arzu_ipek.sitemynet.com
arz - U MUHABBET & anne eli | CANKIZ | HOBÝ - ler | YAZILAR

YAZILAR


dsci0199a.jpg

Ah Be Nasrettin Hocam...


Ah Nasrettin Hoca...

http://www.ufukturu.net/yazar/2141-ah-be-nasrettin-hocam.html

Şimdilerde senin göle maya çaldığın yerde,

Ya tutarsa deyip ellerinde salatalık, gölde cacık yapmayı düşünenlerle doldu âlem

Tabi bizde antrenmansız değiliz hani

Ye kürküm ye deyip her türlü post yemek yedirmeyi, kimseler davranmadan kendimiz bindiğimiz dalı kesmeyi de öğrenmedik değil hani

Belki canımız daha az acır diye

Kim bilir, belki


Ah de vefa ile

Bu maskeli baloda en az can acıtanından kostüm giyip gülümsemek,

Sirkte en taze duygularımızı nasırlaştırarak ip üzerinde en uzun mesafede yürümek

Ne aşağı, ne de ardına bakmadan



Hani senin şu filli hikâyende Nasrettin Hocam

Kimi zamanda ardımıza baktığımızda yalnız bırakıldığımızı hissediyoruz tabi

Ama ahde vefa mız önce kendimize ya,

Acıtmıyor o yalnızlık canımızı

Ve

Tıpkı senin hikâyelerinde ki gibi eğlenceli ama bir o kadar da öğretici düzen alıyor hayatımızın her rengi



En güzeli;

Bu gölde, kürklü kostümlerimle maya çalarken ve fillerden korkanlarda arkamda ve bir akrobasi arenasında cacığın nanesini atacak insanları da beklemek ve bekler iken ah de vefa ile aileme gülümsemek

dsci0648.jpg

Ne okuyorsun...

Genelde hep şöyle olur. Arkadaş ziyaretlerine gittiğimde, hani şöyle üstünü başını süzmekten ziyade, masasının üzerini ya da eş görev yapan sehpa vs maddeleri süzerekten hangi kitap ya da dergiyi okur ona bakarım...



Bu belki de benim en tuhaf ama karşı koyamadığım davranışım, şiddetle kendimi kınamakla beraber böyle yapmaktan da kendi alıkoyamaz durumdayım

Ne okuyorsun? Bremen Mızıkacıları

Sabahın sekizinde odamda yaşanan kitap okuma seansları bunları mutlaka yapmalıyız, Efe anlatıyor ben dinliyorum, Efe anlatıyor ben öğreniyorum

Artık 15. ayında minik Efe...

Bugünlerde sabahları genellikle odamın kapısından minik bir erkek sesleniyor

-Teyzeeee,

Annesinin çantasına koyduğu kitaplarla ve evrak çantamı sürüyerek odama dalıyor

Önce yatakta küçük bir boğuşma ve sevgi hareketleri yapıp özlem gideriyoruz, sonra annesinin hazırlamış olduğu çantadan kitaplarını çıkartmaya başlıyor, içlerinden bir kitap seçiyorEn çokta Bremen mızıkacılarına ilgisi var Konuşamıyoruz daha tabi Tek kelimelik bozuk ama kendi çapında büyük cümleler ve ona eşlik eden vücut dili

Başlıyor anlatmaya

Aiii, hav hav, pisi pisi, üüürürüüüüüüü

Ama bunları çıkartırken içinde öyle bir heyecan var ki… dinle dinle diyor dikkatimin başka yere dağılmasına çıldırıyor ve tekrar anlatıyor bende ona eşlik ediyorum aiii, hav hav, pisi pisi,üüürüürüüüüüü


Ne okuyorsun? Köpeklerde Ferma eğitimi

Niçin?

Bizim 3,5 aylık Cana arazide ferma çalıştırmak için, hani imkânlar kısıtlı ise imkânları kendi ayağıma getirip internet ve bulabildiğim yazılı kaynakları toplayıp, köpeğim Canıda karşıma alıp, hadi kızım

Aha Kuyruk tamam da, ayak yarım kalkıyor, milletin 2 aylık köpeği tam ferma veriyor, ha gayret biraz daha oku, biraz daha çalıştır, yormadan, günde 5 dakika, bıktırmadan



Anlaşıldığı üzere, okuduklarım eğitim amaçlı, başka kitaba yer yok, zaman yok

İşle ilgili kanun tüzük yönetmelik, haberleri dinlemek istemiyorum, gazete de okumak istemiyorum, hele internetteki haber sitelerinin hiç birini takip etmiyorum Keyfim kaçıyor, bazen kalp krizi geçirecekmiş gibi hissediyorum kendimiYüreğim kaldırmıyor



Bugünlerde, evimin kapısını dünyaya açan interneti reddediyorum, TV deki haber, açık oturum gibi programları da

Ne kadar aksiyon filmi varsa sabaha kadar izliyorum, Maksat kafam dağılsın, bide yabancı dilimi geliştireyim vs Olmadı tekrarlarını veriyorlar, oturup yine izliyorum derkenKanalları zapingler iken yine takıldımBir haber programı Kayıp Gül ve
yazarı Serdar Özkan ı tanıtıyorlar.

Ülkemizde 6 yıl önce çıkmış, ama 2000 baskısı olmuş ama her nedense pek duyulmamış, hoş artık çok zor, ülkemizde her şeyde ve her yerde olduğu gibi genç yazarlara da yer yok Sen dur bir köşede deyip yaşları 50 - 60 ila arasında ki yazarlarımız senede 2- 3 kitap çıkartıyor bizde aaa diye saldırıyoruz, peynir ekmek gibi satın alıyoruz. Maskat sadece almak Gençlerin önü bu şekilde tıkalı iken bu kardeşimiz boş durmamış ve Kayıp Gül adlı kitabı tam 29 dilde basılmış ve dünya listelerinde bir numara Bu olağan üstü bir güzellik ve başarı Martı ve Simyacı okuyucuları bu kitabında mutlaka okunması taraftarı Düşünsenize Hintçe yerli bir lehçe ile de baskısı çıkmışOrhan Pamuklar ve diğerleri daha 2 yada 3 dille baskı yapacağız diye cırmalarken, ülkemiz üzerinden edebiyatı da siyasallaştırıp ne kadar okur çekebilirim diğer yabancı ülkelerden deyip evrenselleşmeye çalışırken, genç arkadaşımız rüzgar gibi geliyor, kimseleri karalamadan, kendine özgü yorumları ile evrensel bir duygu ile



Nedir bu evrensel duyguNedir 29 dilde o kadar insanı bir arada bir kitapta toplamının altın formülüBiz artık ülkede birbirimizi böle böle stoplazmik bölünmenin en komik bir halini alır iken, nedir diye soruyorum

Tam o sırada düşüncelerimi okumuşçasına

Şöyle tarif ediyor genç yazar

Görünüşlerimiz, yaşadığımız yerler haricinde aslında hepimiz aynı duyguları taşıyan insanlarız, dillerimiz farklı ama kalp, gönül gözlerimiz aynıBelki bu yüzdendir kitabımın beğenilmesi diyor.



Ne okuyorsun? Bremen Mızıkacıları

Ne okuyorsun? Köpeklerde Ferma eğitimi



Dillerimiz farklı, ama minik Efem Bremen Mızıkacılarındaki küçük dostların hikâyesi ile büyüyor Köpeğim can dünyanın dört bir yanında ki köpek ile aynı eğitimi tek bir kitaptan alıyor

Aynı gönül gözü ile

Saygılar bizden olsun Efem

http://www.ufukturu.net/yazar/1656-ne-okuyorsun.html‏

6640_103219649671_531059671_2007493_1544267_n.jpg

Yaşadığım Bu Hayat Benim Seçimim.
Sizlere bu kitaptan bahsetmek istiyorum, aslında çok sevdiğim bir ağabeyimin tavsiyesidir, oda henüz yeni başlamış.
Gerçekten okunası sürükleyici ve de insanoğlunun asıl arayışını yani Huzuru tasvir eden betimlemelerle doluKahramanımız Christopher McCandlessbankahesabındaki 25 000 doları bir hayır kurumuna yatırır ve sıfır bir şekilde Alaskaya gider, dört ay sonra ise çürümüş bedeni bir avcı tarafından bulunacaktır

Ve sonunda şunu eklemişYAŞADIĞIM BU HAYAT BENİM SEÇİMİM."

Üzülmedim de değil doğrusu, depresif bir durum

Ama yine de saygı duyulur Nede olsa at binenin ( işi bilenin) kılıç kuşananın değil mi?


Hep şöyle derler yaşadığın hayattan memnun değilsen sen o hayata ayak uydurmalısın, belki o zaman huzuru bulursun

Hayır, efendim, ne münasebet

Ters giden bir şeyler vardı, asıl kimliklerimizle bir şeyler beceremezken, ailelerinin, paranın ya da üniversite diplomalarının giydirdiği etiketler ile sosyalistlik oyunu oynayan bir sürü insana tanık oldum Hani gidiyorlar, kentin en lüks eğlence kulüplerinde içkinin kendilerini en komik hale getirdiği vakte ya da içkinin kendilerine vermiş olduğu özgüven ile konuşmayı becerene kadar eğleniyorlar ya Sosyalistlere de saygı duyarım ama böyle yaşatanlar benim tarzım değildi.

Hıma, ben bu ortamı reddettim Saygı duyulacak hiçbir tarafı yoktu çünkü.

O muhabbetler öyle bir ortama dönüşüyordu ki Neyse

Çevremde onlarla dolu bir sürü insan olmasındansa evimde oturup annemle babamla olmak en keyif aldığım şey idi

Caretta carettalarla ilgili dernekleşmeye çalışıyoruz, toplamışım bir sürü kanıt, afiş vs Ya da balığa gitmek istiyorum… Sen kadınsın stop plz.. Kadın olmak bu tarz etkinliklerden mahrum kalmak mı idi… Bir süre de kafam bu saçma düşünce ile yoruldu durdu

Kentler her nedense 5 yılda bir siyasallaşma sürecine girerler ve her nedense üye ya da delege olmayanların parti binalarına girmediği, söz hakkı verilmediği zamanlar unutulur siyasiler bu kez vatandaşın evine gider, paralar döner, sözler verilir

Halk aptal iyi bilen onlardır sanki

Atatürkçü düşünce üzerinden, ılımlı İslam sözcüklerinden prim elde edilmeye çalışılır Kimileri açılım ister Kimileri küçücük çocukları bir araya getirir TV programında ve küçük çocukların beyinleri sulandırılır olmayan ama olmuş gibi varsayılan sorunlarla

Hiç unutmam yine bu siyasallaşma sürecinde bu benim işime de mani olsa da, kalabalık görünmek için üstelik üzerine birde 50 TL vererek götürüldüğüm yerde otobüsten inip başka bir siyasi partinin mitingine atıverdim kendimi

O ideolojiden ya da partiden değildim ama kendi istediğim yerde idim…

Ve mutluydum&

At binenin kılıç kuşananındı

Şimdi ne oldu

Ben işimden de olsam yine mimardım

Ama artık onların oturacakları koltukları yoktu

Belki beni ya da o an içinde yaşamış olduğum durumu koltukları olmayınca daha iyi anladılar

Ya da hiç akıllarına gelmedi

O 50 TL ye de küçük bir bebeğe ayakkabı aldım, geri kalanına da bir sürü kırmızı gül

Ve dönerken her indiğim kentin dinlenme tesisinde birer ikişer bıraktım



Ve Laik bir Türk idim, dinim İslam, mezhebim Hanefi Ama Alevi Bekir Amcamın saz eşliğinde söylediği türküleri dinleyerek, Laz Ayşe Teyzemin ballı ketelerini ve Bitlisli İsa ağabeyinin gömme otlu peynirlerini yiyerek büyüdük Onlarda bizim batırıklarımızı içtiler Ve bizler çok mutluyduk

Fazıl Sayın bir ara ne dediğini hatırlayalım



"Sabah 06.30'da kalkıyorum, köpeğimi gezdirmek için. Cebimde poşetim... Köpeğim bir şey yaparsa temizlemek için. Sonra bir bakıyorum biri köpeğine yolun
ortasında yaptırmış bırakıp gitmiş. İlk terk etme nedenim bu. Sonra eve geliyorum. Gazetelere bakıyorum. Üç-beş kez de orada terk ediyorum. Televizyon seyrederken de öyle. Mesela buraya gelirken Maslak'ta trafikte takılınca bas bas bağırmak istedim 'gitmek istiyorum' diye. Ama akşam üstü burnuma taze simitle irmik helvası kokusu gelince 'yok iyi burası, kalayım ben burada' diyorum. Kolay mı öyle gitmek."



Evet, kolay değil öyle çekip gitmek Fazıl Say

Şimdi ben, köpeğimle birlikte, yaptığım yerlerde gezinmenin mutluluğunu yaşar iken ya da denize olta sallayıp, artık carettalarla ilgili daha çok şey yaparken hiç kimsenin zorbası altında kalmadan, güzel canım ülkemin güzelliğinin keyfini çıkartıyorumYAŞADIĞIM BU HAYAT BENİM SEÇİMİM."

Ve ben biliyorum ki, bizim gibi binlercesi, onbinlercesi var

Tıpkı roman kahramanının yaptığı gibi, huzurlu yaşamak ve de istediklerimizi yapabilmek adına, önemlisi gelecek nesillere yaşanılabilir bir ülke adına canını feda edebilecek gitmek istiyorum ama taze simit kokusu diyen koca bir Türk ulusu var

Nede olsa at binenin kılıç kuşananın değil mi?

Yabana Doğru

Yabana Doğru toplum tarafından onaylanmış bir hayat idealini yansıtan tüm ölçütleri bir kenara bırakarak doğada yaşamaya giden genç bir adamın gerçek yaşam öyküsü. Sean Penn tarafından Eddie Vedder'ın unutulmaz müzikleri eşliğinde sinemaya da uyarlanan ve En İyi Film dalında Oskar adayı da olan Yabana Doğru, insanın arayışlarını, toplumun tuzaklarını, bireyin çıkmazlarını ve yaşadığımız hayatları bizlere sorgulatacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek gerçek bir öykü.

Christopher McCandless, banka hesabındaki 25,000 doları bir hayır kurumuna bağışladı, arabasını çölün ortasında bırakıp sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtuldu ve cüzdanındaki tüm parayı yakarak yola koyuldu. Alaska'ya gitti ve doğada tek başına olmanın türlü zorlukları karşısında yılmadan, kendinden başka kimseye tabi olmayacağı alternatif bir yaşam arayışına çıktı.

Paradan, kariyerden, ailevi sorumluluklardan, toplumsal yükümlülüklerden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçti.
Dört ay sonra, çürümeye yüz tutmuş cansız bedeni bir geyik avcısı tarafından bulunacaktı.

"Birbirimizi yeniden görene değin aradan çok uzun zaman geçebilir. Ama Alaska'dan tek parça dönebilirsem, benden haber alacağına emin olabilirsin. Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz."

"YAŞADIĞIM BU HAYAT BENİM SEÇİMİM."

n594877987_296985_6352.jpg

Sen sarayda ne yapıyordun???
Biz obalarda kıllı çadırlarda yaşıyorduk o zamanlar
Ben Anadolu Parsı avlıyordum farzet nesillerini ben mi tükettim acaba

Anadoluda kıllı çadırlarda saray yüzü görmez iken bir tek oymak beyimizi bilir iken başladık ava ....

Dedelerimiz atlı süvari olunca, obalarda erkek kalmayıp 3 erkeğe 1 kadının düştüğü zamanlarda ,analarımız ava gider avlanırmış

Anadoluda ki analarımız yeryüzündeki amazonların en irisi, güçlüsü ve de yüreklisi imiş ,bizim bize setter getiren dedelerimiz olmamış, dağdaki kutları, atları,geyikleri ,Anadolu Parslarını alıp eğitmiş annelerimiz

hatta kimilerinin sütünü içip süt kardeş olmuşuz ,köpüklü yayık ayranı,kımız,kefir içkimiz olmuş

Ben kadınlardan bahsediyorum

Erkekler savaşa gitmiş,,Eee sağda solda erkek kalmayınca avı da kendimiz öğrendik tabi ,zaten insanoğlunda iç güdüsel olarak bu var ,ki Anadolu kadınlarının bir özelliği erkekler kadar güçlü olmaları ve erkek işi yapmaları değil mi?

Hoş hala yapıyoruz da, kader utansın.

Soy ağacıma bakınca, bir tek Anadolu da ki geçmişi kendime yakın buldum, Buldum çünkü hayatları boyunca 3 çocuğunu yetiştirmek için Türkiye nin ücra köşelerinde gezen ailenin bir av geçmişi ve kızına avı öğreten birinin doğal olarak olmaması gerek Genelde azami 3 kolalı mendil, kolalı yaka ve boyalı parlak rugan ayakkabılarla okula giden temizlik abidesi titiz bir öğrenci olmaktan asla kaçınamadım

Böylesine daraltılmış bir dünyada tek lüksüm yağmur birikintilerindeki kurbağa larvalarına, ucuna örgü ipliği takılmış eğreti bir sopa ile olta yapıp olta sallamaktı

Denizim yağmur birikintileri, balıklarım kurbağa larvaları idi Bir gün larvaların sudan çıkıp 4 ayaklı bir kurbağaya dönüştüğü gerçeğini öğrendiğimde ise yıkılmıştımAvrupa kültürünün ülkemize karıştığı ve Avrupa masal kitaplarını dinleyerek uyuduğumuz masallarla dolu bir yaşam mozaiğimizin olduğu çocukluk dönemimde, kurbağa prensi kurtaran prensesin ben olacağını düşünmeye başlamıştım artık

Ama öptüğüm hiçbir kurbağa asla suda yüzen larvaya dönüşmüyordu, üstelik siğil denen şeyler bırakıp titizlik paradoksumu yok ediyorlardı, Film bu noktada dondu. Yaklaşık yirmi küsur yıl sonra ve otuzlu yaşlarımın içerisinde tam on yıldır amatör olta balıkçısı olarak buldum kendimi

Her şeyin bir sebebi vardır derler ya, filmin donan kısmında, eğitimlerimizin bizi hayat kavgasına, para kazanma mücadelesine sürüklediği anlar vardır ve bu an beni küçük bir sahil kasabasına atmıştır

Ve içerisindeki çocuğu asla öldürmeyen birisi olarak aynı yerden devam ediyorum ama bu kez otuzlu yaşlarda ve denizlerde Her balıkçı erkeğin bir denizkızı fantezisi varmış derler, hatta bir keresinde denizkızı heykeline elinde bira ile sarılıp ağlayan bir beye bire bir şahit olmuşluğumda vardır

Bir kadın olarak Anadolu da ki kadınlarımıza bu güzel av geçmişlerinden ve olağan üstü yaşam mücadelelerinden dolayı büyük saygı duyuyorum, Sıra bana gelince de, ben sarayda ne mi yapıyordum? Ben sarayda kurbağa prensi larvaya dönüştürmeye çalışan ve asla başarılı olamayan zavallı bir prensestim Bu da benim fantezim tıpkı denizkızını bekleyenler gibi
Saygılar bizden olsun efem

p7242310.jpg

Biz Eskiden

Saat 24.00 olmuştur. Artık, çocuklar yatmış, evin hanımı mutfakta ki işlerini halletmektedir, evin reisi sanki eve giren bir hırsız edası ile ayakuçlarına basarak hedefe doğru ilerlemektedir...



Önce mutfakta ki karısına bakar, sonra da uyumakta olan çocukları bir kolaçan eder, sonra yatak odasından aldığı gibi bilgisayarını oturma odasına geçer ve hemen internete bağlanır Eşi durumu fark edince, karıcım banka hesaplarına bakıyorum bu yaz gideceğimiz tatil için ne kadar birikmişimiz var, bakmışken de nereye gidebiliriz bir araştırayım, olmazsa rezervasyonu netten yaparız, haylazlardan pc ye bakma sırası bize gelmiyor ki, biliyorsun iş yerinde de yasak

Kadın okey der ve odasına çekilir

YalanKülliyen yalan

Eş herkes gittikten sonra sabah saat üçe kadar yolu var, internette açtığı sanal kimliklerle arkadaşlık sitelerine girip muhabbet etmektedir

- Selam nasılsın aşkım, annemler daha yeni yattı ( eşi ) ancak girebildim Günün nasıl geçti, sorma ya annemlerle ( eşi ve çocukları ) beraber tatile gidiyoruz, seni göremeyeceğim için çok üzgünüm,

eee üzerinde ne var ?





İş yerinde dinlenme saatinde herkes şu konuyu konuşmaktadır (Yalan Külliyen yalan



Ay valla ben sanal muhabbetlerden hoşlanmıyorum, genelde msn yi iş için kullanırım, onun haricinde çevirim dışıyımdır, hani bide online görüp bana yazıyorsanız eğer cevap veremezsem çok yoğunumdur, inanın netle uğraşacak vaktim yok Yeni arkadaşlık siteleri çıkmış, nasıl girilir, nerden hesap açılır anlamam bile

Ve herkes kafası ile onaylar fikirdedir nedense Kimsenin netle uğraşacak vakti yoktur Bunu söylerken de gurupta, söylenenleri büyük bir itina ile onaylayan iki ayrı evli arkadaş göz göze gelir, çünkü aralarında müthiş bir sır vardır

İkisi de nette açtıkları sanal kimlik ile birbirlerine âşık olmuştur Ve buluşmaya karar vermişlerdir, hay Allah karşılaştıklarında ikisi de aynı yerde çalışan mesai arkadaşlarıdır ve ikisi de erkektir



Geçenlerde uzun süredir görmediğim bir arkadaşla nette dertleşeyim dedim, canımız sıkılıyor vs falan anlatıyoruz birbirimize, bana demez mi; Ya Arzucuğum şahsen ben kendi adıma nette yüze yakın kişi ile tanışmış, bunlardan birçoğu ile sanal flört etmiş çoğu ile de birkaç kez bir araya gelmişimidir Sende dene iyi geliyor, hiç tanımadığın birilerine derdini anlatmak..

Ne !!! Hönk Kardeşim bugüne bugün doktorlar ve ilaçlar ne güne duruyor, hiç tanımadığım birine derdimi anlatacak kadar düştüysem pes derim başka da bir şey demem



On yaşında yakın akrabalık derecesinde ki bir ufaklık hepimizin de bulunduğu ortamda birden bir soru yöneltiyor bana

- ya siz önceleri nasıl yaşıyordunuz, internet ve cep telefonu olmadan önce yani

Bu hayli zor ve ben gibi otuzlu yaşlarından gün alan bir bayan için incitici bir soru idi, incindim valla

Eskiden, biz eskiden diye söze başlayan büyüklerimize kızardık, başıma geldi, hay Allah

Onlara bunu anlatması çok zor, çünkü onlar doğduklarında evlerinde bilgisayarları ve her ebeveyninin kendi şahsına ait cep telefonları var olarak doğdular



Ve ekledi google olmadan mesela dediHaydaaaNereden başlasam ki sözeİnanamıyorum, biz eskidenle başlayan bir cümle kurmak zorundayım



Bak canım, ansiklopediler vardı, hala var ama internet ansiklopedisi olan google ya da başka bir site değil Genelde isimleri; Anabritannica,Memo Larousse, Meydan Larousse olan kitap şeklinde bilgi bankaları Eline alır açar ve alfabetik tanımlamalar ile kullanır istediğin bilgiye ulaşırsın Birde kütüphaneler vardır, il halk kütüphaneleri, okul kütüphaneleri Orada bir sürü ansiklopedi ve kitap vardır, bir kart alır içeri girer ve büyük bir itina ile istediğin kitabı seçer, bu arada orada masa sandalyeler vardır, oturur çıkartırsın defterini kalemini, istediğin bilgiyi bulunca saatlerce yazar sonra kitabı teslim eder ve çıkarsın Gerçi şimdi müze gibi oldular bu kütüphaneler ya hadi hayırlısı, yakında bizim dönemimizden kalma mumyaları da getirip koyarlar tam olur



Okulda projeleri elle çizer, rapido kalem ve aydınger kâğıdı kullanırdık, autocad ve renkli kartuş sorunlarımız olmazdı, oyunlarımız, tombala, okey tahtaları, beş tas vb gibi olurdu... Bilgisayarda oynadığın oyunlara gelince, biz onların gerçeğini oynuyorduk, sen ise sanal olanını oynuyorsun Telefona gelince; jeton vardı, birde kartlı telefonlar girersin sıraya, adama gibi sıranı bekler telefonunu açar çeker gidersin. Oh be anladı ya da anlamadı ben anlattım ya içim rahat


Geçenlerde yazıcım bozuldu, avukatım bir belge istemişti acil...( projelerle alakalı)

Bende autocad programı kullandığım için ve her pc de autocad olmadığı için flash bellekte işe yaramadı ve bilgisayarımı kaptığım gibi bir internet cafeye gittim

Acil su projeleri sizin yazıcıdan benim bilgisayarı kullanarak çıkarmak istiyorum dedim, hay hay dedi cafe sahibi...



Birde beni girişteki kendi masasına oturtmaz mı, buyurun istediğiniz şekilde hareket edin...

Bende ki hali görseniz... Yüzümü falan saklıyorum... Tanıdık birisi görecekte klass sarsılacak diye ödüm koptu... cafede işi bitenler önüme bozuk para atıyor ya da yeni gelenler boş pc var mı diye soruyor, nasıl utandım bilemezsiniz. O anda bu benim için sonsuz bir gereklilikti. Ve interneti dış dünyaya evlerimizden açılan bir bilgi penceresi olduğunu kabullenenlerdenim. Ama yukarıda saydığım nedenler bu gerekliliğin ötesinde toplum üzerinde kocaman bir AHLAK, RUH VE FİZYOLOJİK - obezite ( her ihtiyacını netten giderenler için) bozukluğu idi, takdir sizin



Biz eskiden



Saygılar bizden olsun efem

dsci0078a.jpg

Ve radyasyon devrindeyiz



Çok erken tükendik

Hepimiz gibi

Şair ise iyimser

Yolun yarısı otuz beş demekle

Diyor Feridun Düzağaç FD adlı parçasında; Ve şöyle bitiriyor;

Ben kısaca FD

Ama sen bana

Uzun uzun

Seni seviyorum de


Zamana karşı savaşıyor insan

Şarkılar zamana karşı, şiirler, yazılar, gazetelerde okuduğumuz köşe yazıları
Hangi kitabı okusam, hangi şarkıyı dinlesem içlerde bir telaş,

Zaman sanki düşman,

Yapamadıklarımız, yaşayamadıklarımız,

Ama hiç birisi madde üzerine değil,

Maddeler için savaşırken zaman sorunu olmuyor insanın, değil mi?



Yaş kemale erince,

Bakınca şöyle bir sağına soluna

Ve yüzündeki çizgileri gizlemeye başlayınca artık

Kazandıklarının ertelediklerinin yanında

Aslında kocaman bir hiç olduğunu anlıyor insan

Çabala telaşının içinde,

Arkasından koş kaybettiklerinin,

Rast gele



Her insan ayrı bir şehir benim için,

O şehirlerde gezmeyi, biriktirdikleri hikâyeleri dinlemeyi çok severim. Herkesin bir hikâyesi olduğuna inanır ve saygı duyarım,

Geçenlerde, iş ve tatil ile karışık bir seyahatimde, günün yirmi beşinci saatinin olmasını çok arzu ettiğim bir zamana denk, ismi lazım değil, kentin nezih ortamlarından birinde, çok saygı duyduğum bir dostum ile kahve içmeye karar verdik

Hemen yanı başımızdaki masada dört şirin teyze oturmakta idi. Kişileri görünüşlerine göre yargılamak ne tarzım ne de haddim değil ama İlk bakışta hani, olaya sosyoekonomik tarafından baktığımızda, ülke de malum bildiğiniz halde iken;

Yüzlerinde kusursuz makyajları, şık kıyafetleri, bakımlı saçları, boyalı tırnakları, metrelerce uzaktan parlayan pırlantaları ve kendilerini kapının önünde bekleyen şoförleri ile beş çayı içmekteler.

Daha o günün sabahı ziyaret ettiğim, şehrin turistik mekânında, karşıma çıkan ve üç - dört dilde yörenin tarihini anlatmaya çalışıp harçlık kazanmaya çalışan küçük çocuklar,

Ve bu dört teyze? Ne bu hal ya demekte istemedim, bildik eleştirilerle. Tepki de veremedim, Gün içerisinde görmüş olduğum bu iki farklı hayatlara nedense eşit şekilde cız etti yüreğim

Birileri beş çayını zamana inat yudumlar iken, diğerleri de belki de elli yıl sonra lüks içerisinde yudumlayacakları beş çayının parasını kazanmaya çalışıyordu

Sadece o veya bu ekonomik şartlarda bende dâhil, kaçımız yaşadığımız an içerisinde radyasyon nesli olarak aslında pamuk ipliğine bağlı olan hayatlarımızda birbirimize kaç kez hayatta en çok ihtiyacımız olduğu ama ertelediğimiz iki kelimeyi, yani seni seviyorum - u diyoruz?

Ne kadar az duyup, ne kadar az söylüyoruz değil mi?

Bana gelince, lafın gelişi benimde; bıraksam okulu asıp oyuna kaçan bir ruhum var hala ama ayağımız hep frendeYaşıyoruz işte fren fren.

Seni seviyorum diyen insanlar hep etrafınızda olsun efem, Saygılar

photo-0060.jpg

Çocuk KALBİ (Edmondo de Amicis)

Su içemiyorum, çünkü bu insanlar suyu sadece günlük temizliklerinde kullanıyorlar.
Annemin midemiz delinir diye yasak ettiği gazozları içip susuzluklarını gideriyorlar. Birde tuvaletlerde taharet musluğu yok, sadece tuvalet kâğıdı ile temizleniyorlarmış, günlerce tuvalette taharet musluğu yeri keşiflerim sonuç vermezken, ihtiyaç duygum utanç duygumu yendi, dayanamadım, rehber arkadaşa sordum. Arama çünkü yok diye de bir cevap aldım. Allah Allah ya. İğrenç
İşten arta kalan zamanlarda Duesseldorf ve çevre şehirleri gezdiriyor rehber. Arkadaşlarla beraber alışverişler yapıyor, konserlere gidiyor, alkol oranı düşük içkiler içerek Türkiye ve bu ülke arasındaki farkları tartışıp duruyoruz. Yine bir gün bir Türk Kitap evine gittik. Milenyum yıllarının ilk başlarında, raflarda, küçükken okuduğum dostlarımla karşılaşmam hayrete düşürmüştü beni. Çalıkuşu, Bomba, Kaşağı hatta çizgi romanlar, Cin Aliler Hatta kasetler; arabesk, türkü ve yine on yıl öncesi ilk parlayan pop sanatçılarının kasetleri. Yüzümde alaysı bir tebessümle arkadaşlara burası 80 ve öncesi yılları temsil eden bir kitapçı dükkânı diyorum. Raflarda güncel yazarların çıkarttığı ve entelektüel sohbetlerde dost bildiklerimizle sadece ama sadece birbirimizle yarışmak ve de hava atmak için okuyacağımız kitapları ararken birden beynimde bir şimşek çakar ve yüreğim geçmişe akar
O yıllar ağabeyim ve benim canımızın çok sıkıldığı ve kitap okuma alışkanlığı edindiğimiz yıllardı. Babamız iş nedeni ile çok uzaklarda olduğundan annem, ben, ağabeyim ve küçük kız kardeşimin koca şehirde yalnız olduğu yıllara tekabül eder o yıllar. Şimdi sadece hafızamda silik siyah beyaz resimler gibi kalan oturduğumuz taşra sokağının köşe başında, hem de meyveli dondurma satan bakkalların yanı başında olan küçük bir kitapçı dükkânı vardı. Sahibinin ne cismi ne de ismi kaldı hafızamda. Bir gözlüklerini hatırlarım, birde öğretmen olduğunu. Annemizin okul için verdiği harçlıklarla aldığımız masal kitapları, renkli sayfalı dergiler bize pamuk şekerinden daha leziz gelir doyumsuzca kitap satın alırdık. Kitapçı amca iki gün uğramadığımızı fark etse okul dönüşü yolumuza çıkar bize kitap verirdi. Sanırım harçlığımızın olmadığını anlardı. Gel zaman git zaman artık bizden kitap parası bile almaz olmuştu. Her harçlığımızı uzattığımızda artık; parayı geri çevirir kumbaranıza atın derdi.
Bir gün hiç anlamadığım bir sebepten kitapçı taşınmıştı. Vitrin gri kepenkleriyle o kadar çirkin hatta düşman gözüküyordu ki gözüme odanın içinde bir yerlerde kör bir kuyu olduğunu ve cici kitapçıyı yuttuğunu düşünürdüm zaman zaman. Babamın her tatile gelişinde babama beni çarşıya götürmesi için yalvarır, sokak sokak o kitapçıyı arardım. Babam sorardı Kızım ne istiyorsunBense KİTAPderdim. Tutar bir kitapçı dükkânına girerdik, kitapçıların yüzlerine bakar, şimdi hayalimde bile yüzünün resmini çizemediğim kitapçı cici amcayı arardım. Ve her defasında dükkânlardan ağlayarak çıkardım. Babam beni ancak çarşı dönüşü kırmızı lokum şekerleri ile sustururdu. Çocuk KALBİ (Edmondo de Amicis) ile o yıllarda, o kitapçı sayesinde tanıştım. İnsanoğlu nankör, bende öyle… Ellerim rafa uzandı ve üç sente bir kitap aldım, Adı Çocuk Kalbi Birde kaset aldım, ayağında kundura adlı parçada yol boyunca ağladım


resim_015.jpg

Çocukluğun Soğuk Geceleri
Hafızam o kadar kuvvetli değildir, ama sanırım 2003 yılının kış ayları gibiydi, şimdi internetten bir tarama yaptırır kesin tarihi de bulurum ama biraz hatırlama formatımı internet yerine kendimde bırakıp sadece anımsamak istedim. Cumhuriyet gazetesinin hafta sonu ekinde ki o yazıyıYazıdan önce yazarı

Evet, Tezer Özlü Aslında o güne kadar Tezer Özlü kimdir, nedir bilmezdim bile Ama gazetede onu ve yazılarını okuduğumda kendime, nasıl böyle bir hata yaparım dedim, O nu şu ana kadar bilmemek o anda benim için büyük bir utanç olmuştu. Hiç zaman kaybetmeden derhal bir kitapçıya gittim, ne kadar kitabı var ise hepsini doldurdum sepetime. Kasadaki kız hayretler içinde bana bakıyordu. Tezerin ve Tezer adına yazılar yazmış birçok insanın kitaplarını satın almıştım. Beklide hayatımda ilk kez paraya bu kadar acımasız davranmıştım.
Küçük taşra kasabasının saygın insanları arasında olan ailenin bir kızı idi Tezer ve daha çocukken gördüğü o karmaşık düzene, insanlar arası sınıfsal ayırımlara karşı çıkmıştı
On bir yaşındaki, bir Türk küçük burjuva ailesinin çocuğunun, yirmi yaşına dek okumak için gönderildiği İstanbul kentindeki çeşitli yabancı okullardan biri olan Avusturya okulunda karşılaştığı Batı kültür ve eğitiminin yarattığı şoku.
Küçük burjuva ana babalar, Türkiye ulusal bağımsızlık savaşından sonraki heyecanlı kuşağın vatansever kişileridir. Taşradan İstanbul kentine yeni gelip, burada küçük yaşta Avusturya ve özellikle Alman kültürü ile Katolik kilise okulunda karşılaşan bir Türk kızı ne olur? Evinden kaçmak ister, çünkü bu evlerde süren durgun yaşamın, sevgisiz yaşamın, iç içe yaşamın düşündüğüne uymadığının şokunu yaşar. Okuldan kaçmak ister, çünkü okul karanlık bir kilisedir. Okulda öğretilen birçok yalan, gerçek yaşamda hiçbir zaman gerekmeyecektir
Ve çocukluğunu şu satırlarla özetliyordu;

"Çocuk olmanın hiçbir güzel yanı yoktur: yaşlandığımız zaman, çocuk olduğumuz günleri hatırlamaktır güzel olan"

Gidebilmenin, baş kaldırmanın bir kaçış mı yoksa arayış mı olduğunu; Cesare Pavese,Italo Svevo, Franz Kafka nın kitaplarında çözmeye çalışır.Onların yaşadığı yerler,oturdukları kahveler,yürüdükleri sokaklar,yaşama dair bir şeyler oluşturdukları mekanlarda bulunmak...Büyük bir tutkudur bu Yazarlara karşı hissettikleri. Yayımladığı üç farklı kitabıyla edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri olduğunu öğrendiğimde, keşke dedim, yaşasaydı ve Onu tanıyabilme fırsatım olsa idi, anlatacak o kadar çok şeyim vardı kiHayat hikayesini okuduğumda yazık etmiş dedim kendi kendime, bu kadar ince ruhlu olup ta gitmek var mıydı?

Tezer Özlü yazın yaşamına öyküler yazarak başladı. İlk öykü kitabı Eski Bahçe 1978de yayımlandı. Gene aynı yıl yazmaya başladığı ilk romanı Çocukluğun Soğuk Geceleri 1980de yayımladı. 1981de Berlinde bulunduğu süre içinde, Bir İntiharın İzinde isimli kitabını Almanca olarak yazdı. Bu kitap daha sonra Türkçeye Yaşamın Ucuna Yolculuk olarak çevrildi. Bu kitapla Almanyada Marburg Yazın Ödülünü kazandı. Ölümünün 23 yılında 18 Şubatta Tezer Özlüyü saygıyla anıyorum

Saygılar bizden olsun Efemmm

Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin "medeni durum" dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak, ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzene (ayak uydurmak) o denli kolay ki... Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, var oluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum. İnsan çoğu kez her şeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil bir insan ömrü. Tezer ÖZLÜ

getattachment.jpg

İçimizdeki Gazze

Kimse seyirci kalamaz diye pankartlar açıyoruz,yollara dökülüyoruz,kimimiz yüreğim dayanmıyor diyerek zaplıyor çocuk ölülerini gösteren tv kanallarını, ,kimimiz siyasi eleştiriler yapıyor,Yahudi hristiyan Müslüman döngüsü içerisinde gidip geliyoruz, kimimiz Hit lere hak veriyor, kimimiz ölü çocuklar şeker yiyemez diye Nazımın dörtlüklerini okuyoruz

İçimizde bir Gazze var,
İçimizde sömürülmüş duygularımız, kim bilir kaç kez bomba yağmuruna tutulmuş şeker yiyemeyen ölü çocukluğumuz var, o kadar pasifize edilmiş, o kadar yağmalanmışız ki içimizde kral çıplak demeye cesaret edemeyen bir ideoloji var.

Okullarda zorunlu ders olarak verilen inkılap tarihi argümanları ile, argümanların son bulduğu tarihten bu zamana kadar olan yakın geçmiş tarihimizi inceledim geçenlerde

Deniz Gezmişlerden, Adnan Mendereslere, İsmet İnönülere vs vs,
Ve şimdiye baktım, baktım ve gördüm ki hiçbir yol kat etmemişiz, yağmalanmış, sömürülmüş ve susturulmuşuz

O zamandan bu güne kimimiz, çocuklarımızı uzak tutmuşuz tarihimizden, bizim gördüklerimizi onlar görmesin diyerek el üstünde tutmuşuz, kendi isteklerimiz doğrultusunda hayatlarına yön çizmelerine engel olarak bir kez de onların tarihlerini bilme hakkını bombalamışız

Bireysel hareket etmişiz hep, halkı temsil eden politikacısından, evini geçindiren evin reisinden, işvereninden, eğitimcisinden, dostluklara varana dek, sadece kendi oturacağımız sıcak koltuğu düşünmüşüz,
Ve bu bombalar bir iken, bin, onbin, yüzbin olmuş koca bir bencillik bulutunu kondurmuşuz ülkemizin üzerine

Ey halkım içimizde bir Gazze var,
Anlayana


resim1web.jpg

YEREL SEÇİM BAYRAMI VE SEÇMEN ADAY HİKÂYELERİ
Bir kent düşünün ki, insanları her an her dakika kendince yorum yapıyor, seçmenler adayların açıklarını arıyor, adaylar kendilerini anlatmak için bin bir şekle giriyor ve medyaya güzel malzemeler çıkıyor Bir kent düşünün ki o kentte parti bayrakları, broşürler, posterler doğrusu aday tanıtım gerekçesi ile reklam unsuru olacak olan ama son derece gürültü, görüntü ve çevre kirliliği yaratan herş ey için paraya kıyılıyor Bir kent düşünün ki ne vaatler bitiyor, ne istekler, bir kent düşünün ki ve o kentin insanları artık biliyor ki vaat edilen hiçbir şey yerine getirilmiyor, gelen gideni aratıyor ve o kentin insanları yerel seçimleri sadece atraksiyon amaçlı, gelenekselleşmiş bir bayram havasında geçiriyor;Bayramımız kutlu olsun
Parkta köpeğimi gezdirirken, kabak çekirdeği çitleyen iki şirin Anadolu kadınının istemedense olsa muhabbetlerine kulak misafiri oluyorum,
Bu akşam X partisinin şurada mitingi var, gidelim mi, güzel oluyor hem sanatçı da gelecekmiş günümüz geçer, bide yürüyüş yapmış oluruz,
Diğeri;
- Ya yok bu akşam bizim bey arkadaşlarına söz vermiş oraya gideceğiz, desteklemesek ayıp olur şimdi, 2 yıldır çalışıyormuş adam, güzel sözler veriyormuş, seçimi alırsa bizim siteye güzel çöp konteynırları getirttiririz belki
- Hımm diyor öteki
- o da fena değil aslında ama bizim oğlana iş sözü vermişler, ekmek kavgası bakarsın kazanır oğlanı işe alırda bir an önce evlendiriveririz oğlanıİşin aslına bakarsanız adaylar medyada ya da mitinglerde birbirlerini taşlar iken en güzel dostluk örneğiydi iki güzel bayanın diyalogu

Bu arada adaylarımız, potansiyelleri küçümsenmeyecek ve kentin geçici misafirlerine de göz koyarlarBu da her 5 yılda bir hani oy kaygısı ile hal ve hatır sorma meselesidir Üniversite gençliği üzerinde sağ ve sol üzerinden güdülen yüzeysel politikalarla oy kazanma yarışına girer adaylarımız, Öğrenci nerden bilsin kentin Ahmet ini Mehmetini. Sağ ve sol vardır, bir de aman çocuğum sakın siyasete bulaşma diye ailesi tarafından sıkı sıkıya tembihlenen bir kesim öğrenci gurubu vardır ki, çoğu oy bile kullanmaya gitmez Ama adaylar yerel seçimlerde bu kozu çok güzel kullanıp bir müddet kentin Ahmet ve Mehmeti hakkında bilgi sahibi olmayan üniversite gençliğine sağcılık ve solculuk dersi vermeye başlarlar

Ahmet;i Mehmeti bilmeyen bir kesimde, ebeveynlerinin peşinde o mitingden bu mitinge sürüklenen, henüz seçmen yaşına dahi ulaşmamış çocuklardır Elleri ile herhangi bir partinin işaretini yapıp diğer bir elinde ona zıt partinin partinin bayrağını sallayan, bilmediği adayların sloganlarını oyun zannedip ses telleri kısılana kadar atan, seçim meydanlarında ve mitinglerde kendi çaplarında oyun havası yaratan minikler

Esnaf adam ise rengini belli etmeyen adamdır, her dönem her başkanla iş yapmak için onlarda seçimleri yüzeysel takip etmeye çalışırlar, her gelen adaya derdini anlatır, tamam ağabey sizdeniz der ve geçerler Esnafları takiben de şöyle seçmen tipleri vardır ki, 2- 3 günde bir farklı adayların seçim bürolarını gezerek adayın güç potansiyeline göre seçmen oy grafik çizgilerinde eğriler doğrular meydana getirirler

Birde şu tipler vardır, kentin entelektüel kesimleridir, koşuşturan seçmene de adaya da her daim bir bahane bulur ve onlara yukarıdan bakmaya çalışır, ancak içki masalarında vatan millet kurtaran yapılara sahiptirler, 1 metre ileriden bu insanların içki ve sigara kokusunu hissetmek hatta ve hatta hangi marka içki ve sigara kullandıklarını tahmin etmek çok kolay olur.Her dönem her şeye muhalefet olup uzaktan durdukları gibi iş hizmete gelince ne yapmayı isterler ve bunu da istemedikleri gibi yapılanları reddederler, oyları ise genelde kentin hiç birinin adını bilmediği siyasi partilerden yanadır. Halka hizipçi, ideolojileri olmayan ve siyaseti yalnızca iş kapısı olarak bakan isimleri takarlar.
Vatandaş olmayı hep inkâr ederler ama inadına bu kentte yaşarlar
Aslında bu daha garip daha düşündürücü
Neyse
Örnekleri çoğaltmaya gidersek bu yazıda uzadıkça uzar. İşin özü hani vardır ya ilahi adalet, birde onun benzeri vardır, ilahi demokrasi. Adaylarımız her türlü çevre kirliliği yaratan faktörlerle kendilerini tanıta dursunlar, bizim güzel halkımız seçme hakkını aslında hiçbir etki altında kalmadan ilahi demokrasi ile kullanırlar. Ve ertesi günü görünen manzara, yerde uçuşan trilyonlar verilmiş bayrak parçaları, buna eşlik eden geniş bir sessizlik olur. Evlerin ışıkları bir bir söner, kimse hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ederDostluklar kabak çekirdeği çıtlayan iki güzel bayanın ki gibi baki kalır
Geçmiş yerel seçim bayramınız kutlu, yeni yönetimleriniz hayırlı uğurlu olsun efem


mob.jpg

HASTAYIM DOKTOR, MOBBİNG; im VAR !!!

Hadi gözümüz aydın, şu günlerde milletçe mobbinge girdik, yazılan reçeteler,alınan ilaçlar mobbing üzerine
Neden mi? İsterseniz önce Mobbing nedir onu anımsayalım;
Mobbing, (Latince'de; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek), özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan, uzun süreli sistematik baskı uygulamasıdır. Son dönemde sosyoloji ve hukuk başta olmak üzere çeşitli alanlarda disiplinler arası çalışılan bir konu haline gelmiştir.Mobbing sözcüğü önceleri çocukların birbiriyle olan zorbalık ilişkilerini tanımlamakta kullanılmıştır. İşyerlerinde de 1950-1960;lı yıllarda yapılan araştırmalar, mobbingin sadece çocuklar arasında yaşanmadığını ortaya koymuş ve sınıflandırılmıştırKurumlar iş yerleri derken yani efendim her yere sıçramıştırHastalığı ilk tespit edenler Avrupalılar olmuş,sonra ABD li araştırmacıların dikkatini çekerek hastalık üzerinde inceleme yapılmış ve nihayetinde ülkemizde de böyle bir hastalığın teşhisi konularak nihayet Yargıtay 9. cu dairesi kararında mobbing olarak tam isimlendirmese de baskı unsuru olan davacıyı haklı bulmuştur.Hastalığa neden olan şahıslara ZORBA, hastalığa maruz kalanlara ise KURBAN adını vermiş saygıdeğer bilim adamlarımız;( Leymann) Ve buna göre kurban ve zorbayı tarif ediyorlar kendi aralarında.
KURBAN;
İşini çok iyi, hatta mükemmel yapan;
İlişkileri olumlu olan ve çevresindekilerce sevilen;
Çalışma ilkeleri ve değerleri sağlam, bunlardan ödün vermeyen;
Dürüst ve güvenilir, kuruluşa sadık;
Bağımsız ve yaratıcı;
Zorbanın yeteneklerinden üstün özelliklere sahip olan kişilere yöneliyor. Ama kimi zaman, işyerinde sessiz, iletişim kuramayanlar
ZORBA ;
Kısaca , aşırı kontrolcü, korkak, nevrotik ve iktidar açlığı olan kişiler olarak tanımlanıyor ( Leymann )
Peki hastalığın belirtileri nelerdir, bunu da açıklamış sayın bilim adamlarımız,
1. Kendini göstermeyi ve iletişim oluşumunu etkilemek: Sözünüz kesilir, yaptığınız iş sürekli eleştirilir, jest ve bakışlarla ilişki kesilir, yazılı ve telefonda tehditler vs.
2. Sosyal ilişkilere saldırı: Kimse sizinle konuşmaz, diğerlerinden ayrılmış bir işyeri verilir, çalışanların sizinle ilişkiye geçmeleri yasaklanır, orada değilmişsiniz gibi davranılır.
3. İtibarınıza saldırı: Arkanızdan kötü konuşulur, asılsız söylentiler çıkarılır, kararlarınız sürekli sorgulanır, özgüveninizi olumsuz etkileyen bir iş yapmaya zorlanırsınız.
4. Kişinin yaşam kalitesi ve mesleki durumuna saldırı: Hiçbir özel göreviniz yoktur, sürdürmeniz için anlamsız ve sahip olduğunuzdan daha az nitelik gerektiren işler verilir, işiniz sürekli değiştirilir, özgüveninizi etkileyecek şekilde işler verilir.
5. Kişinin sağlığına doğrudan saldırı: Fiziksel olarak ağır işler yapmaya zorlanırsınız, fiziksel şiddet tehditleri yapılır, doğrudan cinsel taciz ve fiziksel zarar görürsünüz.
Ha evet bu kadar örnekleri veriyoruz, peki hastalığın kurban üzerinde ki belirtileri nelerdir, isterseniz bir de ona bakalım
Mobbing insanın mesleki bütünlük ve benlik duygusunu zedeler, kişinin kendine yönelik kuşkusunu artırır, paranoyaya ve kafa karışıklığına neden olur, kurban kendine güven duygusunu yitirir, kendisini yalıtabilir, huzursuzluk, korku, utanç, öfke ve endişe duyguları yaşar. Mobbing, ağlama, uyku bozuklukları, depresyon, yüksek tansiyon, panik atak, kalp krizine kadar giden sağlık sorunları ve travma sonrası stres bozukluğu yaratabilir.Western Washington Üniversitesi profesörlerinden sosyal psikolog Gary Namie'ye göre, zorbalık kurbanlarının i bunalıma giriyor, kadınların i, erkeklerin i Travma Sonrası Stres Bozukluğu (PTSD) teşhisiyle bir kez daha işyerine dönemeyerek çalışamaz oluyor. Tam anlamıyla çalışanın kuruma ve topluma olan katkısı sıfırlanıyor. ( Leymann)

Şimdi bunları okuduğumuzda hepimiz koca bir eyvah çekiyoruz değil mi? Aman allahım ben mobbingim, ben bir kurbanım. Artık kendimizi ifade şeklimiz daha kolay. Misal; doktora gidiyorsunuz, doktor artık hadi evladım çocukluğundan basla demiyor. Neden mi? Direk ben mobbingim diyorsunuz, doktorda hemen mobbing reçetesini dolduruyor. Yani bu hastalık hayatımızı da mı kolaylaştırıyor ne? Kentli insanın yeni moda hastalığının ismi artık mobbing, kimse depresyondayım lafını kullanmıyor, mobbingim rahat bırakın beniArtık uluslar arası yargı sistemi de bu hastalığa yardımcı oluyor. Mobbing hastalığımıza sebebiyet veren ZORBA yı bizi depresyona soktu diye kanun önüne çıkarma hakkımızda doğuyor. Henüz mobbing ülkemiz yargı sisteminde kesin bir isim kazanamadı, ama bıkanlar, depresyonuna çare arayanlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilirler efem

Peki gelelim zorbaya, zorba nerede? Hemen en yakınımızda ki birilerine çamur atmaya kalkışırız değil mi? Evet evet ben böyle bir şiddet yaşadım, başarısızım mutsuzum, sebebi O;durPeki O kim, yani zorba, zorba nerede? Nerede mi? ben söyleyeyim efem, naçizane
Evde kardeşler arasında yaptığımız kavgalar genellikle annemizin müdahalesi ile son bulur, ilk ispiyon eden suçsuz dahi olsa en büyük cezayı alırdı. Ve biz gün geldi, sorunlarımızı kimselere aksettirmeden kendi aramızda çözmeyi öğrendik, önce kardeşlerle sonra arkadaşlarla, bürokraside, hatta aşklarımızla ve bu hep böyle sürüp gitti Yani daha küçücük iken o demokrasi sistemini evimizde tutturmuş sayılırız, bu da naçizane Sanırım zorba da içimizde Kurban olduğunu düşünenler aslında zorba kadar hükmü geçenlerdir, demokrasi sağlanmadığı sürece Bireylikten, en küçük aile birliğinden tutunda yasadığımız toplum içerisinde bir yanımız kurban iken öteki tarafımız zorba maalesefŞunu unutmayalım, kişisel sorunları kimsenin bir kuruma ya da topluma mal etmeye hakkı yoktur Kişisel sorunlar, yaşadığımız en küçük kurumdan tutunda, toplum ve millet üzerinde egemen olursa, ülkenin üzerinde kocaman bir mobbing kaosu olur ki bu da devletin bütünlüğünü tehdit altına alır Ve toplumca birbirimize zorbalık yapar iken, bir de bakmışız ki üç yanı denizlerle çevrili güzel ülkem KURBAN, içerisinde birbirine düşen insanları gören çevre ülkelerde ZORBA oluverir, canım ülkem elimizden kayıp gider
Mobbingin ilacı DEMOKRASİ
Ne olur bunu yapalım, saygılar bizden olsun EFEM













YAZILAR

Yazılarımı takip ediyor musunuz?
evet
hayır

http://www.ufukturu.net/yazar/5360-yasadigim-bu-hayat-benim-secimim.html

http://www.ufukturu.net/yazar/4943-sen-sarayda-ne-yapiyordun.html

http://www.ufukturu.net/yazar/2034-icimizdeki-gazze.html

http://www.ufukturu.net/yazar/2280-hastayim-doktor-mobbing-im-var.html

http://www.ufukturu.net/yazar/2714-cocuklugun-soguk-geceleri.html

http://www.ufukturu.net/yazar/3610-yerel-secim-bayrami-ve-secmen-hikayeleri.html

http://www.ufukturu.net/haber/3793-efe-teyzem-teyzecigim.html

http://www.ufukturu.net/yazar/3949-anne-eli.html

http://www.ufukturu.net/yazar/4127-cocuk-kalbi-edmondo-de-amicis.html