asiyandergisi.sitemynet.com
a_iyank.jpg

Anasayfa
Yahyalı
Okulumuz
Okul Fotoları
Bölümler
Editörden
Aşiyan Ekibi
Aşiyan 1
Aşiyan 2
Aşiyan 3
Aşiyan 4
Aşiyan 5
Aşiyan 6
Şiirler
İletişim
K Ailesi
Resimler

Aşiyan 4


Âşiyân'dan Seçmeler

SİYAHIN MATEMİ

Uykularımın hoyrat çığlıklarla bölündüğü o gecede gelip damla damla akan gözyaşlarımla saçlarına sığınacağım. Seni anlatacağım doğmamış çocuklara, açmamış çiçeklere, yağmamış yağmurlara...
Gözlerine sığınacağım çocukluğumun masal mavisi umutlarıyla... Öyle serkeşçe duracağım ömrümün bu kırık dökük kapısında...
En aşk yerimden soluyorum sana. En karanlık gecemden yazıyorum bunları. Dinlediğim en içli şarkıyı haykırıyorum usulca, korkarak. En siyah, en soğuk, en yalnız ölümü seriyorum ayaklarının altına. Siyahın hırçın matemini işliyorum sensizliğe.
Bir eylül başlıyor içimde. Ansızın... Yorgun... Hüzün konuyor omuzlarıma. İçime sonbahar çöküyor. Sevdamın kapısında bir kirpik. Uçuvermiş gözlerin... Kaybolup gitmiş maviye hasret yarınlara...
Yine böyle bir gece... Yine yokluğun asılı kaldığı her saniyede bu beyaz sayfalara sığındım. Gecenin en kuytusuna yaklaştım gizlice. Oturdum ve seni düşündüm. Yıldızlar kayıp gitmezmiş aslında...
Klâsik sözlerdeki gibi... Şarkılardaki gibi beklemedim bu defa bir yıldızın kaymasını dilekler tutmak için. Sendin bütün dualarım. Sanaydı kayan her yıldız...
Sustum, sustum... Ve sessiz çığlıklarımı dinledim son defa. Yaram acıtır ya canımı. Onun acısını çeke çeke dinledim kendi sessizliğimi. Sonra kanadı sızlamakta olan yaram...Ve bu defa bir hıçkırık düğümlendi boğazıma. Rüzgâr vuruyor yalnızlığıma. Kalemim yazmaz oldu. Karbeyaz değil eskisi gibi sayfalar. Masum değil... Cehennem çalıyor kapımı. Azrail yoldaşım. Bilmem kaç asırdır böyle kalemlerden kâğıtlardan kopalı...
Yüzün gecikti geceye. Bakışların yorgun. Pencereler küskün. Perdeler çekilmiş tüm şehre, ıslak sokaklara inat! Her yer ıssız, her yer yetim, öksüz. Her şey sahte. Yalan...
Unutmak kalıyor insana! Bir nimet: Unutmak! Üçüncü şahısların benliğinde öylece infaz ediliyor tüm yaşananlar. Son dileğin nedir diye sorulmamış idam mahkûmları, geride kalanlar...
Bitsin... Dursun zaman... Her şey bitsin. Kalbim sen de kalk kapat şu yalnızlığı. Söndür karanlığı. Kapıdaki serkeş duruşumu çek bir köşeye. Sus! Bitsin her şey, kapat karanlıkları. Geriye bir tek sonsuz yalnızlık kalsın... Yaşanmamış sevdalar kalsın...
İmkânsızlığı yazarken ellerim son defa içimde bir çocuk, içimde karanlık bir yara. Sessizce fısıldamakta: Emanetçi bu kalp, kırıklarıyla imkânsızını hep taşımakta...
Nurcan İLÇİN 10/B

gul1.gif

İNADINA
Yine hava büründü karanlığa... Yıldızlar, bütün muhteşemliğiyle parıldamakta güneşin parlaklığına inat. Geldi işte o saatler, beni bırakıp gittiğin saatler. Sımsıcak gülüşün, canım deyişin geldi aklıma, yine bir kez daha özledim seni bir tanem...
Hani son gecemiz vardı ya unutulması imkânsız el ele tutuşup dışarıyı seyrettiğimiz, yıldızların ihtişamında kendimizi kaybettiğimiz, bıkıncaya kadar ağladığımız gece geldi aklıma.
Söz vermiştim sana ağlamayacaktım, o gece hatrına söz vermiştim. Ben tutuyorum sözümü, ama kalbim tutmuyor birtanem...
İçin için ağlıyor senin yokluğuna... Dün gece, bu gece ve her gece için için ağlıyor dostum. Her düşündüğümde seni içim burkuluyor, bir kanadını kaybetmiş, uçamayan ürkek bir kuş gibi hissediyorum kendimi. Milyonlarca kuşun içinde yalınız hisseden bir kuş gibi...
Geçmiyor dostum geçer deyip avunmalar yetmiyor. Ne özlemin geçiyor içimde ne yokluğun geçiyor benden. Ne önceki, ne
sonraki hiç biri gibi değildi senin gülüşün, hiçbirine benzemezdi sözlerin, gözünde hiç sönmeyen ışıltın. Her şey geçiyor da ayrılık acısı geçmiyor dostum...
Kısacık zaman asırlara benzedi sen gittiğinden beri. Saatin tik takları inat edercesine atmıyor artık. Her şey isyan etti
gidişine, birlikte izlediğimiz yıldızlar bile parıldamıyor. Onlar da seni bekliyor dostum benim gibi...
Hayat bundan önceki gibi değil artık. Yaşanması gerekenler yaşandı ve en güzel yerinde sona erdi.. Bundan sonrası çok
farklı artık her şey değişti senden sonra. Tek değişmeyen, sana olan sevgim dostum.
Seni çok seviyorum...
Can Dostum Gülşah'a...

Büşra DOĞDU
10/C

***

YANINDAYIM

Yaralısın, yaralıyım...
Hayata öyle maruz kalmak
Yaralar bazı insanları.
Yaramız açıktır,
Sızısı pervasız, duraksız kanı...
Ve yaşarsın, yaşadıkça kanarsın
Aslında bir umuttur tutturmuşsun
Gülebiliyorsun bazen gözyaşlarında,
Bazen çiçek açıyorsun
Sisli sonbahar havasında.
Bir şarkı söyleyebiliyor musun meselâ,
Sabah kalkışlarında.
Bir çocukta görebiliyorsun
İçini kıpırdatan, yaramaz sevgileri...
Hoşuna da gitmiyor değil ama
Dedim ya;
Yaralısın, yaralıyım...
Farklı farklı da olsa yaralarımız
Aslında çok iyi anlıyoruz
Çünkü;
İkimiz de bir yerlerimizden acıyoruz.
İkimiz de hayatın zedeli yerlerinden geçmişiz.
Birkaç aşk zedesi var ruhumuzda
Belki kırbaç darbesi
Belki hicran damlası...
Ama geçmek bilmeyen bir yara var
Acısı anlaşılmayan, sızısı dinmeyen
Ve gün gün erir ruhun
Kaçmak ister bedeninden
Özgürlük ister rüzgârlar gibi
Sonra susarsın, susar dünya
Ama yılma arkadaş
Söndürme ışık ışık gözlerini,
Belki;
Yaralısın, yaralıyım ama,
Ben hep yanındayım...
Hasene DURSUN
10/C

gul1.gif

DOSTLUK

Bir insan daha ayrıldı şu dünyadan. Bir insan daha son kez havaya Co2 verdi. Bir insan daha O2'sini aldı son kez... Ve bir insanın daha arkasından yorum yapıldı. Bütün bunlarla beraber bir insan daha Co2 verdi bitkilerin yaşaması için,sonra kendisi için bitkilerden O2 aldı. Ve ağladı, bütün insanlar gibi... Bütün insanlar güldü onun ağlamasına, kendi ağlamalarını unutarak...
Çoğu kez yaptıkları gibi... Bütün bunlar olurken birilerinin aklına bir şeyler takılıyordu. Belki de birilerinin gereksiz yere sinirleri bozuluyordu. Birileri durduk yere bir kahkaha atıyordu dünya doluluğuna ya da boşluğuna. Bir insan "of!" dedi bütün olanlara,sesinin
yankısını "af!" olarak duydu.
İnsanlar vardı ya;bütün düşüncesizliklerine rağmen
ağlayan bir çocuğa dayanamayan. Gülen bir çocukla
mutlu olan insanlar...
Yine aynı insanlardı bulutlara ulaşmak isteyenler...
Buğulu bir gözde kendilerini gören insanlardı...
Bazen canları sıkılırdı onların... Bazen de ağlarken gülmek zorunda kalırlardı. Bazen de gülerken ağlarlardı.
Her şeyi yapardı insanlar. Yarıdan başlarlardı bazen sayfaya, baş varken... Başı görmezlerdi,yarın onlar
için daha cazibeli gelirdi.
İnsanlar zor durumda kalırdı. Bütün işleri birikmişken kıpırdayacak zamanları yokken;günlerdir bekledikleri kapılarını çalardı birden. İnsanlar bütün işlerini
yarıda koyarlardı onun için ve bu yarıdan başlamadan daha güzeldi. Beklenen fazla durmazdı,insanlar ona bütün iç rahatlığıyla "gitme" derlerdi... Ama beklenen sonunda tekrar beklenmek için giderdi. İnsanlar ise bir damla gözyaşıyla uğurlarlardı, onu "yine gel" diyerek.
Geriye döndüklerinde ise onları bekleyenler vardı,işleri onları bekliyordu. Onlarsa dalarlardı işlerine boğuşurcasına. Ama beklediklerini unutmazlardı,çünkü
unutulursa bekledikleri bir daha gelmezdi. Unutulduğu halde tek gelen;CO2 verip O2 almadan mahrum kalma meselesiydi... Aslında insanların onu beklediği de yoktu. Ama yine gelirdi, gelmişti ve gelecekti... Çünkü o
sadık arkadaştı.
Merve GÜLDOĞAN
Y/10/B

gul1.gif

DOSTLUK

Arkadaş, evinize geldiğinde misafir gibi davranır.
Dost, geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.

Arkadaş, senin ağladığını görmez.
Dostunun omzu senin gözyaşlarınla ıslanır.

Arkadaş, davetine katılınca bir paket hediye ile gelir...
Dost, sana yardım etmek için erken gelir;
Toparlanmam için geç gider

Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur.
Dost, neden bu kadar geciktiğini sorar;
derdini anlatmak için.

Arkadaş, bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür,
Dost, ise tekrar arar.

Arkadaş, senin daima onun arkanda olmanı ister.
Dost, ise her zaman arkandadır.

Arkadaş ,zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir.
Dost, zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.

Arkadaş, zayıflıklarınızı bilirse onları başınıza kakar.
Dost, zayıflıklarını bilirse örtmeye çalışır.

Arkadaş,sizi ikinci görmek ister.
Dost, ikinciniz olmaktan şeref duyar.

Arkadaş, sıkıntınız olmadığında yanınızdadır.
Dost, sıkıntınız olduğunda size koşar.

Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız.
Dostlarınız size huzur verir.

Arkadaş, bu mesajı okur ve bir köşeye atar.
Dost, okur ve dostlarıyla paylaşır.

HAYATINIZDA GERÇEK DOSTLARI
BULABİLMENİZ DİLEĞİYLE.......

Sinem PARLAK
9/A

gul1.gif

Hayat Denen Bu Sahnede

Hayat, dekor ve oyunculardan oluşan; bazıları için kolay, mutlu bazıları için ise acı dolu zor bir sahnedir. İşte biz insanoğlu bu kocaman sahnede başrolü oynuyoruz.
Rolümüz bize verildi. Ve bize de onu en iyi şekilde oynamak düşüyor. Tamam rolümüzü biz seçmedik. Kimi mizacı dolu çetin bir rolü kimimiz ise kolay, rahat ve mutlu bir rolü oynuyoruz. Ama isyan etme gibi bir hakkımız da
yok. Sorumluluklarımız var. Bazen ağır bazen hafif yüklerimiz var. Bu yüklerin altında ezilmek,boynunu kaldıramaz hale gelmek de var;onu en iyi şekilde taşıyıp ileriye
gururla bakmak da var. Seçim bizim...
Seçmek bizim elimizde ama bizi bu yoldan çevirecek, aklımızı çelecek,ruhumuzu okşayacak o kadar çok var ki. Bunların başında rahatlık. Rahatlık o kadar güzel bir duygudur ki... İnsanoğlu çok sever rahatlığı. Niye mi? Çünkü yorulmak,ezilmek yoktur. İnsanı tatmin eden en büyük şeylerden biridir o. İnsanın benliğinde yok mudur zaten zor olandan kaçma,kolayı seçip zor olandan kaçma. Ama sonuç,işte sonuç pek de hoş olmayabilir. Ruhunu okşamayabilir insanın. O zaman da yakınır insanoğlu. "Kader" der geçer. Kendinde hiç hata görmez. Niye? Çünkü senaryosunu okumuştur o,kendinden emindir. Ama öyle değildir işte senaryoyu okumak yetmez ona ruh katmak,kendinden bir şeyler eklemek bizim elimizdedir. Azmetmek, çalışmak zor olsa da yine bizim elimizdedir. Rolünü öğ-
renmeden, kendisiyle bağdaştırmadan sürekli şikâyet eden bir oyuncuyu düşündüm. Vakti geldiğinde sahneye çıkacak. Kötü bir performans sergileyecek ve sonuç olarak da başarısız olacaktır. Peki emek veren, rahatına kıyıp, birçok zevkten vazgeçip zor olanı seçen...
Gelecek günler, işte o rahatı bırakıp emek veren, zorluk çeken yani zoru seçenindir. Hiç kimse durup dururken bir
yerlere gelemez. Bir düşünelim şimdi elimizi kaldırmadan bir yerlere tutunabiliyor muyuz? Peki biz tutunmadan bir yerler bizi tutabiliyor mu? Ayakta durmamızı sağlayabiliyor mu? Hayat denen senaryo da böyledir işte... Bu rolde bu sahnede tutunmak için emek vermeliyiz. Çalışıp didinmeliyiz. Çünkü yerinde saymak ve bulunduğu durumdan
kurtulmaya çalışmadan sürekli şikâyet etmek, bahaneler uydurmak,ömür boyu yerinde sayacak ve belki de sahnenin dışına atılacak insanların işidir. Diyorum ya biz bu
sahnede tutunmak için deyim yerindeyse dişimizi tırnağımıza takıp çabalamalıyız. İşte bunu başardıktan sonra yani zor olanı başardıktan sonra o sahneyi gururla,alkışlarla kapatacağız.
Çünkü biz biliyoruz ki "yarınlar yorgun kimselerin değil, rahatına kıyabilenlerindir."
Yıldız KÜÇÜK Y/10/C

***
Bir Tohumun Çınar Olma Hayali

Dünyaya gözlerimi açalı yıllar oldu. Yarınımdı geçen her yıl... Şimdi geçmişim oldu. Yaşadım,gördüm,duydum neymiş,ne olmuş az veya çok hissetim. Doğru veya yanlış hayatı anladım biraz. Dünyanın üç günlük olduğunu öğrendim. Dün, bugün ve yarın... Sonra yarını sordular bana... Ben de anlatıyorum işte...
Tarih 2016'nın 1 Ocak'ı... Doğum günümün verdiği heyecanla uyanıyorum. O kadar çok sevenim ve çevrem var ki telefonum ve e-postam daha sabahın erken saatlerinde kutlama mesajlarıyla dolmuş. Yatağıma oturup sahip olduklarımı düşünüyorum. Aklıma ilk gelen dostlarım oluyor. Hepsi vefalı,hepsi her an yanımda... Yatağımın başında Hacettepe Üniversitesi PDR diplomam asılı. Bu diplomayı görünce dinlediğim dertler,deva olduğum gönüller aklıma geliyor. Sildiğim, gözyaşları,gece olup kapattığım yanlışlar... Mutlu oluyorum düşündükçe ve düşündükçe
acıları iyi ki çekmişim diyorum. Çünkü aynaya baktığımda artık her soruya cevabı olan iki çift göz görüyorum.
Saçının her teli hayat kitabının bir sayfası gibi beyazlamış annemin sesini duyuyorum. Anneciğim her eve geldiğimde olduğu gibi en sevdiğim şeylerle donatmış kahvaltıyı. Karşılıklı çay içiyoruz annemle. Ona Ankara'daki hayatımdan ve almak istediğim arabalardan bahsediyorum. Annem ise öğrencilerini anlatıyor yine. Sonra babam katılıyor bize, sonra da kız kardeşim. Yine babamın esprileriyle on yıl öncesinde olduğu gibi şen şakrak başlıyoruz güne.
Kapı çalınıyor birden. Tanıdıklar benim Ankara'dan geldiğimi duyunca toplanıp gelmişler. Bir sohbet tutturuyoruz eskilerden... Ne mutlu bana ki pek keşke demiyorum. Hep "iyi ki" ile başlıyor cümlelerim. Amcam beni övüyor. Babam "Ne hayırlı evlât" diyor içinden...
İşte böyle... Bir çınar olmak istiyorum. Ama tam mevsiminde çiçek açan, tam mevsiminde yaprak döken...
Hilal EVGİN
9/B

