asuerzurum.sitemynet.com
ANASAYFA AHISKA TARIHI ERZURUM RESİMLERİ ÖĞRENCİLERİMİZ DOKTORLARIMIZ KİŞİSEL SAYFA DOST SİTELER İLETİŞİM KADROMUZ RESİMLER

AHISKA TARIHI

AHISKA'NIN GOĞRAFİ KONUMU

Ahıska Neresidir?

t24_ht1.jpg

Ahıska Gürcistan'ın Güney Batısında, Türkiye'nin Kuzey Doğusunda, Ardahan İlimize sınır teşkil eden dağlık bir bölgedir. Bu bölge Kuzeyde Borjoma, Güneyde Çıldır düzlüğüne, Doğuda Borçalı'ya, Batıda Acar topraklarına dayanır. Ahıska, Adigön, Aspinza, Ahılkelek ve Bagdanovka gibi önemli yerleşim birimleri ile; 220'den fazla köyün merkezi olan Ahıska şehrinin yüz ölçümü 6260 km2 büyüklüğündedir. Bu topraklar tarıma ve hayvancılığa çok elverişlidir. Bu bölge, Gürcistan'da; "Meskhet'i Dahavachet'i" olarak anılmaktadır. Orada yaşamış Türklere'de "Meskhet Türkleri" denilir. Ama, doğrusu; "Ahıska Türkleri"dir.

Ahıskanın Anlamı Nedir?

Ahıska, Gürcüce; "Yeni-Kale" anlamına gelen Ahal-Tsihe'nin Türkçe ve Farsça şeklidir. Burası Kars'ın Posov Kazası'nın aşağısındaki Ahıska Şehri'nden ibarettir. "Ahıska" kelimesini, Ahıska Bölgesi'nin dört tarafında bulunan kavimler, kendi dillerinde: "Bu meyanda Ahıska, Akhır-kıska, Ak-sıka" gibi kelimeler kullanılır. Bu kalenin ilk kurucusu Nûşirvan her sene Ahıska'da yaylaya çıkar tatil yapardı. Gürcüler, "Yeni-Kale manasına Akhal-Tsikhe" diye bunun kendi dillerinde olduğunu iddia ederler. Fakat, 1578-82 yıllarında buraları gezip gören ve Osmanlı Ordusu'nun "Münşi"si olan tarihçi Gelibolulu Mustafa Ali Çelebi'nin, "Ak-Şehir demekle meşhur Akhal-Kelek (Akhal-Kalak) nâmıyla mezkur olan kala" diye bugünkü Ahılkelek'ten bahsetmesi doğrudan doğruya "Ak-Şehir" diye göstermesi, belirttiğimiz Gürcü iddiasının doğru olmadığını belirtiyor. Herhalde adın başındaki "Akhal/Akal" Dede Korkut kitabında işaret edilen Türkçe "Ak" ile ilişkilidir. Akhal-Kelek Gürcü lügatinde: "Ak-Kala" manasına gelmektedir.
Mamıkoğlu Vahan'in Başbuğluğu ve İber (Gürcistan) Bölgesi'nde 1. Vaktan Gurg-Aslan'ın Krallığı çağında 482 yılında Sasanlılar'la yapılan büyük bir savaşa sahne olan burası o zaman AKESGA ŞEHRİ diye tanınıyordu.

AHISKANIN TARİHİ GEÇMİŞİ

İslam Öncesi Devir ve Atabekler

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Ahıska Bölgesi, bugünkü Kars İli'nin Kür Irmağı Başlan Bölgesi, çağımızdan yüzlerce yıl önceleri Kafkaslar Kuzeyinden Kür-Aras-Çoruh ırmakları boylarına gelip yerleşen Saka (İskit) adlı göçebe Türklerin "Gogar" Boyu'nun yurdudur.
Bu yüzden küçük Arsaklılar sülalesinin "Kuzey-Başbuğları" sayılan "Gogorenli" Sor oymağından Şamşoldeli İlbeyleri Sülalesi "Gogalet Koca Oğlu Şor-Şamsoldin" adıyla anılıyor. 1177 yılında Kıpçak/Kuman Türkleri'nin kür boylarında ordu başbuğluğunu ellerine alışlarına kadar 1800 yıl boyunca "Şamşoldeli Orbeliler Hanedanı" "Sbarabed" (Sipeh-bed = Başbuğ) olarak, Kartlı-Kakhet ve İmaret/Açıkbaş Gürcüleri'ne de hükmetmiş. Adlı - sanlı Oğuz İlbeyleri olarak yaşadılar.
Sultan Alp Arslan, Arsaklılar'ın Baş Vezirleri soyundan Ortodoks Bağratlılar ile onları koruyan Bizanslılar'ın elinden 1068 güzünde bu bölgede bulunan Ardahan ve çevresini fethederek, Selçuklu ülkesine kattı. Haziran 1080'de Selçuklu Başbuğu ile Danişmendli Emir Ahmet, Son Bağratı "Bizans Müttefikleri Ordusu"nu Posof'un Kol Kalesi altında yapılan meydan savaşında yenince Çoruh Boyları Muş - Oğuz Türkmenlerin'in yerleşim yeri oldu. Fakat Kafkaslar Kuzeyinden gelen Ortodoks Kıpçak/Kuman Türkleri, mezhepdaşları Bağratlıları canlandırarak 40 bin atlı ve ondan daha çok yaya asker ile 1123'de Tiflis ve 1124'te Ardahan ile Çoruh Selçuklular'a bağlı İslam-Türk Beylikleri'nden aldılar ve uç bölgelerine ailelerini de getirip koruyucu savaşçılar olarak yerleştiler. Bu yüzden bugüne kadar Ahılkelek-Ahıska-Ardahan-Ardanuç-Oltu-Tortum-Şavşat-Artvin yerli halkının konuştuğu Türkçe, Kıpçak/Kuman ağzına dönmüş bulunuyor. Sarı saçlı, gök gözlü, uzun boylu ve insan güzeli olan Kıpçaklar, bugünde kumral tipinde olan halkı oluşturmaktadırlar.
İşte bu Ortodoks-Kıpçak/Türkleri'nin Posof'la Çataldere'nin birleştiği yerdeki Çak-su üzerinde bulunan ve eski merkez Çak Kalesi'nde ocaklı olarak yaşayan Kıpçaklı T. Sargis, İlhanlılar'ın ilk çağı 1267/8 yılında, Tebriz'de Abaka Handan "Gürcistan-Atabeki" unvanını alarak, Çoruh (Artvin) ve Yukarı Kür (Ardahan-Ahıska-Ahılkelek) Bölgesi'nin "İlbeği"si oldu. Böylece ATABEKLER sülalesini kurmuş oldu. Anadilleri; Kıpçak Türkçesi olduğundan, bugün Artvin ili ve Kars'ın Kür Boyu'ndaki 5 ilçesinin "Gogaren/Gogarlı ve Çin-Çavat" (Çin/Kaşgar ilinden gelme Çavaklar) diye anılan en eski halkı da, Kuman-Kıpçak ağzı ile konuşurlar.

Atabekler - Osmanlı Bağlantıları

Ahıska-Ardahan-Artvin kesimlerinin İlbeğleri olan Kıpçaklı-Atabekler (1268-1578), 310 yıl Ortodoks olarak buraları idare ettiler ve İlhanlı-Çelayirli-Karakoyunlu-Akkoyunlu gibi Müslüman Türk Hükümetlerine bağlı yaşayarak hep Gürcistan Bağdatlıları ve İmaret (Kutayıs) İber (Tiflis) Gürcüleri aleyhine çalıştılar.
Gürcülere düşman olan Kıpçaklı-Atabekler'den II. Beka (1364-1391) ile oğlu Akboğa (1391-1451) Beyler, Timur'a tabi oldular. Ahıska'yı başkent edinen Akboğa Bey'in "Akboğa Yasası" adıyla yaptığı kanun, gerçek bir Türk yasa ve tüzüğüdür. Çıldır'da ki "Sabadur" ( = Bodur Yurdu) köyünde adı bugün de yaşayan Atabek Badur (Bahadır) (1466-1475) Akkoyunlu Başbuğu Uzun Hasan'a tabi olarak, Tiflis (Kartil) ile Kutayıs (Açıkbaş) Gürcüleri ile savaşmıştır. Bu sırada Şeyh Safı evladından, İran toprağı Şahı Şah İsmail Ahıska Bölgesi'ni ele geçirdi. Şah İsmail Ahıska'yı yaylak edinerek bütün Gürcistan halkını kendine boyun eğdirdi. Yıldırım Beyazid Han zamanında, Osmanoğulları Vilayetini harap ederek Arpa-Çukuru denilen Sivas'a gelinceye kadar yedi eyaleti eline geçirdi. O sırada Birinci Selim (Yavuz) Trabzon Valisi idi. Selim Padişah olunca evvela (niyet ettim gazaya) diyerek Şah İsmail'in üzerine deniz gibi askerle yürüdü. Çıldır düzünde Şah İsmail'in yüz bin Acem askerini kılıçtan geçirerek bölgeye hakim oldu. Selim Han bu muharebeden sonra bütün Gürcistan'ı emrine itaat ettirmiştir.
Ardanuç'ta oturan Atabek-Mirza-Çabuk (1506-1516) Trabzon Sancakbeyi Şehzade Sultan Selim'e öncülük ederek, Osmanlı akıncılarını 1509'da Acara-Gürel yolundan Açıkbaş merkezi Kutayıs üzerine yönlendirerek oranın Osmanlılara bağlanmasını sağlamıştır. 1514 yılında yine Atabek Mırza-Çabuk Çaldıran Seferi'ne gidiş ve dönüşünde Osmanlı Ordusu'na sürülerle etlik koyun, yüzlerce yük yağ, bal ve un vererek azık yetiştirmiş, İmparatorluk ordularının geri hizmetlerini yürütmüştür. Çıldır-Ahılkelek-Ahıska-Ardahan-Ardanuç-Livana (Artvin-Yusufeli)-Tortum, Oltu kesimlerini içine alan "Atabek-Yurdu" nun hakimi Mırza-Çabuk'un ölümünden sonra yerine geçen kardeşi IV. Gorgora (15169, Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi (1517) sırasında Şah İsmail'in baskısıyla İranlılara tabi olmuş, Osmanlılara karşı İspir ve Bayburt bölgelerine akın etmiştir. Bu yüzden daha sonra KANUNİ, 1536-37'de onun elinden Narman, Oltu ve Livana bölgelerini aldırmış, oğlu II. Keyhusrev'i (1545-1573) Şah Tahmasb'a hizmet ettiği için cezalandırarak, 1548-1549'da Tortum, Kâmkhıs bölgelerini de fethettirip Erzurum'a bağlamıştır.
Van'dan Erzurum Beylerbeyliği'ne tayin edilen İskender Paşa (1551) bu eyaletteki sancakbeyleri ve çerileriyle Atabekler'in elinde kalan son Çoruh boyu topraklarına yürümüş ve kuşatmasının otuz üçüncü Cuma günü (13 Mayıs 1551) Ardanuç Kalesi’ni fethetti. Sonra buradan doğuya yürüyerek, Kür Boyunda Kinzo-Damal ile Ardahan Bölgeleri'ni de zabteyledi.
1551-52 yıllarında Gürcistan Beyleri. Acem Serdarı'na haraç veriyorlardı. 1551'in yazında Şah Tahmâsb Seki Ülkesi'ni alıp buraya düzen vermekte iken, Atabekli Gorgora oğlu II. Keyhusrev Şah Tahmasb'a bir kaç elçisini göndererek: Gürcü Vakhuş ile Şer-Mezan ve Kartil Kralı Luvarsab'ın, kendi ülkesinden bir takım yerleri aldıkları ve aynı zamanda İskender Paşa'nın Ardanuç Kalesi'ni kuşattığı için yardım talebinde bulundu. Keyhusrev, Şahın haraç veren tâbilerinden olduğu için, Şeki'de olan Şah Tahmâsb Keyhusrev'in yardımına geldi. Şah kendi ordusuyla beraber dağ yoluyla ilerleyip Malinkâp, Arkanı, Derzebâd ve buradaki çok süslü olan kiliseyi zapteyledi. Artık tutarı ve sığınıkları kalmayan Gürcü Beyleri'nden: Amvan Bey, Şer-Mezan oğlu Luvarsab ile Vakhuş gelerek Tahmasb'a itaatlerini arz eylediler. Bu sırada Gorgora oğlu Keygusrev de, pek çok armağanlarla Şahın huzuruna gelince, onun yurduna saldırmış olan Gürcü Vakhuş ile Şer-Mezan oğlu idam edilerek; onların yurdu Tümük Kalesi ile Akşehir (Ahılkelek) ve çevresi ona ihsan eyledi. Böylece, Atabekli II. Keyhusrev'e Osmanlılar eline geçen Ardanuç ve Ardahan Bölgeleri'ne karşılık Şah, eskiden de Atabekler'in olan Akşehir/Ahılklelek ve Tümük Bölgeleri'ni vererek, Atabekliler'in Adıgen, Ahıska ve Azgur Bölgeleri'ne eklemiş ve Safevilere bağlılıklarının devamını sağlamış oluyordu.
1552 yılının baharında 59 yaşında olan Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın on birinci seferinden sonra artık sefere çıkmayıp Macaristan üzerine yine bir vezirini göndermesi, İstanbul'dan casusları eksik olmayan Şah Tahmâsb'ın tecavüz cesaretini artırdığı anlaşılıyor. Çünkü Şah Tasmâsb Osmanlı Padişahı'na dostça bir mektup yazarak, Tanrı kullarının refahını sağlamak için çalışmakta olduğunu bildirdi ve Şems-i Felek-i Devvar diye tanınmış olan Velikhan'lı Mir (Seyyid) Şems ile gönderdi. Bu mektubunda Tahmâsb "müfsid ve fitneci bir kişi olan İskender Paşa'nın haddini aşan işlere giriştiğini" söylüyordu. Bunun üzerine Sultan Süleyman, Şah Tahmâsb'ın gönderdiği mektuba cevap göndererek, İskender Paşa'nın tahrikiyle tehditte bulunup, kendisinin Acem ülkesine geleceğini bildiriyordu.
İşte bu mektup üzerine, Tahmâsb bütün ordunun toplanmasını buyurdu. Az zamanda Kızılbaş bölükleri, Şah Ordusu'nun bulunduğu Gökçegöl'ün güneyindeki 3570 m. yüce ve yaylakları meşhur olan Akmangan Yaylağı'nda toplandılar. Şah Tahmâsb, Osmanlı Orduları'ndan önce harekete geçmek isteğindeydi.
959 (1552) yazında Şah Tahmâsb toplanan sayısız ordusunu:
1) Erciş ile Bargiri (Muradiye) üzerine;
2) Pasan'a
3) Irak'ı -Arabi yağmalamaya;
4) Dav-Eli/Atabek Yurdu kesimlerini vurmaya memur ederek dört kola ayrıldı.
Atabek Yurdu'nu işgale Kaçarlu Bayram Bey, Seki hakimi Kaçarlu Tuykun Bey ve Gürcistan Valisi Atabek II. Keyhusrev tayin edilmişti. Bundan sonra her kol, Şah'ın buyruğuna göre kendilerine ayrılan bölgeler üzerine durmaksızın ilerledi.
28 Ağustos Salı günü Akmangan'dan kalkan Tahmâsb, Araş kıyısında konaklamış ve sonra Eleşgrit'e gelmişti. Eleşgrit'ten sonra Eylül ayında, Pasın ile Van gölü kuzeyinden dönen kollarla birlikte Ahlak Bölgesi'ne gelen Şah, 1553 Mart -17- dek Van Gölü çevresini yakıp yıkmak ve Erciş ile Bargiri Kalelerini kuşatıp almakla uğraştı.
Tahmâsb Ahlat'ta bulunduğu sırada, Atabek Yurdunu kurtarmaya varan akıncı kolundan; Kaçarlu Bayram Bey ile Atabek Keyhusrev'in birlikte yürüyerek iki-üç kaleyi aldıkları sırada, Erzurum'dan İskender Paşa'nın çokluk ordu ile gelip ansızın yetiştiği; Seki hakimi Kaçarlu Tuykun Bey ve yüzbaşı Bedir Bey'in de bulunduğu Kızılbaş Ordusu!yla yapılan savaşı, Osmanlılar'ın kazandığı ve üç yüze yakın ölü veren Kızılbaşlar ile Gürcülerin bozulup kaçtığı haberi geldi. Bunun üzerine Şah Tahmâsb, oğlu İsmail Mirza başbuğluğundaki orduyu Erzurum'a gönderdi. Bu sırada İskender Paşa ve ordusu Erzurum kalesinde idi. İsmail Mirza bundan haberdar olduğundan Erzurum'a vardıklarında ileri bir miktar asker gönderip, ana orduyu arkalarda gizledi. İskender Paşa düşmanın çokluğunu bilmeden, köyleri yakıp yıkarak gelen görünürdeki Kızılbaşlar üzerine Erzurum Kalesi'nden dışarı çıktı ve karşılaştığı düşmanıyla vuruştu. Onlar da geri, geri çekilerek, İskender Paşa'yı, pusudaki ordunun üzerine getirince, on binlerce Kızılbaş dört yandan hücuma geçti. Şehirden yarım fersah dışarı çıktığı söylenen Erzurum çerisinin 2,5 km. doğudaki tepelerin ardında İsmail Mirza ordusuyla cenge tutuştuğu anlaşılıyor. İki tarafın sayıca nispetsizliği, Osmanlı kolunun bozulmasına ve Sancak Beyleri'nden bir çoğunun ölümüne sebep oldu. Böyle iken İskender Paşa, yaralanarak erlikte döğüşe, döğüşe kaleye çekildi. Bundan sonra Şah Tahmâsb'ın ordusu 1552 Eylül'ünde Ahlat Kalesi!ni, 1553. yılın dördüncü ayında Erciş Kalesi!ni teslim aldılar. Daha sonra 1553 17 Mart - 17 Nisan arasında Kızılbaşlar (Şah Tahmâsb'ın ordusu) toptan geri dönerek Nahçıvan şehrine vardılar. Şah Tahmâsb'ın böylece sekiz ay süren korkunç yıkımı ve yağmalaması sona erdi.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Kafkaslar Bölgesi'ne hakimiyet hakkında, Osmanlılar - Safeviler arasında yaşanan uzun mücadele döneminden sonra Osmanlılar ile İranlılar arasında ilk defa 29 Mayıs 1555 de Amasya Barış Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşmadan Atabekler'in Çoruh boyundaki bütün ve Kür başlarındaki göle, Ardahan, Meşe - Ardahan kesimindeki eski yurtlarının Osmanlılarda, buranın Kuzey Doğusundaki Varaz-Oğluna kalan yerlerin de İranlılar'a bağlı kalması uygun görüldü. Bu yüzden küçük Ardahan (Göle) ile Büyük Ardahan (Ardahan ve Hanak) adıyla kür boyunda iki yeni Sancak kurduran Kanuni; Yeniçeri ve top yerleştirdiği Ardahan Kalesi'nin yeniden ve sağlam bir şekilde yapılmasını emretmiştir.

Atabeklerin Osmanlılara Tabi Oluşu:

III. Murat zamanında Serdar Lala Mustafa Paşa Başbuğluğunda gelen 100 bin kişilik Osmanlı Ordusu, 9 Ağustos 1578 Cumartesi günü Purut ile Zurzuna Köyleri arasındaki düzlükte "ÇILDIR ZAFERİ" İran Ordusu'nu yenerken, şimdiki Çıldır İlçesi bölgesi de Osmanlılar'ın eline geçmiş oldu. 8 Ağustos akşamı kendi sancak askeri ile Ulgur Dağı'nı aşan Ardahan Sancakbeyi Abdurrahman Bey de; 9 Ağustos 1578 akşamına kadar bütün Posof Deresi köyleri ile Vale Kalesi ve Ahıska'yı işgal etti. Diğer taraftan bilindiği gibi İslam'ın doğduğu ilk asırlarda Hz. Osman'ın hilafeti dönemi İslam fetihleri sırasında Şam Valisi Muaviye'nin komutanlarından Habib b. Mesleme tarafından fethedilen Ahıska (642) Bölgesi halkı bu zamana kadar büyük bir kısmı Müslüman olmuş gözükmektedir ki; yine o gün 9 Ağustos 1578 günü, Altunkale'de oturan son Türk-Ortodoks Atabekli II. Keyhusrev'in oğulları Menuçehr ile Gorgora kardeşler, 5-6 bin atlıları ile Çıldır'a gelerek 10 Ağustos günü Lala Paşa'ya törenle itaatlerini sunup, Osmanlılara tabi oldular.
Bu tâbiyeti takiben Menuçehr Bek de, Sardar'ın adıyla "Mustafa Paşa" olarak anılıp İslam dinine girdi. Tiflis ve Şirvan'ın fethinden Erzurum'da kışlamaya dönen Serdar Lala Mustafa Paşa, 1578 yazında fethedilen Yukarı Kür Bölgesi'nde ki eski Atabek Yurdu kesimlerini birleştirip, güzün "Çıldır Eyaleti" adıyla ve merkezi Ahıska olarak büyük bir Beylerbeylik yapmıştır.
Şark Serdarı Lala Mustafa Paşa'nın 1578'de "Çıldır Eyaleti"nin merkezi yaptığı Ahıska, 250 yıl boyunca Anadolu'nun kuzey-doğu bölgesi olarak "Paşalık" devrine başlamıştır. 1628 yılında Ahıska Paşalığı veya Çıldır Beylerbeyliği'ne Sefer Paşa hükmetmiştir.
Osmanlılar'ın 1536-1578 arasında Atabekler elinden fethederek Anadolu Birliği'ne kattıkları Çoruh ve Yukarı Kür Boyları'ndaki Artvin, Ardahan ve Ahıska Bölgeleri'ne az sayıda Türkmen ve göçebelerden başka, Anadolu'dan veya Azerbaycan'dan Türk halkını yerleştirdikleri halde, öteden beri ATABEKLER YURDU'ndaki halkın çok güzel Kıpçak/Kuman ağzıyla Türkçe konuşmaları ve Türk folkloru ile etnografyasını en köklü biçimde yaşatagelmeleri Ahıska Türkleri'nin ezeli Türklüğünü ispat etmektedir.

1828 Rus- Türk Savaşı ve Ahıska topraklarının Ruslar'ın hakimiyetine terk edilmesi

1801'de Rus Ordusu "Hıristiyan Gürcistan'a yardım etmek" yaygarasıyla gelip, Tiflis'e yerleştiler. Kısa zamanda dini farklılık nedeniyle, Ortodoks Gürcüleri ile ihtilafa düştüler. Ruslar, 1807-1812 yılları arasında yapılan Türk-Rus Savaşı'nda ilk defa, 16 Kasım 1810 General Tormasov'un 12 grup ve 3000 atlıdan ibaret ordusu Ahıska'yı muhasaraya aldı, fakat Şerif Paşa'nın Türk Ordusu kaleyi korumayı başararak düşman eline teslim etmedi.
1828 yılının Nisan'ında İmparator Nikolay Osmanlı'ya savaş ilan etti. 1828 Temmuz'unda Tiflis'ten saldıran Ruslar, Arpaçay'ı geçerek Kars'ı muhasaraya aldılar. General Kont Paskeviç ordusuyla beraber Kars etrafında kanlı savaşlar yaptı ama bir sonuç alamadı. Daha sonra şehirde bulunan Ermeniler tarafından Rus Ordusu'na yardım edilerek Kars işgal edildi. Kars işgal edildikten bir kaç saat sonra Köse Mehmet Paşa'nın 20 bin kişilik ordusu Erzurum'dan Kars'ın yardımına geliyor, ama artık şehir Rus Ordusu'nun elinde idi. Kars'ın yardımına gelen Türk Ordusu Ahıska'nın yardımına yöneldi. Daha sonra Kars'ın fethinden sonra, Paskeviç'in ordusu geri dönüp Ahılkelek'i muhasaraya aldı. Güçlü top ateşi ile Ahılkelek Kalesi'ni ele geçirerek, Paskeviç'in Ordusu l Ağustos'ta Ahıska'yı kuşattı. O zaman şehirde 50 bin Türk vardı ve anıtları, han ve çarşıları ile burası çok mutlu ve bayındır bir Osmanlı/Anadolu beldesiydi; Ahıskalılar, kadınlı-erkekli Ruslara karşı, destanlar yazarak boğaz boğaza vuruştular, ateşler içinde yanarak ve temiz kanlarını dökerek şehit oldular. 28 Ağustos 1828'de Ruslar, yüzkarası bir zaferle çoluk - çocuk 40 bin ahalinin şehit düştüğü Ahıska'yı ele geçirdi. Aynı zamanda Erzurum'dan gelmiş olan Köse Mehmet Paşa'nın Ordusu da Ruslar tarafından dağıtılarak diğer köyler ve kaleler, o cümleden Azgur Kalesi, Zanav Kalesi, Artun Kalesi ve diğer bölgeler ele geçirildi.
Osmanlı Sultanları Ahıska'yı geri almak için bir kaç defa çaba gösterdiler. 1829 yılının Şubat'ında Acar Beylerbeyi Ahmed Bey'in ordusu, 1853 yılının Ekim'inde Ali Paşa'nın ordusu Ahıska'ya hücum ediyor, fakat şehri almak mümkün olmuyor. 29 Eylül 1829'de Osmanlı ile Rusya arasında bağlanan Edirne Muahedenamesiyle, Ahıska/Çıldır Eyaleti'nin Kuzey kısmı; Ahılkelek, Hırtıs, Azgur, Bedre, Çeçerek, Ahıska, Kobliyan adlı 7 sancak "savaş tazminatı" yerine Moskoflara bırakılarak, Erzurum, Muş, Kars, Bayazit, Ardahan kesimleri işgalden kurtarıldı. Böylece Ahıska'da paşalık dönemi tarihe damgasını koyarak yerini yeni bir tarihi döneme bıraktı.
Türk Halkının geleceği ile oynayan Paskeviç'in emri ile ilk önce 30 bin, 1828-29 yıllarında ise 100 binden çok Ermeni Ahıska'ya yerleştirildi. Ruslar Türk köy ve mahallerine Ermeni ve Gürcüleri yerleştirerek, Türkleri azınlığa düşürmeye çalışıyordu. Bu zor şartlar altında yaşayan Türkler arasında yeniden bir uyanış başladı. Ahıska Bölgesi'nde hürriyet hareketleri güçlenerek çeşitli cemiyet ve dernekler kuruldu, 1905'de Posoflu Yusuf Zülalı Efendi cemiyet kurarak, Kars, Batum ve Ahıska'da halka hitap etti. 1913'de Kars'da "Hilal-i Ahmer" Cemiyeti kuruldu. Daha sonra bu cemiyetlerin başındaki şahıslar, Ruslar tarafından takip edilerek, 1914 Birinci Dünya Savaşı başlangıcında Türklere öncülük eden 150'den çok vatanperver Rusya'nın içlerine sürüldü.
1914'ün Kasım'ında Türkiye ile Rusya arasında yeniden savaş başlayınca, Türklere karşı zulüm daha da şiddetlendi. 1915 yılının Ocak'ında Ardahan'ı almış Rus alayı üç ay içinde, Kars-Ardahan'da 40 bine yakın Türkü katletti. Rusya'da hakimiyeti ele geçirmiş olan Bolşeviklerin 1918 yılının Mart'ında imzaladığı Brest Litovsk Muahedesi'ne göre Sovyet Ordusu Kars, Batum, Ardahan Bölgeleri'nde emniyeti sağlamalı ve buraları boşaltmalı idi. Fakat Sovyet Orduları'nın gözü önünde 1918 yılında zalim Andranikin, Kantarciyev, Aganikin, Areşevun, Pyotr ve Muraba Sivili'nin grupları Kars-Ahıska Bölgesi'nde on binlerce Türkü acımasızca katletmişlerdir.
Türk Orduları bu zulüm karşısında seyirci kalamazdı. 1918 yılının Şubat'ında Türk Ordusu’nun Şark yürüyüşü başladı. Mart-Nisan aylarında Erzurum, Sarıkamış ve Kars Ermeniler'den kurtarıldı. Ahıska-Ahılkelek Türkleri, Ermeni ve Gürcü gruplarının zulmünden kurtulmak için 13 Nisan 1918'de Türkiye'ye müracaatında bulundular. Bunun üzerine 14 Temmuz 1918 yılında Kars, Ardahan ve Batum'da referandum yapıldı. Bu referanduma katılmış olan 87.048 kişiden 85.129'u Türkiye'ye bağlanmak taraftarı iken, 1.693'ü ise aleyhine oldu. Böylece üç vilayet ve bunlara bağlı olan Akbaba, Şavşat, Nahcıvan. Posof, Çıldır, Ahıska, Ahılkelek Osmanlı Devleti'ne bağlandı.
14 Temmuz 1918'de yapılan referandumu hoş karşılamayan Ermeni, Gürcü ve Sovyetler bundan sonra Türk halkına karşı zulümü şiddetlendirdiler. Sovyet Devleti, Türkiye ile dost olduğu görünümündeyse de, 20 Ağustos 1918 yılında Almanya ile Türkiye'ye karşı gizli antlaşma yaptı. Türkiye meydanda yalnız kalınca, İngiliz Orduları da İstanbul'u tehdit etmeye başladı. Bütün bu zor şartlar sonucunda 30 Ekim 1918 yılında Türkiye "Mondros Mütarekesini" imzalamaya mecbur kaldı ve Cenub-Garb Kafkas'tan ordusunu çıkarmaya mecbur kaldı. Kars, Ardahan, Batum, Nahcıvan, Ahıska, Ahılkelek, Goyçe, Akbaba ve Borçalı Türkleri düşman karşısında tek başına kaldılar.
Bu ölüm-kalım kargaşasında yerli Türk ahalisi, "Demokrasi" uğrunda çalışmaları güçlendirerek siyasi tedbirler aldılar. Bu amaçla "Ahıska Hükümeti", "Araz Türk Hükümeti" ve "Cenub-Garb Kafkas Hükümeti" adlarını alan Türk Devletleri kuruldu. Hükümet reisi Türk Dünyasının tanınmış şahıslarından olan Ömer Faruk Numanzâde seçildi. 30 Kasım 1918'de, merkezi Kars'da olan, Nahcıvan'dan Batum'a kadar Türk halkını Ermeni-Gürcü işgaline karşı birleştirmek amacı ile kurulmuş olan "Milli Şura Hükümeti"ne bağlandı. Daha sonra 3 Kasım 1918'de "Araz-Türk Hükümeti" kurulup, hükümet reisi Emir bey Ekberzade seçilerek, "Milli Şura Hükümeti"ne bağlandı. Ermeni ve Gürcülerin tecavüzüne karşı namus ve hayatlarını korumak için Kars Türkleri de 5 Kasım 1918'de "Kars İslam Şurası" adıyla müstakil bir hükümet kurdular. Bu hükümetin ilk reisi Borçalı'dan Kepenekçili Emin Ağa, yardımcısı ise Piroğlu Fahreddin Bey seçildi.
30 Kasım 1918'de Kars İslam Şura'sının daveti ile Ordubad, Nahcıvan, Kemerli, Iğdır, Akbaba, Serdarbad, Süregel, Şavşat, Çıldır, Ahıska ve Ahılkelek Bölgeleri'nden 60'tan çok milletvekili Kars'da yapılan kongrede toplandılar. Kongre, halkı silahlı savunmaya hazırlamak, dış münasebetleri genişletmek kararını aldı. Hükümet reisliğine ise Cihangiroğlu İbrahim Bey, Yardımcısı Kepenekçi Emin Ağa seçildi. Bu ara Ermeni ve Gürcü fitnelerinin arttığı zamandır. Tecavüz ve fitnelerin şiddetlenmesi sonucu 1918 sonu 1919 başlarında Ahıska-Ahılkelek ve özellikle Borçalı'da Ermenistan-Gürcistan Savaşı başladı,
1918 yılının Aralık ayında Türk Orduları uluslararası anlaşmalara göre Ahıska ve Ahılkelek'den çekildi. Aynı ayın 4-5'inde Gürcüler Ahıska'yı, Ermeniler Ahılkelek'i işgal ettiler. Aralık ayının 8'inde ise İngilizler Batum'u ele geçirdiler. Türk vatanperverleri İngilizlerin ortaya attığı Mondros Antlaşması'nın bu ağır neticelerine tahammül edemeyerek , 1919 yılının Ocak ayında, I. ve II. Ardahan Kongreleri'nde bir araya geldiler. Erzurum'da vatanın kurtuluşu için "İstilası Vatan Cemiyeti" kuruldu. Ocak ayının 7 ile 9'u arasında yapılan Ardahan Kongresi'nde Ahıska'yı Osman Server Bey, Ahılkeleği Muhammed Ali Bey ve Afzal Bey, Akbaba'yı Hacıabbasoğlu, Kerbela'yı Muhammet Bey temsil ettiler.
Ermeni, Gürcü ve İngiliz grupları Türklerin uyanışını ve devlet kuruluşunu yıkmak için planlar hazırladılar. 13 Ocak 1919 yılında İngiliz Nunayendeleri Ermenilerden oluşan 60 kişilik hükümet heyeti (elçisi) ile Kars'a gelip, Ermeni Korganov'u Kars valisi tayin etmek istediler. Milli İslam Şurası buna karşı çıkıp ve göz göre, göre Türkleri, Ermenilere teslim etmeyeceğini belirtti. İngilizler Ermeni heyetini geri götürmeye mecbur oldu, ama bundan sonra Ermeni terörü daha da şiddetlenerek 100 binden çok Türk katledildi.
17-18 Ocak 1919'da Doktor Esat Oktay Bey'in idareciliği ile Kars'ta toplanan büyük kongrede merkezi Kars olmakla Cenub-Gerb Kafkas Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi. Yine bu kongrede:
1)Hükümet reisi Cihangiroğlu İbrahim Bey seçildi.
2)18 maddelik Anayasa kabul edildi.
3)Türk Dili Devlet Dili ilan edildi.
4)Üç renkli -beyaz, yeşil, siyah - zemin üzerinde ay-yıldız olan devlet bayrağı seçildi.
Kısa bir zamanda 8.000 kişilik ordu oluşturulup, yeterli derecede silahı olmamasına rağmen, bu kahraman ordu halkı katliamlardan kurtarmayı başardı.
Böylece, Ordubad'dan Batum'a, Ağrı Dağı'ndan Ahıska'ya kadar 40.000 km2 bir arazide yerleşen, toplam 34 vilayet ve kazalı 1.763.148 ahalisi olan müstakil Türk Devleti kuruldu. Ancak bu devletin ömrü 6 ay sürebildi.
Zira kurulduğu zamandan itibaren bu devletin yıkılması için Ermeni ve Gürcüler bütün fıtnekârlıklarını ortaya koydular. Hiç bir yerden yardım alamayan Kars, İngilizlerin eline geçti. İngiliz askerleri ile Milli Meclisi koruyan Türk polisleri karşı karşıya gelerek yapılan bu mücadelede yüzlerce Türk Polisleri şehit oldular. Cumhurbaşkanı Cihangirzade İbrahim Bey ve 11 nazir (Bakan ve milletvekili) Tiflis'e, oradan da Batum yolu ile İstanbul'a götürülerek Malta'ya sürüldüler. Böylece 12 Nisan 1919 yılında "Cenubu-Garbi Kafkas Cumhuriyeti" İngilizler tarafından dağıtılmış oldu. Daha sonra buralara 30 Nisan'da Ermeniler yerleştirildi.
Bu arada Türkiye'nin milli mücadelesi için Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Türk toprakları teker teker esaretten kurtuluyordu. 7 Mart 1921'de Ahıska, 11 Mart'ta Batum, 14 Mart'ta Ahılkelek Türk Ordusu tarafından düşman elinden kurtarıldı. Fakat ne yazık ki; siyasi anlaşmalar sonucunda Türkiye 16 Mart 1921'de Moskova Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşmaya göre, Batum, Ahıska, Ahılkelek, Acar Bölgeleri Rusya'ya bırakılarak Gürcistan S.S.C.B'nin Tiflis vilayetine bağlandı.
Ahıska'nın Rusların eline geçmesinden sonra Şâir Gülali'nin şöyle âh etmesi çok mânalıdır:

Ahıska gül idi gitti,
Bir ehli dil idi gitti,
Söyleyin Sultan Mahmut'a;
İstanbul kilidi gitti.

Ahıska'nın düşüşünden sonra Rusların hemen, hemen hiçbir direnme ile karşılaşmadan, Osmanlı topraklarından İstanbul'a doğru, çok kısa zamanda yol kat etmeleri de Ahıska'nın bir "kilit" olduğunu ortaya koymuştur.

AHISKA FELAKETİ

Böylece tarih kaynaklarında yer alan bilgiler: Osmanlı Devleti'nin du­rumu savaşa elverişli olmasa da, Rus­ya'nın Osmanlı Devleti'ne açtığı sa­vaşa (26 Nisan 1828) karşılık olarak, Osmanlı Devleti "de Rusya'ya savaş ilan etmek zorunda kaldı.(20 Mayıs 1828)
Bu ortamda başlayan savaş Balkanlar'da ve Kafkasya'da Osmanlı Devleti'nin ağır yenilgisiyle sonuçlan­dı. Osmanlı Devleti Rusya'dan ateş­kes istemek zorunda kaldı. Türk ve Rus delegeleri arasındaki barış görüş­melerine Edirne'de başlandı. (25 Ağustos 1829)
Bir ay kadar süren görüşmelerden sonra Rusların önceden hazırladıkları barış şartlarını, Osmanlı heyetinin iti­razsız kabul etmesi üzerine, Edirne Antlaşması imzalandı (14 Eylül 1829).
16 Maddelik bu antlaşmanın baş­lıca hükümleri içinde şunlar da vardı: Doğuda sınır AHISKA, Poti, Anapa Ka­leleri Rusya'da kalmak üzere düzen­lenecek; Osmanlı Devleti savaş taz­minatı olarak Rusya'ya on bir buçuk milyon dukalık altın ödeyecek vs.
Bu antlaşmayı değerlendiren Prof. Dr. Yaşar Yücel ve Prof. Dr. Ali Sevim şunu belirtiyor; "Kazandığı bu başarılara rağmen Çar 1. Nikola, ül­kesinde (Rusya'da) görülen huzursuz­luk, karışıklık ve buhran nedeniyle son derece sıkışık ve güç durumda bulu­nuyordu. Fakat bundan faydalana­cak bir durumda bulunamayan Os­manlı Devleti Rusya'dan barış iste­ğinde bulunmak zorunda kaldı..."
Yazarlar antlaşmanın neticesini anlatırken de şu önemli noktanın altı­nı çiziyor: "Edirne Antlaşması, Osman­lı İmparatorluğu'nun imzaladığı, maddi, manevi en ağır antlaşma­dır... Osmanlı İmparatorluğu'nun çö­küş ve dağılmasının başlangıcı sayıl­malıdır..."
Böylece Osmanlı Devleti'nin Rus­ya'ya savaş tazminatı olarak ödeye­ceği meblağın yanı sıra, terk edilmesi öngörülen Ahıska Bölgesi de içindeki Türk nüfus ile birlikte, Osmanlı Devleti­'nin Kafkasya'daki en stratejik bölgesi idi.
Uğursuz 1828 savasında Osmanlı Ordusu ile birlikte Ruslara karşı omuz omuza din ve Türklük adına savaşan ve çok sayıda şehit veren Ahıskalılar, bütün mal ve mülklerini bıraka­rak Türkiye'ye göç etmeğe mecbur kaldılar. Türkiye'ye göç eden Ahıskalılar'ın yerine 100 bin civarında Ermeni iskan edildi. Ayrıca buralara Rus, Gürcü ve Yahudiler de yerleştirildi.
Ahıska Bölgesi'nin başlıca köyle­rinde kalan Türklere, Rus, Gürcü ve Ermeni ittifaklı zulümler uygulandı.
1853-1854 Rus savaşında Bolşe­viklerin Çarlık Rusya'sını yenmesi ve 1917 güzünde Çar ordusunun Ahıska Bölgesi'nden çekilişi Ahıskalılar'ın ümi­dini bitirdi. 1917-1921 yıllarında Erme­ni ve Gürcüler ile yaptığı savaşlarda ki; erlikleri de Ahıska Bölgesi'ne, Türki­ye'ye tekrar kavuşma şansını verme­di.

AHISKA ÖZERKLİĞİNİ İLAN EDİYOR

Osman Servet Atabek tarafından kurulan Güneybatı Kafkas Ahalisinin Haklarını Koruma Merkezi (Ahıska Ahılkelek Müslümanları Milli Şurası), 25 Aralık 1919 tarihinde Gürcistan içinde Ahıska Bölgesi!nin Özerkliği'ni ilan etti.
18 Temmuz 1920'de Ankara'da Atatürk ile birlikte TBMM üyeleri de, Milli Misak üzerine ant içtiler, İngilizlerin Batum'dan çekilirken, burayı ve Artvin'i Gürcistan'ın işgaline bırakma­sını, 25 Temmuz 1920'de Türkiye Hükü­meti adına Atatürk resmen protesto etti. Kazım Karabekir Paşa Kuman­dasındaki XV. Türk Kolordusu Anka­ra'dan aldığı emirle 30 Ekim 1920'de Kars'ı Ermenilerden kurtardı. Sıra, Gürcü kuvvetleri işgalindeki yerlerimi­ze gelmişti. Türk Ordusu Ardahan ile Artvin'i işgal etmek için hazırlık yapar­ken, TBMM Hükümeti bu bölgelerde­ki tarihi ve etnik haklarını belirten ül­timatomu 22 Şubat 1921'de Gürcis­tan'a verdi.
Türkiye Hükümeti Gürcistan'dan ültimatoma 18 saat içinde müspet cevap aldı. Böylece diplomasi yolu ile Ardahan ve Artvin Türkiye'ye geri verildi. Yukarıda anlatıldığı gibi, Ka­zım Karabekir Paşa'nın ordusu 9 Mart 1921'de Ahıska'yı da işgal etti. Ama ne yazık ki 6 gün sonra 16 Mart 1921'de Moskova görüşmelerinde başarısızlığa uğrayan Türk diplomasi­si yüzünden bu sefer Ahıska'yı Kazım Karabekir Paşa kendi eliyle Gürcüle­re teslim etmek mecburiyetinde kal­dı ve Mart sonunda Ahıska'dan geri çekildi.
Asırlar boyunca Türkiye'nin bir parçası olan Ahıska Bölgesi'ni Türk nüfusu ile birlikte, Moskova'da bağıt­lı taraflardan birine zorla kabul ettiril­mek istenmeyen koşullar altında im­zalanan antlaşma sonucu Rusya'ya verilmesini doğru bulmuyorum. An­cak tam olarak büyük hataya yol açıldığı inancında da değilim. Belki o dönemde kamuoyuna gizli gelişme, düşünce ve kuşkular nedeniyle Ahıs­ka'yı vermek gibi hayli riskli bir adım atılmıştır.
Bunun aksini iddia etmek şüpheli ve düşündürücü, çünkü bir taraftan 18 Temmuz 1920'de Atatürk ile birlik­te TBMM üyeleri Misak-ı Milli sınırları üzerine ant içiyorlar; Ankara'nın emri ile 9 Mart 1921'de Kazım Karabekir Paşa Ahıska'yı esaretten kurtarıyor. Öte yandan Ahıska'nın kurtuluşun­dan tam 6 gün sonra 16 Mart 1921'de Moskova'dan hiçbir baskı, zaruret olmadan Ahıska'yı Ruslara geri veriyorlar. Daha sonra Mosko­va'dan Türkiye'ye dönen murahhas­larımız Ahıska'yı Ruslara verdiklerin­den dolayı pişmanlık duyuyorlar.
Ar­dından 13 Ekim 1921'de Kars Antlaş­ması ile tekrar Moskova Antlaşması'n­dan pek farkı olmayan bir antlaşma daha TBMM Hükümeti ile Sovyetler Birliği'nin o zamanki anayasasına gö­re birer federal Cumhuriyet olan Er­menistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında imzalanıyor. Bu antlaşma­nın amacı Moskova Antlaşması hü­kümlerinin adları geçen Kafkas Cum­huriyetleri tarafından da tanınmasını garanti altına almaktı. Bu antlaşma Türkiye'nin son Ahıska pazarlığı idi. Yani verdik gitti, sonsuza dek Ahıska'nın Türkiye'ye geri katılması söz ko­nusu olamaz anlamına geliyor.

1921 - 1944 yılları arasında Ahıska Türkleri:

16 Mart 1921 yılında Ahıska'nın Sovyet topraklarına bağlanması ile Ahıskalılar için kara günler yeniden başladı. 1956 yılındaki verilere göre bu yerlerdeki Türk nüfusu 138.000 kadardır. Sovyet yönetimi, zorla Gürcistan sınırları içerisinde bıraktıkları Abhaz, Asetin ve Acarlılara, Özerk Cumhuriyet kurma hakkı tanırken, Ahıska Türkleri yokmuş gibi farz edilerek, göz ardı edildiler. Bu yıllarda Ahıskalılar, okullarda önce Arap, sonra Latin ve daha sonra da Kiril alfabesi ile eğitim gördüler.
Ahıska'da kolhozlar 1927 yılında kurulmaya başladı. 1921'den 1927'ye kadar bu geçen 6 yıllık süre içerisinde Ahıskalıların ileri gelenleri Sovyet yönetimi tarafından hapishanelere atıldı. 1930'lu yıllarda başlatılan baskı ve şiddet (Represiya) döneminde binlerce aydın ve din adamı "Kemalist ve Pantürkist" suçlaması ile evlerinden toplanarak cezaevlerine atıldılar. Bu insanlardan bir daha hiç bir haber alınamadı. Daha sonra Stalin'in de desteği ile Gürcü şovenizmi güçlenerek, Ahıska Türkleri'nin büyük bölümünün soyadlarını Gürcüce'ye çevirdiler. 1938 yılında Sovyet Anayasa'sının kabulünden sonra, Ahıskalılar kayıtlara Azerbaycan milleti, dilleri ise; Azerice olarak geçti. Fakat bu durumda, Rusların kendi amaçları ve politikaları açısından pek fayda getirmeyeceği anlaşılınca bundan da vazgeçilip, 1940'da Ahıskalıların resmi dili Gürcüce'ye çevrildi. Bu uygulamadan anlaşılan Ahıskalılar, bağlı bulundukları Türk kimliğinden tamamen koparılmak istenmiştir.
Diğer taraftan bu yıllarda, İkinci Dünya harbinin patlak vermesi, bu harbe Rusya'nın dahil olmasıyla birlikte 1938-40 yıllarında Ahıska ve çevresine, Türkiye'ye mücavir sınırın korunması adı altında, on binlerce Sovyet askeri yerleştirildi. 1940 yılına kadar hiç askere alınmayan Ahıskalılar'dan birden bire 40 bin civarında kişi Alman cephesine sevk edildi. Askere sevk edilenlerin kız, gelin ve çocukları Borcom'a demiryolu inşaatında çalıştırdılar. 1944 yılında Borcom'dan Vale'ye döşenen 70 kilometrelik demiryolu yapımında binlerce Ahıska Türkü kötü koşullar sebebiyle hayatını kaybetti.
Kaynaklardan öğrendiğimiz bilgilerden anlaşılıyor ki; Ahıska Türkleri'nin sürgün edilme düşüncesi Rus yöneticileri tarafından 10-15 yıl öncesinden planlanmaya başlanmıştır. Çünkü 1921 yılından sonra komünist Sovyet yönetimin, Abhaz, Asetin ve Acarlara Özerk Cumhuriyet kurma hakkı tanırken; Ahıska Türklerine bu hakkı tanımaması; 1930'lu yıllarda halkın lideri durumunda olan binlerce aydın ve din adamının hapse atılması; 1940 yılına kadar diğer özerk Cumhuriyetlerden askere adam alındığı halde, Ahıskalılar'dan askere alınmayıp, ancak Rus-Alman Harbi'nde 40 bin civarında kişinin Alman cephesine gönderilmesi ve geri kalan kadın ve ihtiyarlara da demiryolunun yaptırılması gibi olay ve uygulamalar gösteriyor ki, sürgün olayını daha önceden hazırlanmış bir planı tam istedikleri bir anda gerçekleştirmişlerdir.

1944 Sürgünü ve Sürgününü Hazırlayan Koşullar

Bilindiği gibi 1944 yılı Mayıs'ında hazırlanmış olan bir belgeye göre, önce Ahıska Türkleri'ni, S.S.C.B. üyesi olan Gürcistan'ın Şark ilçelerine (Rayonlarına) nakletmek kararı alınmış. Ancak daha sonra büyük ihtimal ki, bu karar halkın kafasını karıştırmak ve meşgul etmek için hazırlanmış sahte bir belge olduğu ortaya çıkmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, gerçek niyeti ve planı gizlemek suretiyle; ortaya çıkacak tepkiyi ölçmek, gibi gayelerle aslı olmayan bir dedikodu ortaya atılarak halkın zihni bulandırılmış ve dikkatler başka tarafa çekilmeye çalışılmıştır. Daha sonra, aynı yılın Temmuz'unda yeni plan tasdik olunuyor. Tasdik edilen bu yeni kararda, ahaliyi Gürcistan Cumhuriyeti'nden dışarıya çıkarmak, Orta Asya ve Kazakistan'a sürmek planı açıklanıp uygulamaya konuluyor.

Sürgünün Uygulanması...

Bu acımasız Stalin rejimi, Devlet Savunma Komitesi kararına dayanarak sınır güvenliği gerekçesiyle 110 bini aşkın Türkü, Ahıska'nın 209 köyünden alarak kargo trenleriyle Orta Asya'ya sürmüştür.
Şimdiye kadar gizli olan belgelerin açıklanmasından sonra sürgün olayını kısaca özetlersek Stalin rejiminin biraz daha iç yüzünü görmüş olacağız.
13 Kasım 1944 yılında "Komünist İmecesi" uygulamasıyla yollar, köprüler v.s. gibi tesisler, daha başlarına geleceklerinden haberi olmayan halka tamir ettirildi. 14 Kasım 1944 günü, gece saat 12.00'de, daha önce sınıra takviye amacıyla yerleştirilmiş olan on binlerce Rus askeri, silahlarıyla Türklerin evlerine girdiler. Dört saat içerisinde kamyonlara doldurulan mazlum ve çaresiz Türk insanı demir yoluna getirildiler. Diğer taraftan bu sırada yüzlerce Ahıskalı aile ise, her türlü riski göze alarak, Rus askerleriyle çarpışarak, onlarca şehit verme pahasına Türkiye'ye geçmeyi başardı. Bu aileler halen Ağrı, Muş, Kırıkhan, İnegöl, Bursa, Ankara, İstanbul ve diğer yerleşim birimlerinde yaşamaktadırlar.
Türkiye sınırına yakın köylerdeki insanlarımızın toplanması için 15 dakika izin verildi. Babaları, kocaları, kardeşleri Alman Cephesi'nde bulunan bu kimsesizleri ve ihtiyarları kim, hangi sebeple, nereye sürüyordu? belirsizdi.
Böylece 100-120 bin civarındaki Ahıska Türkü, kara kış gününde yük vagonlarına 8-10 aile halinde koyunlar gibi doldurularak kapılar kilitleniyordu. Yer gök Allah-Allah haykırışlarıyla inliyor, ağlama, sızlama ve hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu. Halbuki bu yakarışları işitecek vicdana sahip kimse yoktu. Vagonlar Hazar Denizi'ne yaklaşmaya başlayınca, bu insanlar kendilerinin denize döküleceklerini sandılar. Bu olay karşısında Azerbaycan'ın o dönemdeki yöneticileri, Ahıskalıları Azerbaycan'da iskan etmek istediler. Ancak Stalin'in kararı kesindi. Azerbaycan yöneticilerini kurşuna dizmekle tehdit etti. Azerbaycan Türkleri'nin gayretleri de netice vermedi. Üç gün sonra vagonlar tekrar Urallar Bölgesi'ne hareket etmeye başladı. Ural Dağları'nın soğuk havası bir çok insanın hayatına mâl oldu. Onlara kefen ve mezar bile nasip olmadı. Kefenleri Sibirya'nın bembeyaz karıydı. Bir buçuk ay süren yolculuk sonunda bu talihsiz insanlar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a dağıtıldılar.
Ahıska Türkleri sürülürken: Onlara; "Sizleri Alman tehlikesinden korumak için başka yerlere geçici olarak göç ettiriyoruz, en kısa zamanda topraklarınıza geri döneceksiniz" diye yalan söylediler. Sürgün anılarını anlatan başta Rahmetli Mihrali BİNALİOĞLU ve sürgün yaşamış 100'den fazla insanların anılarını çok kısa olarak şöyle ifade edebiliriz: "Gece Rus askerleri köyümüzün evlerini kontrol altına aldılar ve iki saat içinde toplanmamızı emrettiler. Sonra da silah zoruyla tren istasyonunda topladılar. 220'ye yakın Ahıska köyünün Türk ve Müslüman nüfusunun kırk-elli kişi bir hayvan vagonuna dolduruldu. Vagonlar hayvan vagonları olduğu için ısıtma sistemi yoktu. Tuvaletsiz, susuz, dışarıda -15, -20 derece soğukta, bir buçuk ay bir yolculuk yapıldı. Rus askerleri her istasyonda vagonları açarak: açlıktan, soğuktan ve hastalıktan ölenleri trenlerden dışarı atıyorlardı. Tren kapıları günde bir kez açılıyordu. Erkeklerin gözleri önünde utandıkları için tuvalet ihtiyaçlarını yapamayan kadınların idrar keseleri patlayarak ölenler vardı" Onları bu insanlık ayıbına düşürenler neden utanmadılar? Bu insanların suçu neydi?, Türk ve Müslüman olmak mı, nerde bu insanların cesetleri? Kim bu insanlık ayıbını üstlenecek? Altmış yıl içinde kimse üstlenmemişse, bundan sonra birilerinin üstlenmesi zor olur.

Ahıska Türklerinin Özbekistan'daki sürgün yaşantıları:

Bir buçuk ay süren bu zorlu yolculuktan sonra, açlıktan, soğuktan, hastalıktan, 17 bini çocuk olmak üzere 30 binden fazla insan vefat etmiştir. Orta Asya Çöllerine Ocak ayında gelen Ahıskalılar zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bu toprakların insanlarına, havasına, suyuna alışmak mecburiyetindeydiler. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan çöllerine yerleştirilen bu insanlar sıkı bir polis ve KGB rejimi altında adeta bir karantinaya alındılar. 1944-1956 yıllar arasında sıkı yönetim uygulandı. Belli sınırlar içinde yaşamak mecburiyetinde kaldılar, bir köyden diğer bir köye izinsiz gidemediler. Düğün yapmak, evlenmek, yakın akrabaları ziyaret etmek için özel izin alınması gerekiyordu. Yüksek eğitim alma, seçme ve seçilme hakları yoktu. Ne yazık ki; bütün bu insanlık dramını dünya kamuoyu bilmiyordu. Bu insanlık ayıbı tam 12 yıl sürdü. (1944-1956) yılları arasında devam etti. Stalin'in ölümünden sonra sıkı yönetim kaldırıldı. Ama Ahıskalılar Ahıska'ya dönemediler. Ellerinden alınmış mal ve mülkleri verilmedi, hatta turist olarak Ahıska topraklarını ziyaret etmeleri yasaklandı. Bunun başlıca sebepleri Ahıska'nın Türk sınırında bulunması ve 1944'ten sonra boş kalmış Türk köylerine Ermenilerin yerleştirilmiş olmasıydı. Bir Türk toplumunun Türkiye sınır bölgesinde bulunması Rusya açısından sakıncalı olarak görülmüştü.
Ahıska Türkleri'nin sürgünündeki Ermeni faktörünü de unutmamalıyız. 1915 Türk-Rus Savaşı'nda Ermeniler Türklere ihanet ettikten sonra, artık Türk topraklarında kalamayacaklarının farkına vardılar. Rus Ordusu'nun arkasına takılarak Anadolu topraklarını terk ettiler ve Kafkasya'ya yerleştiler. Ahıskalılar Ahıska'dan sürülünce de boş kalan köylere Ermeniler yerleştirildiler. İngiliz yazarı Robert Conguest; "120 bin kişilik bir Türk nüfusu yurtlarından sürülüyor ve bu olay 1969 yılına kadar Batı dünyasında duyulmuyor. Koca bir halk yurtlarından sürülüp binlerce km uzaklıkta sıkı bir polis rejimi altında yaşamaya mahkum ediliyor ve dünyanın bu soykırımdan haberi olmuyor" diye yazıyor. Nasıl adalet bu?
Bir buçuk ay süren bu yolculuk sonucu 1944 yılının soğuk kışında Ahıska Türkleri Orta Asya'ya ulaştılar. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'ın çöl arazilerine dağıtıldılar. Yerli halk Ahıskalıları hiç de iyi karşılamadılar. KGB yerli halk arasında iyi çalışmıştı ki; Ahıskalıları düşman gibi karşıladılar. "Siz insan yiyormuşsunuz, Almanlar ile iş birliği yapıyormuşsunuz" diye yalan suçlamalarda bulunmuşlar. Ahıskalılar bu çöl dediğimiz arazileri güzelleştirmeye başladılar. Çalışkanlıkları, dürüstlükleri ile çok kısa bir zamanda yerli halktan daha iyi yaşamaya başladılar. Baskı ve zulümlere rağmen Türklüklerini, dinlerini, örf ve geleneklerini hep korumaya çalıştılar. Yerli halk Ahıskalılara; "Göçmen, Kafkas" diyenlere karşı kendilerinin "Türk" olduklarını ispat etmeye çalıştılar. Bu nedenledir ki; kimliklerine "Türk"diye yazdırıyorlardı. Merkez Komitesi; Azeri, Özbek, Gürcü, Rus yazmak istemelerine rağmen Ahıskalılar; "Hayır ben Türküm ve asla milliyetimden vazgeçmem" diye direniyorlardı. Ahıskalılar hariç eski SSCB de "Türk" diye resmen kabul edilen başka millet olmamıştır.
Koca bir halk yaşadıkları sınır boyundaki yurtlarından sürgün ediliyor, soykırıma tabi tutuluyor, 30 binden fazla insan açlık, hastalık ve soğuktan vefat ediyor" Sağ kalanlar sıkı bir polis "KGB" rejimi altında 12 sene yaşamaya mahkum ediliyor, Ahıska haritasından Türk toplumu siliniyor ve bütün bu mezalim gelip geçen Sovyet liderleri tarafından gizli tutuluyor. Daha da düşündürücüsü Türkiye'de gizli tutulması, bu sürgün ile ilgili bilgiye rastlanmaması hayret vericidir. Sürgüne tabi tutulan bazı milletlerin; "Almanlar ile işbirliği yaptıkları için" sürüldükleri ileri sürülüyor, ama Ahıska Türkleri'ne böyle bir suçlama yapamadılar. Demek ki; Ahıska Türkleri'nin sürgününün tek sebebi Türk olmaktı. Stalin Türk Devleti'ne yapamadığını, Ahıska Türkleri'ne yaptı. Ahıska Türkleri'ne yapılan bu sürgün, resmen bir soykırımdır. Bütün dünyanın bunu böyle kabul etmesini istiyoruz. İnsanlık tarihinin en kirli sayfalarını teşkil eden bu sürgün olayının belgeleri yıllar sonra ortaya çıktı. Bu insanlık suçunu işleyenler, bu ayıbı ortadan kaldırmak için hiçbir girişimde bulunmadılar. İnsanlık tarihini inceleyenler bir gün bu suçun hesabını da soracaklar, ama ne zaman?

Özbekistan Fergana Olayları:

1944 yılında Ahıska'dan sürülen Ahıska Türkleri Orta Asya ve Kazakistan Çölleri'ne yerleştirildiler. Mecburi göçe tabi tutulan bu insanlar bu çöl havasına, soğuğuna, insanlarına ve suyuna alışmak mecburiyetindeydiler. Alışamayanlar, soğuktan ve hastalıktan 10 binden fazla insan vefat etmişti. Sovyet Rejiminde sürgün hayatı geçiren Ahıskalılar hep dışlandılar, üçüncü sınıf statüsünde yaşam mücadelesi verdiler. Çalışkanlıkları, dürüstlükleri ile çok kısa zamanda, yerli halktan daha iyi yaşamaya başladılar. Kendilerine yapılan baskılara, haksızlıklara rağmen Türklüklerini, örf adetlerini ve geleneklerini korumaya çalıştılar. Gürcü, Göçmen, Kafkas, diyenlere karşı Türk olduklarını ispatlamak için çalıştılar, pasaportlarında Millet yazıldığı yere " TÜRK" diye yazdırdılar. Hükümet görevlileri Azeri, Özbek, yazmak istemelerine rağmen, Ahıskalılar; "Hayır biz Türküz ve Milletimizden asla vazgeçemeyiz" diye direndiler. Ahıskalılar hariç eski S.S.C.B de Türk diye resmen kabul edilen başka millet yoktur. Bu nedenledir ki; Ahıskalılar hiç sevilmediler ve devamlı KGB'nin takibi altındaydılar. Ahıska Türkleri Orta Asya ve Kazakistan'ın kendilerine hiçbir zaman vatan olmayacağının farkındaydılar. Bundan dolayıda kendi anavatanlarına Ahıskaya veya Türkiye'ye dönme mücadelesi veriyorlardı. Gürcistan buna hep direniyordu. Türklerin Ahıskaya yerleşmesine karşıydı. 45 Sene sürgün hayatı böyle geçti.1989 Sovyetler Birliği'nin son dönemlerinde Sovyet Rejimi'nin çökmesi sırasında Sovyetler Birliğini oluşturan Cumhuriyetler bağımsız bir Devlet olmak istiyorlardı. İlk Cumhuriyetlerden birisi de Gürcistan'dı. Ahıskalılar'ın Ahıska Topraklarına yerleşmesine sıcak bakmayan Moskova Ahıska Türklerinin meselesini Gürcistan'a baskı yapmak için alet olarak kullanmaya başladı. Moskova'nın ve KGB'nin bu ince hesapları Ermenilerin de işine yaradı. Özbekistan'da çoğu Fergana Vilayeti'nde oturan Ahıska Türkleri arasında Ahıskaya dönme faaliyetleri güçlenmiştir. Son zamanlar 1986-89 Özbekistan'daki pamuk yetiştirmedeki yolsuzlukları hakkında soruşturma yapmak için Moskova'dan gelen Ermeni asıllı savcı Gıdilyan- İvanov, binlerce Özbek asıllı insanları tutuklayıp ceza evlerine gönderdiler. Bu gelişmeler Özbekistan'daki toplum içinde azınlıklara karşı özellikle Ruslara ve Ermenilere karşı ayaklanmaya başladılar. Tabi ki KGB durumu kontrol ediyordu ve gelişmelerden haberdardı. 9 Nisan 1989 da Tiflis ayaklanmasında Gürcü Milleti Rus ordusuna karşı isyan etti ve çatışmalar çıktı. Kızılordu, Sivil topluma karşı silah kullandı onlarca insan öldürüldü. Bu olayları örtbas etmek için Sovyetler Birliği'nin son Cumhurbaşkanı Gorbaçov Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov ve KGB bir senaryo yazdılar ve uygulamaya başladılar.

1) Gürcistan Devletini zor durumda bırakmak için Ahıska Türklerini kullanmak,
2) Özbekistan'daki pamuk tarımındaki yapılan yolsuzlukları ortadan kaldırmak,
3) Özbekistan'daki azınlıklara karşı isyancı olan ve devleti suçlayan," BİRLİK" oluşumunu yok etmek,
4) Özbeklerin Rus düşmanlığını Ahıska Türkleri üzerine yönlendirmek, böylelikle iki Türk insanını birbirine düşman etmek.

Bu yazılan senaryo 1 Mayıs 1989'da uygulanmaya başlandı. KGB'nin gizli çalışmaları sonucu Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında çok kısa bir zamanda düşmanlık başladı. 45 Sene dostça, akrabaca yaşayan bu iki toplum arasındaki olumsuz gelişmeler Özbekleri ve Türkleri hayretler içinde bıraktı, her yerden Ahıskalılar tehdit edilmeye başlandılar, işten çıkarıldılar, sevilmeyen bir toplum haline geldiler. Alışveriş merkezlerinde, halkın yoğun olduğu yerlerde, Ahıska Türkleri'nin Özbek çocuklarına, kadınlarına yaptığı işkencelerin tablolarını ve "Türklere ölüm" pankartlarını asmaya başladılar. (Böyle bir şeyin Ahıskalıların yapacağına Özbek halkı inanmıyordu ama KGB bu konuda çok ısrarlıydı eğitimsiz, cahil insanlara bunu anlatmaya devam ediyordu.) Ahıskalılara artık süre veriliyordu Özbekistan'ı terk edeceksiniz diye Haziran 1989'da Ahıska Türkleri'nin yoğun olduğu Fergana Bölgesi'nde 14-20 yaşındaki gençlere uyuşturucu, bol miktarda alkol verildi, Ahıskalılar'ın evlerine kırmızı işaret konuldu. Bu evlerin yakılmasını emredildi, karşılık verenlerin öldürülmesi istendi. Fergana olayları böylelikle başlamış oldu ve çok hızlı şekilde diğer bölgelere sıçradı.

Binden fazla evin yakılıp yıkılması, 300'den fazla günahsız insanın ölümü, binlerce kadına, çocuğa ve yaşlıya yapılan işkenceler ile sonuçlanan bu dehşet verici olaylar Fergana Bölgesi'ndeki 20 bine, Özbekistan'da 100 bine yakın insanın sürgünü ile sonuçlandı. 45 sene Özbekistan'daki yaşamamız boşa gitti. Alın teri ile kuruş kuruş biriktirip yaptırdığımız evler yakıldı, yağmalandı. Mal, mülk, bağ, bahçe, her şeyi kaybettik. Canlarını kurtaran Ahıskalılar kendilerine bir yuva, bir ev edinmek için Özbekistan'ı terk etmek zorunda kaldılar. Merkezi Moskova'da olan basın ve haber kaynakları Rus askerlerini Ahıska Türkleri'nin kurtarıcısı olarak gösterdiler. Sanki Kızılordu olmasaydı, Ahıskalılar öldürülecekti. Böylelikle KGB tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmış! oldu. Askeri uçaklar ile Rusya'nın Kursk, Belgorod, Tula, Smolensk vilayetlerine 70-80 Rus ailesi içine 3-5 Türk ailesi yerleştirildi. Rusya Devleti'nin özellikle bu beş vilayeti seçmesi, önceden hazırlanmıştı. Yerli halkın siz geçen sene gelecektiniz, neden böyle geç kaldınız demeleri, senaryonun eskiden yazıldığını ortaya koydu. Olayları KGB'nin çok uzun süredir hazırladığı ve başarı ile sonuçlandığı gösteriyordu. Son olarak Ocak 1990'da Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te Ahıska Türklerine yapılan saldırılar ve 100'e yakın evin yakılması Özbekistan Devleti'nin; "Biz sizlere güvence veremiyoruz, Özbekistan'ı terk edin" demesi, Özbek Devletinin de bu senaryo içinde olduğunu gösteriyor. Böylece koskoca Sovyet Devleti bir avuç Ahıska Türkü'nün can ve mal güvencesini sağlayamadı mı? yoksa sağlamadı mı? Fergana olaylarından sonra kimlerin ne kazandığına bir bakalım:

Özbekistan ne kazandı:

1) Fergana'da nüfusun yoğun olduğu bölgede 20 bin insanın bölgeyi terk etmesiyle boşalan evlere ve iş yerlerine, ev ve toprak sorunu olan yerli Özbek halkının yerleşmesiyle Devletin Milleti ile barışmasını sağladı.
2) Özbekistan'da pamukta yapılan yolsuzluklar bu olaylar nedeniyle unutuldu ve kapatıldı.
3) Devlet yönetimini beğenmeyen "BİRLİK" Partisi yetkilileri tutuklandı, cezalandırıldı, "BİRLİK" Partisi dağıtıldı.

Rusya ne kazandı:

1) Özbekistan'daki azınlık statüsündeki Rusların Özbekler tarafından yaptırılacak mecburi göçünü durdurdu.
2) Rusya'nın bırakılmış, terk edilmiş köylerine insan gücünü götürdü, Ahıskalıları yerleştirerek tarıma yararlı topraklarda tarım ve hayvancılık yapmalarını sağlayıp, ucuz mahsül yetiştirip büyük şehirlere yerleşmiş Rus halkının geçimini sağladı.
3) Dillerine ve dinlerine çok düşkün olan bu Türk Toplumunu Rusların içine yerleştirerek asimile edip, Türk sorununu ortadan kaldırmak istedi. Fergana Olaylarında kaybeden her zamanki gibi Ahıska Türkleri oldu.

Sonuç Olarak

İster 1944 Ahıska sürgünü, ister 1989 Özbekistan Sürgünü, Ahıskalılara sadece ve sadece Türk oldukları için yapılmıştır. Yapılanlar insan haklarına aykırıdır. Yapılan haksızlıkları ve bugünkü sorunlarımızı, uluslararası platforma taşımamız gerekir. Başta Türkiye Devleti olmak üzere, milli davalarımıza sahip çıkan kurum ve kuruluşlarla birlikte ABD ve Avrupa Ülkeleri Ankara Büyükelçiliklerine giderek, Birleşmiş Milletlere, Avrupa Parlamentosuna, Helsinki İnsan Hakları Komisyonuna, yazılı şekilde sorunları aktarmamız ve çözüm yollarına destek istememiz gerekiyor. Gürcistan'da ve Özbekistan'da mecburen terk ettiğimiz ev, toprak, mülkiyetimizin geri iadesini, sürgün ve soykırım sebepçilerinin cezalandırılmasını talep edelim.

Ahıska Türklerinin Ahıska Topraklarına dönme mücadelesi:

Ahıska Türkleri, 1944 Ahıska Sürgünü'nden sonra sıkı yönetim ve zor şartlar altında yaşamaya ve Ahıska'ya geri dönme mücadelesine başladılar. İlk gizli komiteler 1956'dan sonra kurulmaya başladı. Ahıska Türkleri'nin temsilcileri 1957'de Moskova'ya gelerek vatana dönmek için ilk müracaatlarını yaptılar. Kendilerine, "Siz Azerîsiniz! O hâlde Azerbaycan'a dönebilirsiniz..." diye cevap verildi.
Zehirli yılan çeşitleriyle meşhur Mugan Bozkırı'na yerleşmek üzere Azerbaycan'ın Saatli Bölgesi'ne gelmelerine izin veriliyordu. 1958'de, bazı aileler bunu kabul ederek, kendi vatanlarına yakın gördükleri Azerbaycan'a geldiler. Buradan Ahıska'ya geçmek kolay olur diye düşünüyorlardı.
Nitekim bunlardan birkaç yüz aile -bazı kaynaklarda 245 aile- 1960 Temmuzu ile 1961 Şubatı'nda Ahıska Bölgesine geçmeye teşebbüs ettiler. Fakat sonuç istedikleri gibi olmadı. Gürcistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri W. Mzhavanadze tarafından geri çevrildiler.
1963'te Gürcistan KP ikinci sekreteri olan Zemliansky, Türklere anlayışlı davranacağına dair söz verdiyse de, birkaç ay sonra ölümü, bu vaadi de toprağa gömdü.
1964 Şubatında Taşkent'te yapılan Halk Kongresine diğer sürgün bölgeleri de dahil 600 civarında delege katıldı. Burada "Millî Hakların Müdafaası İçin Türk Birliği" kuruldu. Başkanlığına da Enver Odabaşev seçildi. Kendisi malûl bir harp gazisi ve tarihçiydi. O'nun önderliğinde hareket eden temsilciler Moskova'dan, Gürcistan yetkililerine baskı yapmalarını ve vatan yolunun açılmasını istiyorlardı.
1968 Nisanı'nda Taşkent yakınlarındaki Yeniyol'da bir gösteri yaptılar. Ardından da yüzlerce kişi tutuklandı. Yine aynı yıl Yüksek Sovyet Prezidyumu onlara, bütün Sovyet vatandaşları gibi iş ve pasaport kanunları çerçevesinde, ülkenin her yerinde yaşama ve çalışma haklarını verdiyse de, vatana dönüş konusunda bir gelişme olmadı.
Ahıskalılar'dan bir grup da SSCB Başsavcılığına başvurmuştu. Gürcistan SSC Savcılığından gönderilen 30 Mayıs 1964 tarihli cevap yazısında: "1944 yılında Ahıska, Aspinza ve Adigön İlçelerindeki nüfusun sürülmesinin yasal olup olmadığı konusunda SSCB Başsavcısı R.A. Rudenko'ya gönderilmiş toplu imzalı mektup Gürcistan SSC Savcılığına intikal etmiştir." denilerek, yasallık hususunun Gürcistan SSC Başsavcılığınca çözüme kavuşturulacağı belirtilmektedir.
1968 Kasımında Sovyet KP Merkez Komitesi Sözcüsü B.P. Lakovlev, kendisine gelen bir Türk temsilciler heyetine, vatanları olan Ahıska yöresine dönüşlerine müsaade edileceğini vaad etti. Bu vaade sevinerek Ahıska'ya hareket eden yüzlerce Türk ailesi, mahallî yöneticilerin engelleriyle karşılaştılar. Çalışma belgeleri verilmedi, askerlik problemleri çıkarıldı ve taşınmak için vasıta verilmedi. Azerbaycan'dan gelenler de Gürcistan hududunda durduruldular. Eşyalarını bırakıp tek başına girenler de Gürcü idareciler tarafından sınır dışı edildiler.
1969 Ağustosunda 120 kişilik heyete Merkez Komitesi'nde hakaret edilerek geri çevrildi. Onlar da isteklerini ve gerekirse Sovyet vatandaşlığından vazgeçebileceklerini dile getiren bir bildiri yayınladılar.
6 Nisan 1970'te, eğer Sovyet yönetimi Ahıska Türklüğünün millî davasının çözümünde eski katı tutumunda ısrar ederse, Türkiye'ye göç etmeyi kararlaştırdılar. Buna müsaade edilmesi için de, aralarından seçtikleri Muhlis Niyazov, İslâm Kerimov, T. İlyasov, hareketin lideri Enver Odabaşev'le birlikte Türkiye'nin Moskova Büyükelçiliğime müracaat ettiler.
2 Mayıs 1970'te "Biz Türküz!" diye başlayan bir beyannameyi açıkladılar.
Yine 1970 yılı içinde vatana dönme teşebbüsleri, Gürcistan yetkililerince şiddetle engellenmiştir. Bugünkü Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze, o zaman İçişleri Bakanı iken, Ahıska'ya dönmek üzere Tiflis'e gelen binlerce Ahıska Türkü'ne karşı cop, basınçlı su vs. kullanarak geri çevirmiştir.
14 Şubat 1971 'de toplanan Enver Odabaşev'in başkanlığındaki Kurtuluş Komitesi, tebliğde dile getirilen isteklerin yerine getirilmesini tekrar talep etti. 15 Mayısta -bazı kaynaklarda 15 Martta- Türkiye'ye göç etmek isteyenlerin listesi Moskova'daki Türk elçiliğine verildi.
4 Mayıs 1971'de Millî Hakların Müdafaası için Türk Birliği'nin Mütevelli Heyeti Başkanı O. Selimov, Sovyet Hükümeti yetkilileriyle, BM Genel Sekreteri U Thant'a 2 Mayıs 1970 tebliğinde sözü edilen hususlardan bahseden dilekçeler yolladı. 9 Mayısta 61 kişilik bir heyet Sovyet Başbakanı Podgorni ile görüşmek istediler. Bir zaman sonra, daha alt seviyede yöneticiler tarafından kabul edilen heyete sert bir şekilde, vatanlarına dönmelerinin mümkün olmadığı bildirildi. 18 Mayısta tekrar müracaat ederek göç izni istediler. Seyfatov, Mehmedov ve Niyazov adlı üç temsilci Türk elçiliğine giderken, Sovyet polisi tarafından tutuklandılar. 18 Temmuzda yüzlerce Türk, BM Genel Sekreteri ve Türk parlamentosuna yazılan mektupları imzaladılar. Bu hareketten sonra Odabaşev de yeniden tutuklandı. Bakü'de iki yıl hapse mahkûm edildi.
1972 yılında cemiyetin yeni önderi Seyfatov, Sovyet KP Sekreteri Brejnev, BM Genel Sekreteri Waldheim ve Türkiye Başbakanı Ferit Melen'e müracaat etti.
Bu mücadeleler, ne yazık ki hiçbir sonuç vermedi.
Ahıska Türkleri, yaşamakta oldukları Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde kendi kaderleriyle baş başa yaşarken, 1989 Fergana olayları baş gösterdi. Onları yeni sürgünler bekliyordu. Öyle oldu, Özbekistan topraklarından da çıkmak zorunda bırakıldılar. Şimdi onlar, eski Sovyetler Birliği'ni oluşturan coğrafyanın her tarafında hayat mücadelesine devam etmektedirler.

Ahıska Türkleri'nin: BUGÜNÜ

Ahıska Türkleri, 1944 Sürgünü'nden sonra yerleştirildikleri Türkistan (Orta Asya) ülkelerinde (Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'da) yeni bir hayata başladılar.
Eski Sovyetler Birliği'nde Türk kelimesini kullanmak, Türkçe konuşmak yasak iken Ahıska topraklarına dönme mücadelesini başlatan başta Enver Odabaşı, bu davanın devamcısı Yusuf Serveroğlu olmak üzere bu davaya katkıları bulunan büyüklerimize teşekkür eder, ölenlere de Allah dan rahmet dileriz. Bu yolda canını, malını, işini ve ailesini kayıp eden insanlarımız vardı. Vatan uğrunda cezaevlerinde yatan, her şeyi göz önüne alan cesur insanlarımızı bu millet unutmayacaktır. Ahıska topraklarına dönme mücadelesi bugün de devam etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün değimiyle: "Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez."

Bugün birileri kalkıp da biz Ahıskalılara: "Neden toprağınızdan vazgeçtiniz, bu topraklar için neden savaşmadınız" diye söyleyemez. Ahıska Türkleri olarak Ahıska'ya dönme mücadelemizi sonuna kadar verdik. Gürcistan Devleti bize Türk adı ile Ahıska Topraklarına yerleşmemize imkan vermiyor. Gelin dininizi, dilinizi değişin yani; Gürcü olun diyor. O zaman da bakarız Ahıska'ya değil de Gürcistan'ın her hangi bir bölgesine yerleştirebiliriz, sözleri bize yapılan haksızlığı ve soykırımın derecesini göstermektedir. Biz Ahıska Türkleri olarak Ahıska topraklarına Türk adı ile Türk olarak yerleşmek istiyoruz. Ahıska Toprakları bizim baba yurdumuzdur. 1700 yıllık Türk yurdudur. Biz orda iken Gürcü milleti yoktu. Bunu Gürcistan Devleti de çok iyi biliyor. Bu nedenledir ki; göç etmemizi engelliyor. Artık bu problem milli bir dava şekline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Rusya Federasyonu ve Gürcistan Devleti arasında yapılacak müzakereler sonucu çözüme kavuşacağı inancındayız.

AVRUPA KONSEYİ

1956 yılından bu yana dönemin Sovyet hükümeti ve Gürcistan devleti topraklarından haksız yere sürgün edilen Ahıska Türkleri'nin Ahıska'ya yerleştirilmesine olumlu bakmamış, ve çeşitli bahanelerle taleplerimizi reddetmiş. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Gürcistan devletinde büyük değişiklikler yapıldı. 1999'da Avrupa Konseyi'ne üye olunurken, Avrupa Konseyine kabulünden itibaren iki yıl içinde Sovyet rejimi tarafından zorla göç ettirilen Ahıska Türkleri'nin vatanlarına iadeleri, Avrupa Konseyine girişinden itibaren üç yıl içinde vatana iade ve entekresyon sürecini başlatmaya ve 12 yıl içinde göçü tamamlamaya söz vermiştir. Söz konusu konseyde 5 sene geçmesine rağmen hiçbir çalışma yapılmadı. Bunun sebepleri arasında Aphazya ve Güney Osetya'da kaynaklanan büyük sayıdaki mülteciler bunlarla ilişkili problemler ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu bahanesiyle bütün çalışmalar durdurulmuştur. Halbuki II. Dünya Savaşında yoksulluk ve açlık olduğu bir zamanda yüz yirmi bin insanı iki saat içinde sürdüler. Aradan 60 sene geçmesine rağmen yeni bahaneler uyduruyorlar.

Ahıska Türklerinin Ahıska'ya dönememelerinin sebepleri:

1- Ülkedeki mevcut ekonomik durum Gürcülere göre Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'a dönmelerini imkansız kılıyor. Ancak Gürcistan böyle bir göç başlattığında, Uluslararası kuruluşlar Gürcistan'a ekonomik destek vereceklerini beyan etmişlerdir.
2- Problemin çözümünü engelleyen faktörlerden biri de; Ermenistan faktörüdür. Ermenistan'dan gelen diplomatik baskı ve Ermeni Diasporasını tutumu Ahıskalıların gelişi ile bölgede sosyal huzursuzlukların baş göstereceği ve etnik çatışmaların çıkacağı iddialarını sürdürmekteler.
3- Ahıskalıların geri dönememelerinin bir faktörü de Ahıska Türkleri'nin Türk ve Müslüman olmaları. Gürcistan Ahıskalıları'nın geri dönüşlerini, ancak Ahıskalıların Gürcü dilini ve dinini kabul etmeleri, Gürcü soyadlarını almaları halinde mümkün olacağını defalarca söylemişler.

Gürcüler Ahıskalıların Gürcü olduklarını söylemek istiyorlar. İnsan sormaz mı; neden o zaman 1944 de Ahıska Türkleri'nin sadece Türk oldukları için sürüldüklerini, neden bu baskı ve zulümler, insan kendi soyuna böyle yapar mı ?
Sürgün zamanı Türk diye birkaç Gürcü ailesi yanlışlıkla sürülüyor. Bu olayı duyan Stalin, bu göçten sorumlu Beriya'ya talimat veriyor, diyor ki; 15 gün içinde yanlış sürülmüş birkaç Gürcü ailesini geri getireceksiniz. Beriya 15 gün içinde sürgün bölgelerini gezip yanlış sürülmüş Gürcü ailelerini Gürcistan'a getiriyor ve yerleştiriyor. Ama Ahıskalılar Türk oldukları için 60 senedir geri dönemiyorlar. Ahıska Türklerini Türk oldukları uluslararası platformları tescil edilmiştir. 1998 Hollanda'nın Labey şehrinde AGİT ve Birleşmiş Milletler Yüksek Konsey toplantısında Ahıska Türleri'nin Türk oldukları kabul edilmiştir. Problem bir etnik kimliğin tescilinden ziyade bir halkın mağduriyetinin giderilmesindedir. Gürcülerin bir iddiası da Ahıska Türkleri geri geldikleri zaman bağımsızlık talep edeceklerdir. Gürcü yetkililer Ahıska Türkleri toprak talebinde bulunabilirler endişesiyle "ya hiç getirmeyelim, getirmek zorunda kalırsak Ahıska'ya yerleştirmeyelim" şeklinde düşünmekteler. Biz Ahıskalılar'ın böyle bir toprak iddiamız yok. Biz sadece kendi baba yurdumuz Ahıska topraklarına Türk adı ile yerleşmek istiyoruz. Çünkü, 1700 yıllık Türk yurdu Ahıska'dan Türk adı ile sürülmüştük. Son olarak Ahıska Türkleri'nin talep ettikleri topraklarda yer sıkıntısını öne sürmekteler. 1988 de Moskova'da, S.S Slobodnik başkanlığında devlet komisyonu oluşturulmuş ve Ahıska Bölgesi'ni gezmişler. Sonuçta Ahıska da 220 köyde 88'inin boş olduğunu ve tarım arazilerinin %70'ini kullanmadığını tespit edilmiştir.
Ahıska Tükleri'nin geri Ahıska'ya dönmelerini hem Gürcistan için hem de Ahıska Türkleri için çok önemlidir. Gürcistan yarım asırdan fazla süren bir adaletsizliğe son veren devlet olarak büyük bir prestij kazanacak, başta Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında güven kazanacak, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler, AGİT, Türkiye ve Uluslararası yardım kuruluşları harekete geçecektir. Ahıska Bölgesi'nde ki imar-iskan faaliyetleri ülkede ekonominin canlanmasına etkide bulunacaktır. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru hattının kilit ülkesi Gürcistan için daha fazla önem ifade edecektir ve en önemlisi Ahıska Türklerinin 60 senelik vatan hasreti sona erecektir.

Ahıska vatan toprağıdır, insan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağından ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez. Biz sürgündeki Ahıska Türkleri'nin çocukları olarak, babalarımıza ve dedelerimize yapılan bu soykırımı unutmayacağız ve bu mukaddes topraklardan vazgeçmeyeceğiz.

Rusya'da yaşayan Ahıska Türkleri'nin sorunları:

Rusya'da, özellikle Krasnodar Bölgesi'nde Ahıska Türkleri sevilmeyen insan yerine konulmayan, insan hakları ve yetkileri ellerinden alınmış, eğitimsiz, sağlıksız toplum haline gelmişler. Rus Devleti bir kısmına sadece Rus pasaportu vermiş, çoğunluk bu haktan da mahrum kalmış, özellikle Krasnodar Bölgesi'nde Ahıska Türkleri'nin durumu çok vahim bir hal almış, soykırım ile karşı karşıyadırlar. Bir Türk toplumu olarak, bu haksızlıkları kaldırabilecek ne güçleri, ne de dermanları kalmış, çaresizlikten ne yapacaklarını bilemez bir durumdadırlar.
Türkiye Devleti'nin de bu insanlara sahip çıkmaması Ahıska Türklerini iyiden iyiye ümitsizliğe itmiştir. 1989 Özbekistan olaylarından sonra yüz binden fazla Ahıskalı Özbekistan'dan mecburen çıkartıldı. Rusya'nın beş vilayeti ve köylerine zorunlu olarak yerleştirildi. Amaç belliydi. Bu uygulamaya rivayet etmeyen on beş bine yakın Ahıska Türkü Krasnodar Bölgesine kendi imkanlarıyla yerleştiler, evleri satın aldıktan sonra; yerli hakimiyet Ahıskalılara; "siz buralarda ikamet edemezsiniz, burası sadece Rusların ve Ermenilerin ikametine açık. Siz Türk adıyla buralarda yaşayamazsınız" dediler. Evler alınmıştı ancak, tapuları verilmediği için satıp gidemediler. Ahıska Türkleri bu nedenlerle 15 yıldır Krasnodar da insanlık dışı baskılar altında yok edilme, sürülme ve ezilme politikalarıyla karşı karşıya bırakılmış, kaderlerine terk edilmiştir. Bu olayların Türk basınında ve medyasında yer almamasının sebebi belli değil. Ahıskalılara yapılan insanlık ayıbı Avrupa ülkelerine ve Amerikan Senatosuna kadar gitti. İnsan Hakları Dernekleri bu konuyu ciddiye alarak gündeme aldılar. Konunun çok vahim olduğunun farkına vararak dil ve din ayrımına bakmayarak iyi veya kötü Ahıskalılara sahip çıkıldı. Kendi Türk insanına sahip çıkmayan bazı medyaların Türk medyası olduğuna şüphe duyuyorum. 2004 Eylül ayında Rusya'nın Rostov ve Krosnadar Vilayetlerinde gezim sırasında eski Sovyetler Birliği vatandaşı olan Ahıska Türkleri yıllarca emek ve hizmet ettikleri Rus Federasyonunda insanlara reva görülmeyen muameleler Ahıskalılara yapılmakta. Tarım ve Ağır sanayinin yükselmesinde büyük katkıları olan, II. Dünya Savaşında 25 bin şehit vermiş bir topluma: "sen Türksün senin burada yerin yok Ahıskaya, Türkiye'ye veya cehenneme git yeter ki Rus topraklarını terk et" demeleri ve bunun devlet seviyesinde yapılması çok üzücüdür. Yapılanlar Ahıska Türkleri'nin kötü insanlar oldukları için değil, Türk oldukları için yapılmaktadır. Ahıska Türkleri'nin arkasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti dursaydı, destekleseydi Rusya'nın ve özellikle Krasnodar Valisi Tkaçov'un başı derde girecekti. Çünkü; Rusya'daki Ahıska Türkleri'nin insanlık hakları engellenmiş insanlık suçu işlenmiştir. Ahıskalılar davacı, ama kimi kime dava edecekler? Ahıska Türkleri konusunda T.C. Devleti üzerine düşeni tam olarak yapmadı.

Halen yürürlükte olan 3835 sayılı Ahıska Türkleri'nin Türkiye'ye Kabulü ve İskanı Kanunu tam olarak çalıştırılsa, Rusya'daki ve özellikle Krasnodar'daki 20 bine yakın Ahıskalı T.C. Devleti topraklarına yerleştirilebilirdi. Devlete ait Ceylanpınar, Altınova, Çorlu üretme çiftlikleri Ahıskalılar için yerleşime müsait yerlerdir. Hükümet yetkilileri Krasnodar'daki Ahıska Türk temsilcilerini Ankara'ya davet edip sorunlarını bizzat kendi ağızlarından dinlemesi gerekiyor. Çözüm yollarının birlikte araştırılması gerekiyor. A.B.D.'ye göç eden Ahıskalılara Amerika üç yıllık faizsiz kredi veriyor ve kabul ediyorsa neden Türkiye benzeri bir uygulama yapmıyor. Tek kelime ile Rusya&'da yaşayan Ahıska Türkleri'nin durumu çok vahim, Türkiye Devleti'nin ve 70 milyon Türk insanının bu insanlara sahip çıkması gerekiyor. Yarın çok geç olabilir.

Krasnodar'da ki Ahıska Türkleri: İstemeyerek Amerika'ya göç ediyoruz ve hepsinin ortak isteği; "Türkiye Devleti'nin kendilerine sahip çıkması ve Amerika'ya olan mecburi göçü acilen durdurarak Türkiye topraklarına İskanlarının sağlanmasını" dır.
Krosnadar'da ki yaşayan insanların dramını yerinde incelemek, umutsuzluğa kapılmış Ahıskalıların dertlerini kendi ağızlarından dinlemek ve doğru yolu, çıkış yolunu göstermek birazcık umut ışıklarını yakmak için ağabeynski, Apşiron ve Beloreçinski Reyonlarındaki Ahıska Türkleri ile gizli görüşmeler yapıldı. Önde gelen isimlerden, bizzat kendi ağızlarından söyledikleri şöyledir; Servel Tederov (Eski Ahıska Türkleri Cemiyeti Krosnadar Başkanı): "Krosnadar'da yaşayan bizler istemeyerek mecburen Amerika'ya göç ediyoruz. Biz Moskov'daki Başta Türkiye Büyükelçiliği olmak üzere tüm yabancı büyükelçiliklere durumumuzu bildirir bir rapor sunduk. Raporda 15 senedir Krosnadar Valiliğinin Ahıskalılara sadece Türk ve Müslüman oldukları için yaptığı zulümleri bildirir raporumuz idi. Birkaç ay sonra Amerika Büyükelçiliğinden olumlu yanıt geldi. Uluslararası insan hakları temsilcileri birkaç gün Ahıska Türkleri'nin evlerini Ziyaret ederek bilgi aldılar ve A.B.D.'ye göçmen bürosu tarafından Formlar dağıtıldı. "Bu şartları kabul ederseniz sizi A.B.D. vatandaşlığına alırız" dediler. Çok zor şartlar altında ve çok zorlanacağımızın farkında ola, ola ABD'ye gitmeye karar verdik. Evet dilimizi ve dinimizi kaybedebiliriz. Ama buna sebep olan biz olmadığımızın inancındayız. Bize sahip çıkmayan, el uzatmayan, bizi tek başına bırakanlar bunun sebepçileridir. Halen geç kalmış değiliz. Bugün bile sahip çıkılsa bizler vatanımıza koşa, koşa geliriz. Ahıska Türkleri olarak Türk Bayrağını ve Milletini canımızdan çok seviyoruz. O toprak için bile olsa canımızı feda edebiliriz. Lütfen bize sahip çıkın vatanımıza yerleştirin."

RUSYA TELEVİZYON KANALINDA AÇIK OTURUM

Krasnodar Valisi Tkaçov'un; 25 Mart 2002 tarihinde Moskava'da yayın yapan merkezi televizyon kanalının "SÖZ ÖZGÜRLÜĞÜ" adlı programındaki konuşmasını duymuştum. Eylül 2004 Rusya gezim sırasında elde ettiğimiz video kasedini izledikten sonra, insan hayretler içinde kalır. Bir devlet adamının ve onu destekleyen bazı Rus yöneticilerinin sözleri düşündürücü ve üzücüdür. Söz konusu programdan bazı önemli açıklamaları kısaca olarak ifade etmek isterdim. Bu programda Krosnadar valisi Aleksandır TKAÇOV, Krosnadar Bölgesi'nde yaşayan Ahıska Türkleri'ni "YASA DIŞI MÜLTECİ" olarak anlatıyor ve bunların bölgeden çıkartılacağını söylüyor. Program sunucusu Ahıska Türkleri'nin nesini tespit edeceksiniz sorusuna TKAÇOV: "Rus Kazakları ile sivil polis Ahıska Türlere evlerine baskınlar yaparak, sıkı kontrol uygulanarak ve devam ediyor, Ahıskalıları yakalayıp kamplara toplayacağız, sorguya çekeceğiz, para cezası vereceğiz, nerden ve neden geldiniz diye soracağız, sınır dışı edeceğiz."
Devletin valisi insanlık tarihinin en zalim adamı Stalin'in ve Sovyet rejiminin Ahıska Türklerine yaptığı insanlık dramından habersiz görünmektedir. Ahıska Türkleri eski Sovyet vatandaşı idiler. Sovyet kanunlarına göre de ülkenin her yarinde ikamet hakları vardır. Ama Tkaçov sınır dışı etmekte kararlıdır. Program sunucusunun: "Neden Ahıska Türkleri'nin gitmesine ısrarcısınız?" sorusuna Tkaçov: "Yugoslavya'da Sırpların, Hırvatları misafir göçmen olarak kabul ettiklerini, bir süre sonra Hırvatların çoğalması ile Sırpların kendi halklarını kaybetmelerini" örnek gösterdi ve Tkaçov sözlerine böyle devam etti: "Ahıska Türkleri Krasnodar Bölgesi'ne seksen dokuz Fergana Olayları'ndan sonra geçici olarak geldiler. "Biz bir sene yaşayıp Ahıskaya gideceğiz" dediler, ama on iki on üç senedir gitmiyorlar, bu problem bitsin artık." Ahıska Türkleri'nin çok farklı gelenekleri, dilleri ve inançları var. Valinin bu sözleri nasıl bir Slav Irkçı olduğunu göstermektedir. İnsan sormaz m; şerefinizi, namusunuzu korumak için Krasnodar'da yaşayan bir avuç Ahıskalıyı yok etmeniz mi gerekiyor?. Sorular üzerine Vali devam ediyor: "Ahıska Türklerini en kısa zamanda çartır uçakları ile bölgeden uzaklaştıracağız." Nereye göndermek istiyorsunuz sorusuna: "Gürcistan'a, Türkiye'ye, nereye giderseler gitsinler bizim için önemli olan Krosnadarı terk etmeleridir." Bu programa iştirak eden Rusya Federasyonu Duma'nın Milletlerarası İlişkiler Komitesi Başkanı Ragozin ve Duma Sözcüsü Vlademir LUKİN'de: Ahıska Türklerinin ülkeden kovulması gerektiğini ifade etmişlerdir.
Ahıska Türkleri derneklerinin basın açıklamaları ve Dışişleri Bakanlığı'nın Ankara Rus Büyükelçiliği ile yaptığı temaslar sonucu iki sene önceki Ahıska Türkleri'nin Krasnodar'dan kovulmaları ve çıkarılmaları ertelenmiştir.

NEDEN ABD AHISKALILARA SAHİP ÇIKIYOR

Bu gün Krosnadar Valisi, ABD ve Rusya Federasyonu Devleti Ahıska Türkleri'nden kurtulma yolunu Amerika'ya göç ettirmekte buldular ve bugüne kadar toplam 90 aile ABD'ye göç ettirilmiş durumdalar. 2000'den fazla aile mecburen Amerika'ya gitmek için dilekçe vermişler. 100'den fazla aileye göçmen vizesi çıkmış durumda.

Milyonlarca insanın rüyalarına giren, Amerika'ya göç etmek isteyen, eğitim ve çalışmak için başvuran yüz binlerce insana red cevabı veren Amerika, neden acaba Ahıska Türkleri'ni göçmen statüsü veriyor ve sonrada vatandaşlık haklarını vereceğini kabul ediyor? Ahıska Türkleri Türk dilli ve Türk soylu, İslam dinine ait kültürlü, örf adetleri ve gelenekleri Orta Anadolu ve Doğu Anadolu insanlarına mahsus bir Türk toplumu iken; Amerikalılar ile hiçbir benzerliği olmayan bu insanlara neden sahip çıkıyor? Amerika Ahıska Türkleri'nin yüz yetmiş senelik çilelerini sona erdirmek isteseydi, bu konuda samimi olsaydı, Ahıskalılar'ın Ahıska'ya yerleşmesini Gürcistan'ın yeni Cumhurbaşkanından talep ederdi ve Gürcistan Devleti de buna "HAYIR" diyemezdi. Bugün Ahıska Bölgesi'ndeki Ermenilerin ve Amerika'daki Ermeni lobisini baskıları altında Ahıska Türkleri'nin Ahıska'ya yerleştirilmesi mümkün olmuyorsa, o zaman Ahıska Türkleri'nin bir Türk toplumu olduğunu göz önünde bulundurularak ve 1992 tarihli 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye Göç ve İskan Kanunu gündeme getirilirdi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne rica eder, göç masraflarını karşılar, Orta ve Doğu Anadolu Bölgelerine iskan ettirildi. Türkiye Devleti de bunu seve seve yapardı. Ahıska Türkleri'nin de istediği zaten Anadolu topraklarına yerleşebilmektir. Neden acaba bunu Amerika yapmak istemiyor? ABD, uluslararası arenada; "bakın ben Ahıska Türklerini, yani Türk ve Müslüman olan topluma sahip çıktım" diyerek dünyanın gözüne girmek mi istiyor?

Başka da yorum yapmak istemiyorum. İnşallah ben yanılırım. ABD'ye giren Ahıska Türkleri orada bir lobi oluşturacaktır, sesimizi dünyaya duyuracaktır. Böylelikle 500 Bin Ahıskalılar'ın sorunları çözüme kavuşacaktır inşallah. Ama bu bir acı gerçektir ki; artık Ahıskalıların ABD'ye göçü bir hayal değil gerçektir. Bizim Ahıskalımız, öz be öz Türk insanımız, böyle haksız bir göçe kalmamalıydılar.

"Ne Mutlu Türküm" Diyorlarsa, bu Türk bayrağı altında ve topraklarında yaşamakta onların doğal haklarıydı.

Bugünkü gelişmeler şunu gösteriyor ki:

Biz Ahıska topraklarını değil, Ahıska topraklarında 62 sene önce sürülen Ahıska Türklerini düşünmemiz gerekiyor. Eski S.S.C.B.'nin 8 Cumhuriyetinde 260 yerleşim bölgesine dağıtılmış durumda olan bu aileler her an yerli hükümetler tarafından soykırım ve sürgüne uğrama tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Krasnodar'da ki yaşayan insanların vatandaşlık hakları ellerinden alınmış 60 senelik Eski S.S.C.B.'de sürgün hayatı yaşayan Ahıska Türkleri'ne, Ardahan, Konya veya Ankara Türklerinde hiçbir farkı olmayan bu Türk insanlarımıza sahip çıkmamız, bağrımıza basmamız gerekiyor.

TÜRKİYE'YE 1993 TEN SONRA GÖÇ ETMİŞ AHISKA TÜRKLERİ'NİN SORUNLARI

3835 Sayılı Kanunun 1. Maddesini esas alarak; başta Bursa olmak üzere, İstanbul, İzmir, İnegöl, Antalya, Gebze, Aydın, Çanakkale, Denizli ve diğer illere göç etmiş 50 bine yakın insanımız bulunmaktadır. Bu aileler Türkiye’yi çocuklarına vatan, toprak ve bayrak edinme amacı ile göç etmişlerdir. Bu ailelerin çoğunluğu, eğitimli, yüksek ihtisas yapmış insanlardır. Şükürler olsun bu insanlar Türkiye Devleti topraklarında insanca yaşama garantisi altındalar. Çoğunluğu vatandaşlık haklarını almış, alamayanlarda ikamet ve çalışma izinleri var. Türkiye de yaşayan 65 milyon insan ile eşit hiçbir ayrımcılık yapılmadan yaşamlarını sürdürmekteler. Sağlık, eğitim sorunları çözüme kavuşmuş, çocukları normal okullarda okumaktalar.

Şu ana kadar çözüme kavuşmayan ve Ahıskalılar için hayati önem taşıyan sorunlar üzerinde geniş duracağız.


Sorunlar Şunlardan İbarettir :

TBMM 02.07.1992 tarihli ve 3835 Sayılı Ahıska Türleri'nin Türkiye'ye Kabulü ve İskanı Kanunu, aradan 15 yıl geçmesine rağmen çalıştırılmamıştır. Devlet tarafından 150 aile iskanlı olarak Iğdır'a yerleştirildi. Halbuki; 3835 Sayılı Kanun, eski Sovyetler Birliği'nde yaşayan bütün Ahıska Türklerini kapsıyordu. Kanun çalıştırılsaydı; Ahıskalıların sorunları büyük ölçüde çözülmüş olacaktı. Bu Kanunun 6. maddesine göre durumları iyi olup ta, Türkiye'ye bazı nedenlerle göç edemeyen ailelere çifte vatandaşlık hakları verilecekti. Bu kanunun çalıştırılması, Türkiye'ye göç etmiş 50 bin ve eski Sovyetler Birliği'nde yaşayan 500 bine yakın insanın geleceğinin garanti altına alınmasıdır. Sayın yetkililerimiz: Kanunun 1. maddesini esas alarak, iskansız göç etmiş ailelere 3835 Sayılı Kanunun uygulanmasını istiyoruz. Aksi taktirde göç etmiş ailelerin sorunları çözülmeyecek, ekonomik durumları gittikçe kötüleşecektir.


Ahıska Türkleri'nin diplomaları denk sayılmalıdır.

Hayati önem taşıyan konulardan biri de; eski Sovyetler Birliği'nde zor şartlar altında yüksek eğitim almış doktor, öğretmen, mühendis, hemşire ve diğer diploma sahiplerinin mağdur durumlarının giderilmesi gerekiyor. Stalin'in ölümünden sonra 1960.yılından itibaren yüksek eğitim alma imkanı Ahıskalılar için mümkün olmuştur. Kimliklerine "TÜRK" yazıldığı için eski Sovyetler Birliği'nde yerli öğrencilerden üç beş kat daha zeki ve başarılı olmak zorundaydılar. Aksi taktirde üniversiteleri kazanamazlardı. Ahıska Türkleri, toplumun yüksek diploma almış ve meslek sahibi olmuş nüfusun %5'ini teşkil ediyorlardı. 3835 Sayılı Kanuna göre iskansız göç etmiş 300'e yakın diploma sahibi var. 1996 yılından sonra göç edenlerin diplomaları YÖK tarafından kabul edilmiyor. YÖK'ün denklik belgesi vermek için yaptığı sınavda, çözülmesi imkansız sorular sorulmakta, bunun açıklaması da herkesin bu sınavı kazanmasını engellemektedir.

Sayın YÖK başkanına ve bu kanun ile sayın büyüklerimize seslenmek istiyoruz.

A)- Biz Ahıska Türkleri kendi ana vatanımıza 172 senelik ayrılıktan sonra, TBMM 3835 Sayılı Kanunun 1. Maddesini esas alarak göç etmiş bulunuyoruz.

B)- Amacımız büyük para kazanmak, zengin olmak, birkaç sene sonra geri dönmek değildir, aksine Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, 65 milyon insanımıza hizmet vermektedir. Geri dönüşümüz de mümkün değildir.

C)- YÖK sınavına: Türklük ve soydaşlık ile hiçbir alakası olmayan insanlarla aynı odada ve sandalye'de tabi tutulmamız bizleri çok üzüyor. O insanların sınavı kazanamadıkları takdirde geri gidecekleri vatanları: Rusların-Rusya, Ukraynalıların-Ukrayna, Arapların-Arabistan. Ahıska Türklerinin böyle bir şansı yok, kazanamadıkları taktirde Türkiye'de inşaatlarda ve temizlikte çalışmak mecburiyetindeler, aksi taktirde aileleri aç ve perişan kalacaklardır.

D)- Eski Sovyetler Birliği'nde yaşamış ve azınlıklar statüsüne dahil başta Ahıska Türkleri olmak üzere, Rumlar, Yahudiler ve Almanlar vardı. Üniversite'de eğitim almış diploma sahipleri kendi vatanlarının yanı sıra; Almanlar-Almanya'ya, Rumlar-Yunanistan'a, Yahudiler-İsrail'e gidince kendi devletleri tarafından diploma sahipleri 6 dil ve meslek üzerine verilen bir eğitim üzerine, sınava tabi tutularak diploma denklikleri onaylanıyor. Biz Türk olduğumuz için burası T.C Devleti olduğu için neden böyle bir uygulama ile diplomalar onaylanmıyor. Ahıska Türkleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin neresine görev verilirse, seve-seve giderek, mesleklerini en iyi şekilde yaparlar. T.C Vatandaşlığına kabul edilen Ahıskalıların diplomaları YÖK tarafından çözüm getirilerek onaylanması gerekir. Bu onların en temel evrensel insan haklarıdır.

Ahıska Türklerine Türkiye'de emeklilik hakları tanınmalıdır.

Bütün dünya çağdaş ülkelerinde, devletlerinde belli bir süre ve yaşa kadar çalışan insanları o devletin insanlarını, o devletlerin yasalarını sağladığı haklardan yararlanarak emekli oluyorlar. Emeklilik, yaşlılık dönemleri için sağlanan en iyi sosyal güvencedir. 1992 yılından sonra T.C Devletine göç etmiş ve emeklilik haklarını kazanmış, Ahıska Türkleri onların, Türk milletinin bir parçası olduklarını, asırlar boyu Türklük uğrunda canlarını bile esirgemeyen toplum olduklarını hesaba katarak şehit aileleri veya gazi aileleri statüsünde belli bir maaş bağlanmasını talep etmekteler.

a- Emekli yaşına ulaşanların emekliye ayrılmaları için Türkiye Hükümeti ile Bağımsız Devletler topluluğu ülkeleri arasında yoğun çalışmalar başlatılmalı ve Ahıska Türklerini yaşlılık dönemleri için, emeklilik hakları sağlanmalıdır. Çalıştığı ülkelerden emeklilik hakları sahiplerine ödenmek üzere, Türkiye'ye transfer edilmeli.

Şu ana kadar T.C Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında sosyal güvenlik sözleşmesi 22 Ocak 2001. Tarihli 24295 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Kanun no:4596 kabul tarihi: 1 Kasım 2000. yılı imzalanmıştır.

b- Eğer Ahıskalıların emeklilik haklarının Türkiye'ye transfer edilmesi yolundaki girişimler sonuçlanmazsa, 1992 yılından sonra Türkiye'ye göç etmiş T.C Vatandaşlığına kabul edilmiş, Ahıska Türklerine Türkiye'de emeklilik haklarının tanımasını sağlanmalıdır. Emekli aylığı bağlanmalı, eski Sovyetler Birliği'nden göç eden Almanlara-Almanya, Yahudilere-İsrail belli bir yaşa gelmiş yaşlılara askeri ücret hesabından emeklilik maaşı bağlıyabiliyorsa, aynısı da Türkiye de Ahıska Türklerine yapılabilir. Miktar önemli değil, önemli olan değer ve ilgi.

Kaynak: www.asuturkiye.org/samsun