|
Engebeli arazi boyunca ilerliyor, çok değişken topografik özelliklerin tadını çıkarıyordum. Rota boyunca yalçın ve dik dorukların, ana dere ve yan derelerin görüntüsü bana eşlik ediyordu. Yükseklik arttıkça karşıma yer yer yumuşak düzlükler çıkıyordu. İlerledikçe subalpin çayırlıklar yerini alpin çayırlıklara bırakıyor, toprak yapısı, eğim ve rutubete göre farklı bitki türleri kendini gösteriyordu.
Sonunda beklenen an gelmişti. İlk şelalenin güneybatısında yer alan Küçük Göl karşımdaydı. Hiç de küçük olmayan bu göle yukarıdaki Büyük Göl'den ayrılması için böyle deniyor olmalıydı, yoksa hiç de "küçük" sayılmazdı. Çeşitli renkte likenlerle kaplı bir tepenin etrafını yarım daire şeklinde çevreleyen göl tam karşısındaki Zigana Dağları'na bakıyordu. Burada buna benzer yirmi tane gölün daha olduğunu düşünmek, insanın başka bir dünyada olduğuna inanması için yeterliydi. Bu küçük coğrafyaya ne kadar da çok değer sığmıştı.
Gülaçar Vadisi'nin giriş noktasından itibaren yer yer dereleri, yer yer yamaçları takip eden yürüyüş güzergâhıma devam ettim. Dağların görkemi ile eteklerindeki göllerin sessiz mütevazılığı tam bir karşıtlık oluşturuyor, alana büyük bir peyzaj değeri katıyordu. Ana dere ve çok sayıdaki yan derenin oluşturduğu hareketli doğal hatlar, yükseklikle farklı açılar kazanan dağ manzaraları Artabel'i eşi zor bulunur bir yer yapıyordu.
İrili ufaklı altı gölü ziyaret ettikten sonra, öğle yemeğimi Karanlıkgöl'ün kenarında manzaraya karşı yedim. Göldeki küçük adacık onu diğerlerinden ayırıyordu. Gözlerimi gökyüzüne çevirmiş Artabelinbaşı Tepe'nin heybetli duruşunu izliyordum ki zirveden bir kaya kartalının süzüldüğünü gördüm. Tam olması gereken yerdeydi ve bize adeta burada her şeyin yolunda olduğunu söylüyordu.
Daha sonra kuzeydoğuda yer alan sırtın arkayüzünü de keşfe çıktım. Bu zorlu parkuru kat etmek bir saat kadar sürdü. Bittiğinde öyle bir noktadaydım ki hemen sağ tarafta Beşgöller, biraz ileride sol tarafta Karagöller görünüyordu. Güneyde Artabelinbaşı Tepe, kuzeybatıda Abdalmusa Tepesi ve arkasında Kopuz Vadisi... Boncuk Gölü'nün kıyıları ise bu mevsimde bile karlıydı.
Trabzon'a döndüğümde hemen hazırlıklara başladım. Böylesi bir alan mutlaka tabiat parkı olarak kayıt altına alınmalıydı. Bu sayede kaynak değerleri bütün tehlikelerden korunmalı, koruma-kullanma dengesi içinde ilgi gruplarının ziyaretine sunulmalıydı.
Çalışmalarım 1998 Aralık'ında sonuç verdi; 5 bin 859 hektar büyüklüğündeki alan jeolojik ve jeomorfolojik kaynak değerleri, flora, fauna zenginliği ve peyzaj değerleri açısından önem taşıması nedeniyle "tabiat parkı" ilan edildi. Bu, bir milli parkçı olarak benim için çok büyük mutluluktu. Ancak her şey yeni başlıyordu. Yılar süren çalışmalar sonucu 141 bitki, 30 memeli hayvan ve 88 kuş türü ile algılama üstünlüğü oluşturan 13 peyzaj değeri Artabel Gölleri Tabiat Parkı'nda yer alan kaynak değerleri olarak ortaya konuldu.
Bu coğrafyayı ilginç kılan bir diğer özellik de Gavur Dağları'nın üzerinde taban yüksekliği 2 bin 720-2 bin 970 metre arasında değişen 12 sirk grubunun tespit edilmesi. Ayrıca bu sirk göllerinin yanı sıra buzul aşındırmasının delili olan sürgüler, hörgüç kayalar, tekne vadiler ve moren depoları da bulunuyor. Doğu Karadeniz göl varlığı bakımından oldukça fakir. Artabel, sahip olduğu 21 buzul gölüyle bu konuda öne çıkıyor. Üstelik bunlar hiç kirlenmemiş, doğallığı bozulmamış göller. Artabel'e her gidişinde onun farklı bir yönünü keşfediyor insan. Kayalıklarda otlayan bir yabankeçisi, gezinen bir ayı, yakaladığı çekirgeyi yiyen bir yılan... Kayalıklar, orman, dereler, büyüklü küçüklü şelaleler, göller, yalçın tepeler, zirveleri karlı dağlar, mevsimlere göre farklı renkler sunan bitkiler ve gökkuşakları... Artabel Gölleri Tabiat Parkı, yükseklerde uzak yalnızlığını ve güzelliğini yaşamaya devam ediyor
(*) NAZAN ARAZ, ORMAN YÜKSEK MÜHENDİSİ
Sayı 151 / Ekim 2005
|