gul1.gif

Kışımız Bahar Oldu

Soğuktu, karanlıktı buralar senin yokluğunda. Yolunu kaybetmiş göçmen kuşlar gibiydik biz. Soğuk bir ülkenin soğuk ikliminde kalmıştık, hayallerimizin uçuşunu görmenin verdiği hüsranla...
Seni tanımıyorduk henüz; ama vardın, biliyorduk. Taze bir bahar sabahı ansızın çıkıp gelişini bekliyorduk. Nereye kadar sürecekti bu kış, bu karanlık geceler? Bu küçük yürekler böyle mi kalacaktı? Sevgi, ilim, bilgi yerine kötülükler ve cehalet mi dolduracaktı minicik yüreklerimizi? Savaşın ortasında kalmış çocuklar gibi olan bitenden habersiz, neyin ne olduğunu bilmeden mi yaşayacaktık bu dünyada? Korkuyorduk yokluğunda, üşüyorduk; ama küçük, küçücük de olsa bir umut vardı yine de. O günü bekliyorduk sabırla..
Gecenin sabaha hasreti gibi büyüdü sana olan hasretimiz. Çöllerde su arayan bîçareye döndük sensiz. Sele kapılmış yaprak misâli sürüklendik cehaletin ırmağında ve bize uzanacak olan eli, gecemizi aydınlatacak
olan güneşi, kuruyan boğazımızı serinletecek olan suyu bekledik, seni bekledik sabırla...
Yine her zaman olduğu gibi zifiri bir gecede uzandık yataklarımıza ve daldık cehalet uykusuna. Ama bu zifiri gecenin sabahı bambaşkaydı bu sefer. Güneş en güzel yüzünü göstermiş, gülücükler , dağıtıyordu âdeta dünyaya. Kuşlar cıvıl cıvıl, neşe saçıyordu etrafa ve aktığını gördük yanı başımızdaki derenin ilk defa. Ve sen göründün öğretmenim, güneşi alt eden ışığın ve çiçekler den daha güzel yüreğinle. İklimler değişti senin gelişinle ve biz değiştik öğretmenim senin gelişinle!
En umutsuz anlarımızda umut, karanlık gecelerimize güneş oldun. Çorak topraklara dönmüş ruhumuzu bir nisan yağmuru gibi suladın.
Evet, değişti seninle her şey. Cehalet bilgiye, bağnazlık bilince, kötü iyiye, çirkin güzele dönüştü. Kışlar bahara dönüştü,yokluğundaki cehaletin karları gelişinle eridi. Bahara dönüştü mevsim, bilginin suları akmaya başladı derelerimizden. Sen değiştirdin her şeyi öğretmenim, sen değiştirdin! Bilgi tohumları ektin yüreklerimize ve adadın kendini bizlere. Ne yapsak ödeyemeyiz hakkını. Sonsuz teşekkürler ışığım, yağmurum... Kendini bana adayanım, teşekkürler! Senle olsun bilgi, sevgi dolu gönüller...
Şule ÇANAK
10/C
***
Doğudaki Güneş

Bilinmez diyârlara yolculuk yapabilseydim eğer; ilk senin limanına uğramak isterdim. Çünkü sen benim yol aldığım ilk limandın. Bilgi yağmurlarının ıslaklığını hissettiğim, saygıyı en iyi öğrendiğim güneşin tadını en iyi çıkardığım limandı .Sen öğretmenim, sen güzellikler denizindeki en güzel limandın.
Hani dağlar olur; etrafı dumanlı, yalçın kayalarla dolu, delinmez gibi duran. İşte ben bu dağların arasında doğdum, büyüdüm. Dağlar, her zerreme işledi, ben de delinmez bir dağ oldum kendi içimde. Kimse gelmedi, göremedi, buradaki dağ olmuş yürekleri. Ne de olsa doğuydu buralar. İnsan, yüreğini elinde taşıyordu.
Karanlık günlerde ruhlarımızın ellerine prangalar vurulmuşken birini bekliyorduk, ellerimiz bağrımızda. Hep senden bahsediyorlardı. Biliyorduk bir gün beklenen kurtarıcı gelecek, kurtaracak bizleri. Sevgi dolu bir bulut, diyorlardı senden için. Bekliyorduk. Çünkü biliyorduk ki güneşin en güzel hali, gecenin karanlığını yırtıp gülümsediği zamandı. Ve bizim de gülümseme vaktimiz gelmişti.Ve sen geldin. Gelişin gülümsetti bomboş geçen kıymetli saatleri.
Ben hep sizi dinledim sessizce. Evet, evet tam anlatılan gibiydi. Aradığım sevgi yüreğinde vardı. Annemin o sıcak bakışları vardı hayat dolu bakışlarında. Bizleri bir
kilim edasıyla dokudun. Şimdi artık her nakışımızda farklı bir renk, her rengimizde farklı bir tat vardı. Sonra içimizde senin ektiğin güller büyüdü. Kokuları cihanı kuşa-
tan, kokusuyla savaşın utanıp, başını eğdiği, barışın dillendiği güller...
Sonra günler geçti. Ayrılık vakti geldi. Ve sen gittin. Bakarken ardından, gözyaşlarımız dökülemedi. Çünkü sen bize Mevlana'yı öğrettin. Biz de biraz Mevlana olduk, toprak gibi sabırlı olduk. Acı, dağ olsa da yıkılmamayı öğrendik. Biraz Kemal olduk. Vatan için can vermenin en güzel şey olduğunu, bağımsızlık için dökülen bir damla kanın kıymetini seninle anladık. Biraz da Fatih olduk, fethedecek bir İstanbul'umuz yok ama senin yolundan gelecek olan, yürekleri fethedecek,yürekleri dağ gibi yüce,doğulu binlerce Fatih var.
Seher KOÇ
11/C

gul1.gif

BİR PARÇA BEYAZ BEZ

Karanlıkların gerçeği boğduğu bir gün
Yaşamanın , yaşamın kıyısında kalması
Gerçeğin yalanla yüzleştiği bir an
Ve akıp gitmesi her şeyin avuçlarından....

Ağaçların yaprak döktüğü bir vakit,
Güneşin hüzünlenip içine kapandığı
Dünyanın biraz daha yalnızlaştığı zamanlar...

Aşkın ayaklara düştüğü,
Samimiyetin kabuk bağladığı
Gelenlerin gelmez olduğu,
Zamanın dona çektiği anlar.

Güllerin tılsımını kaybettiği,
Okyanusların kurumaya yüz tuttuğu,
Umudun kırılıp ufukta çaresizliğin görüldüğü,
Adına seher denilen vakitler..

İnsanın ömründe yetiremediği
Arkasından koşup yetişemediği
Bir parça ekmek için,
Hayli parça emekten geçtiği
Şafagın alacakaranlığa çaldığı saatler.

Her şeyin susup, O’nun konuştuğu
Ayrılığın kokusunun can yaktığı
Bir parça beyaz bezden gayri bir şeyin kalmadığı
Nice zamandır beklenip ansızın çıka gelen,
Çareleri çaresiz,kimselerin kimsesiz kaldığı
Nâmı adamına göre değişen sonunda sonu saatler...

Durdu NEYAMAN / 10-B

***

ÇOK GECEDİR BÖYLEYİM

Zemheri gözlerindeyim bu akşam
Gül kıran poyrazlar adını söyler
Çok gecedir böyleyim ben bakma sen güldüğüme
Beni bir yıldızlar bir de yokluğun dinler.

Zemheri gözlerindeyim bu akşam
Yokluğun kara bir cellât ümitlerime
Gecenin kuytusuna işlemiş sensizlik
Ve sevgisizlik senden başka herkese

Zemheri gözlerindeyim bu akşam
Karanfil bakışlarının ahını aldım
Ben böyle olmazdım,
Böyle yanmazdım
Taş yüreğimden bu kadar utanmazdım
Gözlerin gözlerime değmeden önce...

Zemheri gözlerindeyim bu akşam
Bakışların asılı
Yokluğun her köşesine
Duman duman hasretin
Her acı nefesimde

Zemheri gözlerindeyim bu akşam
Bakışların asılı
Yokluğun her köşesine
Duman duman hasretsin
Her acı nefesimde

Zemheri gözlerindeyim bu akşam
Vuslatın özlemindeyim bu akşam
İmkansız kaçışı yok
İmkansız...
Ölümün ellerindeyim bu akşam...

Nurcan İLÇİN / 10-B

gul1.gif

SENSİZLİK

Özlemlerin en büyüğü seni özlemekmiş. Beklemelerin en zoru seni beklemek. Ve günlerin en geçmezi sensiz olanmış....
Yalnızlık bile sensiz olunca daha bir yalnız.. Her akşam pencerede suretini beklemek ve gelmeyişini görmek, yüreğime ağır geliyor. Sesini arıyor kulaklarım. Bazen kızan, bazen seven ama şefkât tılsımını hep
hissettiğim sesini...Sonra varlığını arıyor gözlerim. En çok içim arıyor seni. Sıcaklığını, kokunu, verdiğin güveni. Sensizlik yordu beni. Çok yordu....
Artık eskisi kadar güvenmiyorum kendime. Sensiz kaldığım günden beri hep ürkek bu gönül, hep çekingen. Meğer sen ne büyük bir dağmışsın arkamda. Ne büyük bir destek... Koltuk değneklerimmişsin
yaşam yolunda. Yürüyemiyorum artık. Gidemiyorum en yüksek diyârlara uçurtma uçurmaya...
Artık korkuyorum karanlıktan. Geceler olmasın istiyorum. Karanlık, sensizliği indiriyor suratıma acı bir şamar gibi. Önceden de gece olurdu da ben korkmazdım. Ellerin ellerimdeyken bütün geceler gündüzdü
sanki. Hem sen bana hep sabahları hatırlattın. Bu yüzden hiç kalamadım yanında.
Hiç üşümedim kışları. Sen vardın ya. Sıcaktı içim, her yerin buz kestiği soğukta. Bakışların kara kışta soğuktan korunmak için büründüklerimdi. Hele sözlerin diz boyu karda giydiğim çizmelerimdi. Sendin işte bütün kalkanlarım. Her şeyimdin. Şimdi öylece kalakaldım..
Şimdi, senden çok uzakta yapayalnız bu yürek. ısınmayı unuttu çoktan. Alıştı artık üşümeye. Ne kalın urbaları ne de çizmeleri kara kışta...
Çaresiz kaldım sensiz buralarda. Şimdi vuslatların en özleneni seni beklemek oldu. Kavuşmayı düşlemek her gece yatmadan...Artık sana gelmek istiyorum. Yine tutup kocaman ellerinden; "uçurtma uçurmaya gidelim." diyorum.
Sen: hayatın şu garip oyunlarında en güvendiğim taş, koca bahçenin en ulu çınarı. Sen, babam!
Kızın seni çok özledi!
Durdu NEYAMAN /10-B

gul1.gif

AĞAÇ

Benden önce de vardın; doğdum, beşiğim oldun,
Her yerde seni gördüm, benim her şeyim oldun...
Çelikle çomak oldun ilk oyuncak ömrümde
Kızılcık sopasıydın, yerin vardı örfümde...

Yeşilin her tonunu yaprağında tanıdım;
Doğanın gerçeğini varlığınla anladım,
Kalem oldun elimde, şarkı oldun dilimde,
Umut oldun çölümde, gölge oldun yolumda...

Çobanımın asası, oklavası annemin;
Sandık oldun, sakladın çeyizini ninemin.
Dipçik oldun tüfeğe, vatanımı bekledin,
Kök saldın toprağıma, erozyonu önledin...

Gün geldi fidan oldun, umut oldun gönlüme.
Gün geldi yanıverdin, leke oldun alnıma.
Gün geldi ateş oldun, çorbamızı kaynattın;
Gün geldi cehennemi, bize sen hatırlattın...

Çit oldun bahçemizde, çevremizi donattın.
Orman oldun her yerde, iklimi ferahlattın,
Ayva oldun, nar oldun, bizim için var oldun;
Meyvenle, çiçeğinle, en vefalı yâr oldun...

Tuğba TAŞPINAR
Y-10/B

***

ACI ÇEKMEK İÇİN Mİ?

Daha kötü oldu gidişini izlemek;
Daha çok acıttı içimi.
Bir yarım saatte sen gittikten sonra ağladım.
İnsana koyuyor ayrılıklar.
Hep ben yalnız kaldım bu hayatta
Ağladım, yine ağladım...

Yapayalnız kalmış hissi çöküyor içime her seferinde
Hep böyle oluyor bilmem niye?
Gün geçtikçe daha çok acıyor kalbim;
Sanki bir diken var üstünde,
Gittikçe gidiyor daha derine.
Her seferinde daha çok parçalıyor kalbimi...

Hep acı çekerken yakalıyorum kendimi.
Hep acı çekmeye mahkûm gibi hissediyorum
Zavallı kalbimi...
Ben niye geldim bu dünyaya
Ne işim var benim burada diye
Her dakika soruyorum kendime...

Yiyip bitiriyorum âdeta beynimi
Ama her soru cevapsız kalıyor her zamanki gibi,
Bir sebep bulamıyorum bu hayata gelmek için,
Hep acı çekerek ömrü bitirmek için!...

Raziye ATASEVER
9/B

gul1.gif

ÖZLEME ÖZLEM

Özlemek; bir sevgidir aslında farkında olmadığın... Farkında olmadan bağlandığın... Ayrıldığında çoğu zaman özlediğin... Sen her ne kadar istemesen de amansızca tutulduğun bu sevdaya, amansızca vurgun olduğu...Tutkun olduğu...
Bir çiçektir bazen özlediğin... Bir insan, bir gülüş, bir çift göz ve sıcak bir eldir belki de. Kim bilir belki sadece özlemektir senin özlediğin...
Acıtıyor mu onun yokluğu yüreğini? Sesi bazen sarıyor mu yaranı? Söyle! Sen istemesen de buluyor mu seni hasreti ve engel tanımadan akıyor mu gözünden yaşlar? İsmini duyduğunda artıyor mu kalp atışların? Seni baştan sona sarıyor mu?
Hep merak ettin belki... Nerelerde ayrı oluduğunda sesine susadığın, varlığında bazen özlemeyi aradığın? Bazen korkuyla uyandığın rüyandan. Sonsuz bir özleme atıldığın, sonsuz bir ayrılığa. Sonsuz bir özlemin ölüm olduğunu bile bile dinlediğin kalbinin atışını...
Ey özlediğim! Gel artık, özlemi özletmemek için gel artık... Hasret acısıyla çarpan bu yüreğe su serpebilmek için, sonsuzluğu ve seni düşündüğümde hızla atan bu kalbi acıtmamak için gel artık... Bilesin ki yokluğun acı veriyor ona, yakıyor onu... Geçen
her gün bir umut yaprağını soldurdu içimdeki yemyeşil ağaçtan...
Hadi özlediğim... Her şeyin bir sonu vardır. Yaprakları soldurmak için sadece onlarla yaşayan bu yüreği soldurtma...
Ey özleyen! Gelecek. Özlediğin sana geri gelecek ve sulayacak içindeki ağacı... Bekle... Elbet bu hasret de son bulacak... Kavuşacaksın sen ona, o da sana. Büyüyen bu hasretle yaşamak zor oluyorken kavuşacağın günün mutluluğuyla bekle...

***

ANNEME

Annem!...
Duyar mısın beni, çok özledim desem?
Bu hasret ateşi kavuruyor gel artık desem?
Tutunacak bir ele muhtacım, sensiz yapamıyorum desem de
Hisseder misin annem bunu tüm yüreğinle?

Annem!...
Sanki kocaman bir boşluk var içimde
Ve ancak sen dolduracaksın bunu varlığınla
Hadi yüreğimin uğruna can attığı insan
Yavrunun gözleri seni arıyor
Ve yalnızca adını sayıklıyor geceleri...

Annem...
Yüzlerce insan arasında
Yalnız sana muhtaç bu yürek
Yalnız senin yalnızlığını çekiyor için; kanatarak
Hasretin perdeyken mutluluğa önümde
Sensiz geçemiyorum annem
Mutluluk sınırından bir adım öteye....

Bilir misin annem?
Seni çok nadir buluyorum buralarda.
Senin bir tek beni kaldırdığın sabahlarda,
Ve güzel gününü yaşadığım günlerdesin bana...

Seni seviyorum annem...
Duy bu yürekten gelen sesi!
Hadi bekliyorum bu sabah da yine seni
Gel... O sevgi dolu sözlerini söyle bana
Sensiz çok yalnızım ben buralarda

Seni özledim annem...
Hayalinle olmaktan çok sıkıldım artık
Senden gelecek bir çift söze öyle muhtacım ki
Hadi yolunda ölünesi insan;
Gel artık!... Bekletme bu küçük yüreği..

Güzide KARAAĞAÇ
10/C

gul1.gif

Sevda Kazınmış Ruhlara

Varsın geri saysın şafaklar. Varsın hicran dolsun biçare yaşanan şu ömür. Varsın hazanı müjdelesin güvercinler nâmelerinde. Varsın bitsin ömür.
Yolun sonunda mı korkacak, yolda yürürken yılmayan yürek. İçine konulduğum beyazlar mı üzecek yaşadığım ve içine girdiğim onca karanlıklara rağmen. Son nefesi vermek mi zor gelecek aldığım her nefeste
biraz daha batarken. Omuzlarda yükselmek mi ağır gelecek bütün ömrümü yüksekler için adamışken.
Ne ilk giden olacak bedenim, ne de son ayrılan bu diyardan. Kervan gidecek ve bu devran hep böyle dönecek. Geriye masum gözyaşları kalacak, ayrılık bir kez daha mührünü vuracak. Dilde yarım kalan denileceklerle, gözde göremedik görülecekler kalacak. Ve yürekte tomurcuğa durmuş bir sevgi... Umutlara yelken açmış, umudu içine batmış bir sevgi. Doya doya yaşanmadan yarım kalan, tadı damağımda kalan bir sevgi.
Sonsuzluk yeminleriyle doğup ansızın fânilik urbasını giyen çaresiz bir sevgi.
Sanma ki söner bu ateş içimde. Sanma ki büker boynunu. Küçülmez, kaybolmaz... Başka bir diyarda ve başka bir alemde devam eder, küçük yüreğimde aklımı sallayarak atmaya.
Ne farkeder, liman hangi kıyıda? Neye yarar dalgaların bu mahsunluğu? Hava borana kesse de hoş sakinlik dem vursa da. Yol aynı yol. Varış aynı varış. Yürek benim yüreğim, taht senin tahtın!
Yollar biter, bedenler ölür; sevgi, ruha kazınmışsa şayet, her şey fâni, o bâki kalır.
Melike UYANIK 10 / B
***

