|
Türkçülük Nedir ?
Çok kısa tanımı ile Türkçülük, Türk Milleti'ni sevmektir. Bu târif, elbette yeterli değildir. Türk olan herkes milletini sever. Milleti sevmek yetmez.
Bizi biz yapan değerleri: dilimizi, dinimizi, târihimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi, örf ve âdetlerimizi vatanımızı, bayrağımızı, aynı soydan geldiğimiz halde Misak-ı Millî hudutlarımız dışında kalan insanlarımızı da sevmemiz gerekir.
Türkçülük düşüncesi, statik değil, dinamik bir yapıya sahiptir. Bu sebeple değişmez ve klâsik bir târif yapmak mümkün olmayabilir. Denilebilir ki, Türkçülük; Türk'e has değerleri bilmek ve korumak, Türk Milleti'nin bağımsız olarak daha iyi şartlarda yaşaması için fikir üretmek,....
MİLLET NEDİR ?
Peki, millet nedir ? Aynı coğrafyada oturmak, aynı geçmişi yaşamış olmak, aynı dili konuşmak, aynı dine inanmak ve millet olmak için yeterli midir ? Değildir. Konuya, farklı bir açıdan girelim. Millet denilen topluluk, insanlardan oluşur. Fakat insanlardan oluşan her topluluk millet değildir. Bir futbol maçına giden, belli bir takımın taraftarları da bir insan topluluğudur. Pek çok müşterek yönleri vardır. Dil, coğrafya, kültür,din, târih'e ortaktır. Fakat maç bittikten sonra dağılırlar. Gelecek maça kadar irtibatları kalmamıştır. O halde İnsanlar, meydana getirdikleri topluma, daha iyi bir gelecek hazırlamayı, kendilerinden sonra gelen nesilleri de düşündükleri takdirde millet olma vasfına sahip olabilirler.
İnsan denilen yaratıkta 3 milyar hücre olduğu söyleniyor. her birinin ayrı ayrı fonksiyonu olan bu üç milyar hücreyi üretmek mümkün olsa, onları bir küvete doldursak, sonra da insan kalıbı içerisinde bu hücreleri birleştirsek ve konuşan, düşünen, hareket eden bir yaratık elde ederiz. O yaratık, elini ateşe uzattığında geri çekebilir de. Bu özelliği de kazandırmak mümkün olabilir. Fakat insana ait her özellik kazandırılamaz. Anne ile evlâdı arasındaki, karşı cinsten insanlar arasındaki etkileşim gibi özelliklerin kazandırılması mümkün değildir. İşte bu sebeple o yaratığa insan denilemez.
Milletler de böyledir. Müşterek bir geçmişi, iyi olması düşünülen bir gelecek düşüncesini paylaşmayan, tasada ve sevinçte bir olmayan insanların oluşturduğu topluma millet denilemez.
İLK TÜRKÇÜLER
Sümerler'in Türk olduğu söylenir. Doğrudur. Onlar hakkında fazla bir bilgiye sâhip değiliz. Bu sebeple o dönemden örnekler vermek gerçekçi olmaz. Bir başka kesim, tarihteki ilk Türk Devleti'nin, Hun İmparatorluğu olduğunu söyler. Hun İmparatorluğu ile ilgili olarak günümüze ulaşan bilgiler daha kapsamlıdır. Büyük Hun İmparatoru Mete Han, ''Bir savaşçının kaderinde, atının üzerinde savaşırken ölmek olmalı. Bizler, ve bizden sonra gelenler, bu şekilde ölmeye devam edersek, milletimiz diğer milletleri yönetir. Böylece; kahraman ve üstün millet olduğumuzu dünyaya kabul ettiririz.'' Demişti. Bu sözleriyle Mete Han'ı ilk Türk Milliyetçisi olarak kabul etmemiz, doğru bir değerlendirmedir.
Sonraki yıllarda da pek çok Türk Milliyetçisi, tarih sahnesindeki yerlerini aldılar. Bunların en önemlilerinden biri Göktürk Devleti'nin kurucusu ve ilk hükümdârı Bumin Kağan'dır. O: Türk adını, devlet isminde ilk defa kullanan devlet kurucusudur. Türk Dili'nin en eski yazılı belgelerinden olan Orhun Âbideleri'ni diken ve taş üzerine: ''Ey Türk Milleti, yukarıda gök çökmedikçe, aşağıda yer delinmedikçe senin töreni kim bozabilir. '' Diye yazdırarak Türkün cihan hâkimiyetini 720 yılında ilân eden Bilge Kağan'ı da hatırlamamız gerekir.
Tarihteki Türkçüler; Abdülkerim Satuk Buğra Han, Selçuk Bey, Çağrı ve Tuğrul Beyler, Alparslan, Birinci ve İkinci Kılıçarslan ile devam eder. Sonra tarih sahnesine Osman Gazi gelir. Osmanlı pâdişahlarının tamamına yakını Türkçüdür. Son Osmanlı Türkçüsü cennetmekân Sultan İkinci Abdülhâmid Han'dır.
1800'lü yılların ikinci yarısında, Askeri Okullar Bakanı olan Şıpka Kahramanı Süleyman Paşa, Türklük Bilgisi adlı dersin müfredat programını hazırladı ve Türk Tarihi isimli kitabı yazdı. Bu sebeple Süleyman Paşa, Türkçülük ülküsünün ilk teorisyeni olma özelliğine sahiptir.
Yine aynı yıllarda, Bursa Valisi olan Ahmet Vefik Paşa, Ebü'l-Gazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türkî (Türklerin Soy Kütüğü) isimli eserini Doğu lehçesi olarak adlandırabileceğimiz Çağatay Türkçesi'nden İstanbul Türkçesi'ne çevirdi. Önemli Türkçülerden biridir.
Kırım'da Gaspıralı İsmail ve O'nun teyze-zâdesi Tataristan'da Yusuf Akçura, Azerbaycan'da Ahmet Ağaoğlu, Hüseyin-zâde Ali Bey, Başkırdistan'da Zeki Velidî Togan, Türkçülüğün simge isimleridir.
Türkiye'de Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, Rıza Nur, Hüseyin Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş'le Türkçülüğün önderleri serisinde yakın tarihimize geliyoruz.
Türkçüler, saydığım isimlerden ibâret değil elbette.
Özetin özeti denilebilecek bu girişten sonra, çok kısa olarak yakın tarihimizde Türkçülük fikrinin nasıl doğup geliştiğine temas edip, 1944 TÜRKÇÜLÜK DÂVÂSI ve 3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI konusuna girebiliriz.
TÜRKÇÜLÜĞÜN DOĞUŞU
Osmanlı Devleti'nde Türkçülük, düşünce ve edebiyat alanında hissediliyordu. Devletin çöküş dönemi başladığında dîni ve etnik azınlıklar bağımsızlık hareketlerine giriştiler. Devletin aslî unsurunu oluşturanlar ise konuyu tartışmaya açtılar. Yine de Türkçülük fikrinin, Osmanlılık veya İslâmcılık gibi idare ve siyaset sistemi haline getirilmesi düşünülmüyordu. Türkçülük fikri, edebiyat alanında ve özellikle şiirlerde gelişti. Belli sayıdaki aydınlar, Türkçülük üzerine düşünce üretiyorlardı. Bu aydınlar içerisinde siyasete girmemiş, Türkçülük dışında bir düşünce akımı içerisinde bulunmamış insanlar olduğu gibi İslamcılık ve Osmanlılık taraftarları da vardı.
Osmanlı aydınlarını Türkçülük üzerinde düşünmeye sevk eden âmiller hakkında şunlar söylenebilir:
* Batıda Türkler aleyhinde görüşler oluşuyordu. O halde, Türkler lehinde de görüşler oluşturulması, Türkçülük fikrinin gelişmesi sağlanmalıydı. Aksi takdirde Türk aleyhtarları, Türkleri yok edebilirlerdi.
* İslâm Medeniyeti, Arapların eseridir. Türkler, Arap topraklarını yönetimi altına alınca, iddiaya göre Arap medeniyeti gelişme imkânı bulamamıştır. O halde Türkler, Arap topraklarından kovulmalıdır. Halbuki Türkler o toprakları kan dökerek, can vererek almışlardı. O topraklar vatan olmuştu. Vatanı korumak da Türklük düşüncesinin bir unsuru idi.
* Hıristiyanlar da Türkleri hem Avrupa'dan hem de Avrupa'nın uzantısı olan Anadolu'dan kovmak, Orta Asya'ya sürmek istiyorlardı. Bu açıdan da vatana sahip çıkmak, Türkçülük düşüncesinin bir defa daha aslî unsuru oluyordu.
* Anadolu'da yaşayan gayrimüslimler ile Türk ırkına mensup olmayan etnik gruplar da Türkler aleyhinde önce fikir bazında, sonra da eylem bazında gelişmeler sağlıyorlardı.
Bütün bu gelişmeler karşısında Anadolu'da yaşayan Müslüman Türklerde bir kanaat oluştu: Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur. Bu düşünce Türkleri bir araya getirdi Kurtuluş Savaşı böylece başladı.
ATATÜRK'ÜN TÜRKÇÜLÜĞÜ
Ulu Başbuğ Atatürk ve onun kutlu ülkülemi/ideolojisi olan Atatürkçülük, bugüne kadar budunumuza yanlış tanıtılıp, yanlış öğretilmiştir. Komünist kafalar, yıllar boyu, Ata'yı solcuymuş gibi göstererek, hem siyasal getiri elde edebilmek amacıyla istismar ettiler hem de Türkiye'yi kurtaracak tek ülkülem olan Atatürkçülüğün içini boşaltarak, genç kuşakların gerek Ataları'nı, gerekse bu kutsal ülkülemi doğru olarak tanımalarının ve anlayabilmelerinin önünde engel oluşturdular. Bu zihniyetin temsilcilerinin Atatürkçülük anlayışları; Atatürk'ün ilkelerinden, salt "laiklik ilkesi"ni benimsemekten ibarettir. Başbuğ Atatürk'ün diğer ilkelerini de yarım yamalak uygulayarak, Atamız'ın adıyla siyasal getiri elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu eski komünist, şimdinin ise "Sosyal Demokrat" liboş takımı, sağlam temeli olan bir ülkülemleri ve Türkiye'yi esenliğe çıkaracak nitelikte bir siyasal programları olmadığı için yıllardır Atatürk istismarcılığı yapıp, Atatürk'ün milliyetçi yönünü, Türklüğe verdiği önemi görmezden gelmekle kalmayıp; bugüne kadar, kendi ülkülemlerine uygun tarzdaki -teslimiyetçi, edilgin- milliyetçilik anlayışlarının adını, "Atatürk Milliyetçiliği" koyarak; hem Ulu Başbuğ Atatürk'e hem de onun kutlu ülkülemine ihanet edegelmişlerdir. Bu bozuk, sözde Atatürkçülük anlayışlarını da doğruymuş gibi tanıtıp, uygulayarak; Türk insanının, dış düşmanlara karşı olduğu gibi, "içimizdeki" düşmanlara karşı da milli reflekslerini törpüleyip, köreltmişlerdir. Oysa Başbuğ Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı, bu güruhun göstermeye çalıştığı gibi ne teslimiyetçi, ne de dar kalıplar içerisine hapsedilmiş sığ bir milliyetçilik anlayışı idi. Başbuğ Atatürk, milletinin ve ülkesinin bekasını ilgilendiren konularda; çok duyarlı, ciddi ve tavizsiz bir siyaset izlemiştir. Gerek dış düşmanlara karşı verdiğimiz bağımsızlık savaşındaki, gerekse iç düşmanlara karşı olan tavrı ve tutumu da; sert, tavizsiz ve sonuç alıcıydı.
Bugün, "Türk" kelimesini ağızlarına almaktan rahatsızlık duyan, Türk'ün ve onun ülkesi Türkiye'nin çıkarlarını savunmaktan aciz, soy ve vicdan kusurlu insanların ipliklerini tam anlamıyla pazara çıkarmak, gerçek Atatürkçü olan Türkçüler'in en önde gelen görevlerindendir.
"Etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikrimin babası Ziya Gökalp'tir." diyen bir "Türkçü"nün ülküleminin "Sol" olduğunu iddia etmek; attığını vuran keskin bir nişancının, âmâ/kör olduğunu iddia etmek kadar mantıksızdır.
Her ne kadar güneş balçıkla sıvanamasa da, Türklük şuuru açısından "mankurt"laştırılan ve gerçek Atatürkçülük konusunda cahil bırakılan Türk insanının; "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir." diyen Atası'nı doğru olarak tanıyıp, anlayabilmesi noktasında söz konusu güruhun yıllardır set oluşturduğu aşikardır.
"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." diyen Türkler'in son bozkurtunun Türkçü-Turancı olmadığını iddia eden bir kişi art niyetlidir; ilk düşünülmesi gereken; o kişide soyca ya da vicdanen bir bozukluk olduğudur. Şayet art niyetli değilse o zaman, o kişinin cehaletinden ya da akılsal bir zaafından söz edilebilir.
Türkiye'de ilk olarak 1924 yılında başlayan antropolojik çalışmaların mimarı olan Başbuğ Atatürk, "Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi"ni kurdurmuştur. Türk Irkı'nın fiziksel özellikleri, ilk kez bu şekilde incelenmeye başlanmıştır. 1937 yılına gelindiğinde ise, Ulu Başbuğ'un isteği üzerine yurt genelinde Türk Irkı'nı karakterize eden tüm fiziksel özellikleri incelenirken, kafatası ölçümleri de yapılmıştır. Acaba hangi solcu bunları düşünür, ister ya da uygular? Atatürk'ün milliyetçiliği, gösterilmeye çalışıldığı gibi değil, işte böyle milliyetçiliktir!
Ulu insan Atatürk, Türklüğü ilgilendiren ne varsa onunla ilgilenmiştir. "Mu Kıtası Teorisi" bunun en uç örneklerinden biridir. Meksika'lara kadar bilim adamı gönderip, acaba Türkler'in atalarıyla ilgili bir belge bulunabilir mi diye düşünüp; bu konuda, her türlü ipucunu önemseyerek, araştırmalar yaptırmıştır. Acaba biz ırkçı değiliz,Türkçü değiliz, Atatürk milliyetçisiyiz(!) diyenleri bu gibi belgeler heyecanlandırıyor mu veya onları hiç ilgilendiriyor mu?
Türkler'in tarihsel sembolü olan "Bozkurt"tan, bu söz konusu Atatürk milliyetçileri(!) acaba neden bu kadar rahatsızlık duyuyorlar veya "Bozkurt" kelimesi onlarda niçin alerji yapıyor? Bu kafalar, acaba gerçekten çok mu cahil yoksa çok mu art niyetliler? Oysa, tüm Türkçüler için olduğu gibi, Başbuğ Atatürk için de bozkurt ve bozkurt sembolü çok önemliydi. Atatürk, Adliye Eski Vekili Mahmut Esat'a "Bozkurt" soyadını verirken; 1935 yılında üretilmeye başlanan sigaraya "Bozkurt" adını koyarken ve bu sigaranın kapağındaki ongunun/amblemin "Bozkurt" resimli olmasını isterken; 1927'de piyasaya çıkarılan 5 ve 10 liralık kâğıt paralar üzerine bozkurt resmi koydururken; Türk bayrağını, Türk tarihinin, Osmanlı'dan ibaret olmadığına vurgu yaparcasına, "Mavi fon üzerinde yeşil bir kurt başı" şeklinde olan Göktürk Bayrağı olarak değiştirmeyi düşünürken; "Türk İzci Ocağı" bünyesindeki çocuklara "Yavru Kurt" adını verirken, "Bozkurt"a ve Türk tarihine olan özel ilgisini göstermiştir. Bunlara ilaveten, Fuat Köprülü'nün Atatürk'e Türkiyat Enstitüsünün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğunda Atatürk: "Karlı Tanrı Dağları'nın önünde elinde meşale tutan bir "Bozkurt" olsun, Bu meşale, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon'dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt, Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin." şeklinde cevap vermiştir. Başbuğ Atatürk'ün kendi eşyalarının arasında da bozkurt motifli olanları zaten her şeyi anlatmaya yetmektedir.
Ulu Atamız'ın, Maarif Vekâleti'nin (Milli Eğitim Bakanlığı) girişine koydurduğu ve Atamız'ın uçmağa varışından/ölümünden sonra İnönü'nün kaldırtmış olduğu "Ergenekon'dan Çıkış Tablosu" da, Atatürk'ün katıksız bir Türkçü olduğunu yadsınamaz bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Eski Türkler'de, "Başkomutan" anlamına gelen "Başbuğ" kelimesi bu eski "kızıl kafalı", yeni Atatürk milliyetçisi(!) olan güruhun en çok rahatsız oldukları konulardan bir diğeridir. Atatürk gerçek anlamda bir "Başbuğ"dur. Bu yüzden, tüm Türkçüler de Ataları'na "Başbuğ" derler. Bu da, sözde Atatürkçülere çok dokunur. Örnek vermek gerekirse; Türkçü Toplumcu Budun Derneği Genel Başkanı Sayın Cenk Tozkoparan bundan yaklaşık 4 yıl kadar önce katıldığı bir televizyon programında, Atatürk'e "Başbuğ" dediği için kızılca kıyamet kopmuştu. Ama bizi ilgilendiren asıl konu; Türk televizyon tarihinde, Atatürk için ilk kez "Başbuğ" sıfatının kullanılması ve o tarihten sonra Atatürk'e "Başbuğ" diyen Türkler'in sayısındaki artıştır. Atatürk, "Başbuğ" değildir, sadece bir "Önderdir" diyenler; acaba Atatürk'ün kendisinin kurduğu "Türk İzci Ocağı"nın kendisine yaptığı "Başbuğ"luk teklifinden, ulu Ata'nın bu teklifi kabul ettiğinden ve bunu da bir telgrafla şu şekilde bildirdiğinden haberleri var mıdır? "Vatana yüksek seciyeli ve metin ruhlu gençler yetişmesini temenni eylediğim İstanbul Türk İzci Ocağı'nın, Başbuğ'luk teklifini büyük bir hissi iftiharla kabul ediyorum. Genç arkadaşlarıma teşekkür ve selamımın tebliğini rica ederim." O tarihlerde yayınlanan "Cumhuriyet Gazetesi" de manşetini "Başbuğ" olarak atmıştı. Bunun yanında 10Kasım 1938 tarihli "Ulus "Gazetesi"nin manşeti de şu şekilde atılmıştı: "Atatürk başkumandan; Başbuğlar yetiştirilmezler, onlar başbuğ hasletleriyle doğarlar!"
Ulu Başbuğ Atatürk'ün Türkçülüğünü ispat eden aşağıdaki sözlerini bilmeyen veya bilmezden gelenlere inat, biz Türkçüler, Türk insanına, Atası'nın özdeyiş ve sözlerinin sadece "Ne Mutlu Türk'üm diyene" ve "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" - sözlerinden ibaret olmadığını öğreteceğiz. "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünün sadece Atatürk'ün 10'uncu yıl nutkunun son cümlesi olduğunu -başka yerlerde geçtiği söylense de somut bir belgesi yoktur- ve o metinin içeriğini göz ardı ederek, esas ifade edilmek istenenin beden ve ruh itibarıyla "Türk" olmak olduğunu görmezden gelenler ve bunu böyle göstermeye çalışanlar, bugün Atatürk milliyetçisi(!) geçinmektedirler.
Atatürk, hem kuramsal hem de uygulama açısından tam anlamıyla dört dörlük bir Türkçüydü. Atatürk milliyetçiliğinin içini boşaltmak isteyen ve Atatürk'ün Türklük'le ilgili sözlerini "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünden ibaret görerek ve bu sözünde aslında neyi ifade ettiğini saptırmaya çalışan sahte Atatürkçüler, Ulu Başbuğ'un bu sözlerini bilmezler, bilseler de işlerine gelmeyeceği için bilmezden gelirler.
Atatürk'ün görmezden gelinen ve Türk insanına öğretilmek istenmeyen bazı özdeyiş ve sözleri şunlardır:
--"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." Başbuğ Atatürk
TÜRK KİMDİR?
--"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. " Başbuğ Atatürk
--"Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım ! Başbuğ Atatürk ( "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözünü saptıranlara ithaf olunur)
--"İstanbul'da çıkan bir gazeteyi Kaşgar'da ki Türk de anlayacaktır." Başbuğ Atatürk
--"Türkiye Türklerindir." Başbuğ Atatürk
--"Kanını taşıyandan başkasına inanma!" Başbuğ Atatürk
--"Dünya yüzünde, Türk'ten daha büyük,ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir." Başbuğ Atatürk
--"Bir gün, ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler." Başbuğ Atatürk
--""Milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avı olacaklardır." Başbuğ Atatürk
--"Türk'lerin yasadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir." Başbuğ Atatürk
--"Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin." Başbuğ Atatürk (Oysa Türkiye'yi, 1938'den bugüne kadar geçen 67 yıllık süreçte kan ve vicdan itibarıyla tek bir Türk yönetmemiştir!)
--"Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." Başbuğ Atatürk
--"Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir." Başbuğ Atatürk
--"Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir." Başbuğ Atatürk
--"Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız." Başbuğ Atatürk
--""Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk'tü bugün de Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır." Başbuğ Atatürk
--"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, millî ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir." Başbuğ Atatürk
--"Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır." Başbuğ Atatürk
--"Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir." Başbuğ Atatürk (Ab'ci, ABD'ci Batı özentisi aydınlara(!) duyurulur!)
--""Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur." Başbuğ Atatürk
--"Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." Başbuğ Atatürk
--"Taş kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedidir" Başbuğ Atatürk
--"Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir." Başbuğ Atatürk
--"Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz." Başbuğ Atatürk (Bölücü etniklerin, anadilde eğitim ve yayın istemlerine çanak tutan sözde Atatürkçüler bu sözü iyi öğrensin!)
--"Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur." Başbuğ Atatürk
--"Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur." Başbuğ Atatürk
--"Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır." Başbuğ Atatürk
--"Yeni Türk yazısı, Türk'ün yaradılıştan gelen zeka ve kabiliyetini geliştirebileceğinden yeni yazımızı tarlalarında çalışan çiftçilerimize, sürüleri başında dağlarda dolasan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalısmak hepimizin vicdan ve milli haysiyet borcudur." Başbuğ Atatürk
--"Kanını taşıyandan başkasına inanma!" Başbuğ Atatürk (Etnikçi Atatürkçüler(!) bu sözü zaten bilmezler!)
--"Milletleri yükselten bu hususa bir amil daha ilave edelim; Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, istikbaline, refahına düşman olanların zararlarını dermeyi hedef tutan bir intikamdır." Başbuğ Atatürk
--"Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir." Başbuğ Atatürk
--""Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir." Başbuğ Atatürk
--"Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir." Başbuğ Atatürk
--"Şu anda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim." Başbuğ Atatürk
--"Türk, Türk olduğu için asildir. çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz." Başbuğ Atatürk
--"Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır" Başbuğ Atatürk
--" Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır." Başbuğ Atatürk
--"Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır." Başbuğ Atatürk
Onuncu Yıl Nutku'ndan
--"Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir." Başbuğ Atatürk
--""Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz." Başbuğ Atatürk
--"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir." Başbuğ Atatürk
--"Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. " Başbuğ Atatürk
--"Bana, insanlar üstünde bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir." Başbuğ Atatürk (Bu sözü, Atatürk'ün mirasını yiyen CHP'lilerin hep bir ağızdan söylemesini bekliyoruz!)
--"Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır." Başbuğ Atatürk
--"Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim." Başbuğ Atatürk
--""Evvela, millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz." Başbuğ Atatürk
--"TÜRK çetin işler başarmak için yaratılmıştır!" Başbuğ Atatürk
--"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL kanda mevcuttur!" Başbuğ Atatürk
--"Bir Türk, cihana bedeldir!" Başbuğ Atatürk
BAŞBUĞ ATATÜRK'ÜN KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır,
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,
Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Başbuğ Atatürk'ün Türkçü olduğunu ispat eden, daha pek çok uygulaması, davranışı ve sözü vardır. Türkiye'de, bugüne kadar ilk ve son kez olmak üzere, Türkçü düşüncenin yaşama geçirildiği tek dönem Ulu Başbuğ Atatürk'ün dönemidir. O yıllarda, bitti denilen bir milletin yeniden şahlanarak, kıt imkânlarla yedi düveli alt edip; "Acun var oldukça, ben bitmem!" dercesine haykırıp, her alanda tam bağımsızlığını elde etmesi; yüzyıllar boyu ümmet anlayışıyla yaşamış insanlara milli bir kimlik kazandırılması; kendi öz dilini, alfabesini kullanmaya başlaması; Türk kadınının İslamiyet öncesi sahip olduğu hakları tekrar geri alması; çağdaş bir yaşam tarzına kavuşması ve benzeri kazanımlar; gücünü, asil kanından, binlerce yıllık şanlı ve büyük tarihinden alan ulu bir Türkçünün, Türkçü ülkülemi yaşama geçirip, uygulamasının bir sonucu olarak elde edilmiştir. Türk'üz Türkçüyüz Atatürkçüyüz!
3 MAYIS TÜRKCÜLÜK GÜNÜ
Sınırların neredeyse önemini yitirdiği söylenmeye başlanmışken ; globalleşen dünya söylevleri yazıtların başlığı haline geldiği günümüzde son yıllarda dünyamızda yaşanan gelişmeler, aslında sınırların önemini yitirmediğini ortaya koymuştur. Sadece bazı devletlerin kendi milli menfaatleri doğrultusunda dünyadaki sınırlarla oynamaya başladığı görülmüştür. Milli menfaatlerin ön plana çıktığı bu dünya yapılanmasında mevcudiyetimizi koruyabilmek adına mutlaka ve mutlaka Türk Globalizmini, yani Türk birliğini hayata geçirmek zaruretimiz vardır. İskitlerden başlayan 7000 senelik Türk tarihi boyunca hepimizin bildiği üzere yabancı uluslardan toplumumuza ihraç edilen entrikalar yüzünden bir çok değerlerimizde yıkımlar meydana gelmiştir.
Ancak mensubu olduğumuz ırkımızın binlerce senelik tarihi boyunca gelişmiş olan onur, adalet, güvenirlilik gibi üstün vasıfları sayesinde tarih sahnesinden silinememiş yok edilememiştir. Ancak yabancı milletlerin entrikaları yüzünden yaşadığımız yüzyılda dahil olmak üzere hakkettiğimiz başarı grafiğini yakalayabilmemiz pek mümkün olamamıştır. Irk olarak duygusallığımızı her zaman ön planda tuttuğumuz için uğradığımız ihanetler neticesinde kaybettiklerimizi yerine koymamız pek mümkün olmamıştır.Millet olarak artık şunu kesin olarak öğrenmeli ve kabul etmeliyiz ki, dış politika da duygusallık olmaz.
Yakın tarihimizden bir örnek vermemiz gerekirse, Osmanlı'nın çöküş yıllarında mecburiyetten dolayı dahil olduğumuz 1 nci Dünya savaşında Almanya'dan gelen yardımların ciddi bir bölümü İmparatorluğun parçası olan Araplara gönderilerek düzenli bir ordu kurmaları sağlanmaya çalışılmıştır. Hicaz Emiri Hüseyin Şerif'in iki oğlu Meclisi Mebussan da Arap eyaletlerinin vekilleri olarak görev yapıyorlardı. Enver Paşaya haber göndererek çalışmalarımız çok vasıtası ile de İngilizlerle görüşüp onlardan da para yardımı alarak kurulmasına destek sağladığımız orduları ile düşmanlarımızla birlik olarak Osmanlı İmparatorluğuna saldırmışlardır.
Günümüzde bile dinlerken duygusallaştığımız, tüylerimizin diken diken olduğu, burası Huştur ağıtları o tarihlerde yaşanan acılardan dolayı milletimizin iç dünyasının bir parçası olmuş ve günümüze kadar süregelmiştir. Ama tarih her zamanki gibi en büyük hakem olacak ve Yüce Allah adaletini bu dünyada da tamamlayacaktır. Osmanlı İmparatorluğundan ayrılıp bağımsızlığını kazanmış olan bu topraklara barış ve huzur halen daha gelmemiştir. Unutulmaması gerekli olan bir ata sözü vardır " ne ekersen onu biçersin". Tarihin hakemliği sayesinde bu söz doğruluğunu kanıtlamıştır, Irak-Kuveyt savaşı, İsrail-Filistin savaşı bu sözün doğruluğunun yakın tarihimizdeki delilleridir.
Daha önceki satırlarımızda da belirttiğim gibi ırkımız duygusal, alçak gönüllü ve vefalıdır. Peygamber efendimizin Arap olması dolayısı ile Arap ırkını her zaman Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altındaki diğer ırklardan daha farklı bir konumda görmüş, bu ırkı Kavmi Necip diye adlandırarak vergi konusunda ve askerlik konusunda bir çok ayrıcalıklar sağlamıştır.Millet olarak bence tarihteki en büyük hatalarımızdan biri Peygamber efendimizin Arap olmasından dolayı bu ırkın kültüründen fazlası ile etkilenerek Arap kültüründe yer alan mistizmin etkisi altında kalmış olmamızdır. Arap mistizmi yüzünden ırkımızın bir çok özelliğini kaybetmişizdir. Peygamber Efendimizin Arap olmasından dolayı bazı dönemlerde Araplara karşı aşağılık kompleksine yakalandığımız bile vuku bulmuştur. Aslında bir ırka Yüce Allah tarafından Peygamber gönderilmesi, o ırkın övünebileceği bir konumda değil, utanacağı bir konumun sahibi olduğunu gösterir. Çünkü tüm hatalardan ve yalanlardan münezzeh olan Yüce Allah buyuruyor ki "Ben şaşıran kavimlere Peygamberler gönderdim. " Peygamber efendimizin yedi hadisi Şerifinde övgüye layık gördüğü milletimiz kılıç zoruyla İslamiyet'i kabul etmeyen tek millettir. Irkımıza Peygamber gönderilmemesi utanacağımız, kompleks duyacağımız bir durum olmaktan ziyade övünebileceğimiz bir durumdur.İslamiyet'ten önceki beşeri hayatta Türk ırkı hiçbir zaman şaşkın ve sapkın bir yaşama sahip olmamıştır.
Tabi gönül isterdi ki aynı dine inandığımız Arap devletleri ve hükümetleri dış politika da geçmişte yaptıklarından utanarak yaşadığımız yüzyılda Kıbrıs ve PKK terörü konusunda uluslararası platformlarda bizi desteklemelerini isterdik. Böylelikle bir nebze olsun geçmiş hatalarını telafi edebilirlerdi. Maalesef görünen o ki Hicaz Emiri Hüseyin Şerif'in hatalarına torunları da devam etmektedir. Tarihin büyük Komutanı Medine Müdafii Fahreddin Paşa savaş sonunda bütün Osmanlı İmparatorluğu yenilgiyi kabul edip teslim olmuşken yalnız başına aylarca direnerek teslim olmayı reddetmiştir bu şanlı komutan şanlı askerlerine dönerek tarihteki şu değerli sözünü söylemiştir artık sizin paşanız olarak aranızda bulunmuyorum bu kutsal toprakların kutsal emanetlerin bekçisi olarak bulunmaktayım diyerek Mısır'da hapsedildiğinde bile üzerinden çıkarmadığı üniformasını bu konuşmayı yaptığı anda üzerinden çıkararak tarihe kahramanlığıyla geçmesinin yanı sıra, alçak gönüllüğü ile de tarih sahnesinde yerini almıştır.
Hicaz Emir'i Osmanlı İmparatorluğu'nun teslim olmasını fırsat bilerek İngilizlerden de aldıkları altınlar sebebiyle Peygamber efendimizin hatıralarıyla dolu olan bu kutsal şehrin ve onun şerefli komutanı olan Fahreddin Paşa ve askerlerine hayasızca ve alçakça saldırmaya devam etmişlerdir. Kilerlerde yiyecek bir şey kalmayınca açlıktan insanlar ölmek üzereyken imdatlarına çekirge sürüleri yetişmiştir.Fahrettin paşa askerlerini toplayarak onlara bir konuşma yapmış yaptığı bu konuşmanın başından sonuna kadar göz yaşlarını tutamamıştır.Konuşmanın kısa metni şu cümlelerden ibarettir Fahrettin paşa askerlerine dönerek daha önceleri bildiğim üzere en besinli et çekirge etidir demiş askerlerini çekirge yemeye ikna etmek istemiştir.Askerler de gözleri yaşlı bir şekilde komutanları üzülmesin diye şu cevabı vermişlerdir paşam desenize artık Medine'yi bizden kimse alamaz yiyecek sorunumuzda bitti paşaları söylediklerine inanmadıklarını düşünebilir diye sevinç gösterileri bile yapmışlardır ama gerçeğinde hiç biri bu sözlere inanmamıştır kişi başına düşen beş çekirge ile şanlı direnişlerine devam etmişlerdir.Halkın içinde Medine direniyor söylentisi dilden dile yayılmış halkın içinde diğer eyaletlerde de nümayişler başlamıştır. İngilizler altın için onlarla beraber savaşan Hicaz Emiri Hüseyin Şerif'e daha çok altın vererek Medine'yi derhal düşürmelerini yani direnişi yok etmelerini istemiştir.Baskılar ve zalimlikler daha çok artmış zulümler dayanılmayacak boyutlara gelmiştir, ele geçirilen Türk askerlerinin bağırsaklarını dışarı dökerek belki altınları yutmuşlardır diye bir düşünce içinde bulunmuşlardır ama bilmedikleri bir şey var ki o bağırsakların içerisinde değil altın çekirgeden başka yiyecek bile yoktu tarihte yaşanan bu zalimlikleri herkes unutsa da biz unutmayacağız bu yaptıkları utanç verici davranışları her zaman deklere edeceğiz di mamızda canlı olarak tutacağız.
Neredeyse aradan yüz yıl geçmesine rağmen Discovery Channel televizyonunu seyrederken duyduklarıma inanamadım Meksika mutfağını tanıtan bir programda en kaliteli proteinin çekirge etinde bulunduğunu duyduğumda tüylerim diken diken olmuş ve kendi kendime şöyle demiştim ALLAH'ım bu kulunu ne kadar çok seviyordun ki yüz sene önce söylemiş olduğu yalan zannettiği bir şeyi yüz sene sonra bilimsel araştırmalar neticesinde doğruladın mecburen söylemek zorunda kaldığı bu günahsız yalanı bile gerçek çıkaran tabi ki Yüce ALLAH sevdiği kulunu yalancı çıkarmayacak aradan yüz sene geçse bile doğrulayacaktır.İnsanlara itibarı veren bu konuda da kesin olarak görüldüğü gibi yaratandır 1500 senesinde Begonya dükü tarafından kiliseden de onay alınarak yakılan İngilizlere karşı savaşan Jeanne Dark'ın cadılık suçlamasıyla yakılarak öldürülmesinin ardından 500 yıl geçtikten sonra Katolik kilisesinin Roma'da toplanarak cadılık suçundan beraat ettirilip azizelik unvanı vermiştir.
Tarihte bir çok şerefli onurlu adil davranışın sahibi olan Türk ırkının artık tarih sahnesindeki hak ettiği itibarı alması gerektiğine inanıyoruz.Bu yüzdendir ki hakkımızı alabilmek için ikibin yılını milat kabul edip mücadelemizi hızlandırıp dünya konjöktüründe ki hak ettiğimiz yeri almalıyız bunu zamanı geldiğine inanıp millet olarak mücadelemize hız vermeliyiz.Osmanlı imparatorluğunun son padişahların dan olan Addülhamid Han imparatorluğun çöküş yıllarındaki bir çok sorununa çare bulabilmek için bütün yolları denerken kendisinin ve İmparatorluğun tüm sorunlarını çözecek bir teklifle karşılaşmıştır. Teklifin sahibi Yahudi Camiası olup, bu teklif o tarihte bir daha karşılaşılması mümkün olmayacak kadar uygulanırsa kar getirecektir. Yahudilerin istediği sadece iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Osmanlı imparatorluğuna bağlı şu an İsrail Devletinin kurulu olduğu toprakların bir kısmını istemişlerdir. Eğer bu teklif kabul edilirse karşılığında 3.000.000. altın vermeye razı olmuşlardır. O tarihlerde tüm Osmanlı vilayetlerinden toplanılabilen vergi miktarı 285.000 altındır. İmparatorluğun toplam borcu ise 2.000.000. altın civarındadır. Bu borca karşılık gemi işletmeleri ve demir yollarımız yabancı bankerlere ipotek verilmiştir. Abdülhamit Han bu teklifi kabul ederse İmparatorluk tüm borçlarından kurtulacak, kalan 1.000.000. altın ile de sanayileşme çalışmaları hızlandırılabilecektir. Abdülhamid Han'ın verdiği karar bizce de en doğru olanıdır. Cevaben şunu söylemiştir; "Ecdadın kan dökerek aldığı yerler, ancak kan dökülerek verilebilir. " Bu cevap haliyle Yahudilerin çok hoşuna gitmedi. Kısa bir süre içinde bu topraklar elimizden çıktıktan sonra Arap yetkilileri bu toprakları çok daha ucuza Yahudilere parça parça satmışlardır. Kısa bir zaman dilimi geçtikten sonra Yahudiler bugünkü adı İsrail olan devletlerini kurdular. Filistin'de yaşanan drama bir insan olarak üzülmememiz mümkün değil, ama Fahreddin Paşa ve askerlerine yapılanı hatırladığımız zaman hemen aklımıza gene aynı söz geliyor. " ne ekerseniz onu biçersiniz " atalarının ektiği ihanet ve kalleşlik tohumlarını tarihin hakemliğinde şimdiki torunları biçmektedirler.
Atalarımıza yapılan bu haksızlıkları hiçbir canlıya reva görülmeyecek kadar korkunç şeylerdir. Ülkemiz ipotek altında iken bile bir karış toprağını satmayan ecdadın torunu olduğum için onur ve şeref duyuyorum. Filistin'de yaşananlar için bir insan olarak son derece üzülüyorum, ama daha önceki satırlarda da anlattığımız gibi bu yaşananlar adaletin tecellisidir.
Büyük Komutan Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözü çok kereler düşünmeye değerdir. " Hayatta yegane varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdır." Millet olarak tok gözlü olmamız bir çok şeyimizi kaybettirmiş olabilir. Ama halen daha onurumuzu yitirmeden gelecek için mücadele etmeye hazır bir şekilde bekliyoruz. Ekonomik çıkmazda olmamız Dünya sahnesinde hakkettiğimiz yere gelemeyeceğimiz anlamını taşımamaktadır.
Milletlerin tarih sahnesinde ayakta kalabilmesi milli kültürlerinin sağlamlığı ile mümkündür. Milli kültür oluşmadığında millet oluşamaz. Millet oluşmadığı zaman devlet oluşamaz. Tarihte milli kültürünü kaybetmiş milletlerin devlet olarak ayakta kalması mümkün olamamıştır. Ekonomilerinin güçlü oluşu onu kurtaramaz 7000 yıllık tarihi süzgeçten geçmiş olan büyük Türk milleti farklı dinlerden beslenerek dokuzuncu yüzyıla gelmiş dokuzuncu yüzyılda İslam'ın evrensel değerleriyle tanışarak yirmi birinci yüz yıla kadar geçen süre içerisinde milli kültürünü oluşturmuştur.
Büyük kuraklıklar,istilalar,büyük göçler ve büyük ihanetler görmüş olmasına rağmen milli kültürüyle kesintisiz ayakta kalabilmiştir.
Yakın tarihimize baktığımızda emperyalist güçlerin masa başında çizmiş olduğu suni devletler milli kültürleri olmadığından millet olamamış ve en küçük tehlikede param parça olmuşlardır. Milli şuur ve kültürü güçlü ise saldırılar karşısında devlet belki yıkılabilir ama kendi külleri arasından yeni bir devlet doğurur Zümrüt-ü Anka kuşu gibi (Türk milleti ve Japonlar gibi.)
Çağımızda milletleri yok edebilmek için sıcak savaşlar yerine kültür ve medeniyet savaşları ağırlık kazanmıştır. Milli kültüre yönelen tehditlerinin başında yanlış bir çağdaşlaşma anlayışı ile batı kültürü içinde asimle olma tehlikesidir. Böylece Türk insanını milli kimliğinden uzaklaştırarak millete mensubiyet şuurunu yok ederler. Yine farklı bir tehlike ise Türk milleti içinde bazı yöre yada lehçe farklılıklarını ön plana çıkararak millet içinde etnik köken oluşturma yoluna gidenler bu bir milletin milli kültürünü yok olmasını sağlar ve milletin bütünlüğünü yok eder.
Bu tehlikelere karşı milli tarih şuurundan nasibini almış,milli ve manevi değerler bağlı milliyetçi bir ruh ve ihtiras sahibi insanlar yetiştirilmelidir. Globalleşen dünyamızda milli kimliğini koruyamayan milletler asimle olmaya mahkumdur. Batı kendi kimliğini koruyarak medeni olmuştur. Batı milliyetçidir. Fransızlar kendi medyalarına İngilizce yasağı koymuştur. Globalleşmenin merkezi olan Avrupa da Fransızlar Fransız milliyetçisi, İngilizler İngiliz milliyetçisidir. Bunlar müşterek bir Avrupa milleti yaratabilmek için müşterek bir Avrupa kültürü peşinde koşmuşlardır. Tamamen Hıristiyanlık dininden esinlenerek bu kültür yaratılmıştır. Avrupa'nın ortasında inançları ve kültürü farklı olduğu için Bosna Hersek'in başına neler geldiği bütün insanlığın bilgisi dahilindedir.
Aynı ırka mensup aynı dili konuşan ayna tasayı paylaşmış, aynı inançta bütünleşmiş olan bu büyük milletin birlik ve beraberliği ben Türküm diyen herkese huzur verir.
Dünya üzerinde var olan devletler dış politikalarını belirlerken ekonomik güçlerini mensubu oldukları milletin menfaatlerinden ziyade milli sınırlarının güvenliği, genişletilmesi, koruma ve kollama faktörleriyle hegomanya altına almak amacına uygun bir siyaset gütmektedirler. Güdülen bu siyasetten en fazla etkilenen topluluklar nedense Türk kökenli devletler olmaktadırlar. Ekonomik güç güçler dünyasında sınır tanımamaktadır. Amerika'nın önde gelen tutucu kuruluşlarından General Motor Kore'de gidip bir otomobil fabrikası satın alabilmektedir. Bunun nedeni ise kendi pazarlarının ve diğer pazarlara ulaşan rakiplerinin önünü kesemeyeceklerin anlayınca satın alma yolunu seçerek sınırlarını genişletmek amacını gerçekleştirmektir. Dünya ekonomisinde şüphesiz petrol zengini ülkeler bir gün inanılmaz sıkıntılarla karşılaşacaklardır. Yaşadığımız yüzyılda var olan teknolojik hıza yetişmeleri mümkün olmadığı gibi sadece petrol gelirleri de giderlerini karşılamaya yetmeyecektir. Dünya üzerinde en zengin petrol yataklarının Kazakistan'da olması buraya 3.000.000. Amerika'lının yerleşme nedenini gayet açık ortaya koymaktadır. Süper güç olan devletlerin stratejilerini çözen petrol zengini ülkelerden sadece B.A.E ( Dubai, Abu-Dabi ) ekonominin sınırsız gücünü fark etmiş denizleri doldurarak ticarete sınırsız kolaylıklar sağlayarak ülkesinin dünya ticaretindeki yerini almasını hedeflemiştir.
Bu süper güçlerin arasında Türk dünyası paylaşmayı ve koordinasyonu bilememesinden veya uygulama ortamlarının dahi yok edilmesinden dolayı üçüncü dev güç olma potansiyelini kullanamamaktadır. Türk dünyası sadece sınırlarının serbest dolaşım ve ticarete açılması ile uygulayacakları modelle ciddi pazarlıklar yapabileceği ortamları ellerinden kaçırmaktadır. Bu pazarlıklarda izlenecek yollardan en önemlisi oluşturacakları güç birliği ile savunma giderlerini en aza indirerek ekonomik kalkınmalarını beş kat hızlandıracak zamana sahip olmaları ile belirleyecekleri özel kalkınma modelini, diğer güçlerin oluşturdukları stratejilerle uygulamaya geçmeden ortadan kaldırma politikalarına göz yummamalarıdır. Bu kapalı gözlükleri Türk dünyası bir gün attığı takdirde milli kültür ve onurunu ortak payda yaparak serbest ticaret ve birleşik savunma stratejileri ile süper güçlerin üzerinde güç olma ihtimali her zaman büyük tehlike olarak görülmeye devam edecektir. Türk dünyası, mevcudiyetinde var olan milli kültür ve onuru ile oluşturacağı şartları Türkiye'nin önderliğinde ekonomik güç birliği ile teknoloji, iletişim, bilişim, medya, üretim ve pazarlama teknikleri ile donatarak süper güçlerin bu korkulu rüyasını gerçeğe dönüştürecektir.
Dünya üzerinde var olan ülkeler gelecek yüzyılda sadece ekonomik bunalımlarla sınırlarının değişeceğini bilmektedirler. Doğu Batı diye ayrılanların tekrar birleşmesi, birlik içinde olanların ortak para birimini kullanması gibi gelişmeler bunun örneğidir.
Ekonomisi güçlü bir Türk dünyası dünya üzerinde var olan diğer devletlere uygulayacağı onurlu, inançlı ve adaletli bir siyaset ile dinin baskısız yaşanılması, siyasetinin dünya ile entegre oluşu Türk Dünyasının zaferinin önündeki engelleri kaldırmada en büyük etken olacaktır. Türk Dünyasının ekonomik geleceğinin fizibilitesini yaparken göz ardı etmemek zorunda olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin geçmişinden bu güne gelirken yaşadığı evrelerde geçirmiş olduğu sıkıntılı dönemlerin sebebini de iyi tespit etmek gerekmektedir. Bu gün 200 milyar dolar dış borcu olan devletimizin 10 yıl evvel sadece 17 milyar dolar dış borcu bulunmaktaydı. Son on yıla bakınca 183 milyar doların neler yapabileceğini bilen insanların isyan etmekte ne kadar haklı olduğunu görmekteyiz. Bunca güzelliklere sahip olan, dünya üzerindeki konumu ve doğası ile özel olan cennet vatanımızın koordineli bir şekilde dış güçlerle ortak olarak papyonlu çeteler tarafından korkunç ve iğrenç bir şekilde soyulduğunu görmek, bilmek ve susmaktan daha büyük bir eziyet olmadığı düşüncesi beynimizde hasıl olmaktadır. Türk dünyası bir gün milli kültür ve onurunu ön planda tutarak inançları nedeni ile doğru söyleyip yargılanmadığı, siyasette sultanın sona erdiği ekonomide üreten, ürettiğini dünya pazarlarında marka olarak satan, sınırları ile birlik ve beraberlik içinde yaşayan, gücünü tüm dünyanın kabul ettiği bir Türk birliğinin var olacağına inanmak ve bu uğurda ideale ulaşmak için mücadele etmek inancımızın tam olduğunu ulaştığımız ve ulaşacağımız insanlara anlatmak hedefimizdir.
Bence unutulmaması gereken en önemli husus yaşadığımız dünyadan ebedi istirahatgahımıza geçerken sonsuzlukta yankılanacak tek şeyin hayattayken onurumuz için verdiğimiz mücadele olduğunu bilmektir. Bir insanın onuru ve şerefi mensubu olduğu milletin yüceliği ve şerefi ile eşdeğerdir.
ANA SAYFAM
|