asirtunca.sitemynet.com
logokeklik.jpg

AŞIR TUNCA
Şiirlerim
Çakıl Kuşları
Hicivler
Sevda Şiirleri
Karaağa
At Eğerli, Eşek Semersiz
Yazılarım
Foto Albüm
Ne Dediler
Bağlantı Sayfam

Karaağa


Karaağalı Aşır Tunca Karaağa'yı anlatıyor:

caferbabacamii.jpg

Karaağa'da Tarih ve Kültür İzleri

Karaağa'yı tanıtmak ve bildiklerimizi bilmeyenlere aktarmak, Karaağa'nın geleceğine ışık tutmanın görevimiz ve vazifemiz olduğunu düşünerek bildiklerimi yazmaya başlıyorum.
Karaağa belediye sınırları içindeki tarihi yerleri yazmak bana -Karaağalı biri olarak sorumluluğum olduğunu düşünerek- mutluluk verecektir.
Karaağa kelimesi Türkiye sınırları içinde üç yerde geçmektedir:
1) Mersin Anamur bölgesinde de internet sayfalarından bir Karaağa köyü olduğunu anlıyoruz.
2) Konya ili içinde Karaağa eczanesi ve çevresidir.
3) Konya Doğanhisar ilçesine bağlı 1954 yılında belediye olan bu günkü Karaağa kasabası vardır.
Adı geçen bu üç bölge üzerinde araştırma yapılırsa belkide aralarında akraba bağları olduğu anlaşılabilir kanaatindeyim. Efendim biz gelelim kendi toprağımız olan Karaağa kasabasına… Karaağa kasabası Doğanhisar'a ortalama (7 ) yedi kilometredir. Akşehir'e ortalama (25) kilometredir.
Ortalama diyorum çünkü Akşehir'e üç dört yerden yol gitmektedir.

Karaağa kasabası eskiden İstanbul-Konya yolunun üzerindeymiş. Cumhuriyet döneminde yol, bu günkü karayolunun olduğu yerde açılmıştır. Karaağa'nın doğusu Doğanhisar ilçesi ve Çınaroba kasabasıdır. Batısında İlyaslar ve Uncular köyleri vardır. Kuzeyi Yazır köyü ve Koçaş belediyesi, güneyi ise Sultan dağlarının en güzel yaylaları ile çevrilidir. Bu yaylalar şunlardır: Ketenlik yaylası, Tokmacık yaylası, Sulu Boğaz yaylası, Gıçöz yaylası ve İlyaslar'a bağlı Eskiler yaylası.
Doğanhisar ilçesinin tarihinin Akşehir'den daha eski olduğu rivayet edilir. Bu bölgenin bir beylik veya imparatorluk sınırları olduğu düşünülebilinir. Kuzeyindeki Koçaş yerleşim yerinin Selçuklular döneminde var olduğu, buradaki Yunus Emre Camisi ve mezarlığındaki yazılı taşlardan anlaşılmaktadır. Tabduk Emre'nin de burada mezarının bulunduğu ve Koçaşlılar tarafından koruma altına alındığı görülmektedir. Koçaşlılar, Yunus Emre Camisi ve Tabduk Emre mezarıyla övünç duyarlar. Yazır köyü ise derebeylik döneminden ayakta kalan toprak yığma höyükle ünlüdür. Ayrıca Yazır ve Karaağa arasında derebeylik dönemine ait yerleşim yerleri göze çarpar. Yazır'ın üstünde Koca büğet mevkisinde küçük bir höyük göze çarpar. Yakınındaki elmalık bahçelerinin içinden mezarlar çıkmaktadır. Hatiplerin kavaklık yakınlarında bir mezar olduğunu hatırlıyorum. Hacı Aşır'ın höyük denilen yerin de ayrı bir yerleşim yeri olduğu ve Akkanat deresi ile Terkendi deresinin sırtlarında temel taşları vardır.

Yazır köy ile Karaağa arasında çok eski yerleşim yerleri vardır. Ketenlik çayının önceleri bir ırmak gibi gür aktığı bölgede yaşam şartlarının çok güzel olduğu anlaşılmaktadır.
Yazır köyünün doğusunda pınarlar mevkisinin yerleşim yeri olduğu çıkan çanak çömlek kırıklarından anlaşılmaktadır. Eğilenler mevkisinde Topal Hoca'nın kuyusunun doğusunda eski yıpranmış bir höyük vardır. Pınarlar mevkisinin yukarı kısmında Koca Çayırlık'ta bir höyük kalıntısı vardır. Türkmen Konağı mevkisi Selçuklu döneminde Orta Asya'dan gelen Türk boylarının burada konaklayıp sonraları yerleşik düzene geçtikleri rivayet edilir.

Karaağa'nın yeri hakkında her ne kadar Tuzlukçuluların yaylası olarak söylentiler bulunsa da Bağbaşı mevkisinde ilk Karaağa yerleşim yeri olduğu buradaki ceviz ağaçlarının çok oluşundan anlaşılıyor. Sonradan kervan develerinin ceviz ağaçlarından rahatsızlıklarıyla bu günkü yerleşim yerine taşındıkları rivayet edilir. Çukurlar mevkisinde eski sulama kanalının üstü yani kara Süleymanların tarla Bıyıklı Oğlu'nun bahçe ve çevresinin yerleşim yeri olduğu tahmin edilir. Ayrıca iki çay arasında kalan İğdeler mevkisi de yerleşim yeridir. Sepetçi'nin bahçeden Sunaların sekilere kadar olan bölümler, burada büyük sarayların bulunduğunun ipuçlarını gösterir. Bu kavmin esasen isimleri de iyi değiller anlamında yani yerlerinin yıkılış nedenleri iyi olmadıklarını göstermektedir.
Bu yerleşim yerine Gıç Irmak Pınarı'nın suyu bu günkü sulama hendeğinin ilk yeridir. Ayrıca bu gün Karpuzluk denilen yer, Akpınar dâhil yerleşim yeridir. Bu tepeler höyük görevi yapmıştır, derebeylik döneminde haberleşme bu tepelerden ateşle yapılırmış. Karpuzluk'tan Yazır Koçaş, Davul Çayı ve Kara Hüyüklere doğru ateşle işaretler verilirmiş. Karaağa'nın Değirmen Önü denilen yer ve karşısı yerleşim yeridir. Değirmen Önü'nden Alamas mahallesine kadar olan yerlerden Rum mezarları çıkmaktadır. Karaağa Büyük Cami çevresinden Latin harfli mermer taşlar çıkmıştır. Buranın içme suyu da Gıçırmak'tan getirilmiştir, bir dönem İğdeler suyoluyla Kavas Oğlu bahçesinden cami önüne ulaştırılmıştır. Daha sonraları Alamas'ın deresinin Topraklık yakınlarından tünel açılıp su hattının mesafesi kısaltılmıştır. 1950 veya o dönemde yaşayanlar bu tüneli bilirler.

Karaağa'nın doğusundaki Nayıp Kuyusu en eski kuyudur. Bu kuyu Anadolu'nun doğu batı yollarının buradan geçtiğine işarettir. Buradan geçen eski pazar yolunun bir ismi de ulu yoldur. Karaağa'nın güney doğusunda bulunan Medine kuyusu ve Emine kuyusu mevkisi de yerleşim yeridir. Korubaşı'ndaki mezarlığın yazıtlarından anlaşılacağı gibi büyük âlim müderris Cafer Baba ve Ak Baba yatırları bu bölgede bir savaş olduğunu anımsatır. Ak Baba ve Cafer Baba belki de şehit edildiler. Bu bölge insanlarının bu günkü Pelitlik deresinin kenarında kalıntıları bulunan Tek Parmak Medresesi bölgesine savaştan sonra yerleşmiş olabilecekleri düşünülmektedir.
Cankara ve Gelincik deresinin birleştiği yerden sulama kanalının kazısı sırasında çıkan kalıntılardan Roma ve öncesi medeniyetlerinin bu bölgede hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır. Cankara ismi de burada bir kara çanlı kilise olduğunu çağrıştırır. Çünkü Kuyulu Alan mevkisindeki kuyunun tarihi de eskidir, yakınında Kilise deresi adıyla anılan yerde de bir kilise yeri vardır

Uzuntaş mevkisinde Gâvur damları olarak bilinen yerde yerleşim yeridir. Yukarıya doğru çıkarsak İki Kazanlı şelale vardır. Daha yukarıda geçit mevkisinde demir pencereli bir mağara olup burada ilkel insanların yaşadığı sanılmaktadır. Ketenlik yaylasında ve Tokmacık tepesinde Tunç devri, Maden devri döneminde işlenmiş maden yatakları vardır. Tokmacık altında Kara Pınar deresinde yarısı toprak içinde kalmış değirmen taşı vardır. Yel değirmeni veyahut su değirmeni olabilir. Bedesten mevkisinde ise o bölgenin pazarının kurulduğu rivayet edilir. Bedestende bir büyük mağara da bulunmaktadır.

Tokmacık'ın esas ismi Dökmecik olabilir. Buralarda maden işlenip döküm yapıldığı bilindiğinden dökmecik kelimesi zamanla “Tokmacık'a dönüşmüştür. Fakat Isparta-Yalvaç ilçesinde de bir Tokmacık beldesi bulunmaktadır. Bunu da internette gördüm ve benim tokmacık adlı şiirimi internet sitelerine koymuşlar.

Bizim yayla Tokmacık'ın milat önceleri bir yanar dağ olduğu, buradaki üç dağın birleştiği yerde Halil Ağa Çanağı denilen büyük çukura dikkatlice bakılırsa bir krater ağzı görülür. Buradan çıkan lavların püskürttüğü küller maden yataklarını oluşturmuştur. Burada krater gölü yok fakat bu dağın altında bol su kaynakları vardır. Ketenlik göleti altından Kağnıcı Pınarı biraz yukarıdan Sarı Pınar ve Yan Oluk Pınarları, Tokmacık'tan beslenirler. Kara Pınar deresindeki Çam Oluklu Pınar ve Kara Pınar suyu ile Gök Çukur ve Bedesten sularıyla Çürük Taş suyu da Tokmacık'tan beslenirler. Ayrıca Gıçöz'ündeki mezarlık karşısından çıkan su ve Aylı deresindeki sular, Tek Parmak suyu, Tahta Külah'ın Taşlar'daki su da Tokmacık dağının altında bir küçük krater gölü olduğunu kanıtlar.

Aşağı Gıçöz mevkisindeki Söğütlü pınar ile Serdarın dere arasından yer altından çok büyük bir yer altı ırmağı geçmektedir. Bu istikametten aşağı inilirse Hatılı suyu, Sofra Kaya suyu, Beş Göz suyu bu yer altı ırmağından beslenirler. Ketenlik'in doğusundaki Büyük Dağ tepesinde Gök Gedik'teki sudan itibaren İğnecik ve Patlaklı sularının gidiş güzergâhında da bir yer altı ırmağı olduğu ölmüş yaşlılardan Topal Ürküya'nın anlattığı gibi Koca Çayırlık ve Göleç mevkisinden Çoban pınarı üstünden Kırk Dönüm istikametinden Azeri köyünden bir kolu çıkmaktadır. Karaağa'da su ile çalışan çok değirmenler varmış. Değirmen Önü bir değirmenmiş. Kuz mahalledeki Hatip Beyin değirmen ve karşısında da Çolakların değirmen, yukarıda Orta değirmen, Can Kara'da Haydar Ağanın değirmen olup bu değirmenlerin hiç biri şimdi çalışmıyor. Ayakta kalanları turizme açılsa çok iyi olur. Ovanın bütün buğdayları bu değirmenlerde öğütülürdü. Aylarca değirmen sırası bekleyen at arabaları olurdu. Karaağa ile başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın.

Araştırma:
Şair Yazar AŞIR TUNCA

yagmur_duasi.jpg

Karaağa'da Kalkınma

Karaağa'da kalkınma için öncelikle seçilen siyasilerin devletin bütün kurumları ile barışık olması gerekir. Böyle lider kişilere ihtiyaç vardır. Yani şöyle söyleyeyim; seçilen bizden, devlet bizden, hükümet bizden ama Karaağa yerinde sayıyor.

Karaağa'da yol var su var orman var yeşillik var manzara var. Fakat lider kadro yok Karaağalıdan ayrı gizli siyaset yapılmamalıdır. Fakir insanların üç beş kuruşuna göz dikip zengin olmayı düşünenlerden kurtulmak lazım. Karaağa'nın kuzeyine gözümüzü çevirip bir bakalım; Ankara Polatlı'ya kadar yeşillik, ağaçlık, sulak yer var mıdır? Öncelikle yediden yetmişe Karaağa'nın kıymetini bilmemiz lazım.

Neler yapmalıyız:
1- Tarımda yenilik
2- Üretimde birlik
3- Hayvancılıkta yenilik
4- Bölge turizmine açılmak
5- Bölgede en güzel lunaparklara sahip olmak
6-Yöresel yemeklere yiyeceklere önem vermek ve tanıtmak
7- Her gün çalışan park pazarları oluşturmak
8- Dışarıdan gelenlere iyi davranmak

Tarımda yenilik:
Tarımdaki yenilikten başlayalım. Ketenlik göletinin suyunun yeni ufuklara yol gösterdiğinin bilincine varıp ekilen ürünlerin el birlikçe ekilip yan kolarını oluşturmak gerekir. Şöyle söyleye biliriz: Dometesi ele alalım. Yan kolları nelerdir?
a- Taze domates
b- Domates salçası
c- Domates kurusu
ç- Domates turşusu gibi her ürünün yan kolarını geliştirip küçük işletmelerden fabrikalaşmaya yönelmelidir. Buğdayda yerli bulgur, aşurelik buğday, keşkeklik buğday, kavrulmuş eğlencelik buğday üretilerek, çok meşhur olan göllemiz pazarlanabilir.
Turşu imalathaneleri, mayalı ekmek, tava gömbesi, haşhaşlı ekmek, kenevirli ekmek, somun ekmeği ve yufkalarımız pazarlanabilir. Saç börekleri, toprak tencerelerde yöresel yemeklerin her türlüsü pazarlanır. Bunlar çoğaltılabilinir.

Üretimde Birlik:
Üretimde birlik deyince; öncelikle boş toprakların değerlendirilmesi gerekir. Karaağa'da bir ziraat araştırma ekibi kurulması şarttır. Diğer bölgelerde yetişen kaliteli ürünlerin bölgemizde yetişip yetişmediği araştırılıp yeni ürünlere yönelmek şarttır. Elverişsiz kıraç topraklarda bağcılık ve kapari bitkisi, Isparta gülü, dağlık yerlerde ceviz, fındık üretimine yönelmek gerekir. Güzel ve kaliteli tam kaynatılmış peynirin her çeşidi gibi düşünülebilir.
Karaağa'nın geleceği için Karaağa yerli ürünler marketi açılmalıdır. Dışarıda oturan Karaağalılar tatile gelişlerinde bu ürünleri alıp tanıtımını yaparlar. Karaağa bir marka haline getirilmelidir. Örneğin: Ağa peynirleri, ağa bulgurları, karsu, kar, turşu gibi örnekler çoğaltılabilir. Her dalda ayrı birlikler oluşmalıdır. Terziler birliği gömlek, pijama, çiftçiler birliği gibi ektikleri her ürünün birliğini oluşturmalıdır. Her şey Karaağa için olmalıdır.
Üreten, çalışan, çalıştıran yerli olmalıdır. İşsizliği gidermek için bu düzen kurulmalıdır.

Hayvancılık:
Hayvancılıkta yenilik deyince ebetteki yeni damızlıklar edinilmelidir. Karaağa'nın eski ve yeni köy meraları koruma altına alınmalıdır. Yaylalarımız da koruma altına alınmalıdır. Elli yıl geriye baktığımızda yaylalarda otlaklar kiraya verilirdi. Ayrıca yaylaların her deresinde Karaağalıların yayla damları bulunurdu. Yaylalarda ayrı bir güzellik olurdu.
Yaylalar bütün köylüye yeterdi. Şimdi yaylalar boş. İki kişi yaylaya çıkar, muhakkak kavga ederler. Yaylalar hayvancılık yapanlara Belediye tarafından kiraya verilip hayvancılık teşvik edilmelidir. Hayvan ürünleri Karaağalılar tarafından değerlendirilmelidir. Karaağa markalı peynir mandıraları, et ürünleri geliştirilmelidir. Et ürünlerinde kavurma, sucuk işletmeleri oluşturulmalıdır.

Turizme açılmak:
Karaağa bölge turizmine en elverişli yerleşim yerlerinden biridir. Bölgenin en büyük korusuna ve ormanına sahiptir. Bol kaynak sularıyla yaylalarıyla Sultan dağlarının en güzel yayla turizmine elverişli yerlerindendir. Gökgedik tepesinden, Tokmacık tepesinden ikiz tepelerden çok güzel tabiat güzellikleri seyredilir. Bu tepelerden Akşehir gölü, Beyşehir gölü Ilgın Çavuşçu gölünün manzaraları görülüp izlenilir. Bölgede görevli bulunan devlet idarecilerinin ve seçilmiş siyasilerin bölgenin kalkınması için gayret göstermedikleri bilinmektedir. Bölgenin dağ turizmine açılması Ketenlik vadisinde kamp yerleri ve oteller açılması gerekir. Bu kamplara ilave olarak Uludağ gibi dağ otelleri kayak pistleri açılmalıdır.
Ketenlik, Tokmacık, Sulu Boğaz, Eskiler yaylalarının yol, su, elektrik gibi alt yapılarının hazırlanılıp hem Karaağa hem de Şarkîkaraağaç bağlantılı yollar açılmalıdır. Bölgede hayvancılığın gelişmesi için her yaylada ve pınar başlarında et lokantaları bulunmalıdır.
Bin bir çeşit şifalı otlar, çiçek çayları buralarda pazarlanmalıdır. Yöresel ekmekler, saç börekleri, mayalı tava ekmekleri, katmerler, bölgede yetişen bütün meyveler, köpüklü ayranlar bölgenin geçim şartlarını düzeltir. Öncelikle Karaağa'nın Cankara vadisinden Uzuntaşa kadar hatta Gürleviğe kadar yol açılıp öncelikle Karaağa'ya gelenlerin buranın değerli yerli ürünlerini alıp memleketlerine dönmeleri, hem Karaağa'yı hem de ürünlerini tanıtmada öncülük yapacakları düşünülmelidir. Ekmeğinden, göllesinden, etinden, sütünden, kaymağından, yağından, bütün yerli ürünler halka sunulmalıdır. Dışarıda yaşayanlar bu işi çok iyi bilirler. Kuşadası, Burgaz, Kirazlı ve Şirince köyleri görülüp örnek alınabilir.

Luna parklara sahip olmak:
Can kara gıçırmak ve koru içinde bulunan açık alanlarda büyük oyuncak parkları oluşturulmalıdır. Sulak yerlerde su paklarıda bulunmalıdır Bu parkların alt yapısı turizme uygun olmalıdır Çok temiz tuvaletleri araba park yerleri bulunmalıdır. Karaağa'nın bütün yerli ürünleri buralarda tanıtılmalı satışa sunulmalıdır.

Yöresel yemeklerin yerli ürünlerin tanıtılması:
Mümkün olduğunca yerli ürünler diyorum çünkü her bölge kendi yöresel ürünlerini nasıl tanıtıyor görsel yayınlarda görüyoruz biz de Karaağa'nın bütün ürünlerini yemeklerini yukarı bölümlerde adı geçen oluşumlarda tanıtıp Karaağa'yı kalkındırmalıyız.
Bana necilikten din ve tarikat sömürücülüğünden kurtulup Yunus Emre felsefesiyle hangi görüşten olursa olsun insanlarımızı sevip koruma altına almalıyız. Yöresel oyunlarımız için folklor ekibleri oluşturmalıyız. Kültürümüzü yozlaştırmadan yaşatmalıyız.

Park pazarları oluşturmak:
Her gün çalışan park ve yayla pazarları oluşturursak Karaağalı geleceğini garanti altına alır. Üretken, çalışkan, devletiyle işbirliği içinde bölgenin en gelişmiş yerlerinden birisi olur.
Yetiştirdiğim mal para etmiyor demez, alıcı ayağına gelir. Bu proje için arabozucular çıkabilir. Onlara birkaç uyarı yapılır yola girmezlerse ambargo uygulanır.

Dışarıdan gelenlere mükemmel bir pazar:
Evet, dışarıdan gelenlere iyi davranmalıyız. Birbirimizi kıskanmamalıyız. Daima turizme hizmet etmeliyiz. Ekmek yediğimiz kaynakları kötüye kullanmamalıyız, temizliğe ve misafirperverliğe önem vermeliyiz. Bu pazarın ebediyete kadar yaşaması için gayret göstermeliyiz.
Eski evleri yaz dönemlerinde pansiyon olarak kiraya verebiliriz. Bu Pazar oluşumundan akla gelmeyen nice rızık kapıları açılabilir. Ayrıca Karaağa'yı Sevenler Derneği oluşturulmalıdır.
Dışarıdaki köylülerin geri dönüşümünü böylece sağlamış oluruz. Onlara yer, yurt, ev, konaklama yerleri yapıp onları tekrar kazanmalıyız. İşte o zaman kasaba köye dönmez.
Bu fikir ve projelerimi uygulamaya koyacak Karaağalılara şimdiden çok teşekkür ederim.

Fikir ve proje: Şair ve Yazar Aşır TUNCA

Karaağa; doğduğum yer. Babaocağım...

karaa_a.jpg

Karaağa'da ve Çevresinde Mezarlar, Yatırlar

Karaağa ve komşu köylerde, ilçeler de yerleşik düzen şöyledir. Anadolu'ya gelen Türk boyları Akşehir, Doğanhisar, ArgıtHan ve çevresine yerleştirilmiştir. Bu bölgedeki oyun havalarından "Türkmen Emmiler" oyunun çok meşhur oluşundan da anlaşılmaktadır. Yerleşim durumu Selçuklu dönemine kadar uzanır. Osmanlı Avrupa'da yeni yerleşim yerleri açtıkça bu bölgeden Avrupa'ya Balkanlara gidenlerin yerine doğudan gelen Türk boylarını bölgedeki boş yerlere yerleştirmişlerdir. Genel olarak Orta Asya'dan Kafkaslar ve Rusyadan gelenler bu bölgeye yerleştirilmiştir. Örnek: Azeri köyü, Konarı köyü, Kazak köyü gibi. ArgıtHan, Doğanhisar, Akşehir Türk ve Türkmen boylarındandır. Tuzlukçu, Koraşı, Turgut, Koçaş ve Yazır ayrıca Karaağa'nın bir kısmı aynı soydan olduğu bölgenin yaşlılarından eski köy odalarındaki sohbetlerden gelen söylentiler vardır.

Biz yakınımızdan ArgıtHan'dan başlayalım:
ArgıtHan üç parça köyden ibaretmiş. Argıt Dede Camii ve Türbesi'nin olduğu yer Argıt imiş. Bir de Han varmış, depremler nedeniyle bu günkü merkezde toplanıldığı rivayet edilir.
Argıt Dedenin günümüze kadar söylene gelmiş bir hikâyesi vardır. Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazit'in Timur Han'a yenilmesinden sonra Timur Han, Akşehir'de karargâh kurup birkaç yıl kaldığı zamanlarda rüyasında bu bölgede bir âlim kişi olduğu söylenir. Timur Han vezirlerini toplayıp bu âlimi bulmaları için araştırma yaptırır. Sonunda Argıt Dede olduğu anlaşılır, Timur Han'a haber verilir. Timur bir bilirkişi heyetiyle Argıt Dede'ye gelir. Argıt Dede, Çebiçli çayı kenarında manda otlatıyormuş. Timur Han, atını hocanın yanına çevirip hocaya selam verdikten sonra hoca da selamı alıp güler yüzle misafirlerini buyur eder. Timur Han'a; "Ben de sizleri bekliyordum!" diye cevap verir.
Timur hemen sorusunu sorar ve der ki "Değerli hocam, şu çay kenarında yatmakta olan camızın karnındaki yavrucağızın alnı ak mı, kara mı?" diye sorar.
Bizim hoca hemen cevap verir:
"Yüce hünkârım siz yanlış görüyorsunuz, yavrunun alnı ak değil kuyruğunun ucu aktır. Ana rahminde kuyruk alnına gelmiştir." Der. Timur Han derhal camızı kestirir bakarlar ki hoca haklıdır. Bu olay üzerine Timur Han, hocayı mükâfatlandırmak üzere Çebiçli tepesine çıkarır ve der ki "Gözlerinin görebildiği yerlerin vergisi sana aittir."
Yakın bir tarihe kadar bölgenin vergilerinin Argıt Han'a yatırıldığı rivayet edilir.

Koçaş ve Yazır en eski yerleşim yerleridir. Yunus Emre ve hocası Tabduk Emre'nin burada yaşadığı rivayet edilir. Bu bölgede bol miktarda alıç ağaçları mevcuttur. Yunus'un heybesine doldurduğu alıçları, Hacı Bektaş-ı Veli'ye kadar taşıdığı söylentileri yaygındır. Dağa çıkıp hocasına doğru odun kestiği yerlerde bu bölgedir. O dönemlerde Karaağa'nın Ardıçlar mevkisi Yazır'a kadar ormanlıkmış.
Tabduk Emre, Yunus'un olgunlaşıp bir evliya olduğunu anladığında elindeki asasını fırlatıp "nereye düşerse oraya mezarım kazılsın" dediği yer Koçaş köyüdür.
Koçaş ve çevresinde anlatıla gelen eski bir hikâye vardır.
Kırk Erenlerin Koçaş'taki Yunus Emre Camisi'ni bir seher vakti acelece bu camiyi bitirdikten sonra Yazır köyüne de bir cami yapmak istemişler fakat burada çok köpek havlama sesleri olduğundan burayı acele terk etmişler.
Bölgeye yakın bulunan Reis kasabasındaki Emir Yavaşgel mezarına bir türbe yapmak için işe başlarlar. Türbenin tamamını bitiremeden sabah ezanı okunur. Kırk Erenler buraları terk edip giderler.
Ayrıca Yazır köyünün Selçuklu ve Osmanlı idareleri döneminde çok göçe zorlandığı da rivayet edilir. Yalnız bir yaşlı ninenin inat edip köpekleri ile burada kalıp bu günkü Yazır köyü efsanelerle bu günkü yerini alır.

Bu bölgede birde Ağlayan Baba adıyla anılan evliya dede vardır. Karaağa'nın batısında bulunan İlyaslar köyünden sonra Yaylabelen köyü vardır. Bu köyün en yüksek tepesine Ağlayan Baba derler. Bölgenin yağmuru genelde bu dağdan yağmaya başlar. Ağlayan Baba bir gün şehirdeki evliyanın daveti üzerine dağdan bir bohça kar toplayıp hediye olarak şehirdeki evliyaya götürür. Fakat şehirde yürürken bilekleri açık bir bayan görür. Bohçasında erimeyen karlar erimeye başlar. Evliyanın yanına vardığında şehirli evliya ona şu sözleri söyler. "Dağdaki müslümanın imanı ile şehirdeki müslümanın İmanı farklı olur." demiş ve Ağlayan Baba kusurunu anlamış, onun kendisinden üstün bir evliya olduğunu görmüş, evliyanın elerini öpüp helâlaştıktan sonra ağlayarak kendi köyüne evine dönmüş orada vefat etmiştir. O ağladıkça bölgeye yağmur yağar denilmektedir.
Karaağa'nın doğusunda bulunan Çınaroba köyü ile Doğanhisar arasında Koca Pelitler'de üç mezar vardır. Orta mezardan hazine avcılarının bir şeyler aldığı söylenir. Bu mezarların geçmişi hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Doğanhisar'ın ise beylik döneminde beylik merkezi olduğu tarihinin Akşehir'den daha eski yerleşim yeri olduğu şehir içi yollarının genişletilmesinde ortaya çıkan eserlerden anlaşılmaktadır.
Karaağa kasabasına gelince eski bir yerleşim yeri olduğu, Anamas mahallesinden inşaat temellerinden çıkan Rum mezarlarından anlaşılmaktadır. Yeni belediye binasının bulunduğu yer, eski ilkokul yeri, en eski mezarlıklardandır. Buranın hemen üstü yakın dönemin eski mezarlığıdır. 1940-1948 yılları arasında buralara devlet tarafından halk evleri yapılmış bu mezarlık buradan taşınmıştır. Şimdi ise burası yine mezarlık olarak görülse de Karaağa'nın musallası olmuş, cenaze namazları burada kılınıp defnedilmektedir. Karaağa Doğanhisar caddesinin kuzeyinde bulunan Pepe Dede mezarlığı vardır. Orada Pepe Dede'nin görkemli bir mezarı vardır. Dedeler mevkisinde ise bu günkü Kavasoğlu mezarlığının güney kısmında sağlık ocağının arkasında Büyük Âlim Müderris Cafer Dede ve yakınları vardır. Cafer Dede'nin yine güneyinde Medine kuyusu istikametinde Akbaba mezarı vardır.
Medine kuyusu ve koru başındaki mezar taşları incelenirse Emine kuyusu dâhil bu bölgede göçebe yaşayan eski Türklere ait mezar oldukları anlaşılır. Daha yukarıda Geçit köprüsüne varmadan sağ tarafta eski Yörük mezarları vardı. Ketenlik yaylasında gölletin yakınında ve Mertli oğullarının evlerinin olduğu yerde Yörük mezarları vardır.

Gıçırmak çayından yukarı doğru gidecek olursak, Gıçırmak'ta eski baraj yerinde bir dede olduğu Koru başında Yakub'un tarla yanında mezarlar olduğu yakın zamana kadar görünüyordu. Tarla sahipleri tarafından tahrip edilmişlerdir. Yukarı Gölcük'de İlyaslar yol ayrımında Yörük mezarları vardır. Gıçöz'de Serdarın derenin ağzında Yörük Mezarlığı Sulu Boğazın tepesinde Ziyafet Pınarının arka kısmında Hamza taşında Yörük Mezarlığı var. Eskiler, Yörüklerinin Şarkîkaraağaç Geçit belinde eski mezarlar bulunmaktadır.
Karaağa'nın içerisinde Topal Hoca'nın evin arkasında eski bir medrese ve burada bir dede olduğu bilinmektedir.
Hatıb mahallesinin Bayır kısmında ve Sel alanı mevkisinde Tek Parmak Dede ve medrese kalıntıları vardır. Karaağa Kasabası'nda bu gün eski ve yeni olmak üzere dört parça mezarlık bulunmaktadır.

Araştırma: Şair Yazar Aşır TUNCA

KARAAĞA'DA ESKİ VE YENİ KUYULAR

Argıt Hanı kırından başlayacak olursak kuyular ve isimleri şöyledir:
1- Osman hoca kuyusu (ensede)
2- Aşır hoca kuyusu (eğitmen hoca)
3- Hacı Mustafanın kuyu
4- Kavas oğlu kuyusu
5- Göleç kuyusu
6- Koçaş kırı kuyusu (Kara tiken mevkisi)
7- Koca kır kuyusu (Hacı Mustafa kuyusu)
8- Türkmen konağı kuyusu
9- Serçenin Kuyu (çetme arazi sınırı koca çayırlıkta)
10- Hacı Abdullah kuyusu (koca çayırlıkta)
11- Hacı Mustafa kuyusu (Çökek kırında)
12- Kurt Ömer'in kuyu (Kuyu pınar mevkisinde)
13- Aşır Tarım kuyusu (Eğilenler mevkisinde)
14- Cibilin kuyu (Yukarı eğilenler mevkisinde)
15- Musa çavuşun Abdullah'ın kuyu (Elmalıkda)
16- Nayıp kuyusu (Eski Tarihi)
17- Çetme kırı kuyusu
18- Topal Hocanın kuyu (Çetme kırında)
19- Hatıbın kuyu (Çetme kırı Aşıtda)
20- Harman kuyusu(Çetme kırı okulun yanı yol ayrımında)
21- Topal hoca kuyusu (Çukurlar ve boz yer yol kavşağında)
22- Hacı Rıza Bayar kuyusu (Akkanat deresi eski Akşehir yolunda)
23- İzzetin kuyu (Akşehir yolu üzerinde)
24- Dündarların kuyu (Doğanhisar yolu üzeri kapanmıştır)
25- Hacı farsak kuyusu (Dere mahalle gıçırmak yolunda)
26- Babbak kuyusu (Alamas kum tepe altında)
27- Pelitlik deresi kuyusu
28- Medine kuyusu (Kapalı pınar yapılmıştır)
29- Emine kuyusu (Kapılı kör kuyu)
30- Tek parmak kuyusu (Sülü hoca yakasında)
31- Kuyulu alan kuyusu (Eski kuyudur, Alamas koru başında)
32- Kireçli deresi kuyusu (Kapanmış kör kuyu)
33- Aşağı gölcük kuyusu (Suna Mustafası'nın bahçesinde kör kuyu yerinde pınar var)
34- Topuzun kuyu (Tülü sırtlarında yerinde çam oluklu pınar var)
35- Tokmacık kuyusu (Tokmacık yaylasında yerinde oluklu pınar vardır)
36- Gök çukur kuyusu (Kör kuyu çalışmaz)

Aşır TUNCA

KARAAĞA ÇEVRESİNDE AĞAÇ TÜRLERİ

Meyveli ve meyvesiz ağaçlar olarak ele alabiliriz.
Meyveli ağaçlar şöyle sıralanabilir:
1- Ceviz ağaçları ( Doğal kendiliğinden yetişenler)
2- Fındık ağaçları (Doğal yukarı can kara mevkisinde ve illezler alanı sofra kayada)
3- Ayva ağaçları
4- Armut ağaçları
5- Alıç ağaçları
6- Elma ağaçları
7- Kiraz ağaçları
8- Vişne ağaçları
9- Erik ağaçları (Her türü)
10- Kuşburnu
11- Kızılcık
12- Tikenli göğem
13- İğde ağaçları
14- Burmut ağaçları
15- Ergen ağaçları
16- Dağ elması
17- Dağ eriği
18- Çöğür armut ağaçları (Kır armutları)
19- Muşmula (Beş bıyık)
20- Böğürtlen (Kuş üzümü)
21- Asma ağaçları (Üzüm bağları)
22- Dut ağaçları
23- Badem ağaçları (Çağla)
24- Gül ağaçları

Meyvesiz ağaçlarda şöyle sıralanabilir:

1- Meşe palamut ağaçları (Öküz peliti, Keçi peliti)
2- Çam ağaçları (Karaçam, kızılçam)
3- Ardıç ağaçları
4- Kılik ağaçları (Tiken yapraklı)
5- Yapıl can (Yerden kol atıp yayılan bir ardıç türüdür.)
6- Tavşancık(Yavşanlık)
7- Kavak(Karakavak, Selvi)
8- Söğüt ağaçları
9- Kızıl meşe ve kasnak çalısı
10- Çalgı tikenleri (Harman süpürgeliği)
11- Öküz süpürgelikleri (Yüksek dağ tepelerinde yetişir Hayvan tımarın da kullanılır)
12- Ekşimik (Tikenli ekşi yapraklı dal ve çubuklarından süpürge yapılır)
13- Karaağaç (Karasa)
14- Dağ kavağı (Çınar türü)
15- Patırakağacı (Çiçekgillerden)
16- Beki tikenleri
17- Kurt elması
18- Diğer çalı türleri olarak sıralanırlar
Aklımıza gelmeyen türler varsa da Karaağa ve çevresindeki ağaç türlerini bitirmiş oluyoruz.

Araştırma: Şair yazar Aşır TUNCA


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın