atilganyildiz.sitemynet.com
ANASAYFA
ZUHAL TEKKANAT
ŞİİRLERİ (abc)
ŞİİRLERİ (defg)
ŞİİRLERİ (h.i.k)
ŞİİRLERİ (l.m.n.o.ö.p)
ŞİİRLERİ (r.s.ş)
ŞİİRLERİ (t.u.ü.v.y)
YAŞAMI
HİM/ENGLİSH
EŞLERİ
RESİM GALERİ
Linkler Sayfam
yazılanlar
SÖYLEŞİLER
MEKTUPLARI
MEKTUPLARI 2

YAŞAMI


KADIKÖYLÜ CEMAL AĞABEYİN ANISINA...

YAŞAMI
Cemal Süreya, Cemalettin Seber adıyla 1931'de Erzincan'da doğar. Ailesi Zaza- Kürt kökenli olmasına rağmen evde Türkçe konuşulur. 1938 Dersim isyanı sonrasında ailesiyle birlikte Bilecik'e sürülürler. Geldiklerinin altıncı ayında annesi ölür.İlkokulun iki buçuk senesini İstanbul'da halasının yanında gizlice okur, olayın farkedilmesi üzerine Bilecik'e dönerek orada tamamlar. Üvey annesi ile ciddi sorunları olur, o da ev ortamından uzaklaşmak için Bilecik ortaokuluna parasız yatılı olarak girer. Okulda dersleri çok iyi olmamasına rağmen dahi muamelesi görür, yine o yıllarda edebiyata ve fransızcaya ilgisi artar, Dostoyevski'ye ise hayrandır. O sırada okul aşkı Seniha'ya şiirler yazar, defterler doldurur.

1947-8 dersyılında Haydarpaşa Lisesi'ne yine parasız yatılı olarak girer. Arkadaşlarıyla ilişkisinde uyumlu ama mesafeli, yine sır dolu, sessiz ve çekingendir. Ezberinde yüzlerce şiir, İstanbul sokaklarında yürür durur. Eski yazıyı kendi kendine öğrenir, eski edebiyata ilgisi derinleşir. Yeni şiir, duyarlılığının dışında kalır. Onu yeni şiire yönelten ise Ahmet Muhip Dıranas'ın Kar adlı şiiri olur.

1954'te Mülkiye'nin Siyasal Bilgiler Fakültesi olduğu ilk yıl, Maliye ve İktisat bölümüne girer. Çalışkanlar gidiyor diye Mülkiye'yi seçtiği halde çalışkanlar grubundan çabuk kopar. Etüt odalarına hiç çıkmaz. Zamanını kantinde geçirenlere katılır. Hala içine kapanık ve çekingendir. Kürt ve sürgün olduğunu özenle saklar. Yabancılık duygusu ve yalnızlık mektuplar yazmasına yol açar, en çok ta kendisine.

Utancın yerini cüret alır mektuplarda. Şiirinin beşiği olur, pek çok dizesi mektuplarda doğar. Hasan Basri, Sezai Karakoç, Muzaffer Erdost gibi yakın arkadaşlarıyla sabah yürüyüşlerine çıkar. Güzergah: SBF - Dikimevi - Dörtyol - Doğumevi - Samanpazarı - Ulus - Dil Tarih- Sıhhiye, sonra bugünkü Abdi İpekçi parkından geriye. Hasan Basri'yle çok yakındır ama arkadaşlıklarında hep eksik olan bir şeyler vardır. Yazar arkadaşlığında ise kalıcı arkadaşlığı görür. Ama alıngınlıkları ve küsüşleri hiç azalmaz. Mülkiye'nin üçüncü yılında fakültenin dergisi Kazgan'ı hazırlama görevi ona verilir. Cemasef adıyla şiirler, yazılar yayımlar. Ama aynı sıralarda, gerek uzaktan aşık olduğu fakülteden Aysel'e, gerekse Güzin'e her gün mektuplar yazar. 8 Ocak 1953'te ilk şiiri 'Şarkısı Beyaz' Mülkiye dergisinde yayımlanır. Ama bu şiir, Nisan'da çıkan 'Di Gel' ve Mayıs'ta çıkan 'Çıkmaz Sinir'le beraber kitabına girmez. 'Adam' şiiri Ekim 1953'te Yenilik'te basılır. 1953 sonunda Seniha ile evlenir. 'Sizin Hiç Babanız Öldü mü' Evrim dergisinin Nisan-Mayıs sayısında, 'Yüzükoyun' Mayıs 1954'te Yeditepe'de, 'Aşktan İndim İncire' Temmuz'da yine aynı dergide çıkar. Ocak 1955'de, Evrim'de 'Güzelleme', Şiir Sanatı'nda 'Dalga', Şubat'ta Yenilik'te ' Üçgenler', Nisan'da Şiir Sanatı'nda 'Cigarayı Attım Denize 'Haziran'da Şimdilik'te 'Şu da var', Yeditepe'de 'Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm', Aralık sayısında ' Üvercinka' yayımlanır. Şiirleri düzyazılar izler. Ama asıl çıkışını ' Gül' şiiriyle yapar. Gül Garip'in tıkandığı, kopma beklentisi olan bir dönemde, Haziran 1954'te Yeditepe'nin yedinci sayfasında yayımlanır.

