|
Âşiyân 5
Mustafa Koyuncu Anadolu
Öğretmen Lisesi Adına
Sahibi:
Ahmet KAFALI
Okul Müdürü
Genel Yayın Yönetmeni:
Ramazan KARAGÖZ
(Edebiyat Öğrt.)
Yayın Kurulu:
Ramazan KARAGÖZ
Gamze AYDIN (Y/11-C)
Serpil SAKARYA (10-C)
Serap ALTUĞ (11-C)
Nilüfer YENİCE (Y/11-C)
Rana ERDEM (10-A)
İnceleme Kurulu:
Veli DEMİR (Edebiyat Öğrt.)
Figen İŞÇİ (Edebiyat Öğrt.)
Fatih ÖZTÜRK (İngilizce Öğrt.)
Grafik-Tasarım:
Ramazan KARAGÖZ
Gamze AYDIN
Baskı:
Karakuş Ofset
(332 08 12 / Kayseri)
OKUL MÜDÜRÜNDEN
Değerli Âşiyân Okurları,
Toplumlar, geleceklerini garanti altına alacak ve geniş düşünecek insanları yetiştirmek zorundadır. Hayatın gayesi,
mümkün olduğu kadar erdemli yaşamak ve kişiliği geliştirmektir. Bir zamanlar ülkelerden birinde yaşlı bir kral varmış.
Bu kralın çocuğu yokmuş. Yaşlandıkça yerine kimi bırakabileceğini düşünmeye başlamış. İyiliksever, dürüst ve doğrular-
dan asla sapmayan biri kendisinden sonra kral olsun istiyormuş. Bunun için şöyle bir yol izlemiş: Adamları ülkedeki bü-
tün erkek çocuklarına birer çiçek tohumu dağıtmış. Kral da bu tohumlardan çıkacak çiçekler arasında hangisi en güzel
olursa, kendisinden sonra onun kral olacağını ilân etmiş. Bu çocuklardan biri de İr'miş. İr, kralın verdiği tohumu saksıya
dikmiş. Ama uzunca bir süre beklemesine rağmen saksıda çiçek çıkmamış. Annesi, belki yanlış bir saksıya diktiği için
çıkmayabileceğini söyleyince de tohumu yeni bir saksıya, başka türlü bir toprağa ekmiş. Ama nafile, yine hiçbir bitki
yeşermemiş, çiçek açmamış. Sonunda, kralın söylediği gün gelmiş. Ülkenin bütün çocukları rengârenk, birbirinden güzel
çiçeklerle kraliyet sarayının önünde sıraya dizilmişler. Ellerinde çiçek olmayan, yalnızca İr varmış. İr, elinde boş saksı,
öylece duruyormuş. Kral çocukları tek tek dolaşmış, çiçeklerine bakmış, kimini bir iki sözle övmüş; ama yoluna devam
etmiş. İr'in yanına gelince onun boş saksısına bakıp: "Çocuğum" demiş, "Senin saksında çiçek yok ki!" İr, ağlamaklı bir
sesle "Evet kralım!" diye cevap vermiş, "Maalesef benim tohumum çiçek açmadı." Bu cevap üzerine yaşlı kral, küçük İr'i
kucaklamış ve bundan böyle kendisini evlât edineceğini, kendisinden sonra da onun kral olacağını duyurmuş. Meydan-
dakiler bu işe bir anlam verememişler. Birçok güzel çiçek varken, nasıl olur da saksısı boş bir çocuk veliaht ilan edilir
diye birbirlerine bakıp kalmışlar. Kral dağıtmış olduğu tohumların kısır olduğunu, dolayısıyla çiçek veremeyeceğini söyle-
yip ahalinin merakını gidermiş! Benim veliahtım doğru olanı yapan, erdemli olan bu çocuktur." demiş.
ABD'li psikoterapist Brad Blanton; küçük yalanların birikerek sağlık problemleri doğurduğunu ve bunun düşünülenden
daha önemli olduğunu ifade ediyor. Çünkü o yalanlar birikip ikinci bir ben olarak insanın yanı başında dikiliyor ve bu iki
başlılık dengeyi altüst ediyor.
Mustafa Koyuncu Anadolu Öğretmen Lisesi olarak öğrencilerimizin, doğruluk ve dürüstlük, tarafsızlık ve eşitlik il-
kelerine bağlı kalacaklarına, devamlı okuyup kendilerini yetiştireceklerine, kültürel değerlerimizi benimseyeceklerine,
koruyacaklarına ve doğru olarak öğreteceklerine, bütün insanlığı değerli bileceklerine ve seveceklerine; şartlar ne olursa
olsun mesleğinin onurunu muhafaza ederek örnek bir insan olmaya çalışacaklarına inancımız sonsuzdur.
Tamamı beden ve zihin özürlü 9 yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Başlama işareti ve-
rilince hepsi birlikte başladılar. Yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarışa başlar başlamaz içlerinden bir
delikanlı tökezleyip düştü. Yarışı bitirme hırsıyla yarışa başlamıştı ama yarışın başında kaybetmenin, yarışı tamamlaya-
mamanın ezikliğiyle hırsından ağlamaya başladı. Diğer 8 kişi onun ağlamasını duydu. Yavaşlayıp geriye baktılar. Son-
ra hepsi yönlerini değiştirerek geriye döndüler. Delikanlının yanına geldiler, ona moral verdiler. Sonra dokuzu birden kol
kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdakiler ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladılar.
Mustafa Koyuncu Anadolu Öğretmen Lisesi olarak bizler de, tüm personelimizle birlikte hareket edip çalışmamızın ve
birlikteliğimizin karşılığını, 2007 ÖSS'de üniversiteye öğrenci yerleştirmede 119 Anadolu Öğretmen Lisesi arasından
%89,8 başarı ile Türkiye üçüncüsü olarak aldık.
Okulumuz, ilçemizin dışa açılan en büyük kapısıdır. Okulumuz, her alanda yapılan yarışmalara katılmakta ve dereceler
almaktadır. Okulumuz öğrencileri il genelinde yapılan şiir ve kompozisyon yarışmalarında, masa tenisinde, Tekvando İl
Seçmelerinde il birincilikleri elde etmişlerdir. Bu da okulumuzun dolayısıyla ilçemizin tanıtımında büyük önem arz et-
mektedir. Kulüplerimizin düzenlediği belirli gün ve haftalarla ilgili tüm programlar; tiyatro, folklor, 16 Mart Öğretmen
Okullarının Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle hazırlanan programlarımız beğeniyle izlenmekte ve takdir edilmektedir.
Bu başarılar öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin özverili, çalışmalarının en güzel sonucudur.
planılan bağış, ilgili ailelere teslim edilmiştir.
Gezi İnceleme Kulübümüz, ilçemizin mahrum köylerindeki çocuklara verilmek üzere yine önemli sayıda ayakkabı
ve giyecek malzemesini bu köylerdeki yoksul çocuklara ulaştırmıştır. Okulumuz, buna benzer daha birçok etkinlik ve
yardım kampanyalarını sürdürmektedir.
Öğrencilerimiz; bugün olduğu gibi mezun olup meslek hayatına atıldıklarında da hem okulumuzun hem de ilçemizin
tanıtım elçileri olacaklardır. Bizim için başkasından üstün olmamız önemli değildir. Önemli olan dünkü halimizden
üstün olmamızdır.
Okulumuzda ve pansiyonumuzda kısa sürede birçok yenilik yapılmıştır. Pansiyon girişi modern bir hale getirildi.
Pansiyon girişine ayakkabılık yapıldı. Merdiven altı valiz odası yapıldı. Pansiyon, yemekhane ve mutfak giriş kapıları
yenilendi. Okul ve pansiyon çevresine karo taşı döşendi. Okul bahçe duvarının üzerine 450 metre uzunluğunda demir
parmaklık yapıldı. Okulun zemin katının pencerelerine demir parmaklık yapıldı. Pansiyon binasına yangın merdiveni
yapıldı. Kazan dairesine fayans döşendi, kapı ve duvarları boyandı. Pansiyon odalarının tamamına kitaplık yapıldı.
Yemekhane girişine ikinci bir kapı yapıldı. Tüm sınıflarımıza kitaplık ve pano yapıldı. Üç adet masa tenisi masası alındı.
Okul girişine kupalar için vitrin yapıldı.
Bu anlamlı çalışmalarımızda bize destek olan ve her an yardımlarını esirgemeyen Okul Aile Birliği Başkanlığına ve
Yönetim Kuruluna, velilerimize, tüm hayırseverlere ve özellikle Koyuncu Ailesine personelim ve öğrencilerim adına
teşekkür ediyorum.
Ayrıca dergimizin hazırlanmasında emeği geçen öğretmen ve öğrencilerimize teşekkür ediyorum.
Mustafa Kemal Atatürk öğretmenlik mesleğine verdiği önemi şöyle ifade etmektedir:
"Yeni nesil, en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri
öğretmenlerden alacaktır."
Öğretmenlerimiz; toplumun yarınlarını hazırlayan, çevresine bilgi saçan, ışık veren, karanlıkları aydınlatan, zorlukları
kolaylaştıran; yapıcı, yaratıcı, insan haklarına saygılı, çevreye güven veren, inanç veren, içi çocuk sevgisiyle, insan
sevgisiyle dolu, sevgi kaynaklarımızdır. Bizi doğruya yönelten, içimizi aydınlatan en güzide insanlardır. Onlar; öğrenci
için ideal insandır, en güzel modeldir.
Eğitimcinin olmazsa olmaz ilk özelliği, hâl ve hareketleriyle örnek olmasıdır. Çünkü eğitimcinin söylediklerinden çok
hal ve hareketleri akılda kalır ve daha fazla etkileyici olur.
Eğitimci; iyi insan yetiştirmede gerekli tavır ve davranışları benimseyen, yaşayandır. Zira insan yaşamadığını
yaşatamaz. Yapmadığını yaptıramaz.
Öğretmenlik sevgi ister, şefkât ister, anlayış ister, hoşgörü ister, sabır ister, gönüllülük ister. Öğretmenler istenilen
yönde öğrencilerini ve çevresini değiştirme acentesidir.
"Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum, görülmez bir elma bahçesidir.
Öğretmen tohumun içindeki ormanı görebilen insandır."
Pek çok insan, hayatı boyunca yabanî otları ayıklarken, o güzelim çiçeklerin ezerek yürür. Bu da iletişim
kopukluğundan, yalnızca bakıp görmediğimizden, yalnızca duyup dinlemediğimizden, yalnızca konuşup iletişim
kurmadığımızdan kaynaklanmaktadır.
Herkes bir krala karşı kibar olabilir. Ancak bir dilenciye karşı kibar olmak bir centilmen olmayı gerektirir. İşte
öğretmenler bu onurlu davranışı hakkıyla yapmaktadır.
Unutmayalım ki öğrenmek değişmektir. Öğrendiklerimizi hem kendimizde hem de çevremizdekilerde davranışa
dönüştürme gayreti içindeyiz.
Bu duygularla Mustafa Koyuncu Anadolu Öğretmen Lisesi olarak geleceğimizin güvencesi, yarınımızın teminatı olan
gençleri yetiştirecek öğretmen adaylarını hayata hazırlamanın tatlı heyecanı içerisindeyiz.
İnsana cesaret ve güç vermek, bilgi ve para vermekten çok daha önemlidir. İnsana verilebilecek en büyük güçlerden
birisi de "cesaret" denilen eyleme geçme gücüdür. Evde anne-baba, okulda öğretmen, iş yerinde patron tarafından
cesareti kırılan bir insanın, haksızlıklar karşısında dik durmasını beklemek, havasız, susuz bırakılan bir ağacın meyve
vermesini beklemek kadar anlamsız olur. Anne baba evlatlarının, öğretmenler öğrencilerinin gözlerinin içine bakarken
bu ülkenin geleceğine bakıyormuş gibi bakmalıdır.
"Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz."
Zorluklar zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur. Şunu da unutmayın ki:
"Hayatta en büyük eğlence, başkasının yapamazsın dediğini yapmaktır."
Eleştirel düşünceyi önemsiyoruz. Çünkü eleştirel düşünce; niçin açıldığını ve niçin kapandığını bilen bir kapıdır.
Doğrulanmaya yakın olduğu kadar yanlışlanmaya, övgüye yakın olduğu kadar yergiye de yakın olan, bunlar arasındaki
mesafeyi birbiri aleyhine ihlal etmeyen düşünce tarzıdır. Eleştirel düşünen bir insan, doğrulayıcılarına da
yanlışlayıcılarına da aynı sempatiyi duyar. Bu sempati istikrarı mümkün olan en az yanlışı yapmanın sigortasıdır.
Ahmet KAFALI / Okul Müdürü
|
|
ANLAMSIZ SÖZLÜK
O kısrak edalı gece,
Kırdı zincirlerini kayboldu.
Zifiri gök bak egzoz dumanına boğuldu.
Karbondioksit tadında bir öpüşme senden kaldı,
Tam sol omzumda.
Kazı artık dilindeki adımı.
Kokun da sigaramda ki;
Halen seviyorum onu da.
Ve birkaç kedi sindi ruhuma.
Bozuk paradan daha adi bir şeyim
Kuruş kuruş bir gençlik biriktirdim sana
Al giyotine vur vur ki öleyim
'Çocuklar, siz çocuklar haydi önden'
Dememeliydin...
Gemi bizimdi, o gemi bizim!
Horoz şekerleri onların
Turuncu düşlerim yeşile çalıyor artık.
En namuslu renk beyazmış gibi seslenme bana.
Yağmur bile çürüdü;
Dağlar küf bağladı.
Yosun tuttu salkım saçak şimdi güneş.
Hey! Komşu kızı!
O da camdan ayrılmaz oldu.
Tefeciydi delikanlı;
Filinta gibi bir karnaval.
Bir vazoda artık sonbahar
Gözlükler de fayda vermiyor
Kör oldu bizim perşembe
küçük bir kuş gülüyor evinde
O çekmeceyi sakın açma!
Üstüne salar geçmişi
Sen korkarsın perşembeden en az benim kadar...
İn cin söylüyor duyuyor masalı.
Melekler doğurdular beni.
Toprak gebeydi bedenime.
Cehennemden ruhum aktı.
Üşümüştü cennet ellerimde büyüdü, serpildi.
Çakıl taşları inerdi göklerden.
Okyanus yıldızları topladı.
Ve saldılar yüreklerini süs olsun diye göğe.
Ondan bizim gemi hortumda kayboldu
Kalpsiz okyanus seni hiç sevmedi
'Bak yıldız kayıyor bir dilek tut '
Dememeliydin...
O kayan yıldız değil, değil diyorum.
Sözlüklere geçmemiş sihirli kelimeler.
Talim terbiye izin vermeyerek hata yaptı.
Yok işte olmuyor anlamıyorsun beni!
Sallama çay kullanmaya başladı bulutlar.
Sen gittiğinden beri bizi konuşmaktan;
Demlemeye zaman bulamadılar.
Asit yağmurları indi birden;
Bardağı elinden kaydı.
Ya da kasten çayını serpti biri üstümüze.
Aşkımız toydu
Pişmeliydi belki
Isıtmalıydı içimizi
'Asit yağmurlarını sevmiyorum'
Dememeliydin...
Funda KARAKOÇ
2007 Mezunumuz
Çukurova Ünv. İngilizce Öğrt.
**********
GELDİN YA!
Nevrûz... Yine geldin ha! Gelip de içimdekini ay-
dınlatacaksın değil mi?
Her gelişinde, her kapımı çalışında, sadece ben de-
ğil, bütün doğa kapıyı açar sana... Aylardır karın altın-
da kalan çiçekler, ağaçlara ve ruhum... Sen geldin ya,
dışı beyaz içi siyah olan kor gidecek şimdi... Bırakacak
bizi, bırakacak ve her tarafı sevgi saracak...
Sen geldin... Kara kış, siyah dumanlar bırakacak
yerini sevgiye, berekete ve bolluğa, akan mutluluk se-
line kapılıp ulaşacağım o derin masmavi denizlere...
Ruhum bir pınar olup coşacak... Coşup bendeki sevgi-
yi en uzaklara, en derinlere götürecek.. Götürecek ki
oradakiler de anlasınlar senin geldiğini... Anlasınlar ve
kapandıkları mahzenlerden dışarıya çıksınlar diye...
Sen geldin... Şimdi her yer yeşeriyor... Çürüyor kö-
tülüğün, hüznün ve yalnızlığın kökleri... Çürüyor ve
karışıyor toprağa... Bir daha yeşermemek üzere... Ve
yerini mutluluğa, sevgiye ve aşka bırakıyor...
İnsan nasıl sevinmez ki senin gelmene... Doğayı ve
insanları görüp de nasıl sevinmez ki... Her taraf yeşil-
ken, her taraftan kuş cıvıltıları geliyorken insanın se-
vinmemesi olur mu hiç? O coşkulu sevgi seline kendi-
ni kaptırmamak olur mu?
Sen geldin ve karanlıklar yerini aydınlığa bıraktı...
Her yerde, her şeyde kıpırtılar başladı... Gönül gözleri
kapalı olanlar bile hissetmişken senin geldiğini, bizim
hissetmememiz olur mu hiç? Hoş geldin, dolu geldin;
bolluğun, sevincin yeni günü...
Sinem KARS
10/A
*******
ÖZLEM
Biz insanlar hep böyle miyiz? Biliyorum; ama ki-
minle karşılaşsam hep aynı şey: Özlem!... Biz ya geç-
mişe ya da geleceğe duyduğumuz özlemle yaşıyoruz.
Bu yüzden ki günümüzün değerini bilemiyoruz.
Şimdi lisedeyim. Ve bu yıla kadar hep ilköğretim-
deki arkadaşlarımı ve öğretmenlerimi aramakla geçti.
Hep günlüklerim geçmişin iyi olduğunu söylüyor.
Ama şimdi anlıyorum da ben kendime eziyet çektir-
mişim. Bu yüzden alışamamışım okuluma kolaylıkla.
Her şey benim elimdeymiş; ama ben inatla eskiyi sa-
vunmuşum.
Şimdi görüyorum arkadaşlarımın bugünü bırakmış,
üniversiteyi düşünüyorlar. Halbuki hepimiz bugünü-
müzün değerini bilsek, onu dolu dolu yaşasak da ileri-
de bugünümüzü hakikaten özlesek. Arkadaşlarımızı,
öğretmenlerimizi kırmadan, incitmeden yaşayıp. On-
larla ayrılırken birbirimizde unutulmaz, derin izler bı-
raksak. Ama nerede, biz böyle geldik, böyle de gidi-
yoruz.
Bir kere elimizdekilerin kıymetini onu kaybetme-
den anlasak, neyi nerede, ne zaman yapacağımızı bil-
sek; aslında hiç pişman olmayız ilerde. Gençliğimizin
değerini bilip gençliğimizi en iyi şekilde geçirelim,
sonra pişman olmayalım.
Öyle yaşayın ki "Keşke gençliğimde... Ya da keşke
çocukluğumda..." gibi başlamayın cümlelerinize...
Büşra ARSLAN
Y-11/D
|
|
|
Âşiyândır;
çemberinde eriten bütün soğuk fikirlerimizi.
Âşiyândır;
çözen bir gönül yordamıyla nefret düğümlerimizi.
Âşiyândır;
bir çocuğun gözlerindeki aşkın izi.
Âşiyândır ses,
Âşiyândır;
bu gönüllerin enginliğine götüren sizi...
Evet, adından da anlaşılacağı gibi okulumuz kadrosuyla,
verdiği hizmetiyle sadece görevlerini icra eden bir kuruluş
değil, aynı zamanda eğitim ve öğretimi birleştiren, gönüllere
gerçekten sıcak bir yuvanın hissini veren bir çatıdır. Bu çatı
altında barındıklarıyla gönüllerini birbirine yaslamış insan-
ların mütebessim yüzleriyle, yaşlı gözleriyle kâğıtlara sev-
gilerinin dökümüdür bu dergi... Yüreklerin sesi işitilir sayfalar-
da ve yüreklerinize konuşur sözcükler. Kaç tarihi bize anlatır
bir lisan ki geçmişin ehemmiyeti yankılanır zihinlerimizde,
kaç kıyıda kalmış şâirane bir ruhun içinde barındırdıkları saçı-
lır yapraklarına; kimi zamansa içimizde biten ve en çok bizi
yaralayan hasret dokunur.
Dil; öyle bir mefhumdur ki bizi sizle sizi de yüreğinizle bir
eder. Biz dilimizin gücünü önce yüreğimizden alıyoruz; ki bu
dergide anlatmak istediklerimiz sözcüklerle birleşip şâhika-
larda buluşsun. Ve unutmuyoruz ki hepsi biziz yazılanların,
anlatılanlarla, anlatanlarla...
Ve temennimiz; zihninizde âşiyânın mekânını bulmuş ve
adını tarihe (gönüle) kazıyacak bir olay kadar yer
edinmesidir.
Sözcüklerimiz sizinledir...
Ramazan KARAGÖZ
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
ramazank71@hotmail.com
|
|
ŞEHADETE ŞAHADET
Hak dudağından nazenin harfler yetişsin imdadıma.
Selam-ı yârin getirdim sana.
Aldığını yüreğimin kulağı işitir ey yarenim!
Ey bir kurşunun açtığı yaradan cenneti görenim!
İlmi-irfanına yetişmek ne mümkün âleminin; lakin kendi dudağından kendi kulağına bir mektup getirdim.
Açtığın yara yâre gide
Yaradan vatanıma çare gide
Haktan son seda gönlüme
Gönlümden de sana gide
Dün rüyama buyurdu, körpeliği yüzünün altından, yay kaşlarından ve altındaki bakışlarından belliydi. Sade bir dua istedi. Kınalanmış İsmail misali, Hakk'a yolculukta bir gönül abdesti... Yokmuş bunun evvelinde yüzündeki aydan berrak bir gülümseme. Ve o gün buyurdu tecellisi kaderime. Ve kader ki yaklaşırken utandı erimin tenine.
Analar hisseder ya guzum cancağızlarının acılarını ben de sana yazıyorum bütün dualarımı ve diğer analara yazıyorum bir evlat olarak senin bana rüyamda anlattıklarını.
Ey gurban olduğumun yarattığı ne güzel de giyinmişti ve bir meclisten bana bir mektup okudu. İçim ki paça parça, içim ki bütün âlemin gökte dağıldığı gibi yıldızların mahzunluğundan beter oldu.
Ve o deruni mektubu oğlumun...
Ey canu servetim,
Beni kundaklayan, emziren, benim acılarıma göğüs geren ve gerecek olan tek minnetim, anam!
Diyarı şereften sana geldim.
Aydınlığa ağaran gecenin miracı, tan düştü,
Saklı bir gün vaktinde masumca bir kan düştü
Lakin sanma ki gönlüme acılı bir yan düştü
Bana iki cihan, sana eza dolu bir an düştü.
Emrimi komutanımdan aldım sabaha karşı. Saat 02.00, bekleme sırası, düşman yaklaşıyor ve siperler bizi bekliyor. Demiri yapıştı tüfeğimin ellerime ve bir zemheridir çöktü üzerime.
Korktuğum yoktu ölümden; fakat bastığım toprak yanacaktı bu davadan dönülürse. Ayak parmaklarımda uyuşma var. Uyuşmayın ey ayaklarım, daha koşacağınız çok yol var. Bir derya, bir kızılca kıyamet, mahşerin dünyada kuruluşu... Yığınlarca ceset ve yığınlarca cesetlerden kopmuş et!
"Saldır!"emriyle koştum. Yüreğimin büyüklüğünce atıyordum adımlarımı. Üzerimize sicim gibi bir kurşun yağmuru... Kimi patlayan toprağın düştüğü yerden yükselen toprağın altında kimi kafasına gelen bir şarapnel parçasında son buluyordu.
-Allahu ekber!-
Tek seda, imanımın o anki sancısı.
Koştuk ki canu servetim,
Ehemmiyeti yoktu ne yârin ne de bu dünya servetinin.
Serveti mukaddese koşuyordum efendim,
Allah lafzı alnıma vuruyordu. Bir bayrak ki sağ yanımda koşuyordu. Yere sürülmeden yüzü semayı buluyordu. Yandaşlarım yanıyor, can çekişen soğuk bedenlerinden çıkan alevler göğü tutuyordu. Asuman ki o gün ağlıyor ve imanımız arşı alayı titretiyordu. Ve Kur'an sesleri yüreklerden işitiliyordu. Tek bildiğim sözcükler: Allah ve vatan! Taşıdığım yüreğimde sonuna dek atan! Bu günden evvel Ulu batlı Hasan göründü düşümde.
"Ey bu toprakların askeri, gözün gibi bak devletlûmun emanetine! Sarıl tüfeğine ve Hakk'a selam ver! Ben surlara çıktığımda Hakk'a yar oldum, bu dünyaya ağyar oldum.Sıra sendedir." buyurdu.
Koşuyorduk be anam, zalim bir dert yüreğime çöreklendi, soğuyunca anladım vurulduğumu ve heybetim eridi gözlerimden. Nazlıca bir aşk girdi gönlüme. Bir nur... Bir aydınlığın içine girdim ki o an gördüklerimle şereflendim. Koştum, öptüm ellerinden. Ey münevver nebi,ey Hakk'ın habibi efendim!Sen de uğrunda can verdiğim vatan toprağına hoş geldin diyebildim.Nur-i pakine erebildiysem sevindim.Hakk'a kanatlandım,göğe doğru gerildim.
Bir ateş ki girdi gönlüme. Keşke o kurşunu tekrar tadabilseydim.
Hâsılı anam,
Çektiğimi dert sanma, artık bir efsane, bir şehidim.
Nişanımla huzura yükseleceğim, o gün bekle sana da geleceğim.
Hürmetim kanımdadır, kanımsa toprakta.
Toprağa iyi bak, hürmetin sonsuz olsun.
Vatan sağ olsun
Selametle canu servetim
Diyordu evladım. Derken beni de alıp gitti. Yüreğim taşıyamadı derdini. Hak elimden tuttu kendine çekti.
Yakışan ölüm müydü yüzlerimize
Yoksa kutsal bir dava mı?
İşte bu, bu mektubumu benim dilimden bir şehidin ne hissettiklerini anlamaları için bir alametti.
"Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz bilakis onlar DİRİDİRLER" (Ayet-i kerime)
Hürmetlerimle...
Serap ALTUĞ
11-C NO:38
Mustafa Koyuncu Anadolu Öğretmen Lisesi
YAHYALI / KAYSERİ
*******
YÜREĞİMİZİN ÇIĞLIĞI SİZLERE
Ellerimi açsam Yaradan'a, duaları döksem adınıza.Gönlümü sürgün etsem yollarınıza, yüreğimi yelken
etsem bu vatana kucak açanlara...
Bir mum da siz yaktınız gölge düşmesin diye bayrağa! Gönül pencerenden el sallarken anan, yüreğinin
meskeni olmuştu vatan... Çaresizliğin pençesine düşmüşken insan, sönmedi gözlerindeki kıvılcım, susma-
dı damarlarında atan ezan...
Sürgün ettiniz gönlünüzü Anadolu'mun yollarına, siper eylediniz gövdenizi vurgun yemiş bu toprakların
bağrına... Bir çığlık da sizler oldunuz yüreğimizde yankılanan özgürlük adına!
Avuçlarınızdaki milli cevherdi sönmek bilmeyen, vicdanınıza kazıdığınız ay yıldızdı baş gösteren. Bir
direnişti, ezip geçtiniz namlusundan fırlayan mermiyi. En önde göğüslediniz vatan semasında bedeninize
isabetlenmiş her bir mermiyi.
Adınızın bittiği yerde başlıyordu kaygısız cesaretiniz, ardınızda bıraktığınız izleri sürüyordu süngü etti-
ğiniz yüreğiniz!
Dilimize yar olmuşken dualar, dökülürken bir yerde yaprak yaprak umutlar, ömür yetim düşmüşken
ayrılığa, sır vermedi gönlünüzdeki yaralar!
Sizlerdiniz yüreğimizin son çığlığı! Kapana kısılmış bu yüreklerin kilidi, son umut kapımızın anahtarı
olun. Ayaza vurmuş kış günlerinde bir ılık rüzgar gibi gelin şimdi!
Nilüfer YENİCE Y-11/C
DOLUNAY
Uzaktan izlerdi gözlerim seni. Fark ettiğim biriydin
daha öncelerde. Ne olduğunu anlayamadığım küçük
bir duygu vardı yüreğimde. Gözlerime her değdiğinde
akan yaşın sebebiydin, sen benim bugüne dek hissetti-
ğim en farklı şeydin.
Zamandı elbette her acının ilacı. Adını koyamadı-
ğım şeylerdi canımı yakan. İlk yaştın sen gözümden
akan. Zamandı belki de seni unutmamı sağlayacak sa-
dece zaman! Sen vardın düşüncelerimde her zaman.
Zaman sendin geçiyordun hayatımdan. Olmaman ge-
reken yerdeydin her an, gece gündüz canımı acıtan!
Günler geçtikçe farklılaşıyordun. Senin duruşun
birde bakışın vardı bende. Sen de tanıdığım sadece
bunlar değildi elbette. Duyduğumda sevindiğim, söy-
lemeye çekindiğim adın vardı birde...
Gecenin karanlığında gözyaşıma yakamoz olurdu
ay. Seni düşündüğüm geceler ay hep dolunay! İşte!
Adın bu olmalıydı belleğimde. Seni düşünürken daldı-
ğımdı çünkü o. Sen bana ilk dolunayda bakmıştın, ben
dolunaya hep sen diye bakmıştım... Düşüncelerimin
girdabında duygularım boğuluyordu zamanla. Seni ta-
nıdığımdan beri bir tebessüm girmemişti hayatıma...
Tanımadığımda gülüşünle mutlu olurdum oysa. Canımı
acıtan sesti adın yavaş yavaş kabuk tutmuş yaramda.
Kurmaya çekindiğim hayaldin biliyordu! Ben seni
unutsam da adın kalacaktı hatıralarımda. Adını andığım-
da yağan yağmurlar ağlatırdı beni. Suskun gecelerde
çıkan ay dolunaydı, hatırlatırdı seni...
Bir zamanlar sana duyduğum hissi değiştirdi kişili-
ğin. Gecelerime ışık saçan dolunayı kaybetti benliğin.
Ve zamanla sessiz düşüncelere gömüldü serseriliğin...
Bugün karar verdi yüreğim. Gözlerini son kez gördü-
ğüm güne lânet edercesine baktı gözlerim... Düşün-
düm ve gördüm; dolunay battı bu gece ve hissettikle-
rim boştu, yüreğim yandı sadece...
Rana ERDEM
10/A
**********
YALNIZLIĞIN MELODİSİ
Acı kahve hüzünlerimi yaşıyorum yine. Gün siyah
elbisesini giymiş, gökyüzü elmas takılarını takmış. Et-
rafta sağır bir sessizlik var. Şu an tek duyduğum yal-
nızlığın melodisi... Hoş aşinasıyım bu sesin. Yavaşça
eşlik ediyorum ona.
Her zamankinden daha acı ve sahte gülümsüyorum
bugün. Gecenin siyahlarına karışıyor acı kahve hü-
zünlerim. Siyah ve kahve... Dışarıdan bakıldığında pek
de uyumlu değil. Koyu renkler boğar birbirini. Yakış-
maz bir kere... Aslında öyle değil dikkatle bakmak la-
zım. Kahverengi hüznün, siyah yalnızlığın simgesi be-
nim dünyamda.
Hüzün olmasaydı yalnızlığın ne anlamı kalırdı? Ya
yalnızlık olmasaydı hüzünlerimi paylaşacağım bir dos-
tum olur muydu yanı başımda? Hüzünler yalnızlığı
yaşamaktır. Yalnızlık, siyahlarda kaybolup, sükût için-
de huzura kavuşmaktır. Hiçbir şey hissetmemektir bir
yerden sonra yalnızlık. Yüzüne vuran, gözlerini aça-
mayacağın kadar kamaştıran, sana çok yakın ama bir
o kadar uzak hayat ışığına yürümektir usulca. Yürüdü-
ğün bu hayat yolu siyah geçitler ve acı kahve çiçekler-
le süslüdür. Bu yolda önemli olan siyah zemindeki acı
kahve çiçeklerin farkına varmaktır.
Hilal DEMİRCAN
9/A
***********
HASRET BORCU
Penceremde inen günün kırıntıları,
Odaya çöken loş bir kızıllık,
Ve hüznün kokusu, buram buram...
Ruhumda hissettiğim garip bir yalnızlık.
İçimi ürperten aslında sensizlik...
Son defa açıldığında kapı,
Artık gitme vakti gelmişti.
Ağzımda yaşananların güzel tadı,
Zaman ne çok şeyi silip eritmişti...
Tek tek döküldü yapraklar,
Aşka hasret büyüdü çocuklar,
Yaşanamayan nice mutluluklar,
Küçücük bir kalbin bir tutam keşkesine sığar.
Vakit çoktan gelip çattı
Ayrılık gözyaşıma zehrini kattı
Bu bir şiir değil belki de ağıttı
Geçmiş, yaşanan sevgilerin küllerini dağıttı.
Masumduk,buruktuk çünkü çocuktuk
Giderken bu diyardan vedayı bile çoktan unuttuk
Kanat açmışken özgürlüğün karşı konulmaz
maviliğine,
Ne çok şey borçluymuşum meğer
güzel yüreğine...
Ayşe Nur SARI
11/C
************
SONA HASRET
Tükenmişliğin verdiği korkuydu gözlere sinen ve
yalnızlığa haykırıştı sesindeki kısıklığın yegâne nede-
ni. Fısıltıları, içinde kopan fırtınaların esintileriydi.
Duyamadığı sesini duyurma çabasıydı artık tüm ya-
pabildiği. Özlemin, özlediklerinin kokusu sızlatmıştı
burnunu yolculuk boyunca. Artık alışmıştı buna da ve
anlayamıyordu kaç fasıl daha sürecekti algılayamazlı-
ğın, anlaşılamazlığın içindeki nafile çırpınışlar. Ve an-
layamıyordu benliğinin benzerini bulmama nedenini.
Karanlığında kaybolmuştu yalnızlığın... Eşlik et-
mişti tüm umutları benliğinin kaybolmuşluğuna bir yıl-
dız... Tek bir yıldız görse filizlenirdi belki derinlikle-
rindeki tohumlar ve aydınlanırdı ruhuyla birlikte tüm
uzuvları. Kanayan yerlerini görmesi dindirdi belki bazı
acılarını. Fakat yeri göğü bir eden karanlığın içine sı-
zan tek şey taşıyamadığı acılarıydı.
Saklayacağı kimsenin bulunmadığı bir yolda sınır-
lıydı gizlenmişliğin en acı örnekleri. Taşıyamadığı sır-
ları altında eziliyordu benliğinin sırlarını çözmeye çalı-
şırken. Tanımlayamadığı tanımların varlığını anlamaya
çalışırken kendi varlığından şüphe içine düşmüş beyni
düşünüyordu düşünmekten başka ne yapabileceğini. Ve
zamanla çaresizliğine çare aramanın boşvermişliğinde
kayboldu geriye kalan yaşam kırıntıları.
Tek bir amacı kalmıştı artık; sana ulaşmak. Aslında
bilmediği, bilip de itiraf etmeye cesaret edemediği bir
umuttu bu amaç. Onun için son, bir başlangıçtı tam
anlamıyla. Kendine sorduğu cevapsız soruların yanıtı
niteliğinde, beklemekten bıktığı beklentileri için bir
son. Buket TANYERİ
11/C
|
|