asiyandergisi.sitemynet.com
a_iyank.jpg

Anasayfa
Yahyalı
Okulumuz
Okul Fotoları
Bölümler
Editörden
Aşiyan Ekibi
Aşiyan 1
Aşiyan 2
Aşiyan 3
Aşiyan 4
Aşiyan 5
Aşiyan 6
Şiirler
İletişim
K Ailesi
Resimler

Aşiyan 2


Âşiyân Ekibi

Mustafa Koyuncu Anadolu Öğretmen Lisesi Yayın Organıdır
Yıl : 2--- Sayı:2 ---Nisan 2005

Sahibi:
M. Nuri ATASEVEN(Okul Müdürü)

Genel Yayın Yönetmeni:
Ramazan Karagöz (Edebiyat Öğrt.)

Yayın İnceleme ve Seçme Kurulu:
Ramazan Karagöz (Edebiyat Öğrt.)
Figen İşçi (Edebiyat Öğrt.)
Veli Demir (Edebiyat Öğrt.)
Nurcan İlçin(9-C)
Hikmet Kaya (11-B)
Bedriye Öner (9-C)
Seher Koç (9-C)
Zeynep Hülya Lale (10-B)

Dizgi-Tasarım:
Ramazan Karagöz
****

Basım:
Karakuş Matbacılık (Kayseri)

Âşiyân'dan Damlayanlar

58.gif

UNUT DİYORUM

Unut diyorum...
Unutacaksın, unutmalısın diyorum kendi kendime,
Bir gün bu yağmurlar böyle yağmayacak.
Uzaklarda kalacak bu mutsuz geceler...
Sevincin süsleyecek şafakları,
Sevgiden yana, umuttan yana.
Dudaklarında yepyeni şarkılar olacak.
Dünya gözüne çok farklı görünecek diyorum.

Unut diyorum...
Unutacaksın, unutmalısın diyorum kendi kendime,
Baksana denizlerin maviliğine diyorum.
Bu sisler dağılacak er geç.
Hele bir sabah olsun.
Nefes almaya başlasın dünya.
O zaman umut saracak içimi diyorum.
Ve yumuyorum gözlerimi.
Bütün acıları dünde bırak.
Bırak diyorum kendini aldanmışlığın hazzına.
Düşün ki geçen umutların değil, yıllar.
Polyanacılığın hazzına var.
Acılarla olmaktansa böylesi DAHA GÜZEL...

Hikmet KAYA

ozlusozler004.jpg

YÜREKTEN SEVMEK

Güneşin doğuşu ve batışı, insanın doğumu ve ölümü...
Evren döngüler içinde gelişir, değişir. Döngülerde sar-
mallar daima O'na çıkar...Bilinç açıldıkça, akıl da O'na
doğru yönelir. Sonunda muhteşem, eşi benzeri olmayan
bir sevgiye ulaşılır. Her şeyin üzerinde; anne, baba, eş,
dost, arkadaş, "çılgıncasına seviyorum" dediğiniz her şey,
onun gölgesi gibi kalır.
Yollar uzun, yollar zorludur. Bu yollara düşmek yürek
ister, her şeyden önemlisi "aşk" ister. O'na duyulan aşk,
her şeyi kolay kılar. En büyük zorluklar bile O'nun yardı-
mıyla, kolayca yıkılan kâğıttan kulelere dönüşürler.
Onun sevgisine ulaşanın, yaşamında aşamayacağı engel
yoktur...
Peki "O" nedir? Ulaşılmaz bir ilâh mı? Kendini gök-
yüzüne hapsetmiş; bizleri, korkularımızla ürküten bir
hükümdar mı? O'nun ismini anarken, korkudan tir tir
titrememiz mi gerekir? Ona kurbanlar ver-
mezsek, ona inanmayanları cezalandırmaz-
sak, onun sevgisini yitirir miyiz? Bunları
düşünmek bile, O'nun o muhteşemliğini
hiçe saymak olmuyor mu? En büyük günah
O'nu anlayamamak değil mi?
Onun sevgisinde kin yok ki, bizi cezalan-
dırsın; O, sonsuz affediciliğiyle daima affe-
den, ama ders almamızı bekleyen; O, kader
yolumuzda, saparak, yanılarak, düşe kalka
yürürken, bize şefkâtle gülümseyen, bazen
elimizden tutan ve yol gösteren...
O, sevgi... O, alemlere sığmayan, ama
yüreklerimize sığan... O, en çaresiz zaman-
larımızda ellerimizi açıp, yanımıza gelmesi-
ni dilediğimiz... O, içten dualarla daima ge-
len... O, en amansız dertlerimizde sığındığı-
mız en yakın dost... O, onun adıyla başla-
nan her işi en güzel, en kolay kılan... O, yüreğimizdeki
sevgi...O, tanımlanamaz bir güzellik...
O, nerededir? O, en umutsuz anlarda okuduğumuz
dualardaki yürek çarpıntımızda...O, en dışlandığımızı
hissettiğimiz anlarda, bize dönük sıcak bir gülümsemede,
yavrunuzun size sımsıcak sarılışında ve annenin kalbin-
deki şefkâtte... O, bir babanın yavrusunu kötülüğün elin-
den almak isterken haykırdığı bir feryatta... O, bazen
herhangi bir şeye duyduğunuz sevgiden, gözlerimizden
dökülen gözyaşında... O, zerreden kürreye her zamanda
ve her mekânda, hâsılı O her yerde...

Aslında, O her şeyde... O, bizde, biz onda... O, tüm
evren... O, bizi var eden... O, bize kendinden en güzel-
leri veren... O, daima ona dönmemizi bekleyen... O;
sabır, şefkât, affedicilik, cömertlik, sevgi, merhamet...
O, evrenlere sığmayan; ama inananın yüreğine sığan...
Kalpte, ona açılan bir kapı var... Çalın kapısını, size
sevgiyle açılacaktır... Dileyin... Daima iyilik dileyin ki
size de sunulan bereketli iyilikler olsun. Yüreğinizdeki,
ona giden yolun kapısını, daima açık tutun ki ebedî
saadetin yolu bulunsun...
Onu anlatmanın sonu yok... Ona giden yolda, sev-
ginin sınırı yok... O, Yunus'un dilinde:

"0;Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana Seni gerek seni.
Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağın anda çağıra
Bana Seni gerek seni.

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyenlere ver onları
Bana Seni gerek seni."

Şükretmek ve tefekkür etmek, belki
de O'na duyulan aşkın en güzel anla-
rıdır. Ve, "0;Yaradılanı severim yaradan-
ötürü" diyebilmek... Bunu söyleyebil-
mek ve başarabilmek, O'nun katında
ne büyük değerdir. Bir insan için sade-
ce, yakınlarını değil, tüm yaradılmışları sevebilmek son-
suzluk kapılarının anahtarıdır. O, bilince ulaşanları,
derin huzur alemlerine de kavuşturur... Hz. Muham-
med (S.A.V.)in dediği gibi; O;"Ölmeden evvel ölün..." Ya-
ni egonuzdan, dünyasal zevklerinizden, hırslarınızdan
arının, sonsuz sevgiyle dolun... İşte o zaman, vaat edi-
len cennete, yaşarken de kavuşursunuz. Yüce Yaratıcı,
huzura kavuşan varlığına şöyle seslenir: O;Ey huzura
kavuşmuş can! Dön Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut
edilmiş olarak. Gir kullarımın arasına, gir cennetime.
(Fecr, 27-30)
O cennet size, kalbiniz kadar yakın. Yeter ki, isteyin,
dileyin. Cennetin kapıları size ardına kadar açılacaktır.
Unutmayın, O;Cennetin tüm ırmakları, akar Allah diye
diye... O ırmaklarda, bir damla da neden siz olmaya-
sınız?...
Sevgiyle, hoşçakalın...

Derleme: Ramazan Karagöz


card004.jpg

SEVGİ NEDİR?

Yine bir rüya gördüm bu gece,
Masmavi gökyüzünde uçuyordum özgürce
Ve her kanat çırpışımda yine seni seviyordum.
İnsanı yaşatan bir umut vardır ya hep,
Hani belki yaz yağmurlarıyla gelir
Belki kışın en deli soğuğuyla...
Bir de beklemek vardır
Her şeye rağmen, gelmeyeceğini bilsen de
Beklersin o pencerede
Hep gökyüzüne bakarsın
Çünkü sevdiğinin de seni beklediğini bilirsin
Ve gözleriniz semanın derinliğinde buluşur belki de
Karanlıklara uzanan yıllara bakarsın, dalarsın
Hani belki gelir diye bir umut vardır içinde
Ama hep seversin.
Sonra akşam olur
Güneşin batışında koyulaşan karanlık
Seni de alır içine, çok uzaklara götürür
Bazen sevginin en derinliğine inersin,
Sonra kafana takılan bir soru vardır hep
Sevgi nedir?
Küçük bir çocuğun annesine duyduğu özlem midir?
Her baharda çiçek açması mıdır ağaçların?
Ya da yıldızların her gece parlaması mı?
Göğün en yükseğinden?
Belki de bir umuttur
Gözlerde son anda beliren.
Bir şairin en güzel bestelerini yazması mıdır?
Denizin her dalgada sahilleri okşaması mı?
Belki gözlerden düşen bir damla yaştır
Derin acılar taşıyan.
Yoksa bir genç kızın her gece onu düşünerek yatması,
Sabah etrafa pırıl pırıl neşe saçması,
Her güzellikte onu görmesi,
Kısacası, kalbine her dokunduğunda
Dışarı taşan duyguları tatması mı?
İşte hayat seni böyle seviyorum.
Güneşin kızılında, denizin mavisinde,
Her şeyimle her şeyinde seviyorum!

Ayşegül KILIÇ

10.jpg

DOSTUMA

Yaşamak istiyorum dostum!
Sevildiğimi bilerek, güvende olduğumu
hissederek yaşamak istiyorum... Akan göz-
yaşlarımı silecek, omzunda ağlayacak, ışı-
ğında gözlerimi kamaştıracak, varolduğumu
hissettirecek, benimle birlikte ölebilecek bir
dostla yaşamak istiyorum...
Mutlu olmak istiyorum dostum!
Senin sıcacık tebessümündeki o paylaş-
mayı yaşayarak mutlu olmak istiyorum...
Gecenin karanlığında,yıldızla-
rın altında, güneşin sıcaklığın-
da, yağan yaz yağmurunun
ferahlığında, masmavi gökyü-
zünde uçan kuşların kanatla-
rındaki özgürlükte, gözünün
alabildiğince derin bir denizde
gözlerimi kapatıp yanımda
olduğunu bilmenin verdiği
hazla mutlu olmak istiyorum...
Ağlamak istiyorum dostum!
Başımı omzuna koyup hıçkıra
hıçkıra ağlamak istiyorum. İçi-
min buz gibi olduğu, her şeyden
vazgeçip gitmeyi düşündüğüm
o anda yanında olmak, bilmedi-
ğim, tanımadığım bu yerde
yalnız kalmamak ve sanırım yine ağlamak is-
tiyorum...
Sevmek istiyorum dostum!
Bana öğrettiğin en güzel duyguyu ben de baş-
kalarına göstermek istiyorum: Sevmek istiyo-
rum... Beyaz bir güvercini, masum bir çocuğu
fedakâr bir anneyi, çaresiz bir babayı, hayatın
çilelerini yüklenmiş yaşlı bir dedeyi, sılada
hasretlik çeken bir askeri, hasta bir genci sev-
mek istiyorum...
Ve başarmak istiyorum
dostum!
Bana kazandırdığın özgü-
vene, kalbimi koyarak başar-
mak istiyorum... Senin için
kazanmak, dostluğun verdiği
duyguyla, başardığımı herke-
se göstermek istiyorum. Ve
başarıyorum dostum; silbaş-
tan başlıyorum hayatıma se-
ninle... Dünyaya dostluğu-
muzu duyurabilmeyi, oku-
mak için geldiğim bu yerde
özlemeyi, hayata göğüs gere-
bilmeyi, başkalarına paylaş-
manın sıcaklığını hissettire-
bilmeyi ve en önemlisi unut-
mamayı öğreniyorum dostum.
Ben başarmak istiyorum...
Ve gözlerimi kapattığım, gökyüzüne baktı-
ğım, yağan yağmurda ıslandığım ve varoldu-
ğum sürece başaracağım dostum. Senin için,
seninle...
Nurcan İLÇİN
Haz-C

x8.jpg

DOST MU DEDİN

Dostumsun, yüreğimin en değerli yerlerinden
birine sahipsin. Dost! Dur orda bir, bu öyle basit
bir sözcük değil. Söylenip geçilemez. Dost dedin
mi, dostum dedin mi yüreğinden gelmeli, kalbine
tercüman olmalı. Ha! Bir de herkese denmemeli.
İnsanoğlu yalnız yaşayamaz, şu fani dünyada.
Tabiatında vardır bu. Sevincini, kederini anlata-
bileceği biri olmalı yanında. Herkesin kendini
yakın hissettiği birileri vardır mutlaka. Yalnız
olduğumuz anları düşünün. O sessizlikte
ne kadar zordur çok uzun süre durmak.
Hayır, bence durulmaz uzun süre.
Bazen dinlenmeye ihtiyaç duyula-
bilir, o zamanlar sessizlik gerekir,
yalnızlık gerekir; ama bir yere ka-
dar... Ondan sonra yine birilerini
ararız.
Özellikle yatılı yurtta kalan,
birçok farklı kişiler arasında bu-
lunan bizler için çok önemlidir
dost... Huyu, görünüşü, davranışı
birbirinden farklı birçok insan.
Mutlaka bunların arasından kendi-
mize yakın hissettiklerimiz vardır.
O kişiye, dost da diyebiliyorsan ne
mutlu sana... Ama içine kapanan,
suskun duran nice kişiler için de bu yurt çekil-
mez olabilir. Derdini, sevincini içine atan; çev-
reye uyum sağlayamayan biri için zordur yurt
hayatı. Ona, bir dost eli uzanmadıkça da zor
olacaktır.
Yeri geldi mi birçok şeyden üstün tuttuğun
yeri geldi mi seni destekleyen ve senin destek-
lediğin, yeri geldi mi seni anlayan ve senin
anladığın birisi... Sanırım o, dosttur işte. Dün-
yanın en güzel duygularından biri...
Kaybetme dostunu, kaybetme sevgini, silme
başka kalplerdeki yerini... Unutma, sen çev-
rendeki dostlarınla beraber varsın ve onlar ol-
duğu müddetçe olacaksın.

Zeynep Hülya LALE / 10-B

engel_mit_stern.gif

HAYAT

Hayat bir defter aslında... Her yaşananı yazdığın,
gözyaşını akıttığın, şarkılar mırıldandığın, üşüdüğün,
kimi kavrulduğun; ama hep olduğun bir defter. Yaz-
dıkça tükeniyor...
Günlerden bir gün geliyor, yorgunsun, ıslanmışsın
ve çok yalnızsın. Bakıyorsun şöyle, ne olmuş da ol-
muş bunlar yaşanmış, nerden gelinmiş, kimler gelmiş
kimler gitmiş. Okudukça hırslanıyorsun, kimi yerleri
okumak bile istemeyip yırtıyorsun, parçaları kalıyor
sen görmezden geliyorsun. Kimi yerleri karalıyorsun
ucu körelmiş kırık bir tahta kalemden medet umuyor-
sun. İlerledikçe daha bir dik oturuyorsun sanki,başın
daha bir havada. Sanki bir şeyler güç zenginiymiş,
dilenmişsin, almışsın ve huzurla saklamışsın cebine,
bir gün gerek olur inancıyla. Sen ilerlerken zaman da
ilerler, sana inat daha bir hızlı, daha bir korkusuz...
Saatler geçer, gözyaşları diner ve sular çekilir, güneş
döner evine gökyüzünün daimi misafirleri yer değişti-
rirler ve sen uykuya yolculuk edersin. Uzun bir ara-
dan sonra geri döndüğünde başkasındır, başkası ol-
muşsundur! Güçlü, gururlu, dimdik ayakta! Kaldırıp
atmışsındır defteri. Öyle iyi hissedersin ki kendini ne
kar ne yağmur ne de fırtına durdurabilir seni. Bir ge-
mi gibi sallanırsın hayatın mavi dehlizlerine. Başlan-
gıç noktasındasındır. Her şey çok güzeldir. Ta ki biri-
leri sana her zamanki doğanın kuralını hatırlatana,
insanın ruhunu anımsatana dek. Birileri mutluluğu-
nu yıkmak için el ele verirler ve başarırlar. Sense bu-
ruk,hüzünlü ve yenilmiş yine dönersin deftere ve yine
yazarsın. Ve yine başlarsın. Her şeye varolan her şe-
ye yeni bir kapı açarsın. Bu hep böyle sürer gider. Ye-
nilirsin, kalkarsın, yenilirsin, kalkarsın...
Aslında bir film gibidir hayat ve sen onu başa sa-
rıp sarıp izlersin ve bir gün yönetmen stop der, defter
de bitmiştir zaten!
Fatma POLAT / HAZ-B


a_iyan-_2.jpg

DENEME:

BAK POSTACI GELMİYOR

Bir zamanlar kağıdımız, kalemimiz vardı. Kalemimize
sarılıp kâğıdımıza kelamımızı yazar, içimizi döker ve bir
gönül dostuna yollardık. Her zarf, her kağıt ayrı bir
duyguya bekçilik eder, her mektup ayrı bir dosta giderdi.
Gurbetteki gariplere en güzel ilaçtı ve hep özene bezene
yazılırdı.Bir saygı, bir sevgi, samimiyet ve hasret saklardı
her satırında. Gelen mektuplar bazen göz yaşlarına mendil
olurdu ve tekrar tekrar okunurdu. Bazıları sihirli bir değnek
gibi hatıralara dokunup onları canlandırır, bazıları da
hasretleri vuslatlara dönüştürür, gönüllerde sevinç ve ümide
yer açtırırdı. Ve gönül ne zaman dostu özlese
eller mektuplara bir daha uzanırdı.
Sanki yıllar öncesine ait eskimiş, pörsümüş bir şeymiş
gibi bakılıyor şimdi mektuba. Renkler, yazılar, şekiller
kâğıttaki bütün anlamını yitirmiş. Öyle ya, artık cep
telefonlarımızla, e-mailllerimizle, chatlerimizle yatıp
kalkıyoruz. Ne lüzumu var şimdi yaşı geçmiş mektupla
saatlerce uğraşmaya(!). Yazık! Kendi kültürümüze -inatla-
yabancı yetişiyoruz. Kendi zamanımıza hapsettiğimiz,
çağdaşlığımıza gölge düşürmesin diye görmezden
geldiğimiz mektup, şimdi ne acınacak durumda. Artık
postacılar gelmez oldu kapımıza. Gelseler de faturalarımızı
ya da resmî işlem kâğıtlarımızı getiriyorlar. Çocukken
bize bir şarkı öğretmişlerdi: "Bak postacı geliyor, selâm
veriyor, herkes ona bakıyor..." Postacılarımız bize
sevinçli haber getirirdi ve biz şarkımızın sonunda:
"Ellerin dert görmesin, kısmetle dolsun." diye dua
ederdik ona. Şimdi hangi çocuğun ağzında bu şarkı?
Onlara ...Artık benim de bir cep telefonum olmalı.
Şarkısını babaların önünde bağıra çağıra
söylemek daha makul olsa gerek.

Mektubu hayatımızdan çıkarmamızla birlikte, ona bağlı
şeyleri de bir bir kaybediyoruz; ancak bunun farkında
değiliz. Oysa mektup bizim asırlara meydan okumuş
kültürümüz, ifade tarzımız, hatta kişiliğimizdir. Yazarken
kullandığımız kelimeler, kalemin rengi, yazının şekli,
kâğıdın düzeni, bizi ve yazdığımız şahsa olan saygımızı,
verdiğimiz değeri göstermez mi? Özellikle öğrencilerde
yazma yeteneğini geliştirip ifade tarzını kuvvetlendirmez
mi? Evet. Ama yavaş yavaş yozlaşmamızı, kendi değerleri-
mizden bîhaber olmamızı isteyenler bize öyle bir teknoloji
paketi hazırlamışlar ki... Tamam hızlı iletişime ihtiyacımız
var. Ama hepsinin yeri ayrı olmalı ve mektup bunlara yenik
düşmemeli. Hem bu teknoloji harikalarının hangisinde
özgür, samimi ya da rahatız? Hepsinde ayrı bir kısıtlama...
Teknoloji devlerinin ayakları altında can çekiştiriyor
kalemimiz, kâğıdımız, zarfımız. Aslında biz can çekiş-
tiriyoruz, kültürümüz can çekiştiriyor. Vah mektup vah!
Sana şimdi hangi eller, hangi gönüller sahip çıkacak?
Hangi kahraman seni çekip kurtaracak ve eski tahtına
oturtacak? Bu kültür enkazının altında, birkaç duyarlı
insanın sunî teneffüsleriyle ne kadar daha yaşatabilece-
ğiz seni? Sen o enkazdan tamamen çıkmalısın, biz
çıkarmalıyız, biz kurtarmalıyız seni. Postacılar yeniden
gelsin, dostluklar pekişsin diye.
2003-2004 Mezunu
Atatürk Ünv. Eğtitim Fakültesi.
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği
Erzurum

guvercin.gif

Deneme

BEYAZ GÜVERCİN
Beyaz bir güvercin olmak istiyorum... Bembeyaz bir güvercin...
Dünyada barışın olduğunu gösteren bembeyaz bir güvercin...
Ben barış istiyorum!
Dünyayı yaşanılası bir yer olarak görmek istiyorum. Savaşların bittiğini, insanların ölmediğini,
silahların susup, teknolojinin kötülük için kullanılmadığını, yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya gözlerini
açtığı anda tekrar hayata göz yummadığını, şehit çocuklarının gözyaşlarının durduğunu, geride kalan
gencecik dul bir annenin çaresizliğinin son bulduğunu, ana kucağını, baba ocağını, nişanlısının ellerini
bırakıp savaşmaya gitmek zorunda olan bir gencin yürek acısının dindiğini, körpecik çocukların düşman
ve savaş kavramlarını öğrenmemesini, sevmeyi, sevilmeyi, paylaşmayı görmek istiyorum. Ben barış
istiyorum.
Uyandığım her sabah dünyaya yeniden gelmişce-
sine huzurla bakmak , yaşadığım her yerde güvende
olduğumu bilmek istiyorum. Ben barış istiyorum.
Ben bu okul sıralarında otururken, yaşıtlarımın
savaş içinde olduğunu, annesinin ya da babasının
nerelerde olduğunu bilmeyen bir çocuğu, kendisin-
den çoktan vazgeçip, yavrusuna bir dilim ekmek
bulmak için kara kara düşünen bir anneyi, ortalığı
kan ve cesetlerin götürdüğü, silahların susmadığı
bir yerlerin olduğunu bilmek istiyorum.
Ben barış istiyorum. İçimdeki umudu hep beslemek istiyorum. Ve biliyorum o beyaz güvercin bizim elimizde. Onu
serbest bırakmak için doğruyu görmeli, doğruyu göstermeliyiz. Bu görev, içinde bir kalp taşıyan, aklını
kullanabilen, azıcık da olsa vicdanı olan, kendisini savaştaki o insanların yerine koyup halini düşüne-
bilen, gerçekten hissedebilen herkese düşüyor. Bunlardan biri de sensin! Gözlerini kapat ve düşün;
yapman gereken tek şey elindeki o güvercini serbest bırakmak. Ve onun mutluluğuna ortak olmak...
Uçurduğum güvercinde o mutluluğu görmek ve göstermek istiyorum. Dedim ya ben beyaz
güvercinimi uçurmak istiyorum.
Nurcan İLÇİN Haz-C

bayram009.jpg

EFE YÜREĞİM

Sensiz kaldığım gecelerden hangisindeyim, nere-
sindeyim bilmiyorum yine. Ve neresindeyim ya-
lanların gitmelerini önleyeyim diye söylediğim.
Saatin kaç olduğundan bîhaberim. Ne yazsam yet-
miyor ve ne yana dönsem soğuk duvarlar... Ne yap-
sam şuramda bir yumru durur... Bilinmezlerdeyim.
Bilinmezim, belki de bilinmez bir gecenin, bilinmez
bir hasretin ta kendisiyim. Ben şimdi makamı bilin-
meyen bir sevginin eseriyim.
Ne yapsam, nereye gitsem hasretini
de yanında taşıyor bu gönül... Nereye
gitsem bu küçük yürek benden bü-
yük. İçindeki sevgindendir bilirim
bu pehlivan duruşu yüreğimin. Gü-
cü yetmez, beni anlamaz bu küçük
görünen yürek. Dizleri yara bere
içinde kalan söz dinlemez yaramaz
bir çocuk... Ben bilirim, bu yiğit yüre-
ğimin gücü olan sevgisinden gelir. Sevgi-
ne güvenir. Terkedilmişliklerinin inadına sev-
gisini yeşertir.
Hiç şikâyetlenmez erişemediklerine. Garibandır
biraz, yalnız kaldığı gecelerde. Benim gücüm yetmez
bu küçük yüreğe söz geçirmeye.
Su gibi akar benim yüreğim ordan oraya. Tek bir
gönülde sabit kalır. Ve donar kalır orada sevgisinin
bütün sıcaklığıyla. Bütün azmini yüklenmiş bir kere
omuzlarına.
Kör değildir benim yüreğim... Kimi sevdiğini, ni-
ye sevdiğini iyi bilir. Sevmeyi iyi bilir benim bu kü-
çük görünen yiğit yüreğim...
Umudunu yitirir arada bir. Boynunu büker, boy-
nu bükük çiçeklerle arkadaşlık eder. Sevgini hisse-
demediği o soğuk gecelerde kara kışla evcilik oynar.
Yalnız gecelerde karanlığa yarenlik eder. Yağmurun
elinden tutar ağladığı gecelerde. Damla olur, top-
rağa karışır; toprağın koynuna saklanır. Dört duva-
ra adını yazar; ne de olsa dört yanı hep duvar. Son-
ra en iyi yaptığı şeyi yapar: Ağlar... Ağlar...
Kökler büyütür içinde, bir gül bahçesidir...
Sevgini yeşertir, sular, sever sevginin çi-
çeklerini... Sevginin köklerinden bağlı-
dır hayata. Sevgine sımsıkı yapışır
ürkek çocuk elleriyle.
Yoğundan her gece bin parçaya bö-
lünür efe yüreğim. Sevgin bin parça
olur, her gece dağılan yüreğimle.
Toplarım her birini teker teker, üşen-
meden. Ve inadına biraz daha uçsuz
bucaksız sevginin üzerine. İçimi her gece
bin kere acıtan bu yad ellerde...
Ölümüne özlemeyi bilmez bu gönül; ama dedim
ya hiç şikâyetlenmez. Ölümüne özlemeyi ezberle-
miştir bir kere. Ve beraber söylenen tüm şarkıları
ezberlemiştir satır satır...
Bir beyaz kâğıttır benim yüreğim; üzerinde senin
adından başka bir şey yazmayan...
Demet Cansu
M. Koyuncu A.Ö.L.
İngilizce Öğretmeni


dostluk01.jpg

YÜREĞİMDEKİ SEVDA

Hayat; rüya içinde bir rüya, yaşam ise güneşin
parlaması kadar kısa bir süredir. Öyle bir süre ki
alıp götürüyor değerlerimizi biz farketmeden; ka-
yıp gidiyor yaşamlarımız ellerimizden. "Zaman"
diyoruz, hayatın bu sinsi kavramına, aldırmadan
çaresizliğimize akıp gidiyor; gün, hafta, ay, yıl de-
meden...
Yıllar... Aynen ünlü bir şairin dediği gibi:
"Hoş geldin bebek,
Umut getirdin bize
Karanlık dünlerden
Aydınlık geleceğe..."
Farkettirmeden akıp giden o yıllar
neleri değiştirmiyor ki insanoğlunda...
Önce umutla beklenen bir bebek mi-
sali geliyor dünyaya; ama sonra?...
Amasını siz de biliyorsunuz ben de;
diğer insanlar gibi. O umutla, heves-
le, istekle gelmesini beklediğimiz be-
bek de hiçbir şey değiştirmiyor insa-
nın hayatında. Yine insanlar ağlıyor,
gülüyor, hüzünleniyor; yine yeni umut-
lar doğuyor, yaşamlar sönüyor, hayaller
kuruluyor, kavgalar devam ediyor. Açık-
çası insan denilen mahlûk yaşamaya devam
ediyor. Hayat devam ediyor, hızından hiçbir
şey kaybetmeden. Devam ettiği süre içerisinde de
çok şeyi götürüyor bizlerden. Benliğimizden uzak-
laştırıyor, kimliğimizi silikleştiriyor, bizi bizden
çalıp özentilerle dolu balon köpüğü dünyaya yönel-
tiyor. Her geçen yıl, her geçen ay hatta her geçen
gün koparıp uzaklaştırıyor bizi dallarımızdan, sü-
rüklüyor o diyardan bu diyara sonbahar yaprağı
misali. Hayallerime dalarım bazen, aklıma eski ha-
yatlar, eski filmler, eskiler gelir. Neredeyse hiçbir
şey kalmamış o tarih kokan, uğruna kanlar dökülen
kültürümüzden. Resmen biz, biz olmaktan çıkıp
onlar olmaya başlamışız seri bir şekilde.
Biliyorum bu da bizim hayatın bir oyunu; ama bu
oyunu bizim kazanmamız gerekiyor. Bilirsiniz büyük,
köklü ve medenî milletler; kendi kimlikleri, kendi ben-
likleri üzerinde doğar, büyür ve gelişirler. Peki neden
biz yoldan çıkmışlar gibi çıldırmış vaziyette, o daldan
diğer dala atlıyoruz? Kendi kimliğimizi kullanmak ye-
rine başkasının kimliğine yöneliyoruz. Cevabını ben
biliyorum ve cevabını bilip de sorusunu kendileri-
ne sormayanlara acıyorum. Evet, acıyorum ve
acınacak o hallerine ayrıca gülüyorum.
Biraz ağır oldu galiba... Yoksa her geçen yıl
beni de mi katılaştırıyor? Hayatın sert ifa-
desi, katı kuralları, koyu karanlık rengi
benim yüreğime de mi işliyor? Varsın ha-
yat acımasızlığını benim yüreğime de iş-
lesin. Kültürümü kaybedip, hayat sava-
şında kimliksiz kişiliksizlerden olacağı-
ma, kendim gibi ve gerekirse taş gibi
sert olmayı yeğlerim. Yüreğimdeki vatan
sevdam hiç sönmeyecek bir ateştir.
Bütün olumsuzluklara rağmen umudumu-
zu, inancımızı ve benliğimizi kaybetmeme-
liyiz. Zaten şu yaşam fırtınaları arasında
bizi de ayakta tutan bunlar değil mi?
Dilimizdeki türkümüzün, yüreğimdeki sevda-
nın zamanda yenilmemesi, içimizdeki umutların
sönmemesi dileğiyle...

Bedriye ÖNER / 9-C

sevgili27.gif

CANIM'DAN CANIN'A

Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdale ile süslenmiş. Çöz kur-
daleyi ve kaldır yavaşça kutunun kapağını... Kocaman bir fırça ve bin renk koydum
kutuya; bir cennet resmi yapıp içine gir diye... Düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı
unutma diye. Güneşin batışını, billûr suyun akışını, gelinciklerin saflığını, taze ekmeğin
kokusunu ve bir gül sıcaklığını da sığdırdım. Ruhlarımız aç kalmasın diye... Kutuya
biraz sevecenlik koydum, güçlü ol diye; çünkü acımasız olan güçsüzlüktür. Beyaz bir
güvercin uçup kendi kondu kutuya; barışı ve özgürlüğü sunmak için... Bir buket sevgi,
bir yudum aşk ve yarım bir elma koymadan da edemedim. Paylaşmayı anımsayalım
diye... Sevdiklerimize onları çok sevdiğimizi söylemek için yarını beklemeyelim. Hemen
şimdi bunu yapalım diye. İçtenliği, umudu, neşeyi O;BEN'in dışında O;BİZ'e ulaşabilelim
diye... Son olarak da bir kart iliştirdim kutuya; bak bu kartta neler yazıyor:
Bu kutunun kapağını her kaldırışında hayatla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin.
Yaşamak için yarını bekleme! Al yaşamı kollarının arasına ve sımsıkı sarıl!!! Yaşamdan
yalnızca almak yerine ona bir şeyler ver. Unutma, biri seni seviyorsa, sana değer veri-
yorsa, onu kalpten seviyorsan birlikte ol...
Onun asla tek taraflı sevmesine izin verme. Sevmiyorsan bunu başkalarına değil yü-
züne söyle... Söyle ki kalbi senin için yanan birisini daha fazla üzme. Seni seven, birgün
en yakın arkadaşın, birgün ortamdaki kişidir. Kısacası bütünüyle "İNSAN" ol.
Unutma(!) Dokunması henüz tamamlanmamış,olağanüstü güzellikte bir duvar halı-
sıdır sevgi. Kimseyi kırmamak ve üzmemek şartıyla her şeyi dene, bir gün sonsuzluğun
bulutlarına oturduğunda ne aklın kalsın, ne de kırık bir yüreğin...

Sinem BİLİR / 11-B

pay_phone_md_wht.gif

SEN YOKTUN

Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine, ben her gece ka-
ranlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim. Sen yoktun...
Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi, her parkı, her ağacı ezberle-
dim. Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım. Sen yoktun...
Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı. Her bir hücrenin acısını ta yüreğimde his-
sederken beni enkazın altından çekip alacak elini aradım. Sen yoktun...
Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla söyledim. Karanlığa
haykırdım hasretimi. Sesimi duyacaksın diye bekledim. Sen yoktun...
Senden gelecek tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi, geçmedi. Çalan her te-
lefonu yüreğimin deli gibi çağlayana dönen atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum
her seste hep aynı hayal kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni.
Sen yoktun...
Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlığın işaretiydi
benim için. Beni ıslatan yağmur olmadı. Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.
Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuş-
larının dönüşünü gördüm. Sen yoktun...
Her istasyon, her gar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım. Otobüslerdeki her yol-
cuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köy-
lere, adı duyulmamış kasabalara gittim. Senden bir iz aradım. Sen yoktun...
Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim bekleyişlerini. Hep sensiz
gemiler geçti limanlardan. Ben geçmelerini hasret türkülerine eşlik ettim. Sen yoktun...
Gözümden tek bir damla yaş akmadı. Onlar sana aitti, sana kalmalıydı. Kimselere söy-
leyemedim acılarımı. Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım. Nice fırtınalar koptu
yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi. Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.
İçimi dökecek bir insan aradım. Sen yoktun...
Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara. Yıdızları
saçına takıp gelmeni bekledim. Ayı avucumda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi
doğup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama... Sen yoktun...

Derleyen: R. Karagöz


gleaming_email_md_wht.gif

asiyandergisi@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın