ataturkiye1923.sitemynet.com
Atasayfa Hayatı İmparatorluk Çökerken Milli Mücadele Cumhuriyet Yılları İlkeleri İnkılapları Nutukları Atatürk Diyor ki Dünyada Atatürk Atanın Eserleri Atanın Anıları Kemalin Askerleri Kemalizm Kronoloji Belgeseller Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi

Atasayfa

Ataturkiye1923    www.ataturkiye1923.net.tr.tc

"Bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler açılımı bulundu. Halbuki hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir hadise kaydetmemiştir."

Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Dergisi   www.mudafaaihukuk.com

Bizki Ustasıyız Vatan Sevmenin

Ulu Önderi Anıyoruz

Mehmetçik

GAFLET VE DALALET VE HATTA İHANET'E KARŞI BİRLEŞEBİLMEK

onu_ariyoruz_aniyoruz.jpg

Vatanımız bugün gerek dış ve gerekse iç koşullar bakımından Birinci Dünya Savaşı bitimindeki acıklı duruma yeniden sürüklenmiş bulunmaktadır.
O durumdan, o yenilgiden, o ihanetlerden Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde kurtulduk. O halde, koşullar aynı olduğuna göre, yine onun önderliğine gereksinimimiz var. Gerçi O, artık bedenen aramızda değil, ancak yıllar öncesinde yaptığı saptamalar, gösterdiği kurtuluş çareleri, bugün dünkünden daha da geçerli, ışığı daha da aydınlatıcı.
Önce şunu iyice bellemeliyiz:
Ülkemizde pek çok yabancı parası akıyor ve birçok propagandalar yapılıyor. Bundaki amaç pek açıktır ki, ulusal hareketi sonuçsuz bırakmak, ulusal emelleri felce uğratmak, Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı önemli bölümlerinin işgali amaçlarını kolaylaştırmaktır. Bununla birlikte her dönemde, her ülkede ve her zaman ortaya çıktığı gibi bizde de yürek ve sinirleri zayıf, algılama yeteneğinden yoksun insanların yanı sıra aynı zamanda kişisel gönenç ve çıkarını vatan ve ulusunun zararında arayan sefiller de vardır. Doğu işlerini yürütmekte ve zayıf noktaları arayıp bulmakta pek becerikli olan düşmanlarımız ülkemizde bunları sanki bir örgüt durumuna getirmişlerdir. (23.VII.1919'da Erzurum Kongresi'ni açarken).
22 Temmuz 2007 seçim sonuçları karşısında da O'nun şu sözlerini anımsamalıyız:
Saf ulus, gerçeği güç görür bir ulustur. Kandırılıyor...TBMM'nde 3.10.1921'de).
TBMM'deki kimi milletvekilleri için de şöyle diyecektir:
Hiçbir vakitte, millet tarafından milletvekili seçilen kişilerin erk ve kıymetlerini küçültmek, kısmak taraftarı değiliz... Fakat milletvekili sıfatını taşıyan bazı adamlar, bozgunculuğa memur edilmişlerdir. Bu nedenle bunlar ulu orta gelip burada oturabilecekler mi?
O'na bu sorunun yanıtını vermek boynumuzun borcudur.
AB'ci aymazlar için ise şu sözleri bir tokattır:
Artık durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.(TBMM'nde 6.III.1922).
Bir yüzleri AB'ye ve ABD'ye, bir yüzleri de çağdışı kalmış Arap yaşam biçimine dönük iki yüzlü siyasetçiler karşısında da bizleri uyarıyor:
Orta Çağ düşünceleriyle, ilkel boş inançlarla yürümeye çalışan uluslar yok olmaya veya hiç olmazsa esir ve aşağı olmaya mahkumdurlar.( 28.8.1925 İnebolu konuşması).
Atatürk, Türk'ün düşmanlarının en güçlü silahının bizleri birbirimize düşürmek, cephelere bölmek olduğunu hep belirtmiş; buna karşı ulusal birlik ve dayanışma içinde olmamız gerektiğini her olanakta vurgulamıştı. Örneğin:
Düşmanlarımız[ın]... Amaçlarına ulaşabilmek için en kuvvetli keşfettikleri vasıta yine bizi birbirimize çarptırmaktan ibaret olmuştur.(TBMM'nde 24.IV.1920)
Yapmamız gerekeni ise Atatürk açıkça göstermiş:
Ulusun tarihinde bazı öyle dönemler vardır ki belirli amaçlara erebilmek için maddi ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı yöne yöneltmek gerekir... Ülkenin ve devrimin içerden ve dışardan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gereklidir. Aynı cinsten olan kuvvetler ortak amaç yolunda birleşmelidirler.(Demeç, Vakit gazetesi 25.III.1931).
Gün, ortak amaç yolunda birleşme günüdür. Ancak, o zaman vatanımızı bu karanlıktan aydınlığa çıkarabiliriz. Yoksa, bu karanlık daha da koyulaşacak.
Ben diyorum ki, dün bana kurşun sıkan biri bile, eğer bugün iç ve dış düşmana karşı benimle birlikte aynı safta ise o artık benim silah arkadaşımdır, kardeşimdir.

Çetin Yetkin
YENİDEN ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK

GİZLİ TÜRKİYE KARARI

39qu7.jpg

Emekli amiral İlker Güven'in Maya dergisinde yayınlanan Dostumuz Amerika ve Avrupa başlıklı bir makalesini okudum. Konuyu Yeniçağ televizyonunda da anlatan Güven, İtalya'daki NATO kolejinde ortaya çıkarılan ve Türkiye'yi bölünmüş gösteren harita ile ilgili olarak şöyle diyor:
Söz konusu haritayı, kıymetli arkadaşım Emekli Hava Orgeneral Cumhur Asparuk, 1975 yılında İncirlik Hava Üssü subay kafeteryasında bizzat gördüğünü söylemiştir.

* * *

Güven bir tarihi gerçeği daha açıklıyor:
Bilindiği üzere, ABD Senato ve Temsilciler Meclisi gizli kararları 100 yıl geçmeden açıklanmamaktadır. 1996 yılında 100'üncü yılını dolduran ve ancak bugünlerde elimize geçen 31 Ocak 1896 tarihli 54. Kongre gizli kararı inanılmaz gerçeği karşımıza çıkarmaktadır. Özet olarak Türkçesi şöyledir:
KARAR: ABD'nin belirleyeceği bir temsilci ile her hristiyan ülkeden bir temsilcinin Osmanlı İmparatorluğu adındaki kabul edilemez ve inatla devam eden devletin şeytani hareketlerinin düzene sokulması. Bu karara göre; ABD temsilcisi mutlaka ABD vatandaşı olacaktır. Temsilci, Hıristiyan ülke yöneticileriyle işbirliği yaparak aşağıdaki görevleri yerine getirecektir;
a) Tüm Hıristiyan ülkelerden ABD temsilcisi ile beraber çalışacak, benzer özelliklerde birer hükümet temsilcilerinin atanması sağlanacaktır.
b) Uluslararası Hıristiyan Komitesinin uygun bir bölgede organizasyon çalışmalarına başlaması sağlanacaktır.
c) Uluslararası Hıristiyan Komitesince din, mezhep ve milliyetçi özelliklere bakılmaksızın geçici bir Hıristiyan yöneticiye Türkiye'nin başkanı olarak seçilmesini mütakip, Osmanlı İmparatorluğu'nun mevcut bölgelerinin sınırlarla ayrılması, bu bölgelerin Hıristiyan eyaletleri kabul edilip, Hıristiyan gücünün Türkiye Birleşik Devletleri adında toplanması, Utah Eyaleti yönetimi örnek alınarak ve çok eşlilik, kılıçla fethetme gibi dini vaazların ve hareketlerin yasaklanması sağlanacaktır.
d) Geçici hükümet Türkiye Birleşik Devletlerinin sınırlarının içerisindeki etnik özelliklerine uygun olarak oluşacak Ermeni devleti müttefikimize tüm Hıristiyan devletlerinin askeri destek sağlamaları istenecektir.
e) Daha önce bahsi geçen geçici hükümetin süresini tamamlamasından sonra müttefik güçler tarafından kısa zaman içinde Türkiye Birleşik Devletleri'nin Uluslararası Hıristiyan Komisyonu tarafından tanınması sağlanacaktır. Türkiyedeki ülke yönetiminin hiçbirzaman Sultan, Halife veya Peygamber Muhammed'in dini (şeriat) yöneticileri tarzında olmaması ancak ılımlı dini fikirleri olan ve insanlara olumlu yaklaşan yönetimlerin kurulmasına özen gösterilecektir.

* * *

Görüldüğü gibi, Türkiye'yi eyaletlere ayırarak bölme ve böylece daha kolay yönetme stratejisi ABD tarafından 1896 yılında kabul edilerek meclisler tarafından onaylanmıştır.
Bush yönetimi terörist olarak ilan ettiği PKK terör örgütünü illegal yollardan besliyor, himaye ediyor ve maalesef siyasal olarak da destekliyor! PKK terörü de başta ABD desteği sayesinde Türkiye'de masum insanların canlarını almaya devam ediyor. Yine Bush yönetimi, kuzey Irak'ta barınan PKK terör örgütüne karşı operasyon yapmak isteyen Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşısına dikiliyor ve hatta tehdit ediyor.
Demek ki ABD'nin, Süleyman Demirel'e, Turgut Özal'a ve Tayyip Erdoğan'a eyalet sistemini dayatmasının ardında 100 yıl önce Kongre'nin aldığı bir karar vardır. Erdoğan'ın Türkiye kimliği lafları da işte bu 100 yıllık Amerikan projesinin psikolojik hazırlığıdır!

Arslan Bulut
YENİÇAĞ

TÜRKÇE'DEN UTANANLAR!

752704792dk.jpg

Bazen yazdığınız bir yazının nasıl bir etki yapacağını önceden kestiremiyorsunuz.
Sizi çok rahatsız eden bir konuya değiniyorsunuz. Ancak küçük bir kesimi ilgilendireceğini düşündüğünüz halde, yazmadan edemiyorsunuz. Ama yazının yayımlanmasıyla birlikte, başlıyor telefonlar.

Hem memnun oluyorsunuz, hem de konunun sizin düşündüğünüzün çok ötesinde önem taşıdığını kavrıyorsunuz.

Meğer pek çok kişi, içindeki kızgınlığı boşaltmak, tepkisini dile getirmek için bir kıvılcım bekliyormuş. Birilerinin bazı şeyleri yüksek sesle söylemesi gerekiyormuş.

Türkçe'den utananları "aşağılık duygusu"na bağladığım yazı bunlardan birisiydi. O kadar çok destekleyici tepki geldi ki, ilk fırsatta konuya yeniden dönmeye karar vermek zorunda kaldım.

* * *

Duygularını ilk dile getirenlerden birisi, eski bakanlardan Sayın İhsan Topaloğlu idi:

- Mantık dışı bir biçimde, yabancı sözcük hayranlığı var. Bakıyorsunuz, savaş uçaklarımız günde şu kadar "sorti" yapmışlar. Neden "çıkış" yapmıyorlar da "sorti" yapıyorlar?

Niçin "özel tim" olup da "özel takım" olmadığı da sorulabilir tabii.

Emekli büyükelçilerden Sayın Cahit Tayra da bir zamanlar taksilerin üzerine "Taxi" yazılmasını engellemek için nasıl uğraş verdiğini anlattı. Ve ekledi:

- Adam "Hotel Capri" diye tabela asıyor. İtalyanlar için hiç ilginç değil. Diğer yabancı turistler de zaten isteseler İtalya'ya giderlerdi. Örneğin "Menekşe Oteli" dese, yabancılar için çok daha ilginç olacak!...

Birkaç günlük tatil için İtalya'ya gitseniz, İstanbul Oteli'nde kalıp Adana kebap mı yemek istersiniz?

* * *

Yıllar önce, "spor basını" ile ilgili bir seminerde, Kahraman Bapçum ile yanyana oturuyorduk. "Futbol sezonu", "basketbol sezonu" gibi sözler o kadar sık geçiyordu ki, dayanamayıp söylendim:

- Ne demek "sezon"?

Bu sözcüğe Sayın Bapçum da öylesine alışmıştı ki, birden amacımı kestiremeyip "sezon"un ne demek olduğunu anlatmaya koyuldu. "Futbol mevsimi" demek varken "futbol sezonu" demenin gerekçesini bulması ise zaten olanaksızdı.

Başta Sayın Özal ve hatta Sayın Demirel olmak üzere, devletimizin bazı büyüklerini TV'de dinlerken, sözlerini sürekli olarak kafamda Türkçe'ye çevirmekten yorgun düşüyorum.

Niçin "Kürt gerçeği" değil de "Kürt realitesi"?

Niçin "bütünleşme" değil de "entegrasyon"?

Niçin "ayrıntı" değil de "detay"?

Niçin "kafa yapısı" değil de "mantalite"?

Ve niçin, yabancı dili çok iyi konuşan Sayın Ecevit yabancı sözcükler kullanmıyor da, bildikleri yabancı dil ile ancak kahve sohbeti yapabilecek durumdaki "milliyetçi" ( ! ) büyüklerimiz, her tümcenin içine birkaç tane yabancı sözcük sokmak gereğini duyuyorlar? Bilinç altlarında bir sıkıntıları mı var?

Ne kadar derin birikimleri olduğunu kanıtlamak gereksinmesi içindeler mi? Halkın anlayabileceği bir dil kullansalar, önemlerini yitireceklerinden mi korkuyorlar?

* * *

Yıllar önce, Meclis kürsüsünde, hakkımda verilen gensoru önergesine karşı savunma yapıyordum. Bir ara "eşgüdüm" ve "sav" sözcüklerini kullanınca, muhalefet sıralarından bağrışmalar geldi:

- Ne demek "eşgüdüm", ne demek "sav"? Türk köylüsü anlar mı?

Gülümsemeden kendimi alamadım:

- Herhalde haklısınız dedim, "koordinasyon" ve "tez" deseydim Türk köylüsü daha iyi anlardı ( ! )...

Galiba gerçekten de haklı olan onlardı. Bakın bazı yeni binaların kapılarında artık "pull" ve "push" yazıyor. Köylümüz kente geldiğinde yadırgamasın diye olacak ( ! )...

Bakıyorum da, halk gene "perhiz" yapıyor; okumuşlarımız ( ! ) ise aşama yapmışlar "diyet" uyguluyorlar.

Biz, çocukken "cankurtaran"ların "canavar düdükleri"ni duyardık. Şimdi "ambulans"lar "siren" çalıyor.

Dergilerimiz "özel haber" yerine "exclusive" olanını tercih ediyorlar. TV'lerimiz "talk show" yaparak Amerika'yı yakalama peşindeler.

Bir zamanlar Münir Nurettin gibi, Lefter gibi "büyük yıldız"larımız vardı. Oysa şimdilerde çağdaş uygarlık düzeyine ulaştığımız için, harıl harıl "süper star"lar yetiştirmekle uğraşıyoruz.

Bakkallarımız bile "market" oldu; "şenlik"lerimiz ise "festival"...

Artık yabancılar Türkiye'de yabancılık çekmeyebilirler; ama Türk insanı Türkiye'de yabancılık çekmeye başladı...

Aşağılık duygusunun ürünü bir "yaranma içgüdüsü" bizi Batı'ya yaklaştırmıyor, uzaklaştırıyor...

Tıpkı, "Tanrı uludur, Tanrı'dan başka yoktur tapacak!" tümceleri ile sabah uykumun arasında bana bir başka huzur veren müezzin sesinin yerini, hoparlörlerden gümbür gümbür yayılan Arapça tümceler alınca, Tanrı'ya daha yaklaşacağımıza uzaklaştığımız gibi...

Ahmet Taner Kışlalı

YABANCI DİL: TÜRKÇE

turkceeriyorkucukpj9.jpg

Bu arkadaşlarla işimiz zor olacak. Güneydoğu'da çeşitli illerden "bağımsız" seçilip geldiler. Halkın seçimidir, saygı duymakla yükümlüyüz.
Geçtiğimiz pazar günkü yazımda onları "PKK'lı" diye tanımlamıştım. Terör örgütünün mensupları ille de dağlarda gezinmek zorunda değil. İlle de güvenlik güçlerimizi pusular, mayınlar ve kurşunlarla şehit etmek zorunda değil.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi terörün en tehlikeli aşaması, siyasallaştığı zaman gerçekleşiyor. Türkiye'de şimdi bu aşamayı açıktan, bu kez Meclis çatısı altında yaşayacağız. Doğu ve Güneydoğu'da belli il ve ilçelerde belediyeleri ele geçirdiler ve adına siyasallaşma denilen kavramın ne olduğunu hepimiz gördük.

Kürtçe yayınlar başladı, terörist cenazelerini belediye ambulansları taşıdı, PKK renkleriyle bayraklar açıldı, sloganlar atıldı. Bazı belediye başkanları hakkında soruşturma açıldı, sadece bir başkan görevden uzaklaştırıldı.


* * *
Şimdi yeni gerginlikleri Meclis çatısı altında yaşamaya hazır olun. DTP Grubu önümüzdeki günlerde kurulacak. Bunlar her konuda kürsüye çıkıp konuşacak. Seçilmişlerdir, elbette konuşacaklar.

Kürsü dokunulmazlığından sonuna kadar yararlanacaklar...

Ama korkarım, şu veya bu nedenle Meclis içinde ve dışında sürekli olarak Kürtçülük yapacaklar.

Bazıları şimdiden demeç veriyor:

"Biz buraya halkların kardeşliği için geldik. Merak etmeyin Kürtçe değil, Türkçe yemin edeceğiz! Kılıçları kuşanıp gelmedik."

Kılıçları kuşanıp gelmediğini söyleyenlerden bazıları, aynı gün Meclis'te formları doldururken, ilk şoku yaratan bir davranışta bulundular.

Formdaki soru şöyle:

"Bildiğiniz yabancı diller?"

Bunlardan bazılarının el yazılarıyla yanıtı:

"Türkçe."


* * *
İnsaf yahu! Ayıp yahu!

Daha Meclis'e adım attığınız ilk günden bunu yapmaya, bu saygısızlığı sergilemeye hakkınız var mı?

Bu saygısızlık kime?

Sonradan bazı arkadaşlarınız devreye girip düzeltmiş olsalar, "Arkadaşlar yanlış anlamış" demiş olsalar bile, Türk milletine.

Türkçe sizin için yabancı dil midir? Buna inanıyor musunuz?

Eğer inanmıyorsanız bunu niçin yapıyorsunuz? İnanıyorsanız, siz birkaç gün sonra Meclis kürsüsünde aşağıda özetle verdiğim yemin metnini nasıl okuyacaksınız?

"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ koruyacağıma... Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma... büyük TÜRK MİLLETİ önünde NAMUSUM ve ŞEREFİM üzerine ant içerim."


* * *
Şimdi bu arkadaşlar bir yanda Meclis kayıtlarına "Bildiğim YABANCI DİL Türkçe" kaydını düşecekler, öbür yanda ise birkaç gün sonra "vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü" koruyacaklarına "büyük Türk milleti önünde namus ve şerefleri üzerine" yemin edecekler!

Şimdi belki diyeceklerdir ki "kardeşim biz o yemini formalite gereği okuyacağız"...

Doğrudur, bugüne kadar o yemini kimler okumadı ki!.. O namus ve şeref yemini kürsüden okunur. Sadece okunur! Hepsi bu kadardır ve beş saniye sonra unutulur gider.

Dünyanın (hem de Anayasa'da yer alan) en şanssız, bahtsız, talihsiz, kısmetsiz namus ve şeref yeminidir!


* * *
Meclis kayıtlarına "bildiğim yabancı dil Türkçe" kaydını düşen bu milletvekilleri daha ilk aşamada ortalığı germeye başladılar. İnşallah yanılırım ama şu birkaç gün içerisinde olanlar, bundan sonra olacakların habercisi.

Leyla Zana boşuna konuşmadı, "Türkiye eyalet sistemine geçmeli. Bu er veya geç olacak" diye!

Bugüne kadar seslerini sadece belediyeler eliyle duyuruyorlardı. Şimdi siyasallaşma sürecinde çok önemli bir aşamayı daha geride bıraktılar. Biz onları asla "yabancı" olarak görmüyoruz ama onlardan bazıları bizi ne yazık ki öyle görüyor.

Bu kafayla giderlerse Türkiye boş yere gerilecek ve zararlı çıkan kendileri olacak.

Bu iyi niyetli uyarıları dikkate almalarını dilerim.

Emin Çölaşan

ABD ATATÜRK'E NİÇİN KARŞI?

ataturk_ve_bayrak.jpg

Önceki yazımda bazı somut bilgiler vardı.
ABD'li bazı "servis"lerin, Türkiye'ye yönelik çabaları ile ilgili bilgilerdi bunlar. Atatürk'ü ve Kemalizm'i yıkmak için gösterilen çabalar yanyana geldiğinde, ortaya yadsınamayacak bir tablo çıkıyordu. Ama bu tabloya eklenecek, birkaç fırça darbesi daha kalmıştı.

Varan bir:

"CIA İstasyon Şefi" Paul Henze, 1993 yılında bir rapor hazırlıyor; ama "yeni dünya düzeni" ile birlikte gerekliliği de kalmamıştır. "Klasik Atatürkçülük" ölmüştür... Aydınların imam hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen köktendincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir...

Atatürk'e "deccal" diyen Said - i Nursi ve Nurcular ilericidir... Nakşibendiler geriye dönük değillerdir; Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile bağlantıyı sağlayabilirler...

Varan iki:

Samuel Huntington gibi "bazı" ABD'li yazarlar, Kemalizme karşı "ılımlı İslam"a sahip çıkıyorlar. Türkiye'nin batı ile bütünleşmesini istemiyorlar. Türkiye'nin "yeni dünya düzeni" içindeki yerinin "ılımlı İslam" olması gerektiğini düşünüyorlar. Batının çıkarının bunu gerektirdiğini savunuyorlar...

Varan üç:

CIA Türkiye ve Ortadoğu masa şeflerinden Graham Fuller de, üç yıl önce bir Türkiye raporu hazırlıyor... Ve özellikle "Kürt sorunu"na elatıyor:

Irak'ın "üniter" yapısını koruması ABD çıkarlarına uygun değildir. Türkiye Kürtlere özerklik verirse, Kuzey Irak'taki Kürtlerle bir bütünleşme gerçekleşebilir. En kötü şey, Türkiye'nin Irak'a yakınlaşmasıdır.

Şimdi gelelim sorunun yanıtına: ABD "servis"leri Atatürk'e niçin düşman?

Bunun dört temel nedeni var.

Birincisi...

Laik - demokratik Kemalist model, "ihraç" etmeye elverişli değildir. Türkiye'nin toplumsal kültürel altyapısına sahip bulunmayan İslam ülkeleri bu modeli uygulayamazlar. "Ilımlı İslam" ile bütünleşmiş, yarı çağdaş bir Türkiye, ABD çıkarlarına daha uygundur!

Üstelik, petrol zengini Ortadoğu ülkelerindeki çağdışı rejimlerin varlığını koruması açısından, Kemalist model tehlikeli bir örnektir. Bu rejimlerin varlığı, Amerikan çıkarlarının güvencesindedir!

İkincisi...

Kemalizmin temelinde ulusal birlik ve tam bağımsızlık ilkeleri vardır. Bu ise, ABD'nin ve genel olarak batının çıkarlarına terstir. Türkiye ne yıkılmalı, ama ne de bağımsız hareket edebilecek kadar güçlenmelidir. Türkiye Ortadoğuda büyük bir güç olmamalıdır!

Üçüncüsü...

Türkiye'nin Kürtlere özerklik vermesi giderek federasyonu peşinden getirir. Bir adım sonrası ise, komşu devletlerin de parçalanması ile, "bağımsız" bir Kürt devletinin oluşturulmasıdır. Her zaman ABD'ye muhtaç böyle bir devlet... Amerikan çıkarları için en iyi çözümdür. Ama bu formülün uygulanabilmesi için ilk koşul, Türkiye'de Atatürk'ün ve ilkelerinin yıkılmasıdır!

Dördüncüsü...

Yeni dünya düzeninde, uluslararası sermayenin karşısında kalan tek engel "ulusal devlet"tir. Türkiye'de Atatürk yıkılmadan ulusal devletin yıkılamayacağı ise bir gerçektir!

1994 Arallığında, Yeni Demokrasi Hareketi kurulurken çıkan bir yazım şöyle noktalanıyordu:

"Özal - 12 Eylül sayesinde - boşaltılmış bir meydanda işe başlamıştı... 'Dört eğilimi' birleştirip, ABD'nin çizdiği yolda kararlılıkla yürüdü. Ama bugün artık ne dünya o günün dünyası, ne de Türkiye o günün Türkiyesi... Özal öldü, yaşasın Boyner!.. Doğru isim, yanlış zaman... Ve tarihi, isimler değil 'zaman'lar belirler!.."

Suç, bir buçuk yılda tükenen Boyner'de değil, "zaman"da!

Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor!

Ahmet Taner Kışlalı

UNUTTURULAN ATATÜRK...

atat.gif

Atatürkçülük ne demektir?
Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.

- Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.

Atatürkçülüğü, "tam bağımsızlık" inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri "Atatürkçülük" adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..

- Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz...

İşte Atatürk budur, işet "Atatürkçülük" budur...

Kurtuluş Savaşı, kökeninde "antiemperyalist" ve "antikapitalist" düşüncelerin kutsal harcını taşır:

- Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.

Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk'ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.

Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:

- Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır...

Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:

- Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız...

"Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir" diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.

- Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı...

Atatürk'ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi.

Atatürk'ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı'nın yüce önderini "Atatürk Yılı"nda inançla selamlıyoruz:

Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa...

Uğur Mumcu

Anıtkabir Şeref Defteri

1 AĞUSTOS 2006 - 1 EKİM 2007 DÖNEMİNDE ATATÜRKİYE 1923 SİTESİNİN TÜM SAYFALARININ TIKLANMA SAYISI

1 2 0 8 8

editor1923@hotmail.com

1 EKİM 2007 TARİHİNDEN İTİBAREN BU SAYFANIN ZİYARETÇİ SAYISI