|
|
|
Minik horoz Pikolo, yemyeşil ormanlarla çevrili bir köyde, sevimli bir tavuk çiftliğinde dünyaya gelmiş. Zaten bütün köy tavuk çiftlikleriyle doluymuş. Köyün sembolü bile tombul beyaz bir tavukmuş. Köyün çiftçileri, yakındaki şehrin marketlerine yumurta ve tavuk satarak geçinirlermiş. Ama bu hayvanlar, sıkış sıkış kümeslerde büyütülen tavuklardan çok daha şanslıymış. Çiftlikler biribirine çok yakın olduğu için bütün gün serbestçe dolaşıp arkadaşlık eder, akşam olunca da kendi kümeslerine dönerlermiş.
Pikolo, Kocagaga tavuğun 16 civcivinden biriymiş; üstelik de tek horozmuş. İsminden de anlaşılacağı gibi, Kocagaga büyük, güçlü, ve biraz öfkeli bir tavukmuş. Üstelik çok becerikliymiş; bazen günde iki yumurta birden yapabilirmiş. Yavrularını da gözü gibi korurmuş. O ortalıktayken diğer tavuk anneler rahat eder, hiçbir kedi veya köpeğin onlara yaklaşmaya cesaret edemiyeceğini bilirlermiş. Kocagaganın iri çiftlik köpeklerini nasıl kovaladığı, köyde efsane gibi anlatılırmış.
Pikolo mutlu bir horozcukmuş. Kardeşleri ve arkadaşlarıyla birlikte bütün gün neşe içinde koşturup oynarmış. Arkadaşlarna şaka yapmayı, onları şaşırtmayı çok severmiş. Çiftçinin kızı da bazen onlarla oynar, mısır ve yem verirmiş. Pikolo arasıra bahçede bulduğu tombul böcekleri, solucanları da afiyetle midesine indirirmiş.
|
|
Bir sabah Pikolo erkenden uyanmış. Uzaklardan horozların "ü-ürü-üüüüü" sesleri geliyormuş. Pikolo dışarı çıkmış, önce bacaklarını, sonra göğsünü germiş, kafasını iyice sallamış, ve tiz bir "bobo-li-boooo"patlatmış. Sesi öyle kuvvetliymiş ki, annesi neredeyse tek ayak üzerinde tünediği yerden aşağı düşüyormuş. Hemen civcivleriyle birlikte dışarı çıkıp Pikolo'nun yanına gelmiş. Kardeşleri uykulu ve şaşkın gözlerle ona bakıyormuş. Kocagaga:
- Bu da nesi? Demiş.
- Bakın ben artık insanları uyandıracak kadar büyüdüm, demiş Pikolo böbürlenerek, "Bundan böyle çiftçi ailesini uyandırabilirim."
- Hımmm, diye düşünmüş Kocagaga,"O halde düzgün ötmeyi öğrenmelisin."
Hemen o sabah Kocagaga, Pikolo'yu arkadaşı Tuba'ya götürmüş. Tuba oldukça yakışıklı, gür sesiyle tanınmış bir horozmuş. Tavuklar onun ötüşünü hayranlıkla dinler, horozlar da ondan çekinirmiş. Kendini beğenmiş Tuba, Kocagaga'nın kendisinden bir şey istemesinden gururlanıp Pikolo'yu eğitmeyi hemen kabul etmiş.
Tuba, Pikolo'yu alıp kalabalık alana götürmüş, ona göstermek bahanesiyle, çeşitli tonlarda "ü-ürü-üüüü"ler şakımış. Sabah serenadını adeta bir gösteriye dönüştürmüş. Etrafta toplanan tavuklar, civcivler, horozlar,"bravo" diye bağrışmışlar. Sonra Pikolo öne çıkmış. Diğerlerinin ilgisinden memnun, gerinmiş, kanatlarını açıp kapamış, ve uzun bir "bo-bo-li-boooo" çıkartmış. Önce bir sessizlik olmuş. Şaşkınlıktan Tuba'nın gagası açık kalmış. Sonra, tavuklar, civcivler ve, özellikle genç horozlar, çılgın gibi gülmeye başlamışlar. Kahkahalar arttıkça Pikolo utanıp sıkılmaya başlamış. O sırada Kocagaga araya girip, herkese kendi işine gitmesini söylemiş ve Pikolo'yu doğruca kümese getirmiş. Pikolo, belli etmemeye çalışsa da, annesinin çok üzgün olduğunu anlamış.
Not: Tuba ve Pikolo (Piccolo), nefesli müzik aleti isimleridir.
Piccolo minik flüt; Tuba ise pirinç alaşımından yapılmış nefesli çalgıdır
|
|
|
Ertesi sabah Pikolo kendisini çok mutsuz hissetmiş. Herkesin kendisiyle nasıl alay ettiğini düşünüp dertlenmiş. Bahçeye çıkınca da, genç horozlar taklidini yapıp gülmeye, alay etmeye başlamışlar. Pikolo kümese saklanmış ve üç gün boyunca yaşlı gözlerle içeride oturmuş. Dışarı çıkmaya utanıyormuş. Kocagaga da günlük işlerini yaparken bir yandan Pikolo'yu gözlüyormuş.
Gece herkes uyuduktan sonra, Kocagaga Pikolo'nun yanına gelip tünemiş.
- Seni hepimiz çok seviyoruz, bunu biliyorsun, demiş, "Seninle alay eden arkadaşlarının da sevmediğini sanma."
- Ama beni gülünç buldular, alay ettiler, diye sızlanmış Pikolo.
- Bizden farklı olanı kolay kabullenemeyiz, hepsi bu, demiş. "Değişik bir şey görünce ya kızar ya güleriz."
Bir süre sessiz durmuşlar, sonra devam etmiş:
- Ama nadiren, farklı olan o kadar güzeldir ki, hepimiz hayran oluruz.
- Peki ben çok mu kötü ötüyorum? Diye sormuş Pikolo.
- İlk duyduğumda irkilmiştim, diye kıkırdamış Kocagaga, "Ama sesin güzel, ötüşün de ilginç."
Sonra ciddi bir sesle devam etmiş:
- İstersen diğer horozlar gibi "ü-ürü-üüü" yapmayı öğrenebilirsin. Tuba'yı seni çalıştırmaya razı ederim. Ama sen ötüşünün daha iyi olduğuna inanıyorsan çok çalışıp en güzelini çıkarmalısın. Belki o zaman kendini kabul ettirebilirsin.
O gece Pikolo uyuyamamış. Saatlerce, alçak sesle "ü-ürü-üü" yapmayı denemiş. Onun sorunu yapamamak değilmiş, sevemiyormuş bu ötüşü. Bütün gece karar vermeye çalışmış. Acaba gerçekten başarabilir mi? Herkes onun garip ötüşüne alışabilir mi? diye düşünüp durmuş. Sabahın ilk ışıklaryla birlikte, Pikolo kararını vermiş. Bol bol deneme yapıp ötüşünü mükemmelleştirecekmiş.
Sonraki günler, Kocagaga dahil herkes Pikolo'nun olanları unuttuğunu sanmış. Pikolo eskisi gibi kardeşleriyle oynuyor, sonra erkenden uykuya çekiliyormuş. Ama aslında uyumuyor, her gece kendi kendine kısık sesle alıştırma yapıyormuş. Ara sıra tek başına kırlara gidip sesini deniyormuş.Tam artık yeterince iyi öttüğünüı düşündüğünde, annesinin sözü aklına geliyor, daha da iyi yapmak için çalışmaya başlıyormuş.
Bir sabah, horoz seslerini dinlerken, deneme zamanının geldiğine karar vermiş. Dışarı çıkmış. Güneş karanlığı delmeye başlıyor, köylüler yavaş yavaş uyanıyormuş. Çiftçinin karısı kahvaltı için kümeste yumurta arıyormuş. Pikolo kanatlarını iyice geri atmış. İçi hevesle doluymuş. "Benim ötüşüm çok güzel" demiş kendi kendine. Ve uzun, bariton (kalın sesli) bir "BO-BO-LIBOOO" şakımış.
Bütün çiftlikte bir sessizlik olmuş. Sonra, etrafını tavuklar, uykulu civcivler, ve horozlar sarmış. Birkaç genç horoz gülmüş ama diğerleri öylece durmuş. Çiftçinin karısı şaşkınlıkla bakıp,
- Aman Allahım, ne güzel ses! Diye bağırmış.
Hemen eve doğru dönüp, çiftçiye ve kızına, dinlemeleri için seslenmiş. Sonra Pikolo'ya yaklaşıp,
- Haydi güzel horoz, tekrar öt, demiş.
Herkes sessizce bekliyormuş. Pikolo çok heyecanlanmış ama artık kendisine güveniyormuş. Annesinin sözünü hatırlamış: kendine güvenirse başarabileceğini düşünmüş. Gücünü toplayıp bu kez peşpeşe "BO-BO-LIBOOOO...BO-BO-LIBOOOO...BO-BO-LIBOO" diye ötmüş. Sesi gerçekten çok güzel çıkmış. Çiftçinin kızı ellerini çırpmış.
Çiftçi, eli çenesinde yaklaşmış:
- Bunca yıldır horoz yetiştiririm, hiç böyle ötenini görmemiştim, demiş.
- O çok özel, demiş çitçinin kızı gülümsüyerek, "onu ben besledim."
- Evet, demiş çiftçi, "Ona iyi bakalım, belki de köyümüzün yeni sembolü olur."
Kümeslerden neşe çığlıkları yükselmiş. Birkaç kıskanç horoz dışında hepsi Pikolo'yu tebrik edip alkışlamışlar. Pikolo, Kocagaga'ya bakmış, yüzünde şimdiye kadar gördüğü en kocaman gülümseme varmış.
|
|