|
BU YAZI AYNI ZAMANDA ARTABEL GÖLLERİNİN TABİAT PARKI OLARAK İLAN EDİLMESİNİN HİKAYESİDİR....
Kar'a Kar Yağar Yıldız Göllerinde
Henüz çok küçük yaşlardayken, çocuk gözüyle Karaburga (Burgababa) dağlarına bakar, bu dumanlı dağların arkasında ne olduğunu hep merak ederdim. Başı göklere değen dumanlı dağlar çok gizemli gelirdi bana. Nasıl varılırdı oralara?
2995 metre yüksekliğindeki Karaburga dağının köylülerimiz üzerinde büyük bir etkileyici gücü vardır. Bu dağ ile köylülerin yaşamı bütünleştir diyebilirim Her yıl Aşığın Pınarı'na yapılan geleneksel ziyaretler bunun en belirgin kanıtıdır. Köylülerimiz yakın yıllara kadar sürdürülen BURGABABA ziyaretleri özlenir hayal edilir olmuştur.
Göç etmelerine rağmen bu geleneklerini sürdürebilmek için Köylerine turlar düzenleyen insanlar bu beraberliklerini devam ettirmeye kararlıdırlar, çünkü burada inanç biçimi yaşamının sürdürebilme hem de yaz ortalarında karlar üzerinde yürüme heyecanını yaşarlar.
Sağlığına güvenebilenler ise Karaburga tepesindeki şehitlik ziyaretinde bulunurlar.
Hasat sonu, yani, yayla yaşamınında bitiminde düzenlenen bu ziyaret törenlerinde kurbanlar kesilir, yemekler hazırlanır, horon tepilir, dostluk duyguları içinde güzel bir gün geçirilirdi. En güzel giysileri içindeki insanlarımız rengarenk biçimde doğayı süslerlerdi.
Halkımıza büyük bir zevk ve heyecan veren bir olay vardı ki o da Yıldız gölleri'ne yapılan geziydi. Bu gezi için önceden hazırlanılır, günün çok erken saatlerinde yola çıkılırdı. Gökteki ışıl ışıl yıldızlar yola çıkanlara kılavuz olurlardı. Bazen de Karaburga gezisinin devamı olarak Yıldız gölleri'ne gidilirdi.
Karaburga'nın sol tarafında Haşhaş deresi Kanyon vadisi, ötelerde Giresun'a bağlı Alucra toprakları alabildiğince gözler önüne serilmektedir. Sağ yanda ise Şiran ve Kelkit toprakları uzayıp gitmektedir.
Çevrenin doğal güzelliklerini izleyerek yol alınır ve üç dört saat sonra Cankurtaran ve Abdalmusa tepesine, sonra da Yıldız Gölleri'ne varılırdı. Yaz ve kış mevsimini bir arada barındıran Yıldız Gölleri yöresi gerçekten de görülmeye değerdi. Bir yanda dağların yamaçlarında serili bembeyaz kar örtüsü ve düzlüklerinde masmavi, buz gibi göller; diğer yanda yemyeşil çimenleriyle bir bitki örtüsü... Bu doğal cennet ortamında saatlerce eğlenen doğa tutkunu insanlarımız aynı yolardan geri dönerlerdi.
Çocukluğumda düşlerimi süsleyen yıldız gölleri'ni incelemek en büyük arzularımdan biri olmuştur yıllar yılı. Sonunda 1996 yılı Ağustos ayında bu isteğimi gerçekleştirebildim. Öncelikle, Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün onayını alarak aynı daireden arkadaşım olan Jeoloji Yüksek Mühendisi Mutlu Gürler ile birlikte Ankara'dan Gümüşhane'ye giderek Gümüşhane İl Gençlik ve Spor Müdürlüğü'nün hizmetimize verdiği şoför Yusuf yönetiminde Yıldız Gölleri'ne doğru yola çıktık. Yolumuz üzerindeki Musalla Köyü'nden 65 yaşında Mehmet Şahin adında bir kılavuz alarak yolculuğumuzu sürdürdük. Sonradan öğrendiğim kadarıyla bilmeden en uzun yolu katetmişiz.
Yıldız Dağı eteklerinde bulunan Yalınkavak (Soroyna) yaylasında aracımızdan indik. Şoförümüz, Gülaçar Köyü'nde bizi beklemek üzere yanımızdan ayrıldı. Rehberimizle birlikte taşıyabileceğimiz kadar yiyecek ve içecek ile çekim malzemelerimizi alıp, sisli ve dumanlı göller bölgesine doğru yola çıktık. Gece karanlığına kalma olasılığına karşı ışıldağımız, fenerimiz yanımızda hazırdı.
Görüş mesafesinin on ile yirmi metreye düştüğü bir ortamda yol aldık. Gördüğümüz doğal güzelliklerin, tür tür bitkilerin fotoğraflarını çektik. Bir ara sisten gözgözü görmez bir durumla karşı karşıya kaldık. Ne olura olsun geriye dönmek yoktu. Yürüyüşümüzü sürdürdük. Kılavuzumuzun açıklamasına bakılırsa bulunduğumuz bölge, Kurtuluş Savaşı'nda karargah olarak kullanılıyormuş. Gördüğünüz koğuş, fırın, aş evleri ve siperler. Ağustos ayının bu soğuk gününde bizi yıllar öncesine mücadele yıllarına götürdü.
Yedi buçuk saatlik bir yolculuk sonunda sis dağılınca kendimizi karlı dağların arasında bulduk. Beş tane gölün bulunduğu vadiyi görünce çok heyecanlandık. Bu arada akşam olmak üzereydi. Ancak sis tamamen dağılmıştı.
Bir sırtta bulunuyorduk. Buradan tüm gölleri görmeye çalışıyorduk. Bu arada çekimlerimi kesintisiz sürdürüyordum. Karşı tepelere doğru alçalıp batmaya hazırlanan güneşi izlemek insana doyumsuz bir keyif veriyordu. Çevrenin doğal yabanıl güzelliğini doya doya izledikten sonra ince derecikleri izleyerek Artabel Köyü'ne doğru yürümeye başladık. O kadar yorulmuştuk ki, bacaklarımızda bizi taşıyacak güç kalmamıştı.
Saat 22.00'de şoförümüzle buluştuk. O geceyi bir köy evinde kalarak dinlendikten sonra ertesi gün erkenden Yıldız Gölleri'ne yeniden gitmek üzere bir kez daha hazırlandık.
Orman İşletme Müdürlüğü'nün görevlendirdiği Beşkilise Köyü'nden şoför Hüseyin yönetimindeki bir araçla yola çıktık. Bu kez yanımıza kılavuz olarak Hasköy (Soğuksu) Çarık Mahallesi'nden Temel Yazgan adındaki bir başka Kılavuz aldık.
Yol boyunca türlü meyve bağları gördük. Karşımızda boy atmış olan karlı dağların muhteşem güzelliğinin tutsağı olmuştuk. Bir tepenin üzerinde gördüğümüz yer köprü biçimindeki dev bir kere bizi büyülemişti. Biraz ilerde kale görünümünde bir tepe gördük Bu tepenin doğallığı bozulmadan üzerine kale ve burçlar yazılmıştır. Bu görünümler bizi yüzyıllar öncesine götürmüştü.
Artabel Köyü'nü geçtikten sonra Şelaleler Bölgesi'ne vardık. Burada, halkımızın yakından tanıdığı Tutya adındaki çiçekle karşılaştık. Uzun gövdeli, pembe, beyaz renkli Tutya doğayı süslüyordu. Burada birbirinden güzel daha nice nice çiçekler vardı. Dün gecenin karanlığında farkına varamadığımız güzellikleri şimdi doya doya izliyorduk.
Bir gün önce duman ve sisler yüzündün yapamadığım çekimi şimdi bol bol yapıyordum. Doğa bana sanki özellikle poz verir gibiydi.
Sonunda küçük bir ova büyüklüğündeki Karagöl'e vardık. Sol yanımıza Cankurtaran Dağı'nı alarak batıya ilerliyoruz. Karşımıza çıkan Aygır gölleri hayvan figürlerini andırıyordu.
Burada dağlar arasına dört mevsim sıkışmıştı. Uzaklardaki çam ormanlarının berisinde içi kar, buz dolu, mavimsi, yeşilimsi beş tane göl dağa tutkunları tarafından görülmeye değerdi doğrusu.
Çevresinde iki isimsiz göl daha bulanan Artabel Gölü'ne ulaşmamız mümkün değildi. Bu gölleri görebilmek için çadır kurup gecelememiz gerekiyordu. Çadırınızı ister karın üzerine ister çimenlerin üzerine kurun. Ağustos ayında kar hiç eksik olmaz burada. Onun için "KAR'A KAR YAĞAR" denir buralarda. Bu güzellikleri daha önceleri sadece duymuştum. Hayal etmiştim. Şimdi ise yaşayarak gördüm, öğrendim. İşte size DOĞA FARKI.
Buradan tek tek görmeye çalıştığımız göllerin tamamını Gümüşhane/Şiran Yeniköy ve Kırıntı köylerine yakın olan Karaburga'dan (Burgababa) geçerek ulaşabileceğiniz Abdal Musa tepesinden kuşbakışı olarak rahatça görebilirsiniz.
Yöremize Dağ turizmini kazandırabilmek amacı ile bu güzellikleri size anlatma gereği duydum.
Tabiat parkı olma özelliği ve Teknik bilgileri MUTLU GÜRLER hazırladı.
Yazar
Cevat Günel-ANKARA
Foto-Ressam
http://www.karaburga.com/
|