerine pişman olmuşlar. Hava da yavaş yavaş kararmaya başlamış.
Ormanın gece çok tehlikeli olduğunu anneleri hep söylermiş. Baykuş, tilki gibi gece hayvanlarının onları avlayabileceğini anlatırmış. Birilerinin akşam yemeği oluruz diye çok korkmuşlar. Duman, "en iyisi geceyi geçirecek güvenli bir yer bulmak," demiş. Kendisi gibi yaramaz arkadaşlarından orada mağaralar olduğunu duyduğu için birlikte tepelere doğru yönelmişler.
Yorucu bir arayıştan sonra, yamaçtaki karanlık bir oyuğun önünde durmuşlar. Oldukça ürkütücü görünüyormuş. Ya yırtıcı bir hayvanın yuvasıysa? Ya içerde hapsolurlarsa? Bilirsiniz, kediler köşeye sıkıştırılmaktan çok korkarlar. Fakat Duman hiç korkmadan öne atılmış. Titiz, böyle atılgan bir kardeşi olduğu için şükretmiş.
|
|
|
Mağaranın içi simsiyahmış. Fakat, kediler karanlıkta görebildiği için korkmamışlar. Mağaranın girişi bir canavarın ağzına benziyormuş, kocaman dişler gibi sarkıtlar, dikitler varmış; sarkıtların ucundan su damlıyormuş. Ancak kedilerde görülen müthiş bir sabırla, çok yavaş ilerlemişler. Ama ıslanmayı hiç sevmedikleri için, üzerlerine sıvaşan su ve çamurdan çok rahatsız olmuşlar, üstelik silkinecek yer yokmuş.
En sonunda, dar geçit genişlemiş ve bir odacık olmuş. O kadar yorgunlarmış ki, hemen uykumak istiyorlarmış ama önce kendilerini fırçalı dilleriyle tarayıp temizlemişler. Hiçbiri derin uyuyamamış, kedi-uykusu denilen uyuklamada gözler kapalıyken kulaklar nöbet tutar.
Sabah olunca etrafı incelemeye koyulmuşlar ve kayaların arasında gizli bir geçit bulmuşlar. Duman, geri dönmeden önce geçite bir göz atmak için inat etmiş. Diğerleri pek istekli değilmiş ama geçitin arkası aydınlık görünüyormuş, belki başka bir çıkış vardır diye denemeye razı olmuşlar.
Işığa yaklaştıkça, kulaklarına su sesi gelmeye başlamış. Birden geniş bir bölüme gelmişler. Bembeyaz,rüya gibi bir yermiş; yeraltı deresi küçük bir göl oluşturuyor, beyaz travertenler göz alıyormuş. Kenarlarıda kocaman mantarlar varmış. Tepedeki bir açıklıktan da içeri ışık süzülüyormuş ama kedilerin tırmanması için bile çok yüksekteymiş.
Bir köşede yığılı sandıklar görmüşler. Minik çok korkmuş, ya korsanların gizli hazinesini buldularsa? Ya korsanlar geliverirse? Ya hırsız kedi diye onları yakalayıp cezalandırırlarsa? Ama Duman yılmamış, "en azından annemize bir şey götürebiliriz, bunu hakettik" demiş. Sandıklara doğru yürürken Titiz mırıldanmış, "Zaten kediyi merak öldürür!"
Duman hiç beklemeden siyah bir sandığın üzerine atlamış. O kadar çok toz kalkmış ki, Titiz öksürmeye başlamış. Fakat uzun zamandır kimsenin oraya dokunmadığını anlayıp rahatlamışlar. Duman sandığı iyice koklamış. Sonra paslı kilidi açmış ve BAAAM, şiddetli patlamalar başlamış. Kedicikler kendilerini kayaların arkasına atmış, kalpleri yerinden fırlayacak gibiymiş. Bütün mağara sarsılıyormuş. Bir süre sonra Duman yerinden çıkıp bakmış,"havai fişekleri!" diye bağırmış. Yavaşça diğerleri de çıkıp bu ışık fıskiyesini seyretmeye başlamış. Fakat, Kediler fazla gürültüden hoşlanmazlar. Bu yüzden Duman gidip kapağı kapatmış.
Sıra Titizdeymiş, atlayıp gümüş renkli bir sandığı açmış. Açar açmaz da hepsinin gözleri kamaşmış. Sandığın içi kıymetli taşlarla, mücevherlerle doluymuş; ışık gelince mağaranın duvarlarında yüzlerce gökkuşağı oluşmuş. Kediler fazla renk görmese de görünü o kadar güzelmiş ki, bu sandığı hiç kapatmak istememişler. Artık Minik de cesaretlemiş, pembe bir sandığa tırmanmış ve kapağını açmasıyla birlikte, havada çeşit çeşit boy ve renkte köpükler uçuşmaya başlamış. Üç kardeş köpüklerin peşinden koşup patlatırken kahkalar atıyorlarmış. Köpükler odayı doldurduktan sonra, tepedeki açıklıktan dışarı, ormana doğru uçuşuyorlarmış. Dışarıda, ormandaki hayvanlar da, tepelerden yükselen baloncuklara şaşkınlıkla bakakalmışlar.
Evde ise, kediciklerin annesi merak içindeymiş. Arkalarından ormana koşup, etrafı koklayarak yavrularını aramış; dolaşırken de bir taraftan ağaçlara sürtünerek kendi kokusunu bırakıyormuş.
Kedi kardeşler bir süre sonra ormana dödüklerinde, annelerinin kokusunu ilk farkeden Titiz olmuş ve annelerini bulana kadar da kokuyu kaybetmemişler. Anneleriyle buluştuklarında, birbirlerini yalayıp taramaya başlamışlar ve bütün orman keyifli kedi mırıltılarıyla dolmuş. Hep birlikte eve dönmüşler.
Kedi kardeşler mağarayı bir aile sırrı olarak saklamışlar. Önce kendileri, sonra yavruları, sonra onların, ve onların yavruları, zaman zaman mağaraya gidip eğlenmişler.
Ve hiç kimse, sandıkları oraya kimin koyduğunu öğrenememiş.
|
|