Ağustos 1955'te, Maliye Bakanlığında müfettiş yardımcısı olarak İstanbul'a atanır. Oradaki edebiyat ve sanat çevreleriyle iç içe geçer. Pazar Postası'nda, a dergisinde ve Vatan gazetesinde düzenli olarak yazar. O zamanki en yakın arkadaşı Arif Damar'dır. Haziran 1957'de babası bir trafik kazasında ölür. 1958 Şubat'ında ilk kitabı Üvercinka Yeditepe yayınları arasında çıkar. Bu kitap ardından sayısız tartışma ve eleştiri getirir ve Süreya'yı kuşağının en önemli şairlerinden biri yapar. Ekim 1958'te Maliye müfettişliğine atanır. 555K olaylarına yedeksubay olarak katılır. 1960 ihtilali sonrası Ülke gazetesinin başyazılarını yazar. Ağustos 1960'ta ilk Papirüs'ü çıkarır, ama sadece dört sayı sürer. 1961 Kasım'ında Paris'e gönderilir. 1965'te ayrıldığı görevine 1971'de yeniden döner, 1982'de ise emekli olur.

1966'da Papirüs dergisini yeniden kurar: 1966-1970 arası 47, 1980-1 arasında iki sayı daha çıkarır. 1967 yılında Zuhal Tekkanat'la evlenir. 1969'da bir grup genç şair, Cemal'i ve İkinci Yeni'nin diğer şairlerini gericilikle suçlayıp karşı çıkarlar. Aynı yıl, oğlu Memo doğar. Emekli olduktan sonra yayınevlerinde danışman ve ansiklopedilerde redaktör olarak çalışır. Oluşum, Türkiye Yazıları, Maliye Yazıları dergileri ile Saçak dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetir. Politika, Aydınlık ve Yeni Ulus gazeteleriyle, Yazko, Somut ve 2000'e Doğru dergilerinde köşe yazıları yazar. Üçüncü şiir kitabı 'Önce Öp Sonra Doğur Beni' Ekim 1971'de 12 Mart sonrası ortamda yayımlanır.

1975'te Güngör Demiray ile evlenir. 1976'da düzyazı denemelerini Şapkam Dolu Çiçekle adlı kitapta toplar. Günlük'lerini Ekim 1984'ten itibaren Milliyet Sanat'ta, sonra da ölümüne dek Hürriyet Gösteri'de yayımlar. Çocukça dergisinin Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi köşesinde çocuklara yönelik yazılar yazar. 1986'da Saçak dergisinin Sanat ve Kültür yönetmeni olarak edebiyat dergilerini inceler, 2000'e Doğru dergisinde İzdüşümler adıyla her hafta bir portre ortaya koyar. O güne kadar yazdığı şiirlerin doğal bir uzantısı olan Sıcak Nal 31 Mart 1988'de, yeni bir deney olan Güz Bitiği bir gün sonra 1 Nisan 1988'de çıkar. Bu iki eser 1988'de Necatigil ödülünü getirir ona. 9 Ocak 1990 tarihinde, muhtemelen kalp krizinden ölür.





ESERLERİ


ESERLERİ

İlk kitabını (Üvercinka) 1958de, ikinci kitabını (Göçebe) 1965te, üçüncü kitabını (Beni Öp Sonra Doğur Beni) 1979;da yayımlandı. Bunları Güz Bittiği (1988) ve Sıcak Nal (1988) adlı şiir kitapları izledi. İlk üç kitabındaki şiirleri yeni ilâvelerle 1984;te yeniden yayımladı: Sevda Sözleri (Toplu Şiirler, Uçurumla Açan adlı yeni bölümle). Şapkam Dolu Çiçekle (1976),Günübirlik (1982) bir takım denemeleri toplayan eserleridir. Üvercinka ile Yeditepe Şiir Armağanını, Göçebe ile Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü;nü, son iki kitabıyla da Behçet Necatigil Şiir Ödülü;nü kazandı.Ölümünden sonra eşine yazdığı mektuplar On Üç Günün Mektupları (1990), denemeleri 99 Yüz (İzdüşümler-Söz Senaryoları, 1990), Folklor Şiire Düşman (1992), Uzat Saçlarını Frigya (1992), dergi ve gazete yazıları Paçal (1992), Oluşum da Cemal Süreya (1992), Papirüs ten Başyazılar (1992), çocuklar için yazdığı yazıları ise Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (1993) adlarıyla yayımlandı ve adına bir şiir ödülü konuldu

34akif01.gif

Sanatı
İlk şiirlerinde bireyin iç dünyasının gizil yanlarını ironik bir söyleyişle dile getirdi. Göçebe'de yoğun bir anlatıma yöneldi. Dil ve biçim oyunlarıyla kurulu daha sonraki şiir çizgisi giderek yalın bir düzeye erişti. Çağrışımsal öğelerle kurduğu usa dayalı şiirlerinin toplumsal eleştiri yönü ağır bastı. İnsan-toplum gerçekliğinin özel durum ve 'an'larını nükteli bir dil ile yansıttı.
Özdemir İnce, onun kuşağına dönük şu belirlemeyi yapar: "Türkiye Cumhuriyetinin ilk şair kuşağındandır Cemal Süreya. Bunun anlamı şudur: İlk ve ortaöğrenimde Arapça ve Farsça yerine Batı diliyle karşılaşmış, yazmayı Latin harfleriyle öğrenmiş, okullarda dil devriminin utkusunu yaşamış, arı Türkçe sözcüklerle konuşmaya, yazmaya ve düşünmeye alışmış, laik bir toplumda büyümüş, Osmanlı ve Doğu kültürünün sarsılan, çatlayan egemenliğinin dışında, tedirgin bir kültürün önderliğinde dünyaya bakmaya, onu anlayıp kavramaya çalışmış bir kuşak. Bir bakıma yetim, bir bakıma yeni toplumun ilk tohumları. Talihsiz ama dayanıklı bir kuşaktır 30 doğumlular."(11) İnce, Süreya'nın şiirini değerlendirirken de şunları söyler: "Cemal Süreya her kitabıyla şiirimizde bir alan açmış, ona yeni topraklar kazandırmıştır. Ama Üvercinka'nın yeri çok başkadır şiirimizde, tıpkı 'Galile Denizi'nin, 'Yerçekimli Karanfil'in, 'Kınar Hanımın Denizleri'nin, 'Bir Gün Mutlaka'nın, 'Evet İsyan'ın yeri gibi. Çünkü Üvercinka yıkıcı olduğu kadar yapıcıdır, yol açıcıdır, eklemlidir (yani eklenmiş ve ekletmiştir). Cemal Süreya'nın kıyısız imgelemi gerçeküstüne kadar gelir. Sözdizimiyle pek dalaşmadı, dilbilgisel açıdan, anlamın yapısıyla dalaştı. Şiirsel devrimi, yatay yapısının bütün göz kamaştırıcılığına karşın, orada değil, ama dikey yapıda gerçekleştirdi." (12)
Kendine özgü buluşları ve imge evrenindeki özgünlüğüyle çağdaş Türk şiirinde "yeni bir söyleyiş geleneğinin" öncüleri arasında yer aldı. Geleneksel Türk şiirinin olanaklarından yararlanarak bileşime vardı. Bu, şiirine yeni açılımlar kazandırarak, kuşağını da diğer kuşaklara bağladı.
Enis Batur, onun şair kimliğini kuşağı ekseninde konumlandırırken, şu yanlarının altını çizer: "Cemal Süreya firesiz, kılçıksız şiirler yazdı; poetikasının temel unsurları erotizm ve ironiydi; Türk şiir geleneğinden ve modern Avrupa şiirlerinden çıkan toplardamarları buluşturdu.
Denemelerinde kişileri ve sorunları derinlemesine kesitleyerek, yoğun ve imge ağırlıklı bir üslupla yokladı; Papirüs dergisiyle 1960 sonrası edebiyata yön verenlerden biri oldu; pekçok başyapıtı özenle dilimize çevirdi; günlüğü dergiler üzerinde yazdığı kapsamlı incelemeleri, son dönemlerdeki siyasal portre yazılarıyla ayrı yönlerini açığa vurdu; bürokratlık serüveni, kazandığı ödüller, katıldığı tartışmalar ile son 30 yılın yenilikçi edebiyatının öncü figürlerinden biri sayıldı

halk dilini kullanma gücü
şair cemal suryanın şiirlerinde halk dilini kullanma özelliği şiirlerinde pek fazla görülmemiştir.aslında büyük bir karacaoğlan sevdalısın olmasına karşın şiirlerinde kullanmamıştır halk dilini.şiir yaşamı boyunca ve edebiyata adım atmadan önce ondan önceki şairleri okumazdı hatta 1. yeniler hakkında en ufak fikri yoktu o daha çok franssız edebiyatı ile ilgileniyoru bu fransız sevdası çok yoğun olduğu için kendi kendine fransızca öğrenmiş ve fransızca şiir ve düzyazı çevirileri yapmıştır.fransız akımının etkisi altında kaldığını hiç bir zaman söylememeiştir ama yazı ve şiirlerinde bu açıkça görünüyor.ama düz yazılarında pek çok kez halk dilini kullanmıştır bunun en büyük örneği ''folklor şiire düşaman'' adlı düz yazı kitabında görülmüştür.şair aslında kendini türkçeyle özdeşleştirememiştir hatta türkçede bir kelimede iki kere üst üste geçen harfleri gereksiz gördüğü için hiç bir yerde kullanmamıştır bunun en büyük örneği ise. ilk yıllarda kullandığı cemal süreyya dır..gereksiz gördüğü için süreyyadaki y lerden birini çıkarır ve bugünkü cemal sureya olarak tanınmasını sağlar.halk dilini kullandığı şiirlerden örnek vermek gerekirse bunlardan ikisi ön plana çıkmakta karne ve karacaoğlan şiirleri,karaca oğlan şiirinde ne kadar halk dilini kullanmak istesede etkisinde kaldığı akımın izleri sürmektedir.
Karacaoğlan


Kilimim siyahtır bütün renklerden
İçinde kil var milim var

Umut'un içinde mut varsa
Umutsuzluğun da içinde umut

Bağnazlığın içinde Banaz
Götürüp sonra Sivas'ta astılar

Ülkemin ırmakları dışarı akar
Neden bilmem can havliyle akar

Akarsuların hepsi karasu
Dağ doruklarında denizyıldızı çakıllar

Akıntılar akıntılar ters akıntılar
Üstünde simürg uçar

Maphusta beyaz elli Musa
Balıkçıl yürüyüşlü firavunlar

Kedi adımlı dışişleri bakanları
Onun parmaklarıyla konuşurlar

Ayrılık vezirleri yabancıl yontular
Nazımdaki nazı okşar gibi dururlar

Babam sayrı düşmüş, döşeğinin altında
Kasım güneşi ve asık yüzlü tanrılar

Yaş otuz beş dantel gibi ortasından
Sessizce yırtılmış temiz yüzlü hacılar

Karacaoğlan der ki göçüm söküldü
Kilimim parça parça acılar al al açar.

Cemal Süreya



sureyya.jpg

YAYIMLANMIŞ İLK ŞİİRİ

(*)ŞARKISI BEYAZ

Ayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçti
Şehirler taş yürekliydi şarkısı-beyaz
İnsanların büyük rüyaları vardı
İnsanlar bir ölümle öldüler ki
Sevgiler arasında şaşırıp
Bir unuttular ki deme gitsin

Ben olanca kuvvetimle halatlara asılıyorum nafile
Ben ayrı düşmüşüm bir kere
Ayrı düşmüşüm insanlardan
Bu yıldız tutmaz mavilikte
Ne deniz ne köpük kar eder bana
Arada bir ağlamak için

Onu kocaman ellerimle sevdim
Ölüm daha saçlarına gelmemişti saçları-beyaz
Saçlarını kestim, şarapla ıslattım
Saçlarını koynumda saklıyorum
Arada bir ağlamak için
Ve suların altında mavileyin

Küstah bir çalparaydı ayağını uzatmış
Mesut hatırasına balıkların
Ve kocaman küfürleriyle sarhoş
Yatardı yavaşlamış tüyleriyle
Gemicilerin öldürdüğü kuş
Siraküzaya uğrayamadık

Torbadaki çakıllara baktım
Sonra dalgalar geldi
Sonra bir mavilik aldı her yerimizi
Nasıl hatırlıyorsan dünyayı
Öyle
(*)yayımlanmış ilk cemal süreya şiiridir



kitapları

99 yüz
Folklor Şiire Düşmanı
Sevda Sözleri
Aydınlık Yazıları Paçal
Şapkam Dolu Çiçekle
Uzat Saçlarını Frigya
20. Yüzyıl Şairlerinden Seçme 100 Aşk Şiiri
Sevda Sözleri
Onüç Günün Mektupları
Günler

cemal_sureya.jpg

EŞLERİ

Seniha
Zuhal
Güngör
Birsen

Edebi yaşamı
Okuma serüveni onun önünü erken yaşta açar: "Çok okudum. Ama iyi kitaplarla beslendim. Elime ne gelirse okurdum. Alevi çevrede din kitapları, Hazreti Ali üzerine kitaplar çoğunluktaydı, okudum. Çocuk dergilerini okudum. Aynı şeyleri yüz kere okurdum. Okumam gerekenleri okuyamadığım gibi, okumamam gerekenleri de okudum. Bilecek Ortaokulu'nda kütüphane elimdeydi. Oburca ama sistemsiz okudum."(7) Bu çabası onu yazma girişimiyle kuşandırır: "yazma duygusu ilkokulda başladı. Ama bunun bilincine şimdi varıyorum. Amca oğluyla birlikte defterler alıp, ödev olmadan hep yazdığımı biliyorum." (8)
Yaşamındaki kırgınlıklar çocuk yaşta başlar: sürgün/göç, annenin ölümü, yoksullaşma..O, bu süreci şöyle değerlendirir: "Yazma ve okuma mahkumiyetini başlayan kırılma duygusuydu. Çok varlıklı bir ailenin el üstünde tutulan çocuğuyken, bir hayvan vagonunda yüzyıllık bir yolculuğa çıkmıştım. Sonra annesizlik. Temel kırgınlık bundandı. Yine de Bilecik Ortaokulu'nda mutlu oldum."(9)
Lise yıllarında aruzla şiirler yazmaya başladı. İlk şiiri "Mülkiye Dergisi"nde yayımlandı ("Şarkısı Beyaz", 8 Ocak1953). Ankara onun edebiyat ortamıyla buluşmasını sağlar: "O dönem, hep edebiyatla yaşadık. Gülten Akın, Orhan Duru, Muzaffer Erdost, Tevfik Akdağ, Ece Ayhan, Ülker Köksal, Yılmaz Gruda...Ankara'daki tek sanatçılar biziz gibiydik. Şiirlerimiz 'Yeditepe', '20. Asır' dergilerinde yayımlanmaya başladı."(10)
Bunu "Şairler Yaprağı", "Evrim", "Pazar Postası" , "Kaynak"dergilerinde yayımladığı şiir ve yazıları izledi (1953-58). Osman Mazlum imzasıyla şiir üzerine deneme ve eleştirileri yazıları yazdı, çeviriler yaptı. Aylık "Papirüs" dergisini çıkardı (1960-1961, Dört sayı). Dergiyi ikinci kez 47 sayı (1966-1970), üçüncü kez de iki sayı çıkarabildi (11.4.1980, 15. 3 1981). Ankara'da çıkmaya başlayan "Türkiye Yazıları" dergisinin, ilk iki sayı, yayın yönetmenliğini yaptı (Nisan, Mayıs 1977).
"A", "Yeni İnsan", "Yeni A", "Papirüs", "Yeni Dergi", "Soyut", "Oluşum, "Milliyet Sanat Dergisi", "Hürriyet Gösteri", "Yazko Somut" sürekli yazdığı dergiler oldu (1960-1983).
1975-1976 yıllarında "Politika" gazetesinde "Günübirlik" köşesinde yazılar yazdı. Bunu "Aydınlık" gazetesinde ve "2000'e Doğru" dergisinde yazdığı yazılar izledi
. Üvercinka ile 1959 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, Göçebe ile de 1966 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü aldı. Son iki kitabıyla da (Güz Bitiği, Sıcak Nal, 1988) 1989 Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazandı. Ölümünden sonra adına "Cemal Süreya Şiir Ödülleri" yarışması kondu. Ödül üç ayrı dalda (inceleme, şiir: yayımlanmamış yapıt, yayımlanmış yapıt) veriliyor.



alt bölümde yazan şiir cemalettin seberi şiir YAŞAMINA yöneltip şimdiki cemal süreya adıyla tanımamıza sebep olan kar adlı şiir ahmet muhip dıranasa ait..cemal SÜREYA bu şiiri okuduktan sonra şiire yönelmişitir
KAR
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram...
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.
AHMET MUHİP DIRANAS

ÖDÜLLERİ
1959 Yeditepe Şiir Armağanı
1966 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
1988 Behçet Necatigil Şiir Ödülü

kadınlara bakışı?
cemal süreya bütün edebi sanat yaşamı boyunca en büyük ilham kaynağı olmuştur kadınlar.şiirlerinin ana temasında kadın tutkusu vardır bunu gerek,aşk gerekse erotik bir anlatımla vurgulamıştır şiirlerinde.yaşamı boyunca sayısız aşk yaşamıştır.hayatında dört kadının yeri çok ayrıdır bunlar sırasıyla seniha,zuhal,güngör ve birsendir. ortaokul yıllarında başlıyan seniha aşkı söğütte başlar bu aşk daha sonra senihanın kandilli kız lisesini kazanmasıyla yavaşlar ilişkileri,mektupların ardı arkası kesilmez bu aşkla cemal sureya bir dergide şiir sayesinde ödül kazanır o yıllarda..liseden sonra söğüte dönen genç kızı resmen isterin,üvercinkasıdır o artık(üvercinka senihaya yazılmıştır) diyer evliliklerinde de olducağı gibi şiddetli geçimsizlik ve şairin aşırı kıskançlığı yüzünden bu evlilikte biticektir.ama şairin en öne çıkan bugün şairi cemal sureya olarak tanımamıza en büyük etken ilk okuldaki aşkıdır.şairi bu aşık olduğu kız için günlük tutmaya başlar kızın saçları kızıl olduğu için günlüğün isimini'' kızıl mısralar'' olarak tanımlar günlüğe yazdığı kalemin rengi bile kızıl renktedir ''seni tanıkdıktan sonra bütün dünyam kızıla döndü '' der şiirinin bir mısrasında.bu günlüğü tenefüs saatlerinde bile bile sınıfta bırakır ve bütün sınıf bu günlüğü okur.bir gün üst sınıftan bir abisi yanına gelir ogünkü siyaset durumlarından dolayı,onu yalnış anlayıp örgüt üyesi sanıcakları için günlüğün adını değiştirmesini ister bu durumdan korkan cemallettin kitabın adını ''yeşil mısralar'' ve o mısrada ''seni tanıdıktan sonra yeşile döndü tüm dünyam olarak değişir.
bu günlük ve diyer yazıları ilerki dmneminde bir edebiyat hocasının eline geçicek ve zaten cemal süreyanın içinde alev alev yanan yazma tutkusuna teşvik oluvaktır.
cemal süreya eşlerinden biri olan zuhal tekkanat ile şiddetli geçimsizlik içindedir ama deli gibi seviyodur,bu sırada ilerde eşi olucak birsenle tanışır iki çıkmazda kalan şair bu durumun etkisinde kalıp ''karne adlı şiiri yazmıştır''

karne


Ilım günleri gelirdi taraçalar
Uzatırdı mevsimölçerlerini
Tıkabasa yaprak arka pencere
İnsan iki kişiyi sevebilir mi?

Onunla aşkımız, o diyorum ona,
Bir kez söylenmiş ve istense de
Bir daha geri alınamaz
Kırıcı sözler gibiydi

Tartışıp dururduk yollarda
Hızla çevirirdi başını
Çiçek aşısı gibi bakardı
Seğirtir karşı kaldırıma

Ötekiyse nasıl incelikli
Türkçe sığmazdı ağzına
Bir ilçeyi sever gibi
Yürürdü odalarda

Parmakları her yana döner
Bir yetenek gibi gelişirdi
Dursuz duraksız güdülerime
Bir şeyler katardı düşüncemsi

Birinin ısırığı badem şekeri
İç kaslarıyla uçar biri
Yüz kez yırtılmıştır gömleğim
Doksan dokuz kez de dikildi

Kısacası o yıllarda ben
Hayatım karışık çantam gibi
İki kişiyi birden severdim
Karnemde sevinç bir aşk iki


atilganyildiz@hotmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın