|
Karaağalı Aşır Tunca Karaağa'yı anlatıyor:
Karaağa'da Tarih ve Kültür İzleri
Karaağa'yı tanıtmak ve bildiklerimizi bilmeyenlere aktarmak, Karaağa'nın geleceğine ışık tutmanın
görevimiz ve vazifemiz olduğunu düşünerek bildiklerimi yazmaya başlıyorum.
Karaağa belediye sınırları içindeki tarihi yerleri yazmak bana -Karaağalı biri olarak sorumluluğum olduğunu
düşünerek- mutluluk verecektir.
Karaağa kelimesi Türkiye sınırları içinde üç yerde geçmektedir:
1) Mersin Anamur bölgesinde de internet sayfalarından bir Karaağa köyü olduğunu anlıyoruz.
2) Konya ili içinde Karaağa eczanesi ve çevresidir.
3) Konya Doğanhisar ilçesine bağlı 1954 yılında belediye olan bu günkü Karaağa kasabası vardır.
Adı geçen bu üç bölge üzerinde araştırma yapılırsa belkide aralarında akraba bağları
olduğu anlaşılabilir kanaatindeyim. Efendim biz gelelim kendi toprağımız olan Karaağa kasabasına…
Karaağa kasabası Doğanhisar'a ortalama (7 ) yedi kilometredir. Akşehir'e ortalama (25) kilometredir.
Ortalama diyorum çünkü Akşehir'e üç dört yerden yol gitmektedir.
Karaağa kasabası eskiden İstanbul-Konya yolunun üzerindeymiş. Cumhuriyet döneminde yol, bu günkü karayolunun
olduğu yerde açılmıştır. Karaağa'nın doğusu Doğanhisar ilçesi ve Çınaroba
kasabasıdır. Batısında İlyaslar ve Uncular köyleri vardır. Kuzeyi Yazır köyü ve Koçaş belediyesi,
güneyi ise Sultan dağlarının en güzel yaylaları ile çevrilidir. Bu yaylalar şunlardır: Ketenlik yaylası,
Tokmacık yaylası, Sulu Boğaz yaylası, Gıçöz yaylası ve İlyaslar'a bağlı Eskiler yaylası.
Doğanhisar ilçesinin tarihinin Akşehir'den daha eski olduğu rivayet edilir. Bu bölgenin bir beylik veya imparatorluk
sınırları olduğu düşünülebilinir. Kuzeyindeki Koçaş yerleşim yerinin Selçuklular döneminde
var olduğu, buradaki Yunus Emre Camisi ve mezarlığındaki yazılı taşlardan anlaşılmaktadır. Tabduk
Emre'nin de burada mezarının bulunduğu ve Koçaşlılar tarafından koruma altına alındığı
görülmektedir. Koçaşlılar, Yunus Emre Camisi ve Tabduk Emre mezarıyla övünç duyarlar. Yazır
köyü ise derebeylik döneminden ayakta kalan toprak yığma höyükle ünlüdür. Ayrıca Yazır ve
Karaağa arasında derebeylik dönemine ait yerleşim yerleri göze çarpar. Yazır'ın üstünde Koca
büğet mevkisinde küçük bir höyük göze çarpar. Yakınındaki elmalık bahçelerinin
içinden mezarlar çıkmaktadır. Hatiplerin kavaklık yakınlarında bir mezar olduğunu hatırlıyorum.
Hacı Aşır'ın höyük denilen yerin de ayrı bir yerleşim yeri olduğu ve Akkanat deresi ile Terkendi deresinin
sırtlarında temel taşları vardır.
Yazır köy ile Karaağa arasında çok eski yerleşim yerleri vardır. Ketenlik çayının önceleri bir
ırmak gibi gür aktığı bölgede yaşam şartlarının çok güzel olduğu
anlaşılmaktadır.
Yazır köyünün doğusunda pınarlar mevkisinin yerleşim yeri olduğu çıkan çanak çömlek
kırıklarından anlaşılmaktadır. Eğilenler mevkisinde Topal Hoca'nın kuyusunun doğusunda eski
yıpranmış bir höyük vardır. Pınarlar mevkisinin yukarı kısmında Koca Çayırlık'ta bir
höyük kalıntısı vardır. Türkmen Konağı mevkisi Selçuklu döneminde Orta Asya'dan gelen Türk
boylarının burada konaklayıp sonraları yerleşik düzene geçtikleri rivayet edilir.
Karaağa'nın yeri hakkında her ne kadar Tuzlukçuluların yaylası olarak söylentiler bulunsa da Bağbaşı
mevkisinde ilk Karaağa yerleşim yeri olduğu buradaki ceviz ağaçlarının çok oluşundan
anlaşılıyor. Sonradan kervan develerinin ceviz ağaçlarından rahatsızlıklarıyla bu günkü yerleşim
yerine taşındıkları rivayet edilir. Çukurlar mevkisinde eski sulama kanalının üstü yani kara
Süleymanların tarla Bıyıklı Oğlu'nun bahçe ve çevresinin yerleşim yeri olduğu tahmin edilir. Ayrıca iki
çay arasında kalan İğdeler mevkisi de yerleşim yeridir. Sepetçi'nin bahçeden Sunaların sekilere kadar olan
bölümler, burada büyük sarayların bulunduğunun ipuçlarını gösterir. Bu kavmin esasen isimleri de iyi
değiller anlamında yani yerlerinin yıkılış nedenleri iyi olmadıklarını göstermektedir.
Bu yerleşim yerine Gıç Irmak Pınarı'nın suyu bu günkü sulama hendeğinin ilk yeridir. Ayrıca bu gün
Karpuzluk denilen yer, Akpınar dâhil yerleşim yeridir. Bu tepeler höyük görevi yapmıştır, derebeylik
döneminde haberleşme bu tepelerden ateşle yapılırmış. Karpuzluk'tan Yazır Koçaş, Davul Çayı
ve Kara Hüyüklere doğru ateşle işaretler verilirmiş. Karaağa'nın Değirmen Önü denilen yer ve
karşısı yerleşim yeridir. Değirmen Önü'nden Alamas mahallesine kadar olan yerlerden Rum mezarları
çıkmaktadır. Karaağa Büyük Cami çevresinden Latin harfli mermer taşlar çıkmıştır.
Buranın içme suyu da Gıçırmak'tan getirilmiştir, bir dönem İğdeler suyoluyla Kavas Oğlu bahçesinden
cami önüne ulaştırılmıştır. Daha sonraları Alamas'ın deresinin Topraklık yakınlarından
tünel açılıp su hattının mesafesi kısaltılmıştır. 1950 veya o dönemde yaşayanlar bu
tüneli bilirler.
Karaağa'nın doğusundaki Nayıp Kuyusu en eski kuyudur. Bu kuyu Anadolu'nun doğu batı yollarının buradan
geçtiğine işarettir. Buradan geçen eski pazar yolunun bir ismi de ulu yoldur. Karaağa'nın güney doğusunda bulunan Medine
kuyusu ve Emine kuyusu mevkisi de yerleşim yeridir. Korubaşı'ndaki mezarlığın yazıtlarından
anlaşılacağı gibi büyük âlim müderris Cafer Baba ve Ak Baba yatırları bu bölgede bir savaş
olduğunu anımsatır. Ak Baba ve Cafer Baba belki de şehit edildiler. Bu bölge insanlarının bu günkü Pelitlik
deresinin kenarında kalıntıları bulunan Tek Parmak Medresesi bölgesine savaştan sonra yerleşmiş olabilecekleri
düşünülmektedir.
Cankara ve Gelincik deresinin birleştiği yerden sulama kanalının kazısı sırasında çıkan
kalıntılardan Roma ve öncesi medeniyetlerinin bu bölgede hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır.
Cankara ismi de burada bir kara çanlı kilise olduğunu çağrıştırır. Çünkü Kuyulu Alan
mevkisindeki kuyunun tarihi de eskidir, yakınında Kilise deresi adıyla anılan yerde de bir kilise yeri vardır
Uzuntaş mevkisinde Gâvur damları olarak bilinen yerde yerleşim yeridir. Yukarıya doğru çıkarsak İki Kazanlı
şelale vardır. Daha yukarıda geçit mevkisinde demir pencereli bir mağara olup burada ilkel insanların
yaşadığı sanılmaktadır. Ketenlik yaylasında ve Tokmacık tepesinde Tunç devri, Maden devri döneminde
işlenmiş maden yatakları vardır. Tokmacık altında Kara Pınar deresinde yarısı toprak içinde
kalmış değirmen taşı vardır. Yel değirmeni veyahut su değirmeni olabilir. Bedesten mevkisinde ise o bölgenin
pazarının kurulduğu rivayet edilir. Bedestende bir büyük mağara da bulunmaktadır.
Tokmacık'ın esas ismi Dökmecik olabilir. Buralarda maden işlenip döküm yapıldığı bilindiğinden
dökmecik kelimesi zamanla “Tokmacık'a dönüşmüştür. Fakat Isparta-Yalvaç ilçesinde de bir
Tokmacık beldesi bulunmaktadır. Bunu da internette gördüm ve benim tokmacık adlı şiirimi internet sitelerine
koymuşlar.
Bizim yayla Tokmacık'ın milat önceleri bir yanar dağ olduğu, buradaki üç dağın birleştiği yerde Halil
Ağa Çanağı denilen büyük çukura dikkatlice bakılırsa bir krater ağzı görülür. Buradan
çıkan lavların püskürttüğü küller maden yataklarını oluşturmuştur. Burada krater
gölü yok fakat bu dağın altında bol su kaynakları vardır. Ketenlik göleti altından Kağnıcı
Pınarı biraz yukarıdan Sarı Pınar ve Yan Oluk Pınarları, Tokmacık'tan beslenirler. Kara Pınar deresindeki
Çam Oluklu Pınar ve Kara Pınar suyu ile Gök Çukur ve Bedesten sularıyla Çürük Taş suyu da
Tokmacık'tan beslenirler. Ayrıca Gıçöz'ündeki mezarlık karşısından çıkan su ve Aylı
deresindeki sular, Tek Parmak suyu, Tahta Külah'ın Taşlar'daki su da Tokmacık dağının altında bir
küçük krater gölü olduğunu kanıtlar.
Aşağı Gıçöz mevkisindeki Söğütlü pınar ile Serdarın dere arasından yer altından
çok büyük bir yer altı ırmağı geçmektedir. Bu istikametten aşağı inilirse Hatılı suyu,
Sofra Kaya suyu, Beş Göz suyu bu yer altı ırmağından beslenirler. Ketenlik'in doğusundaki Büyük Dağ
tepesinde Gök Gedik'teki sudan itibaren İğnecik ve Patlaklı sularının gidiş güzergâhında da bir yer
altı ırmağı olduğu ölmüş yaşlılardan Topal Ürküya'nın anlattığı gibi Koca
Çayırlık ve Göleç mevkisinden Çoban pınarı üstünden Kırk Dönüm istikametinden Azeri
köyünden bir kolu çıkmaktadır. Karaağa'da su ile çalışan çok değirmenler varmış.
Değirmen Önü bir değirmenmiş. Kuz mahalledeki Hatip Beyin değirmen ve karşısında da Çolakların
değirmen, yukarıda Orta değirmen, Can Kara'da Haydar Ağanın değirmen olup bu değirmenlerin hiç biri şimdi
çalışmıyor. Ayakta kalanları turizme açılsa çok iyi olur. Ovanın bütün buğdayları bu
değirmenlerde öğütülürdü. Aylarca değirmen sırası bekleyen at arabaları olurdu. Karaağa ile
başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın.
Araştırma:
Şair Yazar AŞIR TUNCA
Karaağa'da Kalkınma
Karaağa'da kalkınma için öncelikle seçilen siyasilerin devletin bütün kurumları ile barışık olması
gerekir. Böyle lider kişilere ihtiyaç vardır. Yani şöyle söyleyeyim; seçilen bizden, devlet bizden, hükümet
bizden ama Karaağa yerinde sayıyor.
Karaağa'da yol var su var orman var yeşillik var manzara var. Fakat lider kadro yok Karaağalıdan ayrı gizli siyaset
yapılmamalıdır. Fakir insanların üç beş kuruşuna göz dikip zengin olmayı düşünenlerden
kurtulmak lazım. Karaağa'nın kuzeyine gözümüzü çevirip bir bakalım; Ankara Polatlı'ya kadar yeşillik,
ağaçlık, sulak yer var mıdır? Öncelikle yediden yetmişe Karaağa'nın kıymetini bilmemiz lazım.
Neler yapmalıyız:
1- Tarımda yenilik
2- Üretimde birlik
3- Hayvancılıkta yenilik
4- Bölge turizmine açılmak
5- Bölgede en güzel lunaparklara sahip olmak
6-Yöresel yemeklere yiyeceklere önem vermek ve tanıtmak
7- Her gün çalışan park pazarları oluşturmak
8- Dışarıdan gelenlere iyi davranmak
Tarımda yenilik:
Tarımdaki yenilikten başlayalım. Ketenlik göletinin suyunun yeni ufuklara yol gösterdiğinin bilincine varıp ekilen
ürünlerin el birlikçe ekilip yan kolarını oluşturmak gerekir. Şöyle söyleye biliriz: Dometesi ele alalım. Yan
kolları nelerdir?
a- Taze domates
b- Domates salçası
c- Domates kurusu
ç- Domates turşusu gibi her ürünün yan kolarını geliştirip küçük işletmelerden
fabrikalaşmaya yönelmelidir. Buğdayda yerli bulgur, aşurelik buğday, keşkeklik buğday, kavrulmuş eğlencelik
buğday üretilerek, çok meşhur olan göllemiz pazarlanabilir.
Turşu imalathaneleri, mayalı ekmek, tava gömbesi, haşhaşlı ekmek, kenevirli ekmek, somun ekmeği ve
yufkalarımız pazarlanabilir. Saç börekleri, toprak tencerelerde yöresel yemeklerin her türlüsü pazarlanır. Bunlar
çoğaltılabilinir.
Üretimde Birlik:
Üretimde birlik deyince; öncelikle boş toprakların değerlendirilmesi gerekir. Karaağa'da bir ziraat araştırma ekibi
kurulması şarttır. Diğer bölgelerde yetişen kaliteli ürünlerin bölgemizde yetişip yetişmediği
araştırılıp yeni ürünlere yönelmek şarttır. Elverişsiz kıraç topraklarda
bağcılık ve kapari bitkisi, Isparta gülü, dağlık yerlerde ceviz, fındık üretimine yönelmek gerekir.
Güzel ve kaliteli tam kaynatılmış peynirin her çeşidi gibi düşünülebilir.
Karaağa'nın geleceği için Karaağa yerli ürünler marketi açılmalıdır. Dışarıda oturan
Karaağalılar tatile gelişlerinde bu ürünleri alıp tanıtımını yaparlar. Karaağa bir marka haline
getirilmelidir. Örneğin: Ağa peynirleri, ağa bulgurları, karsu, kar, turşu gibi örnekler çoğaltılabilir. Her dalda
ayrı birlikler oluşmalıdır. Terziler birliği gömlek, pijama, çiftçiler birliği gibi ektikleri her ürünün
birliğini oluşturmalıdır. Her şey Karaağa için olmalıdır.
Üreten, çalışan, çalıştıran yerli olmalıdır. İşsizliği gidermek için bu düzen
kurulmalıdır.
Hayvancılık:
Hayvancılıkta yenilik deyince ebetteki yeni damızlıklar edinilmelidir. Karaağa'nın eski ve yeni köy meraları koruma
altına alınmalıdır. Yaylalarımız da koruma altına alınmalıdır. Elli yıl geriye
baktığımızda yaylalarda otlaklar kiraya verilirdi. Ayrıca yaylaların her deresinde Karaağalıların yayla
damları bulunurdu. Yaylalarda ayrı bir güzellik olurdu.
Yaylalar bütün köylüye yeterdi. Şimdi yaylalar boş. İki kişi yaylaya çıkar, muhakkak kavga ederler. Yaylalar
hayvancılık yapanlara Belediye tarafından kiraya verilip hayvancılık teşvik edilmelidir. Hayvan ürünleri
Karaağalılar tarafından değerlendirilmelidir. Karaağa markalı peynir mandıraları, et ürünleri
geliştirilmelidir. Et ürünlerinde kavurma, sucuk işletmeleri oluşturulmalıdır.
Turizme açılmak:
Karaağa bölge turizmine en elverişli yerleşim yerlerinden biridir. Bölgenin en büyük korusuna ve ormanına sahiptir. Bol
kaynak sularıyla yaylalarıyla Sultan dağlarının en güzel yayla turizmine elverişli yerlerindendir. Gökgedik tepesinden,
Tokmacık tepesinden ikiz tepelerden çok güzel tabiat güzellikleri seyredilir. Bu tepelerden Akşehir gölü, Beyşehir
gölü Ilgın Çavuşçu gölünün manzaraları görülüp izlenilir. Bölgede görevli bulunan
devlet idarecilerinin ve seçilmiş siyasilerin bölgenin kalkınması için gayret göstermedikleri bilinmektedir. Bölgenin
dağ turizmine açılması Ketenlik vadisinde kamp yerleri ve oteller açılması gerekir. Bu kamplara ilave olarak Uludağ gibi
dağ otelleri kayak pistleri açılmalıdır.
Ketenlik, Tokmacık, Sulu Boğaz, Eskiler yaylalarının yol, su, elektrik gibi alt yapılarının hazırlanılıp hem
Karaağa hem de Şarkîkaraağaç bağlantılı yollar açılmalıdır. Bölgede
hayvancılığın gelişmesi için her yaylada ve pınar başlarında et lokantaları bulunmalıdır.
Bin bir çeşit şifalı otlar, çiçek çayları buralarda pazarlanmalıdır. Yöresel ekmekler, saç
börekleri, mayalı tava ekmekleri, katmerler, bölgede yetişen bütün meyveler, köpüklü ayranlar bölgenin
geçim şartlarını düzeltir. Öncelikle Karaağa'nın Cankara vadisinden Uzuntaşa kadar hatta Gürleviğe
kadar yol açılıp öncelikle Karaağa'ya gelenlerin buranın değerli yerli ürünlerini alıp memleketlerine
dönmeleri, hem Karaağa'yı hem de ürünlerini tanıtmada öncülük yapacakları
düşünülmelidir. Ekmeğinden, göllesinden, etinden, sütünden, kaymağından, yağından,
bütün yerli ürünler halka sunulmalıdır. Dışarıda yaşayanlar bu işi çok iyi bilirler.
Kuşadası, Burgaz, Kirazlı ve Şirince köyleri görülüp örnek alınabilir.
Luna parklara sahip olmak:
Can kara gıçırmak ve koru içinde bulunan açık alanlarda büyük oyuncak parkları
oluşturulmalıdır. Sulak yerlerde su paklarıda bulunmalıdır Bu parkların alt yapısı turizme uygun
olmalıdır Çok temiz tuvaletleri araba park yerleri bulunmalıdır. Karaağa'nın bütün yerli ürünleri
buralarda tanıtılmalı satışa sunulmalıdır.
Yöresel yemeklerin yerli ürünlerin tanıtılması:
Mümkün olduğunca yerli ürünler diyorum çünkü her bölge kendi yöresel ürünlerini nasıl
tanıtıyor görsel yayınlarda görüyoruz biz de Karaağa'nın bütün ürünlerini yemeklerini
yukarı bölümlerde adı geçen oluşumlarda tanıtıp Karaağa'yı kalkındırmalıyız.
Bana necilikten din ve tarikat sömürücülüğünden kurtulup Yunus Emre felsefesiyle hangi görüşten olursa olsun
insanlarımızı sevip koruma altına almalıyız. Yöresel oyunlarımız için folklor ekibleri
oluşturmalıyız. Kültürümüzü yozlaştırmadan yaşatmalıyız.
Park pazarları oluşturmak:
Her gün çalışan park ve yayla pazarları oluşturursak Karaağalı geleceğini garanti altına alır.
Üretken, çalışkan, devletiyle işbirliği içinde bölgenin en gelişmiş yerlerinden birisi olur.
Yetiştirdiğim mal para etmiyor demez, alıcı ayağına gelir. Bu proje için arabozucular çıkabilir. Onlara birkaç
uyarı yapılır yola girmezlerse ambargo uygulanır.
Dışarıdan gelenlere mükemmel bir pazar:
Evet, dışarıdan gelenlere iyi davranmalıyız. Birbirimizi kıskanmamalıyız. Daima turizme hizmet etmeliyiz. Ekmek
yediğimiz kaynakları kötüye kullanmamalıyız, temizliğe ve misafirperverliğe önem vermeliyiz. Bu pazarın
ebediyete kadar yaşaması için gayret göstermeliyiz.
Eski evleri yaz dönemlerinde pansiyon olarak kiraya verebiliriz. Bu Pazar oluşumundan akla gelmeyen nice rızık kapıları
açılabilir. Ayrıca Karaağa'yı Sevenler Derneği oluşturulmalıdır.
Dışarıdaki köylülerin geri dönüşümünü böylece sağlamış oluruz. Onlara yer,
yurt, ev, konaklama yerleri yapıp onları tekrar kazanmalıyız. İşte o zaman kasaba köye dönmez.
Bu fikir ve projelerimi uygulamaya koyacak Karaağalılara şimdiden çok teşekkür ederim.
Fikir ve proje: Şair ve Yazar Aşır TUNCA
Karaağa; doğduğum yer. Babaocağım...
|