|
Aynı dili konuşanlar değil,
Aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir
Mevlana
Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi Duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.
"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir
şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım;
cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla" O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap yok
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Hala cevap yok
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Gene cevap alamamış Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"
Hikayenin ana fikri:
Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki
kişilerde olmayabilir.
Problemlerin sebebini iyi analiz etmeliyiz.
MEHMET AKİF ERSOY DAN
Geleceği Karanlık Görerek Mücadeleyi Bırakmak
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, ´İki el bir baş içindir.´
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye´se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye´s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me´yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
En korkulu câni gibi ye´sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye´s ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel´un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev´ûd-u Hudâ´dan,
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: ´Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! ´
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me´mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
´İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ´ deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye´se kapılma.
14 Mart 1913
.
Mehmet Akif Ersoy
Şiirde yer alan bazı kelimelerin anlamları
Ati: Gelecek
Meyyit:Ölü
Esbab: Sebep. Sebepler.Bir şeyi gerçekleştirecek olan şeyler.
Ziya: Işık
Âlem:Dünya
Hakk-ı hayâtın:Hayat Hakkı
Ye´s: Ümitsizlik. Karamsarlık
Me´yûs: Kötümser. Karamsar
me´mûl: ,mümkün
E-POSTA OLSAYDI
Microsoft şirketinde temizlikçi olarak işe kabul edilen bir kişiye şirket yetkilisi, giriş işlemleri için birkaç belge getirmesi gerektiğini söyledi."Bana e-posta adresinizi veriniz ki" dedi. "Ben de size, getirmeniz gereken belgelerin listesini göndereyim."Temizlikçi adayı, boynunu büktü:"Benim e-posta adresim yok, efendim" dedi. "Çünkü henüz bir bilgisayarım bile yok."
Microsoft yetkilisi bu yanıttan hiç memnun kalmadı.
"Bir e-posta adresiniz olmadığına göre, ben de sizi, yaşayan bir kişi olarak kabul edemeyeceğim" dedi. "Bu durumda sizi işe almamız söz konusu olamaz."
Bir iş bulma sevincini bir anda yitiren adam, tüm serveti olan cebindeki on dolarıyla ne yapacağını kara kara düşünerek Microsoft binasından ayrıldı ve.gitti, on dolarlık domates satın aldı, sonra da kapı kapı dolaşarak bunları satmaya başladı. Akşam olduğunda serveti bir kat artmış, cebindeki on doları, yirmi dolara çıkmıştı. Adam, bu işi üç gün üst üste yaptıktan sonra, servetini 160 dolara çıkardığını görünce, bundan böyle geçimini domates alım satım işinden sağlamaya karar verdi. Her sabah evden biraz daha erken çıkıyor, eve biraz daha geç dönüyor ve parasını ise her gün bir kat daha artırıyordu... Kısa bir süre sonra işini daha da büyüttü. Önce bir el arabası, daha sonra ise bir kamyon satın aldı. Aradan beş yıl geçtikten sonra öykümüzün kahramanı kişi, Amerika´nın en büyük gıda dağıtımcısı olmuştu. Şimdi sıra, milyonlarca doları bulan serveti yanısıra, tüm aile bireyleri ve kendinin sağlığını koruyabileceği bir sigorta yaptırmaya gelmişti. Sigorta poliçesini hazırlayan acente görevlisi, gerekli kağıtların doldurulmasından sonra ondan, e-posta adresini istedi:"Bize e-posta adresinizi bırakınız ki, hazırlayacağımız ödeme çizelgesini size hemen gönderebilelim" dedi. Adam, büyük bir içtenlikle, büyük bir eksiğini açıkladı:"Fakat benim e-posta adresim yok ki..."Sigortacı, gözlüğünü indirdi ve adamın yüzüne şaşkınlık ve hayranlıkla karışık bir ifadeyle baktı:
"Çok tuhaf, e-posta adresiniz olmadan bir imparatorluk kurmuşsunuz" dedi ve kafasında biçimle-nen soruyu açık açık sordu: "Ya bir de e-posta adresiniz olsaydı" dedi. "Kim bilir o zaman ne olur-dunuz?" Adam, buruk bir gülümsemeyle yanıt verdi:
"Ne olurdum, çok iyi biliyorum" dedi. "Microsoft şirketinde temizlikçi..."
|
|
HEDEFİNİ BULAN SÖZLER
*NAZİK OLMAK İÇİN,
BİR GÜLÜMSEME BEKLEMEYİN.
*SEVMEK İÇİN SEVİLMEYİ BEKLEMEYİN.
*BİR ARKADAŞIN DEĞERİNİ ANLAMAK İÇİN,
YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYİN.
*ÇALIŞMAYA BAŞLAMAK İÇİN,
EN İYİ İŞİ BEKLEMEYİN.
ÖĞÜTLERİ HATIRLAMAK İÇİN,
DÜŞMEYİ BEKLEMEYİN.
*DUA'YA İNANMAK İÇİN,
ACILARI BEKLEMEYİN
*YARDIM EDEBİLMEK İÇİN,
ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYİN
*ÖZÜR DİLEMEK İÇİN,
DİĞERİNİN ACI ÇEKMESİNİ BEKLEMEYİN.
NE DE BARIŞMAK İÇİN, AYRILIĞI BEKLEYİN,
ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR
BİLMİYORSUNUZ.....
HER ZAMAN OLSA
Aslından aslı
Halbuki biz
Ne güzel gülerdik önceleri
Rahat ve dertsiz.
Aşk gelmezdi aklımıza
Nasıl olduysa
Sancılandı erik dalları
Ve arkasından
Ağaçlar dolusu tasa ...
Pençe pençe ayağa kalktı kartallar
Dağlar dizildi karşımıza
Buğulandı pırıl pırıl bakışların
Bir şey girdi aramıza
Halbuki biz
Ne güzel gülerdik önceleri
Rahat ve dertsiz
Bahar
Çiçek çiçek döküldü erik dallarından
Kaç sonbahar düştü kaldırımlara
Yaprak yaprak
Yıllar geçti
Yalnız gecelerini yaşayarak
Mumları avuçlarımla söndürdüm birer birer
Halbuki biz
Ne güzel gülerdik önceleri
Rahat ve dertsiz ...
HER ENGELE BAKIP KAÇMAYIN
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine
kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
Bakalım neler olacak?.
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,
saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene
kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar
vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir
köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı
ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı
ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden
sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin
durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu
vardı içinde.
"Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
"Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır."
|
|
|
*** ÖMER HAYYAM´IN DİZELERİ ***
İNSAN;yiyeceksiz, giyeceksiz edemez:
Bunlar için didinmene bir şey denmez.
Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış:
Bu güzelim ömrünü satmaya değmez.
Ailemiz , Yakınlarımız , Sevdiklerimiz , Arkadaşlarımız , Komşularımız ve Hayatı paylaştıklarımızla
birlikte geçirdiğimiz her anı önemsemek ve asla ama asla kalp kırmamak gerek hiç şüphe yok ,
Zira Kalp Kırmanın hiç ama hiç Telafisi de yok ...
DİLENCİ KIZ
Birgün, çelimsiz, küçük bir kız çocuğu, sokağın köşesine oturmuş; yiyecek, para, ya da alabilecegi herhangi bir şey icin dileniyordu.
Üzerinde yırtık, pırtık giysiler vardı; yüzü gözü kir içinde ve perişan bir haldeydi.
Kız dilenirken, sokaktan genç, canlı ve iyi görünümlü bir adam geçti. Kızı fark etmişti ama belli etmemek için dönüp ikinci kez bakmadı. Büyük ve lüks evine, mutlu ve rahat âilesinin yanina geldiginde, cok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu.
Fakat az sonra düşünceleri tekrar o fakir kıza takılıverdi. Duyguları bir şeylere itiraz ediyordu. Sonra kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah'a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin verdigi için?!. Ve şöyle bir cümleyle yakındı içinden:
*- " Böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için bir seyler yapmıyorsun Allah'ım?"
Sonra ruhunun derinliklerinden gelen bir cevap işitti:
*- "Yaptım. Seni yarattım!"
DEĞERİNİZE GÖRE DEĞER ALIRSINIZ
Meşhur piyanist Arthur Rubisnstein konserlerinden birinde küçük bir kızın
hatıra defterini imzalamakta tereddüt ediyormuş. Ellerinin çok yorulmuş
olduğunu ileri sürerek, küçük kızı başından savmaya çalışmış. Kız,
tereddüt etmeden şöyle demiş:
"Ellerinizin ne kadar yorgun olduğunu biliyorum ama inanın benim
ellerimde,sizinkiler kadar yorgun."
Arthur Rubinstein anlayamamış ve nedenini sormuş küçük kıza;
"Alkışlamaktan.." demiş küçük kız..
Karşınızdaki size değer veriyorsa eğer, siz de ona değer vermekten hiç
korkmayın...
UNUTMAYIN DEGER VERDIGINIZ KADAR DEGER GORÜRSÜNÜZ
EKLEMEK KOLAY DA...
Düşmanın bir mi? Sen ona bir daha ekle.
Üç mü, beş mi? Sen ona bir de kendini ekle.
Üçse dört, beşse altı de.
Ve sen, sana düşmanların en çetini oldun.
Bunu da böyle belle.
Ötekilerin gürültüleri ortasında sessizce düşün,
yalnızca senin suskun içinde olabilir barış.
Asla teslim olma, yine de herkesle uyum içinde ol.
Gerçeği sessiz, sakin söyle.
Açık yüreklilikle ve özgür akıl ile dinle
baskalarının düsüncelerini,
senden daha akılsız ve bilgisiz olsalar bile.
Bütün karanlığı versem size
giden geceyi durduramazsınız.
Işır, odamızın havası kaçar
çeşmelerinizden durduramazsınız.
Ben denize bakarım sandalca uzaktan,
Siz yüzersiniz,
bir kuş uçar
bir gemi geçer,
durduramazsınız.
~ Oktay Rıfat ~
SANA MUTLULUK DİLESEM DE...
Sana Muhtacım
Anladım ki
Bağlamaz artık hiçbir yaram seni
Anladım ki
Sen kaybolmuşsun
Uzağıma düşünce
Ben sana muhtacım
Anladım ki
Ne kadar susasam da
Ben sevgine açım
Ne kadar kaçsam da
Sana muhtacım
Unutma kucağını açmasan da
Omzuna düşer başım
Yanında olmasam da
Bil ki hayalinle dalar gözlerim
Sen duymasan da seni sayıklar dillerim
Sana koşar yüreğim
Nasıl sana çarparsa kalbim
Sana atar nabzım
Hala anlamadın mı,
Senindir ruhum bedenim
Senindir şu ömrüm
Bak gökyüzüne değil
Sana uzanır ellerim
Alırsan sen al bu canı
İznin olmadan
Eli değmesin Azrail in
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?
Bir Katılımcı: Hocam Allah´a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok.
Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti
bir şey söyler misiniz?
Cevap: (neredeyse otomatik olarak çıkar: ÖLÜM
Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir.
Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey
ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu
benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar: (Burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlarlar)
Cüceloğlu: Öleceğim belli ise , benim ölümcül bir hastalığım olduğuda açıktır...
Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır
Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir Katılımcı: Evet var.
Cüceloğlu: Ya Yarın ?
Bir Katılımcı: Evet.
Cüceloğlu: Ya 30 yıl sonra?
Bir Katılımcı: Olabilir.
Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ
salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
(Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü; genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.)
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim
bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? , Var mıdır böyle bir garanti?
Bir Katılımcı: Yoktur Hocam.
Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce
öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
(Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar) ve Bir Katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?
Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba
bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu
bilseydiniz,o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
Bir Katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.
Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın,gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden
çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı
iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular,tartışma yada gerginlik yaratırmıydı
Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun
boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona,
yüreğinizin derininden gelen bir ´Seni gerçekten çok seviyorum´ demeye ne gerek var diye düşünürmüydünüz
Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?
(Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız
olduğunu şimdi fark etmişlerdir)
Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz,
kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde ´Şimdi kalbini kırdım, ama
zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim´ diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz.
Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı
|
|
|
|