|
|
|
GÜÇLÜ OLMAK HER ZORLUĞUN BAŞI....
Bazen hayatımızda tuhaf bir fırtınaya tutuluyoruz.Ailemizi,işimizi ve her şeyimizi içine koyup sakin denizde yol aldırdığımız gemimiz,gökyüzünün kararan bulutları altında ufacık oluyor.Başlangıçta bu bulutlanma bizi korkutmuyor.Gemimizin çok sağlam olduğunu zannediyoruz. Üstelik kaptanlığımızdan memnunuz. "Biz ne fırtınalar geçirdik " diye kendi kendimize hava atıyoruz. Önemsemiyor,gittikçe hızlanan rüzgardan sadece saçlarımızı dalgalandırıyor diye şikayet ediyoruz. Gemiden çatırtılar gelmeye başlayınca ise önce irkiliyor sonra paniğe kapılıyoruz. Kestiğimiz ahkamlar saniyede uçuşuyor kararmış denizin dalgalarının üzerine. Ana yelken direği kırılırken,bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Geminin ortasında bilinçsizce çırpınırken gelen bir dalga,işimizi alıp götürüyor. Sadece bakakalıyoruz arkasından İkincisi ailemizin üzerinde patlıyor. Hayatta en kıymet verdiğimiz değerin, dalga içinde akıp gitmesini geride kalan köpükleri yakalamaya çalışarak seyrediyoruz. Avucumuzda sadece denizin tuzu kalıyor gözyaşlarımızınkine karışan. Bulutların geceye dönüştürdüğü fırtına günün son saatlerinde , nerede olduğumuzu ilk anda çözemediğimiz bir yerde açıyoruz gözlerimizi...
Doğuştan gelerek
yetiştirilmeyle gelişiyor....
Ortalık sakin.Kasırga dinmiş.Yavaş yavaş gece oluyor. Etrafımızda ışıklar görüyoruz. Arabalar insanlar,renkler,zevkler,mutluluklar...Yerimizden kalkıp bizim güzelliklerimizi görmek istiyoruz. Ama onlar artık yoklar.. Hiç bir şeyimiz kalmamış bir haldeyiz.. Ellerimizi başımızın arasına verip kararımızı veriyoruz...Ya bütün güçlükleri yenerek hayatımızı yeni baştan kuracak ve kaybettiklerimizin hepsini kat kat daha mükemmelini yapacağız...Ya da silinip gideceğiz..... Türkçe mizde bir değiş vardır. " Her dağın sırtına , kaldıracağı kadar kar yağar" diye. Zorluklara dayanabilme özelliğini daha doğuştan içimizde taşıyor ve yetiştirilmemizle geliştiriyoruz. Yapılan araştırmaların sonuçuna göre, bebeklerin yüzde 2 ' sinin beyni diğerlerine oranla daha fazla Dopamin ve Serotonin maddesi üreterek kendisini iyi ve mutlu hissetmesini sağlıyor....... Fakat DNA testleri bu bebeklerin hayatta dirençli olup olmayacaklarını belirtemiyor. Bu farklılıkla diğerlerinden ayrılan bebekler yetiştirilmeleri sırasında oluşan eğitime ve olaylara göre özelliklerini geliştiriyor ya da zayıflatıyor.. Bu farklı bebekler hayatlarının ilk günlerinde anne ve babalarına karşı olan tutumlarını saptıyorlar.. Politikalarını yatıştırıcı ve uzlaştırıcı olarak seçen bu bebekler ilerdeki hayatlarında hiç ummadıkları zor durumlarla karşılaşınca hayatlarını yeni baştan kurma ve eskisinden daha iyi olmayı gerçekleştiriyorlar. Zorluklardan çıkabilen ve tekrar düzgün bir hayat kurabilen insanların bir ortak noktası daha var. Gururları ve Narsist tarafları. Bu, onların sıkıntılar arasında ezilmelerine izin vermiyor.."Ben bu sıkıntıları yenerim....Benim layık olduğum hayat bu değil" cümlesinin altında iyiye ulaşmak için verecekleri Savaşı baştan kabul etmeleri yatıyor.. Zorlukları yenmenin belki bir yoluda Onları sevmek.... Karşı koyulurken onların "Acısıyla parçalanmak" yerine onları "Dost" kabul edip,sadece kısa bir müddet için beraber olacağımıza kendimizi inandırmak bizde açacakları yaraların acısını hafifleten etki yapabiliyor ... Çünkü baştan biliyoruz ki, bu sıkıntılı dönemler sadece bir dönem için var olabilirler ve bizim tarafımızdan yenilmeye mahkümlar. Hem sonra Türkçe mizdeki deyiş gibi "Ancak kaldırabileceğimiz zorluklarla karşılaşabiliriz. Bu onlardan daha kuvvetli olduğumuzu göstermiyor mu?"
YARIN Gazetesi
ENGİN KANDEMİR
ZORLUKLARI YENMEYİ BİLMEK....
YARIN Gazetesi yazarlarından Sevgili ENGİN KANDEMİR in yazısını okuyunca "Tam benim dilimin uçundakiler" dedim gülümseyerek, Atakan'ın doğumuna kadar bizde sakin sularda gezindiğimizi düşünürdük,bize bişey olmaz derdik sanki içimizden ...Gelecek günlerin hep güzel getirileri olacağını düşünür ve ona göre planlar yapardık,doğru ya ; Kim başına böylesi bir hadise geleceğini tahmin etmek ister ki ,elbette hiç birimiz "Kötü" bir hastalık üzerine öngörülerde bulunmayız, yakıştırmayız.
Ve en kötüsü başımıza geldiğinde şaşırıp kalıveririz , hep duyduğumuz bu illet hastalığın adının sadece kağıt üzerinde olduğunu sandığımız günler artık geride kalmıştır.. Ya en başından teslimiyeti kabullenip köşeye çekilme vaktidir ya da "Haydi bir yerden başlayalım" diyerek araştırmaya bilgilenmeye ve dahası savaşmaya başlamaktır..Emin olun ki ilk veriler ya da görüşler asla net değildir , bu durumda sağduyulu davranmakta sonsuz yarar vardır. Eğer panik halindeyseniz zaten bir sıfır yenik çıkmışınız demektir sahaya , bize oğlumuzun Kanser olduğu söylendiğinde bizde her şeyin sonu olarak gördük ve hatta Doktorlarımız bile asla şansının olmadığın söylediler..06.08.1999 Günü karar verilen ameliyata verirken oğlumuzu Doktorumuz Prof.dr.MURAT HANCI kurtulma şansının %10 olduğunu ve asla bunun üstüne çıkmayacağını söylemişti , en nihayetinde 10 gün önce ya da 10 gün sonra kaybedeceğimizi kesin bir dille belirtmişti , biz şayet gereğinden fazla Duygusal davranmış olsaydık ve yüzdesi bu denli düşük bir ameliyata karar vermeseydik şimdi oğlumuz hayatta olmayacaktı . Son derece kararlı bir şekilde ameliyata okey dedik ve kimsenin beklemediği ölçüde bir ameliyat gerçekleşti , ameliyat sonrası raporlarda Kemoterapiye cevap vermez sonuçu çıkınca Cerrehapaşa tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. dr. İNCİ YILDIZ bize eve gidip beklememizi önerdi ve verilecek tedaviyi uygulamaktan kaçındı..Biz yine sağduyumuza güvenip başka Onkologlarla görüşmeye başladık , ve en sonunda Çapa tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Pediatrik onkoloji ana Bilim dalı Başkanı Prof. Dr. REJİN KEBUDİ ile çalışmaya başladık, bu tedaviye olumsuz denmesine rağmen iki hafta içinde cevap alındığı gözlendi ve çok şükür ki bu günlere kadar geldik.......
Bütün bunları anlatmamın nedeni her ne nedenle olursa olsun başınıza gelebilecek bir hastalık hikayesinin başında her şeyin bittiğni düşünmemenizi ısrarla önermektir "İnanç , Azim " hep yanınızda olsun ki bir adım önde olabilesiniz , elbette hiç kimsenin başına böyle bir hadise gelmesini asla istemeyiz ama her şey biz insanlar için...Demem o ki ne tür hastalık olursa olsun üstesinden gelebilecek güç ve inanç yanınızdaysa yapılacak çok şey var demektir.....
Yukarda yazdiklarim yasadiklarimizin çok küçük bir kesitidir. Lütfen ,eger sizlerinde bu hastaliga dair basindan geçenler varsa paylasmanizi isteriz, bilgilerimiz,yasadiklarimizi hiç degilse bu ortamda dile getirelim...Sorunlarimizi en iyi bizler biliriz diye düsünüyorum....Saglikli günler temenni ederim....
HASAN ŞAHİN
|
|
|
AMAÇ....
Siteyi yapmak istememin en önemli tarafı bu hastalığa dair herhangi bir bilgisi olan ailelerle tanışmak ya da henüz bu hastalığın çok başında olan ailelere elimden geldiğince bilgi verebilmek , en azından yaşadıklarımdan yola çıkarak nerelere, ne zaman başvurması gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaktır.Şimdi mutlaka benim bu tavrımı abartılı bulanlarınız olacaktır,hatta Bunca doktor varken bunların bana düşmediğini bile aklınızdan geçireceksiniz haklı olarak.Oysa durum hiç de öyle değil maalesef, neden mi ? Bir tanının konulma süreçi hayli uzundur ve bu arada kaybedilen zaman inanılmayacak kadar değerlidir.Örneğin Atakan zamanının büyük çoğunluğunu Hastahane de geçirmiş olmasına rağmen 6 ay geçikmeli teşhis konulabilmiştir. İşte o kaybettiğimiz 6 ay nedeniyle şimdi oğlum YÜRÜYEMEMEKTEDİR. En başta teşhis konmuş olsaydı hiçbir Cerahi müdahaleye gerek kalmadan direk Kemoterapi alacaktı ve Tümör Omuriliğe bası yapmadan küçülmeye başlayacak ve bu gün ki sonuçlar hasıl olmayacaktı. Oğlum yaklaşık 20 gün sonra 5 yaşını bitirip 6 yaşından gün alacak,tam 6 yıldır aramızda yani, ama gelin görün ki ben bahsettiğim teşhisin geç konmasından dolayı asla oğlumun elinden tutup yürüyemedim,koşamadım..Bırakın bu saydıklarımı, vücuduna bile hissederek sarılamadım,çünkü bu saydığım aksamalardan dolayı ancak Korse yardımıyla oturabiliyor ve her sarılışımda o plastik zırhı kucaklıyorum istemsizce...Bütün bunları kendini doktor sanan Kompleks yığını birkaç ahmak yüzünden yaşıyorum,baştan bu yana tek istediğim bir tek MRI çektirilmesiydi,bunu sırf ben istiyorum diye !! "Doktor sen misin , Biz miyiz" oyunu oynadık,ben istedim diye çektirmekten ısrarla kaçındılar , karşı çıktılar gerek olmadığını öne sürerek,aynı anda gerek olmayan bir sürü tetkik için 9 bin dolar para harcadığımı görmezden gelerek..İşte tam o sıralar o MRI çekilmiş olsaydı Atakan şimdi yürüyor olacaktı.
Doktorlar meslekleri icabı biraz katı oluyorlar haklı olarak ve olaylara bizlerin gözüyle bakmıyorlar,kaybetmek gayet olağan bir durum onlar için,oysa bizler sağlığına kavuşturmak için var güçümüzle didindiğimiz yakınımızı ne kadar uzun hayatta tutarsak o kadar iyi diye düşünüyoruz ve sürekli girişimlerde bulunuyoruz,bu sebeple doktorlarla aynı frekans ta olmamız mümkün değil! Ben doktorların önerisini dinlemiş olsaydım her şey 99 ağustosunda bitmiş olurdu.
Yaşanmış acıların toplamına Tecrübe dendiğine göre , bu acıları en iyi şekilde paylaşırsak kimbilir belki birilerinin hayatına olumlu katkılarda bulunabiliriz..Elbette bu benim tek başıma yapabileceğim bir şey değil, bu nedenle bu site aracılığı ile tanışabilceğimiz benzer olaylar ve tecrübeler yaşamış ailelerle güç birliği yapabiliriz diye düşünüyorum..Osmanlı döneminde, daha önce ki uygarlıklara ait bir uygulama benimsenmiş ve gelenek haline getirilmişti. Hemen hemen benim anlattığım şeylerin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildi bu; Diyelim ki bir hastanız var ve durumu oldukça ağır, elinizden de bir şey gelmiyor. O dönemim mülki amirine bildirerek kalabalık bir Pazar yerinin girişinde hazırlanan bölüme götürüyorsunuz hastanızı, yüzlerce hasta aynı yerde yataklarıyla- döşekleriyle yatıyor. Bir zorunluluk olarak gelen geçenler yatan hastalara neleri olduğunu soruyorlar, şayet başlarından geçmiş ya da yakınlarının atlattığı bri tür hastalıksa ,neler kullandıklarını anlatırlarmış..!! Koca karı ilaçı diye tabir ettiğimiz bileşenlerin kıvam ve ölçülerini verirlermiş ki diğer hastalar da şifa bulabilsin.İşte aslında benim çıkış noktam da bu, istiyorum ki Alternatif Tedavi dediğimiz konuda ilaç kullananların edindikleri tecrübeleri paylaşması,öyle ya aynı anda bir sürü şeyi denemem mümkün değil, aynı şekilde ben de bu zamana kadar denediğim ve olumlu ya da olumsuz metodları paylaşırım...Bu illetten başka kurtuluş var mı bilemiyorum ama ben Oğlum hayatta olduğu müddetce araştırmaya devam edeceğim.......
MADDİ İMKANLAR YA DA İMKANSIZLIKLAR
Serüvenimizin başından bu yana servet sayılabilecek miktarlarda maddi giderimiz oldu ve hala maddi zorluklar içinde sürdürmeye çalışıyoruz imkanlarımız ölçüsünde, ama zaman zaman yakınlarımızın ya da olayı uzakdan duyanlar bizlere acıyarak "Allah kurtarsın baya uzun sürmüş" diyerek neredeyse her şeyin bir an önce olup bitmesini kurtuluş olarak görmemizi telkin ediyorlar. Hatta "Ne var canım Gençsiniz,bir daha çocuk sahibi olursunuz" diyen pişkin sohbetleri bile duyuyor ve şaşkınlıkla izliyorsunuz,harcadığımız rakamları duyanlar ise bunun gerekli olup olmadığını dahi sorguluyor şaşılacak bir edayla.Biz asla şikayetçi olmadık ve olmaya da niyetimiz yok.İki yıl dolu dolu geçtikten sonra maddi sorunlarda ekleniverdi sıkıntılarımızın içine,bir ara sponsor arayışına girdik büyük bir saflıkla ve hayatımızda hiç yaşamadığımız Riyakarlıkları bir anda yaşayıverdik,örneğin; Büyük ilçelerimizden birinin Belediye Başkanı büyük bir duyarlılık göstererk bütün masrafları üstlenmeyi önerdi,sevindik önce ama sonra gördük ki bize kendine bağlı tiyatrodan bir oyun hediye ederek geçiştiriverdi, oysa bizi yurt dışına çıkış için gayretlendirmiş ve hazırlıklara başlatmıştı. Bu vesile ile Almanya ve Fransa seyahatlerimiz korkunç bir kabusa dönüştü ve hiçbir sonuç alamadan dönmek zorunda kaldık.Yine aynı dönemde birkaç Sanatçı arkadaş destekleyeceklerini söyleyerek uzun bir süre yüreğimize su serptiler ötesi asla olmadı.Sonra anladık ki bı işler ancak lafla oluyor,yadırgamıyoruz artık alıştık zira Çok sıkıntılı bir dönemimizde Sayın Ersin Güneralp ile tanıştık,bize inanılmaz desteği oldu ve uzun bir dönemi maddi kaygıdan uzak geçirdik ,büyük bir ameliyatımızı kendi çevresinde ki iş arkadaşlarıyla ortaklaşa halletiler.Bu sayede Atakan uzun bir süre mükemmel ortamlarda tedavi gördü ve eskisi kadar sorun yapmamaya başladı.O dönemde tanımadığımız ve bizleri tanımadan Ersin beyin önderliğinde bizleri destekleyen tüm dostlarımızı sevgiyle selamlıyoruz. Daha sonra yeni başlayan Kemoterapi için Capa ya yatmaya ikna edemedik,hem doktorumuzun ACIBADEM de çalışması hemde oranın direk bir kemoterapi merkezi olmayışı Atakanın tercihinin burası olmasını sağladı.Ama buranın maliyetide Capa ya göre bir miktar yüksek ve bu nedenle ancak sponsor bulabilirsek yatış yapabiliyoruz, kaldı ki Capa ya da yatsak aynı maddi sorun devam ediyor olacak değişen bir şey olmuyor.Buranın en iyi tarafı Atakanın moral olarak asla çökmemesi ,hatta güle-oynaya gidiyor yatmaya, bu bizim için alacağı tedaviden daha da önemli ,aksi halde aldığı tedavide kötü seyrediyor moralsizken,hep hasta psikozunda oluyor.İnanıyoruz ki böyle bir hastalıkla bireysel olarak mücadele etme hemen hemen imkansız,gıdasından tutunda ilaçlarına varana kadar bir hayli zorluklar yaşanıyor maddi olarak ama ALLAHIN İZNİYLE VE AZİMLE ÜSTESİNDEN GELMEKTEN BAŞKA SEÇENEK MAALESEF YOK.Bu günlere nasıl geldiysek bundan sonra da aynı çabalar içinde mücadele edip savaşımızı sürdüreceğiz
|
|