AYDINLIĞIN MİMARLARI

Her vatanın, her milletin geleceğinin yapı taşı gençler ve çocuklardır. Bu yapı taşının temelini atanlar ise fedakar işçiler, öğretmenlerdir.
Öğretmen, sevgi âbidesidir. Herkesi cömertçe sever.Ilgi ve şefkât konusunda da cömerttir. Avcu açıktır her zaman; ama almak için değil! O, veren olmak ister hep!
Bilgi veren, sevgi veren, güven veren hep... Omuzlarında hissetiğimiz iki sıcak kanat, öğretmene aittir. İşte, öğretmen budur. Sadece geçimini sağlamak için gelmez derslere. Öğrencileri olmadan geçiremez hayatı da ondandır her sabah okulda oluşu!
Çocukluğumuzun sabahında hissettiğimiz sıcak nefestir öğretmenlerimiz. Hepimiz de sevmişizdir gerçek öğretmenleri. İki çift kalıplaşmış söze sığdırırız kimi zaman duygularımızı: "Ana baba gibi." Bize verdiği
güven bir demet çiçek olarak döner bazen bir küçük çocuğun ellerinde... Sımsıkı tutar o elleri öğretmen. Kimi zaman da bir çift gözdeki parıltı anlatır onun ne denli sevilesi olduğunu. Kimi zaman abartır bunlar. Böyle duygular yaşanası şeyler değil gibidir. Ama öğretmen doldurur bu sözlerin içindeki boşluğu. Samîmiyet, sevgi koyar kalbimize...
Yurdumun her köşesinde bir meşâle yanar. Yanar bitirir kendini. O fedakâr şahıs öğretmendir. Her kuytu köşede aydınlık olur, doğuverir karanlık beyinlere... Bilgi şemsiyesini tutuverir cehâlet yağmuru altında kalanlara. Her ağzı süt kokana, başarı dolu bir geleceği parmaklarının ucunda sunar.
Yaşatmak, emelidir her öğretmenin. Bu sayede sevgileri yaşar hep yüreğimizde. Çiçeklerde, şiirlerde, şarkılarda yaşatılır onların kutsallığı. Yaşayacaktır da
üstelik. Onlar nice hayatların dadılığını yaptığı sürece...
Hilal EVGİN / 9-B

Âşiyân Dergisi 4. Sayı

a_iyan4.jpg

Âşiyân 4
Mustafa Koyuncu Anadolu Öğretmen Lisesi Yayın Organıdır
Yıl : 4 --- Sayı:4 --- Mayıs 2007

Sahibi:
Ahmet Kafalı(Okul Müdürü)

Genel Yayın Yönetmeni:
Ramazan Karagöz (Edebiyat Öğrt.)

Yayın İnceleme ve Seçme Kurulu:
Ramazan Karagöz (Edebiyat Öğrt.)
Figen İşçi (Edebiyat Öğrt.)
Veli Demir (Edebiyat Öğrt.)
Fatih Öztürk (İngilizce Öğrt.)
Nurcan İlçin (10-B)
Durdu Neyaman (10-B)
Funda Şahin (10-B)

Dizgi-Tasarım:
Ramazan Karagöz
********************************

İrtibat:
ramazan.k71@mynet.com
asiyandergisi@mynet.com

guvercin1.gif

MEZUNUMUZDAN

"Bazen yıldızları süpürürsün farkında olamadan,
Güneş kucağındadır bilemezsin
Bir çocuk gözlerin bakar,arkan dönüktür,
ciğerinde kuruludur orkestra,duymazsın
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun
....anlamazsın;
uçar gider,koşsan tutamazsın."
W.Shakespeare

Merhabalar!
Sizlerden yüzlerce kilometre ötede, sizler için yazıyorum bu satırları... Yeni bir güne merhaba derken...
Bir zamanlar yaşadığım, her şeyimi verdiğim ve koskoca mutluluklar aldığım okulum için mezun bölümüne yazıyorum artık yabancı biri olarak. Aslında uzakta kalmak, o ortamda bulunmadan yazmak çok zormuş.
Ne desem eleştirilecek, yanlış anlaşılacak gibi.
Bıktığım, her zaman bitirmek istediğim okulu bitirdim ve ondan o kadar uzaktayım ki! Hepiniz olmasa da çoğunuz oradan bıkmışsınızdır. Belki üniversite hayalleri kuruyorsunuz. Mutlu olacağın günlerin peşindesiniz. Ama hiçbir şey beklediğiniz kadar mükemmel değil. Planlar yaparken en güzel günlerinizin geçip gitmesine izin vermeyin. Her anı doyasıya yaşayın. Arkadaşınızla aykırı değil ama eğlenceli yaramazlıklar yapın. Biz çok eğlendik; ama "Keşke daha fazla yapsaymışız!" diyorum. Ayrıca yanınızda duran o elleri, o omuzları iyi değerlendirin. İnsanın başını yaslayacak, güvenilir bir arkadaşı olması mükemmel bir duygu. Çünkü ben onlara burada o kadar çok ihtiyaç duydum ki... Onlardan ayrılınca geriye pek bir şey kalmıyor. Sadece birkaç sayfa,bir yastık ve belki bir yıllık.

"Yıldızları mı küstürdük
uçup giden ne?
Belki yoruldu melekler
göğü tut, anne!
Eteğinde çamur anne
eteğinde ateş
sanki Kudüs oldun anne
yüzün bin güneş!"

Evet... Üniversitede çok özgür olacaksınız. Gezecek, dolaşaksınız. Kafanıza uygun birini bulabilirseniz
tabi. "Yakın arkadaş" konumuna kimseyi koymak istemeyeceksiniz. Lisedeki onca güzel arkadaşlıkların üzerine gül koklamak gibi bir düşünce saracak sizi. Ama ne şanslıyız ki böyle sevebildiğimiz arkadaşlarımız oldu. Böyle bir lisede okuduk, okuyorsunuz. Ya olmasaydı? Çoğu zaman yanlış anlaşılacaksınız. Olduğunuzdan farklı görüneceksiniz. Sınıf arkadaşlarınızın çoğunun adını bile bilmeyeceksiniz. Belki en sevdiğiniz hocanın dersinden kötü not alacaksınız. Ama her şeye rağmen geleceğiniz için bu dönemden geçmeniz gerekiyor. İyi bir hayat için. Umarım hepiniz bu günlerde çok mutlu olursunuz.
Şu anda bulunduğunuz yer hayatınızın şah damarı. Nasıl olsa o okulu öyle ya da böyle bitireceksiniz. Bari değerlendirin sevin mutlu olun. Hepimiz biliriz ki yasaklar çiğnenmek içindir(!) Bunları sorun yapmayın. Çünkü yasaksız bir hayat zevk vermiyor. Hepinize hayat kolay gelsin. Söylediklerimi biraz dikkate alsanız yeter.
Teşekkürler!

"sev diyorsun illa ki
-gül için
ne çok inceliyor
diken

aman tanrım
sevmek zor hüner
göğsümde kanla dolu bir kalp varken"
Z.Acar
Kübra AKBAŞ/ Balıkesir Ünv. Necatibey Eğt. Fak. İngilizce Öğrt.


gul1.gif

KARANLIKLA SAVAŞANLAR

Keskin bir nişancı gibiydin bazen; bilgisizlik hedefini tam kalbinden vururdun,attığın bilgi oklarıyla..
Amaçlarımızı çevreleyen bir çember gibiydin bazen. Bu çember gibi olmak istemiştik biz de büyüyünce. Dünyadaki tüm insanları zararlı olan her şeyden ve cehaletten korumaya çalışan aynı zamanda da bilgi ışığını dünyanın her bir yerine yansıtmak için uğraşan atmosfer gibi çevrelemek istemiştik dünyayı senin gibi...
Başöğretmen Atatürk'ün yolunda ilerlerken doğru bir şekilde, o sana hep gülümserdi: "Bu ülkeyi iyi ki sizlere emanet etmişim." dercesine ve eğer görseydi senin cehalet duvarını bilgiyle sıvayışını daha çok değerlenirdin onun gözlerinde; rahat ederdi o; ebedî yerinde... Ama yine de hep inanmıştık,senin tüm uğraşlarını görmese bile hissettiğine... Çünkü yayılıyordu yayılması gerekenler yavaş yavaş... Her geçen gün cehaleti yıkıyordu sen ve senin gibiler...
Boşlukta asılı kalan düşüncelerimiz vardı gün yüzüne çıkaramadığımız ve sen o zaman da tercüman olmuştun bize: "Zifiri karanlıkta kalmasın anlatmak istedikleriniz" derdin; çünkü cehaleti, anlatarak yıkacaktık senin gibi...
Ruhlarımız vardı,akarsu yataklarında devinen bir umman misali... Sen gönlümüzü yeşerttin akıttığın bilgi suyuyla adeta coşarcasına ve tüm bilgiye susamışların susuzluğunu giderdin gitmeden önce ebedi
yerine...
Topraktan çıkan filizler nasıl ki toprağa dönmüş bir tohum eseriyse, senin de bu vatana verdiğin ruhun bize can verdi ve filizlendik birer birer gün yüzüne...
Ve bizi büyütecek bütün gereksinimlerimiz kanımızdaydı, kanımıza can verecek olan öz suyumuzdaydı.
Bu su,senin verdiğin milli güçtü ve şimdi yine coşmalı öz suyumuz,yeşertmeli cehalet altında ezilip kalan insan ruhlarını... Tüm cehalet örtüsünü kaldırmalı,gündüzün geceyi üzerinden attığı gibi...
Ve her yanlışa düştüğümüzde,gecenin karanlığında boğduğumuz aydınlığımızın tekrar kendi ayaklarımıza gelmesini beklemek yerine aydınlığın ayağına varmamız, bizim sırtlandığımız yük olmalı ve bu yükü hiç üşenmeden her daim taşımalıyız.
Hatice TEZCAN
10/C
***

KATLAYIP CEBİMİZE KOYSAK

Zamanın birinde bir gecemiz olsa...Koskoca bir ormanın içinde, bizim koca çayın yanında otursak öylece. Seyretsek karşı dağların tepesine kurulmuş sultanvari nur parçasını. Rüzgâr hafiften esse ve biz
her defasında yeni hülyalara sürüklese. Koca çay bize gülümsese ve nur parçasının pırıltıları bize göz kırpsa her an. Bir musiki gibi kuşatsa benliğimizi koca çayın hiç durmayan sesi.
Gözlerimizi kapatsak. Yüreğimiz bir kuş gibi kanatlansa ve uçup gitse ten kafesinden hasret duyulan diyarlara. Özlemlerimiz kanat olsa yüreğimize ve sevdalarımızda bir demet gül oluverse kuşumuzun gagasındaki. Konsa yüreğimiz o nadide, o özlenen,o beklenilen ve uğruna her şeylere katlanılan diyarın bir köşesine. Sonra kuşumuz bizim suretimize bürünüverse. Belki uzaktan da olsa seyretsek o latif ve asude manzarayı. Ufuktaki güneş gözlerimizi kamaştırsa, yüreğimizi ısıtsa ve güzelliği içimize işlese.
Manzaradaki asudelik yüreğimizde makes bulsa ve duygularımızın mayasına karışsa. Anlasak ki aslında her şeyde bir güzellik var ve olacak.
Sonra bir seyahate çıksak o muhteşem güzellikler içerisinde. Her adımımız bize yeni kapılar açsa. Her kapı bir müzeyyen gösterse bize ve her müzeyyen tabloda yüreğimizin ta derinliklerine kazınsa. Sonra
her seferinde tekrar tekrar baksak o müzeyyen tablolara hatırlamak için o hiç solmamak üzere o diyarın güllere dönse. İnsanı güzelliğiyle sarhoş eden kokusu üzerimize sinse ve asla tükenmese.
Sonra bir dosta rastlasak orada. Yüzünde o diyardaki güzellikten apayrı bir güzelliği olsa. Yüzündeki o harikûlade gülümsemeyle yanımıza gelip elimizi tutsa ve ondan sonra bizi o dost gezdirse. Gezerken hoş bir sohbete dalsak, alabildiğine bir şeyler öğrensek dosttan. Yüreğimiz her kelimede biraz daha temizlense, coşsa. Sonra dosttan ummanlar kadar derin gözlerine baksak ve kendimizi hiç olmadığımız kadar güvende hissetsek. Âniden kulağımıza uzaktan bir musiki çarpsa ve dost bizi kolumuzdan tutup sesin geldiği yere götürse. Orada bu diyarın sahibiyle tanışsak ve dost bizi oradan alıp bu diyara geldiğimiz ilk noktaya götürse. Orada yine baksak onun gözlerine müteşekkirâne.
Sonra suretimiz yine bir kuşa dönse ve gittiği gibi gelse o uzak diyardan ten kafesimize. Gözlerimizi açsak ve içimizi apayrı bir ferahlık kaplasa. Dostu yanımızda hissetsek yine bir gülümseme yayılsa yüzümüze.
Ve sonra o geceyi katlayıp cebimize koysak, her kabz halide çıkarıp yeniden yaşamak ve yeniden hissetmek için. Ne güzel olurdu değil mi?

Ahmet Sami KONCA
11/A

gul1.gif

ANNEM

Bugün yine üzgünüm
Yine sensiz ve suskun
Seni bekliyorum
Seni yaşamayı bekliyorum anne
Her şey herkes var
Bir sen yoksun
Bir senin kızım deyişin yok
Arıyorum hep seni, arıyorum sesini
Sonu gelmiyor arayışımın
Karanlığa, sensizliğe gidiyorum anne
Zaman geçiyor, gidiyor
Tükeniyor takvim yaprakları birer birer
Her şey geliyor sırasıyla
Hep senin gelmeni bekliyorum, hep umutla
Sıra sana gelmiyor anne

E. Dilan DEMİRKIRDI
9/A

***
BİR UMUT SADECE

Gülüşünde sıcaklığı gördüm,
Gözlerinde benliği,
Kokusunda bana olan sevgiyi,
Geceleri sesini duydum.
Karanlıklarda onu aradım her zaman
Doydum,mutlu oldum onla
Sevildim onun sevildiği kadar
Şefkati,yüreğimde hasret
Benliğimdeki ben,
Yalnızlığımdaki umut oldu.
Hani bir gün olurda
Kızına döner diye
Kalbimdeki umudum soldu.
Şimdi onu her masada
Her yuvada arar oldum
Her annede onu buldum
Sevgi deyince onu bildim.
"Annem" dedim korkularımda
"Kızım" diyen sesini duydum sessizlikte
Benim için dökülen yaşlar
Yüreğimde kan gölü oldu.
Ben yine anlayamadım.
Özledim seni
Her kum tanesi kadar
Anlatamam inan sevgimi
Anlatsın göz yaşlarım sustuğumda
Ve şimdi yokluklarda
Kaybolan hayatımı arıyorum.
Her yolda ayak izim olsa da
Ben annemi seviyorum.
Onu bulana dek
Umudumla yaşıyorum.
GİZEM FADİK ARI
Y/10-C

gul1.gif

Çare Oldun Çaresizliğime

Çaresizlik... Hiç bu kadar yakınına gelmemiştim çaresizliğin. Elim kolum bağlanmış sadece boş boş bakıyordum. Hayatımın hiçbir tadı yoktu sanki. Yaptığım hiçbir şeyden zevk almıyordum. Olan bütün
olaylara karşıdan bakıyordum sadece. Ve hissediyordum çaresizliği iliğime kadar...
Biliyordum sen bir yerlerdeydin; ama benden uzak bir yerlerde, benden habersiz bir yerde. Ben ise senin yokluğuna inat varlığımı sürdürmeye çalışıyordum. İnat bu ya olmayan sen ve hayallerle avunuyordum her gece. Aklıma geliyordu sürekli, ağlayamıyordum bile. İçimden gelen tek şey; bağırarak, hıçkırarak ağlamaktı; ama yapamıyordum. Çaresizlik bu ya ağlamama bile mani oluyordu.
İçimde bir yer kanıyordu, sanki bir yara vardı da o, hiç durmaksızın kanıyordu. Öyle bir yara ki kabuk bağlamıyor. Her gün acısı daha da artıyordu. Çok acı çekiyordum. Ama bunu da kimseye anlatamıyordum. Herkes bana bir şey olduğunun farkındaydı da bana sorduklarında cevap veremiyordum. Her derdimi anlatmaya çalıştığımda bütün kelimeler boğazımda bir yerde takılı kalıyordu. Yani içimden gelenleri de söyleyemiyordum. Gerçi söylemeye çalışsam da bunları anlatacak kelime bulamıyordum. Ne ağlayabiliyor ne bağırabiliyor ne de konuşabiliyordum. Yani
dediğim gibi çaresizlik iliklerime kadar işlemişti ve elim kolum bağlıydı. Ta ki sen gelinceye kadar...
Yine sen geldin karanlık dünyama. İlk önce sadece küçük bir ışıktın; fakat daha sonra dünyamın kendisi oldun. Sana da sadece küçük bir ışık olmak yakışmazdı hani. Geldiğin gün bitti her şey, meğer senmişsin
çaresizliğimin dermanı. Geç de olsa anladım. Ya sen bana geç geldin ya da ben seni geç buldum. Belki de tam vaktinde geldin çaresizliğimin dermanı. Geç de olsa anladım. Ya sen bana geç geldin ya da ben seni
geç buldum. Belki de tam vaktinde geldin çaresizliğimin tam ortasında. Başkalarının açtığı yarayı kapatarak ama yerine daha büyüğünü açarak geldin.
Geldin de gitmezsin inşallah, sen de bırakmazsın diğerleri gibi çaresizliğin tam ortasında, hiç ummadığım bir anda...
Ayşegül KOYUNCU
Y-10/C
***
Bir Ben Gidiyorum

Nereye gittiğimi bile bilmeden,
Yürüyorum bir bilinmezin ortasında.
Ne sağıma, ne soluma bakmadan,
Görmeden hiçbir ışık,
Teslim olup ayaklarıma ,yüreğimin çağırdığı yere gidiyorum.
Yolum uzun, yolum zorlu belli
Durup da düşünmek için bile zaman yok,
Geriye dönüş imkânsız, menzil ise imkânsız,
Ulaşır mıyım, ulaşamaz mıyım bilmeden gidiyorum.
Geçmişi sessizliğime hapsedip,
Umutlarımı rüzgâra savurup da gidiyorum.
Zor olacağını bile bile ayrılığın,
Esiri olacağımı bile bile karanlığın,
Göz yaşlarımı içime akıtıp,
Gülüşlerimi sana bırakıp,
Bütün anıları yüreğime zincirleyip de gidiyorum.
Biliyorum ne vazgeçmek kolay, ne gitmek çözüm;
Ne de unutmak mümkün
Ama yine de geride bırakarak yaşanmış her şeyi
Söylenmeyi bekleyen onca şeyi
Anlaşılmayı beklemeden
Seni sensizliğime, geride bıraktığım yüreğime emanet edip
Gidiyorum;
Ruhunun, ruhumun huzur bulması dileğiyle!
Döne KAYA
10/C

gul1.gif

MEVLÂNA'NIN KAPISINDA BİR GÜL OLSAK

İnsanlığa açan ışıklar içindeki gonca gül, âşka aşık gönül dostu, kapkara bir zindandaki yegâne ışıltı paresi.
Güle dost, dikene dost, dosta dost, kainata nur damlası... Kapkara bir deniz ve gökyüzünün buluştuğu koyu karanlık gecede hep var olan güneş silüeti yıldız: Mevlâna...
Ben içinde bir ben var, gönül içinde de bir gönül... Hangi zindan olsa olmaz ki seninle gülistan. Hangi pencereden göremezsin ki sen Sevgili'yi... Sende açtı Peygamber goncası yeniden sana doyamadı. Gönül aç kaldı.
Yurduna sığmadı. Âşıklar yollarda kaldı.
Sende yoktu hiç ayrı kaplardan su içmek. Âb-ı hayatı içtin. Herkese içirdin hoşgörünle. Günahkâr da birdi sende, sarhoş da , Türk'ü de, Arap'ı da...
Sana mı gelse insanlar ya da seni anlasa; düşüncelere mi boğsak kendimizi,ölüme mi ulaştırsak aciz bedenimizi... Kafamızı taşlara vurup af mı dilesek, yoksa "Sen dedin,biz de yaptık..." mı desek, kendimize getirsen bizi.
Bir bıçak al, gel yaşadığın hakîkat-i dünyadan. Sıyır bizi maddiyata boğulmuş arzularımızdan. Öyle bir güzergaha koy ki bizi, etrafını dikenli tellerle çevir de tekrar çıkarıp yine bataklıklara koymasınlar bizi. Gemimiz sen ol, bu koca dünya deryasından geçerken...Boğma bizi! Bu azgın, boğucu, karanlık sulara bırakma. Tövbe kapısından sel gibi gözyaşlarıyla darmaduman, perperişan, dizlerimizin üzerinde koy bizi Mevla'nın huzuruna, Peygamberin şefaat yollarına...
Merhamet biter mi hiç Yaradan'ımız varken. O varken senden bize merhamet gelirken , tabiat alemi sevgiyle kucaklayan sen hâlâ varken bize de düşer mi birkaç şefkât tomurcuğu?
Biz evlerimizde, kendimizle baş başa boş hayallerde saklanırız. Sen bir köpek yavrusunu yemeğine ortak edersin. Biz çıkarlarımız uğruna değersiz insanlara boyun eğeriz, sen bildiğinden şaşmaz, hiçbir zorluğa boyun eğmezsin.
Seninle yaşamak isterdik Şeb-i Arus'u... Seninle gülümsemek isterdik Azrail'e. Sana doymak olmadı, seninle son bulsak ,seninle dinsek ne olurdu? O gecede, beraber olsaydık, sana dualarla gülücükler
yollardık mutluluğunu simgelesin diye.
Kavuşmayı arzuluyordun Sevgili'ye. Zaten O'nunla nefes alıyordun, O'nunla yaşıyordun, O'na susayıp O'na acıkıp, şimdi de onun aşkıyla ölüyordun. Uğurlar olsun sana: İnsanlık ehline, cihan yıldızına uğurlar olsun.
Hatırlıyorum sana dair her şeyi desem! Hayır , unutmak mümkün mü? Beyaz güvercinler istedin, hep barış timsali oldun. Altın zincirlerle her bir halkaya bağladın her renk güllerin yapraklarını, insanları...
Ağladık bazen savaşlardan, belalardan, adaletsizliklerden usandık; ama diyorsun ya sen: "Bulutlar ağlamasa, yeşillikler gülmezdi." Biz ağlamasak, bu acıları çekip olgunluğa ulaşıp seni anlayamazdık. Resul izinden, senin dilinden, insanlığa muhakkik olamazdık. Bizi sana hayran, dünyayı bize seyran bulamazdık.
Sana cihan-ı ebedî helâldir. "Kişi sevdiğiyle beraberdir." ve sen de dünyayı onun aşkıyla çevreledin, sonunda O'na kavuştun. Dünyalık sana uzaktı ve haramdı.
"Dünya malı bedene tapanlara helâldir." Çünkü sen hep aynıydın; doğdun, büyüdün, hep aşkına daldın. Hayalini süslediğin aşığa kavuşmakta ısrarlıydın.
Kâinatın yıldızı oldun sen. Hep parlak bir huzurda duran, muhakkik bir yıldız. Bir dereydin sen, dünyanın binbir tarafındaki suları topladın. Hepsini bağrına bastın. Gelmez belki cihana bir daha senden. Ama "Şu deredeki su kaç kere değişti, yıldızların akisleri hep aynı..."
Senin kapında gül olup ruhumla nefesimizi temizlersek, diriliriz yeniden...
Ebru TOMBALAK
10/C
***
Mevlana'dan Yansımalar

*Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası ne ilacın
şifası deva getirmiş.
*Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçeler geçici; fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.
*Nice insanlar gördüm, üzerinde elbiseler yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
*Aşk,davaya benzer; cefa çekmek de şahid, şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.
*Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
*Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
*Ehil olmayanlara sabretmek, ehil olanları parlatır.
*Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
*Pisler, pisliklerini yapar; ama sular da temizlemeye çalışır.
*Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
*Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe yükselebilir.
*Genişlik sabırdan doğar.
*Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
*Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.
*Irmak suyunu tümden içmenin imkânı yok; ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkânı yok.
*Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbise giydirecekler.
*Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu; dinleyenin dinlemesinden, anlayananın anlamasından ileri gelir.
*Oruç tutmak güçtür, çetindir; ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.
*Ayın geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi güle güzel bir koku verir.
*Allah ile olduktan sonra ölüm de ömür de boştur.
*İnsan gözdür, görüştür; geri kalanı ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır.
*Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış oysa önünde yüzlerce dağ var.
*Kabuğu kırılan sedef; üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
*Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak, başka bir yere koymak.
*Sözle anlatılan şey; yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.
*îman, namazdan daha iyidir. Namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.
*Ekmek, beden hapishanesinin mimarıdır.
*Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun.
*Biz tulumla, küple, testilerle tatmin olamayız. Bizi çekip ırmağınıza götürün.
*Terazide arpa altınla yoldaş olur; ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir.
*Allah yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari.
*Ölülerle savaşıp gazilik elde edilmez.
*Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.
*Meyve tatlı bile olsa, olmadıkça ona ham derler.
*Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak, malı yitmeden korur.
*Her korkuda binlerce eminlik vardır. Göz karasında onca aydınlık mevcut.
*Kötü nefis, yırtıcı kuştur.
*Bulutlar ağlamasa, yeşillikler nasıl güler.
*Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadıkça sırlara ulaşılır.
*Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.
*Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.
*Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.
*Ümit, güvenlik yolunun başıdır.
*Altın aramıyorum. Altın olmaya yeteneği olan bakır
nerede?

gul1.gif

Yüreğin Nerede?

Kızıllığı vurur akşamın;
Tozlu yollarda kaybolursun.
Bir çocuk ağlar çığlık çığlığa,
Düşer iki damla gözyaşı
Eski çerçeveli bir fotoğrafa
Siyah beyaz bir yalnızlığa düşersin,
Sonra yerli yersiz küsersin...
Küsersin hayata...
Hayat devam eder akmaya...
Akıp gider umarsızca.
Bir çocuk ağlar çığlık çığlığa
Ve yüreğin kan ağlar.
Yudumlarsın acı acı yalnızlığını,
Nasır tutmuş ellerinle.
Yıkarsın köhne duvarları
Bir selam yollarsın kuşlarla
Olmayan ülkedeki olmayan dostuna.
Dostun yüreğindedir de
Yüreğin nerede?

***

Kanlı Kaldırımlar

İşte o kentte çocuklar ağlıyordu
Sokakların yamalandığı
Evlerin yıkıldığı o mahzun kentte
Hani acımasızlığın kol gezdiği
Geceleri top seslerinin yükseldiği
Minicik yüreklerin korkudan titrediği
O mahzun kentte...
İşte o kentte sokaklar boştu artık
Oyunsuz büyüyordu çocuklar
Masalları yarım kalmıştı hepsinin
Kötü adamlardı uykuları bölen
Yürekler yaralı, sokaklar kanlıydı o şehirde
Hazan yağmurları yağardı
Öfke dolu hırs dolu kalplere
Alıp götürürdü vicdana, sevgiye dair ne varsa
Görmezdi artık o gözler
Savaşın ortasında doğan bebeklerin acizliğini
Duymazdı o kulaklar
Geceyi korkutan isyan dolu çığlıkları
Vicdan denen şey, çoktan terk etmişti o kalpleri
Kan kokusu sinmiş kaldırımlar
Anlatamazdı kimseye derdini
Zalimler ordusu dinler mi hiç?
Doyar mı o hırs dolu gözler?
Biter mi bu acılar bir gün?
Silahlar susar mı?
İşte çocukların ağladığı o kentte
Diner mi gözyaşları?
Yükseler mi bir gün kentin semalarında
Sevgi çığlıkları tekrar?
Çocukların ağladığı o kentte
Hayat yeniden can bulur mu?

Şule ÇANAK / 10-C

gul1.gif

ADI KONMAMIŞ AYRILIĞIN

Yok, öyle bakma resminin şaheseri gözlerime. Yoksa kırılır gururum, dönerim dönmezlerin içinde deli gibi dolanırken.Kanarım bakışlarına, aldanırım ve ağlarım. Göz pınarlarında ansızın kaybolurum. Bir tek bakış sakladı, mahkûm oldu göz bebeğimdeki kelepçelerle. Müebbetini isterdim yeşeren sevgimin bitmeyeceği ümidiyle. Şimdi anlıyorum masallar niye var, niye okunan bir roman derinden yaralar. Aşkın tutsaklığı bütün duygular tüm sahteliğiyle yüreğimden akıp gidene kadar varmış ve şairler bunun için yanarmış. Oysa söylediğin onca
söz kalbime nakşolurken bir çift bakış, bir çift yaralı çığlık işledi iliklerime... Gitme ama git, sakın terk etme ama dönme
dercesine ruhumun cevherini eriten şehla bakışlarının saplandığı gün var ya. Dönemem o günlere... Beş harflik bir isim koymuşlar bu deli gönül efsanesine:"Gurur"... Onunla küllenmezmiş ya duygular. Yeniden alevlenip yakamazmış onu yaşatan ruh. Aldırma okurum mektuplarını yüzlere yüzler eklerim. Ama dönemem içim ezilir buğulu bakışın gelir aklıma hatırıma. Ve ben yine sarılırım onlara. Yara bere içinde seni gösterecek tüm görkemiyle... Yaşarım seni için için... Yanağındaki gamzenin izlerini mıh gibi yüreğimde taşırım. Ama dön deme, gitmem gerek.
Seneler önce gitmemi istediğini düşünerek, tam geri adım atacakken "git" deyişin gelir aklıma ve "kal" diyemeyişin...
İyiliğin için demiştin bu anlamsız ayrılığa, yok edilir yalnızlığa... Hırçınca koparmıştın sevda ikliminin en görkemli gülüyken, kokularımı gölgede bırakıp beni soldurup nasıl yürekten yakarmışsan da alevim dumanlar arasında gözyaşlarımda boğulsa da anlamazmışsın. Bırak gönül an be an erisin, bitsin, yok olup gitsin. Ama unutma dönüşü yok bilesin...

Sümeyye BAYRAKTAR / 10-B

***

Yalnızım Her Zamanki Gibi

Gurbetteyim yine, bu çok acı
Savurdu beni hayat girdabı
Her tarafım ruhlarla dolu
Sanki başka âlemdeyim

Her sabah uyandığım ilk anı
Hiç unutamam bu hayal kırıklığını
Ben ararken yanımda annemi, babamı
Kalkınca hissettim yalnızlığımı

Suya düşen bir yaprak gibi
Sürükledi beni ayrılık denizi
Gözyaşım akıp gitti sel gibi
Yine yalnız kaldım,
Herkes terk etti beni

Raziye ATASEVER / 9-B

gul1.gif

Yeniden Uyanışın Anahtarları

Alınan her nefes kadar üşümek.. Serpilen aydınlıkta, dalların arasından büyülenmiş bir ceylan gibi bakarken zaman, sessizlik dökülüyorken bir yerde yaprak yaprak, bir öğretmen türküsü çırpınıyordu gönüllerimizde...
Sımsıcak bir umut döküldü sanki avuçlarımıza. Gözlerimizdeki karanlık yola saplanan noktada, bir güneşin uzaktan parıltısı ısıtıyordu sanki yüreklerimizi. Ufka yazılmış her bir hece gibi, sonsuz, derin bir aydınlıkta açılan bir pencereydi gönüllerde öğretmen...
Tahtaya yazdığı her mısrada umut ve sevgi rüzgârlarının estiği, her bir ilmekte hayatı işlediği ve sınıfa her girdiğinde sanki akşamın ufkunun gökyüzünde parıldayışı gibi o da bizlerde sessizliğin dirilişini uyandırıyordu sanki... Yamaçlardan duyulan küçük bir ağıt misali, sanki o da coşkun bir ırmak gibi özgürlüğü, umutları, segiyi de beraberinde sürüklüyordu korkusuzca...
O, tepelerin arkasına karanlık çökmeye başlamadan gözlerde sevginin ışığını yakıyor, hırsın ve kinin kapısını kapatıyor ve yaprakları geceden kurtulmuş dalında açan bir çiçek gibi yeryüzüne bilgi dağıtıyordu kıvançla. Ve gün sönecekken bir üfleyişte, onun aydınlığında yağmurun her damlası gümüş bir tel oluyordu sanki. Bu yağmur damlacıkları her defasında bir fidan gibi
saplanıyordu yeryüzüne...
Ve ardından bir gülümseme beliriveriyordu. Bunlar yere düşen her bir fidanın gülümseyişiydi aslında. O fidanlar, bir gece semasına serpilmiş büyük birer yıldız olmuştu artık.
Ve bu yıldızlar daha nice fidanların yeniden uyanışının anahtarı olacaklardı senelerce...
Nilüfer YENİCE Y/10/-C

***

BARIŞ GÜNEŞİ

Şöyle bir bakıyorum da, olmayan evimin olmayan penceresinden dünyaya farklı bir gözle baktığım,hiç olmayan penceremin önündeki sandalyeme. Nelere de tanık olmuştum; ne acılar çekmiştim birliğimizi bozmak isteyenlere uyarak kardeş kardeşçe kavga ettiğimiz anlarda, birbirimize sıkı sıkı sarılmak yerine, birbirimizi
boğazladığımız o kültür bağımızı kenetleyen bayramlarımız ve kültürel törenlerimizde..
Nedendi bütün bunlar? Neden bizi parçalamak isteyenleri sevindiriyorduk ki? Onlar,"medeniyet getirdik" dedikler yerleri hep savaş, bozgunculuk gibi kötü kavramlarla tanıştırırken, güçsüzleri hep ezerken biz neden tepki göstermedik de hep onlara uyduk? Böylece hem bizden medet umanları ezdirdik hem de kendi ellerimizle kendimizi yavaş yavaş parçalamaya başladık. Ama yine de hep ayakta kaldık, bizi bir türlü parçalayamadılar ve kolay kolay da parçalayamayacaklar. Biz ki,vatanımız için malımızdan,canımızdan, cânânımızdan, anamızdan
babamızdan vazgeçen, yapılabilecek her türlü fedakârlığı yapan,düşmanımızın bile kötülüğünü istemeyiz... Kültürümüze bağlıydık bir zamanlar, şimdi de olmamızı engelleyen sebepleri ortadan kaldırmak varken neden
birbirimizi eziyoruz,neden ayrılık çıkanlara uyuyoruz? Bunların hepsini aşabiliriz; bir yanda boynu bükük bıraktığımız kültürümüzle, kültür birliğimizle...
Atalarımız bize; daha iyiye ulaşalım diye, birlik beraberliğimiz devam etsin, hiç bozulmasın diye kültürümüzü aktarmışlar. Birliğimizi bozmak isteyenlere bu değerlerizi malzeme edelim diye değil... İşte, bozgunculara malzeme olan bu değerlerimizden biri de Nevrûz Bayramı. Oysa ki, Nevrûz; geleneklerin sürmesine aracı olan, fertleri bu ve bunun gibi bayramlarla bir araya
getiren, fertler arasında toplumsal bağları güçlendiren bir bayram ve yılın başlangıcını, bahar ve bereketi, yenilenmeyi, uyanan doğa ile birlikte bolluk ve bereketin
geldiğini,yaşama sevincini anlatır bizlere. Uzun bir kıştan sonra canlanan doğa gibi,yeniden diriliş gibi, toprağın uyanışı gibi, biz de artık uyanalım şu gaflet uykusundan. Uyanalım da anlayalım ne yanlışlar yaptığımızı, bir daha yapmamak üzere.
Bırakın sevgi tomurcukları ekelim, bahar geldiğinde yeşeren, canlanan mahsullerimizi hasat edelim, yüreğimizin bir köşesinde asılı kalan bir kaç sevgi tomurcuğu değil... Böylece, biraz da olsa iyi hatırlayabileyim olmayan evimin, olmayan penceresinin önündeki sandalyemi...
Hatice TEZCAN / 10/C

gul1.gif


asiyandergisi@mynet.com

Bize ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın!