|
|
 |
|
Söyleşiler-- Ziyaretçi Bildirileri
|
|
|
Efes Artemis'i
BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU
BU MİSLİ MENENDİ GÖRÜLMEMİŞ CÖMER ANA
BU HER YANI MEME, BU HEY YANI DUDAK,
BU HER YANI GÜL
BU ZIRNIK ALMADAN VEREN, HABİRE VEREN
YADİVEREN GÜL
BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU
BU ÜÇ YOSMA DENİZDE ÜÇ DEFA ISLANAN
GÜRBÜZ IRMAKLAR ORTASINDA SUSUZLUKTAN
ÇATLAYAN
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Merhaba,
Niyetimiz 20 Mayıs 2006 akşamı Arkeoloji, Türk İslam Eserleri ve İstanbul Modern'i gezmekti. Gece 01:00 a kadar açık olacaklarına göre rahat rahat gezeriz düşüncesi ile 19:30 da Sultanahmet Meydanına gittik. Topkapı Sarayı'nın çok kalabalık olacağını ve yorulacağımızı düşündüğümüzden Ayasofya'yı da zaten kapalı mekan diye programa almamıştık. Ama arabayı her zamanki gibi Topkapı Sarayı'nın 1. avlusunun alt
otoparkına koyup yürüyerek gezinmek niyeti ile Bab-ı Hümayun'a gelince 3 asker tarafından çevrildik.!!! Saray 19:00 itibarı ile kapalıydı. İçerden emir aldıkları için kapattıklarını söylediler. Gelen herkes geri dönüyordu. İnanılmaz cümleler duyuyordunuz sağdan soldan. Yok orası güvenli değilmiş, açılamazmış. İhbar almışlarmış Vs. Vs. İyi de o zaman neden Topkapı'nın açık olacağını ilan ediyorsunuz.(Hem basılıp dağıtılan broşürde hem de resmi web sitesinde) Yazık değil mi bu insanlara. Önceden belli değil miydi güvenliğin sağlanamayacağı. Ben bunun gerçek bir skandal olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma bir derdim yok. Planladığım 3 müzeyi de keyfimce gezdim. Arkeoloji'nin Ek binası kapalı idi yalnızca. Ama epey yoğun bir ziyaretçi akını vardı. Dösimin işlettiği hiçbir bölüm açık olmadığı için o nefis bahçede bir çay içme ya da gece ziyareti hatırası alma şansımız yoktu elbette. Türk İslam Eserleri Müzesi'nde de Dösim tarafından işletildiği için kahve bölümü kapalıydı doğal olarak. Yine bahçeyi değerlendiremedik. İstanbul Modern'in restoranı da satış bölümü de kütüphanesi de açıktı. Her 3 müzede de çalışan görevlilere rastladıkça teşekkür ettim. Esas onlar bu gecenin yükünü omuzlayanlar.
Bakalım seneye nasıl olacak.
Sevgiler
Nihal Dinç
YENİ KAPI İSTASYONU
NİHAL DİNÇ
Bugün (14 Nisan 2006) burayı gezdim 3 saat. Çok ilginçti..Arkeologlar Constantin sur duvarını bulduklarını düşünüyorlar. Mango da onaylamış.. Kazı alanının bir bölümü çok fazla buluntu vermeye başlamış ve kazı durdurulmuş. Burada bir hipoje bile var. Diğer tarafta şu ana kadar tespit edilen 8 gemiden 5 i çıkartılmış. Biri yerinden kaldırılmış sökülmüş. Bu 5 gemiyi gördüm. 300 civarında insan çalışıyor. Çok büyük bir alan. Bizans dönemi sandaletler çıkmış epeyce. Birini gördüm. Hepsi suda bekletiliyor. 700 den fazla yağ kandili var. Bol miktarda seramik. Dünya da çok az rastlanan özel bir tip taş çapa bu kazıda çok sayıda çıkmış. Bir terslik olmazsa Salı günü tekrar gezeceğim. Çok zor izin alınabiliyor. Yoğun çalışıyorlar zaten. Ama en çok ilgiyi yabancı basın ve TV ler gösteriyormuş..
sevgiler
Nihal
ANADOLU UYGARLIKLARI
BİR OKUL, ODTÜ G.V. Koleji
Bir Öğretmen, Nur Arman
ARKEOLOJİ ADINA NE KADAR SEVİNSEK AZDIR.
Umutsuzluğa Kapılan Arkeoloji Öğrencileri Lütfen bu yazıyı okuyunuz
Aşağıdaki yazı,Sabancı Üni. düzenlediği "Eğitimde İyi Örnekler" adlı konferansda, bir sununun metnidir.
Nur ARMAN
ODTÜ G.V. KOLEJİ
ANKARA
Düşle Gerçek Birbirine Karıştı ve Tarih Yeniden Canlandı....
Biz bir grup ODTÜ Koleji öğretmeni, Anadolu' da yaşamış ve ilk yazılı tarihe sahip olan büyük bir uygarlığı tanımanın en etkili yolunu bulmak üzere yola çıktık.
2003-2004 Eğitim - Öğretim yılının başında Resim - İş Eğitimi zümresi olarak bizim topraklarımızda yaşamış uygarlıkları, tozlu tarih sayfalarından çıkartıp,öğrencilerimizin hem zevk alarak öğrenmelerini hem de öğrendiklerinin kalıcı olabilmesini sağlayabilmek için, neler yapabileceğimizi düşünmeye başladık.
Anadolu' da yaşamış pek çok uygarlık arasından birini seçmek mi, yoksa hepsinden biraz biraz işlemek mi? Anasınıflarından 8. sınıflara kadar mı? Yoksa belli yaş gruplarına mı? gibi pek çok soru işareti kafamızda dolaşmaya başladı.
Bundan 7 yıl kadar önce 1998 yılında ,okulumuzda tarih öncesinden günümüze kadar olan dönem "Uygarlıklar Köprüsü" adı altında ele alınarak, bir grup öğretmenin önderliğinde 8.sınıf öğrencileri ile müzecilik çalışmaları yapılmıştır.
O yıl yapılan bu özel çalışma, geçen yılki çalışmamıza çıkış noktası olmuştur.
Geçen sene başında zümre olarak girdiğimiz arayış sonucunda , proje koordinatörümüz ile çeşitli toplantılar yaparak ne yapmak istediğimizi,nasıl yapacağımıza, bireysel ve zümre amaçlarımıza karar verdik.
Tüm bunlarının planlanması sırasında iki zümreyle daha işbirliği içine girerek çalışmamızın kapsamını genişletmenin çok daha etkili olacağına karar verdik. Sosyal bilgiler zümresi ve Müzik zümresi bu projenin çok önemli diğer iki kolunu oluşturdu.
Öğrencilere farklı çalışmalar yaptırmanın, onları derse bağlılığını ve isteğini arttırdığının farkındaydık. Ama farklı çalışmalar yaptırırken onların yaşantılarına katacakları yeni bilgiler edinmelerini de
sağlamalıydık.
Ankara ' da bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi büyük ve donanımlı bir müzedir. Anadolu' da yaşamış uygarlıklara ait pek çok izlerin yer aldığı
başkentteki bu önemli müzeye, her yıl okulumuz öğrencileri ziyarete gitmektedir. Geçmiş yıllarda müzede yer alan objelerle ilgili kulüp bazında bazı çalışmalarımız olmuştu ama artık daha fazla sınıfın yeralacağı ve yıllık planlarımız içine yerleştireceğimiz kapsamlı bir çalışma yapmak istediğimizi fark ettik.
Yapılacak çalışmaların planlanmasına sıra geldiğinde, önce Ana sınıfından 8. sınıfa kadar tüm ilköğretim kapsamasında yapmayı düşünmüştük ama zümre amaçlarımızı gözden geçirirken sadece gösterilen örneklerin benzerlerinin yapılması değil, bilgi birikiminin de oluşmasını istediğimizden bu büyük projeye 5.,6.,7.,8. sınıfları dahil etmenin daha uygun olacağına karar verdik.
Çalışmaları yapabilmek için zaman dilimini de düşünmeliydik . 2. kademede varolan Resim ve İş-Eğitimi ders saatleri dışında, seramik, el-sanatları, resim gibi kulüp saatlerimizin de olması geniş bir zaman dilimi içinde bu çalışmayı gerçekleştirmemizi sağladı. Buna birde MEB bağlı bir okul oluşumuzu da eklersek müfredat doğrultusunda konuları derslerimizin içine yerleştirmeliydik.
5.sınıfların da bu çalışmada özellikle yer almasını istememizin nedenleri vardı. Birincisi gelecek yıl kendilerini birden bire böyle büyük bir çalışma içinde bulmadan önce hazırlık sürecini 2. kademedeki abla ve abileriyle yaşayabilsinler, istedik, hem de 1. ve 2. kademeyi kesin çizgilerle ayırmış okul bütünlüğünü sağlamış olmayı istedik.
Bir kaç uygarlığı bir arada ele almak yerine, tek bir uygarlığı seçmemizin, konunun tam özümsenmesi açısından daha iyi olacağına karar verdik. Bu yıl seçeceğimizin üzerine gelecek yıl yenisini ekleyebilirizdüşüncesiyle bizim topraklarımızda yaşamış ilk büyük kralık olan ve ilk yazılı tarihi olan Hititler'i seçtik.
Hangi sınıfın nasıl bir çalışma yapacağını planlarken , her öğretmenin kendi sınıfında istediği uygulamayı yapmasının konuya zenginlik katacağınıdüşündük. Örneğin, 5. sınıfların resim derslerine 3 farklı resimöğretmeni giriyorsa, her öğretmenin kendi sınıfında Hititler' e ait ayrı bir çalışma yaptırabilme özgürlüğü olsun istedik. Bilgi desteğini Sosyal Bilgiler zümresinden almaya ve her öğretmenin kendi sınıfında istediği çalışmayı yaptırmasına karar verdik.
Biz öğretmenler araştırma yaptıktan sonra o döneme ait neler olduğunu tespit ettik. Tüm sınıflara konu hakkında genel bir sunum yaparak nasıl bir çalışma içinde yer alacakları ve Hititler Uygarlığı' na ait bazı bilgiler verdik.
Tabi karar verememiz gereken bir diğer konu da Hititler' de sanat mı, yoksa Hititler' i sanat yoluyla anlatmak mı? Sonra düşününce hep birlikte ikisininde önemli olduğuna karar verdik.
5. ,6., 7. ve 8. sınıflarla birlikte hem Resim derslerinde hem de İş-Eğitimi derslerinde farklı çalışmalar yaparak projenin içinde yer alsınlar istedik. Bir yandan Hititlerle ilgili bilgi araştırmasına giriştik Bir yandan da hangi yaş grubuna uygun malzemeyle en renkli en eğlenceli hangi çalışmayı yaptıralım diye düşünmeye başladık. Öğrencilerimiz yaratıcılıklarını kullanarak üretimlerini yaparken hem
çok keyif alsınlar hem de öğrendiklerinin yaşamları boyunca unutmasınlar istiyorduk.
Sıra çalışıp üretmeye geldiğinde, öğrencilerimize "Hattuşa' nın başkent oluşundan dolayı önemi çok büyüktü" dedik, içinde o dönem insanlarının da yer aldığı şehir maketini kilden hazırladılar. "Kadeş Savaşı, tarihteki ilk yazılı antlaşma olduğu için çok önemli bir başka konu" dedik, Mısır
ve Hitit askerlerini mızraklarıyla, savaş arabalarıyla kilden şekillendirip pişirdiler. Anadolu' nun bir haritası olsa, ama bakan kişi Hititlere ait olduğunu hemen görebilse" dedik, renkli kumaşlar, ipler,
düğmeler kullanarak kolaj tekniği ile harita yaptılar. "Adına bin tanrılı ülke derlermiş, tanrı ve tanrıçaları hele hele Teşup ve Hepat çok önemliymiş" dedik, rengarenk kumaşlarla, akrilik boyalar ve çeşitli malzemelerle kumaş üzerine kendi yorumlarıyla büyük yüzeylere grup çalışması yaptılar sonra alüminyum kabartmalarla yeni tecrübeler edindiler. "Kil tabletler ışık tutmuş arkeologlara" dedik, düşünüp pek çok kil tablet yaptılar. "Hititli çocuklar neyle oynardı, bebekleri var mıydı?" dedik ağaç dallarından bebekler yaptılar, kilden çıngıraklar ,arabalar... "Her milletin bayrağı vardır , acaba Hititler' in nasıl dı" dedik kumaş üzerine akrilikle boyanmış tanrı ve tanrıça resimleri yapıp,
uçlarına jütten püsküller, ucuna da kil tabletler asarak bayraklar yaptılar. "Bir çok kabartmaya rastlanmış Çorum' daé dedik, yutongları oydular, tutkalla kabartma duvar resimleri yaparak Hitit yaşantılarını resimlediler.
Daha neler mi yaptı ODTÜ' nün yaratıcı çocukları, kırkyama örtüler, mumlu batikten yorganlar, Hitit figürlü kitap ayraçları, Hitit köyleri, ahşap oyma mobilyalar, akrilikle boyanmış Hitit resimlerinin olduğu bez odalar ve Koro öğrencilerine aksesuar (madalyon, kolye, kemerler....) drama öğrencilerine Hitit giyisileri...
Kutlama gününün "Müzeler Haftası!nda olması için mayıs ayının 2. hafta sonu, velilerimizle öğrencilerimiz canlanan tarihten birlikte yaşasınlar diye pazar günü kutlama programını yapmaya karar verdik.
Hazırlanan bir sahne sunumu ile önce Hitit Uygarlığı' ndan ve yaptığımız bu çalışmanın amacından proje koordinatörümüz söz etti.
Ardından drama öğretmenimizin hazırladığı tapınak töreni ile fal ve adalet konularının ele alındığı canlandırmalar sırasında öğrencilerimiz Hitit kıyafetleriyle sahnedeydiler.
Halk dansları öğretmenimiz Hattuşa'da Bahar ve Anadolu Güzellemesi danslarını hazırladı.
Müzik öğretmenleri sözleri Hititçe olan bir kaç şarkıyı öğreterek, okul korosu ve çalgı grubumuzla sahneye müzikal tat kattı. Ayrıca o dönemin müzik aletleri de müzik öğretmenleri tarafından araştırılarak el yapımı çalpara, flüt , zil ve tef gösteri sırasında kullanıldı.
Gösteri günü, yapılan çalışmaları bir sergiden çok , yaşayan bir mekan haline dönüştürebilmek için okulumuz Kültür Merkezi' ndeki fuaye ve yeşil alana yerleştik.
Ayrıca küçük oyunlarla yarışmalar da hazırlanarak sunum sonrası mekanların gezilirken yaşayan bir mekan oluşturabilmesini sağlamaya çalıştık.
Peki ya bu yıl bu yıl neler yapacağız.?
Bu yıl yine üç zümre, proje koordinatörünün başkanlığında bir araya geldik ve bu yıl seçeceğimiz tarih sayfasını belirlemeye çalıştık. Popüleritesi çok yüksek olan Truva'yı ele alırsak hem öğrencilerin severek katılımını sağlamış hem de çok yankı uyandırmış olan filmin, yanlışlarına
dikkat çekebiliriz diye düşündük.
Aynı döneme denk geldiği için İyon Uygarlığınıda ayrı tutamayacağımızı düşündüğümüz için eş zamanlı bir uygarlık ve şehir devletini birlikde ele alalım istedik.
Bu yıl Mayıs' ın 2. haftası bizler okulumuzda büyük bir şenlikle Truva ve İyonya' yı kutlayacağız. Aylar sürecek heyecanımızıbaharın ışık saçan günlerinde gelip bizimle paylaşmaya ne dersiniz?
SİTE NİN NOTU
BU OKUL VE BU ÖĞRETMENLER
2005-2006 öğrenim yılında da boş durmuyorlar.
Bu yılın Konusu PHRYGIA / FİRİGYA
Site miz bu konuda istenen yardımları yerine getirmiş olup, bu tür çalışmaları desteklemektedir.
ARKEOLOĞUN DERDİ
Arkeoloğun derdi bitmez
Büyük yerli firmaların yabancı arkeologlara daha sıcak baktığını vurgulayan Coşkun Özgünel: "Biz beş kuruş ararken, mesela İngiltere'den gelen grubun uçak parasını THY karşılıyor."
Arkeoloji ve Arkeologlar Derneği Genel Başkanı Prof. Coşkun Özgünel'e göre, sponsorluktaki çifte standart, yabancılarla haksız rekabet ve ağır bürokrasi, Türk arkeologların belini büküyor
02/07/2002
İBRAHİM GÜNEL
ANKARA - Arkeoloji dünyası yıllardır pek çok sorunla boğuşuyor. Bunların başında da bürokratik engeller ve eğitim sorunları geliyor. Arkeoloji ve Arkeologlar Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Coşkun Özgünel'le Türk arkeolojisinin sorunlarını görüştük.
Sizce arkeologların başlıca sorunları nedir?
Başlıca iki büyük sorunumuz var. Biri üniversite diğeri de Kültür Bakanlığı bünyesi içinde yer alan arkeoloji birimleriyle ilgili...
Türkiye'de 78'e yakın devlet, 10-15 tane de özel üniversite var. Bu üniversitelerin yüzde 25'inin de arkeoloji bölümü var. Tabii arkeloji bölümlerinin olması sevindirici ama, öğrenimi çok pahalı.
Makine techizat gerekmiyor ama, çok iyi düzenlenmiş mükemmel bir kitaplık gerekli. Üniversitelerde bir süredir aldatmaca var. Şu anki bilgisayar ortamından yararlanıyorsunuz ama, bastırıyorsun parayı adam ondan sonra sana makaleleri yolluyor. Ayrıca, 1975'ten bu yana devlet, özellikle sosyal bilimlere yatırım yapmadı.
Kültür Bakanlığı'yla ilgili sorunlarınız nelerdir?
Kültür Bakanlığı, en son 90'lı yılların başında imtihan yaparak uzman aldı. O zamana kadar aldığı uzman sayısı yine azdı fakat, genç çocukları, yeni mezunları çeşitli bölgelerden alarak teşkilata kazandırabiliyordu. Son 10 yıllık uygulamayla bakanlık ne yeni arkeolog, ne sanat tarihçisi, ne de eskiçağ dillerini inceleyen disiplinlerden uzman almadı.
1990'ların başında yeni bir uygulamayla arkeologlar teknik eleman sınıfına alındı. Ondan sonra bir artış oldu. Bunu duyan 20 yıl arkeolojiyle uğraşmamış, arkeolog diploması olan kişiler de yatay geçişlerle, kadroya alındı. Tabii burada politik olaylar çok etkindi.
İstihdam yaratıldı.
Evet. Şimdi de 30 yıl ya da 50 yaşını dolduran herkesi emekli edecekler. Bugün böyle bir olay olduğu zaman Türkiye müzelerinin yüzde 80'inine Kültür Bakanlığı'nın kilit vurması gerekir. Zaten bekçi yok, birçok müze soyuluyor. Bunu soyanlar sonradan alınan çekirdekten yetişmeyen bekçiler aslında. Mesela Tekirdağ Müzesi'ni soyanlar bekçi. Bugün Ankara ve İzmir müzelerine müdür bulamıyorlar. Halbuki Batı'da büyük müzelerin müdürleri üniversite kökenli olabiliyor. Örneğin Berlin Eyaleti Müzeler Genel Müdürü bir arkeoloji profesörü.
"Ankara, İstanbul, İzmir, Selçuk ve Bodrum gibi müzeler Türkiye'nin vitrini. Buralara Batı'daki gibi doçentleri, profesörleri niye müdür yapamazsınız?" dedim. "Mevzuat ve yasa" dediler.
Kazılarda ne tür sorunlar yaşıyorsunuz?
Öncelikle parasal sorunlar var. Batı ülkelerinin kazıcıları büyük paralarla çalışabiliyor. Onların sponsorları büyük kaynaklar aktarabiliyor. Örneğin Mercedes Benz, geçen yıl Troya kazısına 1 milyon mark destekte bulundu. Ben 22 yıldır Gülpınar'ı kazıyorum, kazı hayatımda 25 milyar lirayla ilk kez geçen yıl karşılaştım. Belki bir Batılı kazı ekibinin olanaklarına kavuşmadık ama, onlara yaklaştık. Çünkü, yıllardır orta karar bir yabancı ekibin mutfağa harcadığı paraya kazı yapıyorduk.
Kazı parasını hep bakanlıktan mı alıyorsunuz?
Geçen yıl 3 milyar Kültür Bakanlığı'ndan, 2 milyar üniversiteden, 15 milyar döner sermayeden, 7-8 milyar Efes Pilsen'den aldık.
Kültür Bakanlığı sponsorluğu teşvik ediyor ama.
Şimdi sponsorlukta da çok acı bir durum var. Bizim büyük firmalarımız her nedense yabancılara daha sıcak bakıyor. Yahu sen bu parayı benim halkımdan kazandın. Biz beş kuruş ararken İngiltere'den gelen ekibinin uçak parasını THY karşılıyor. Adam
alıyor bu kaynağı gidiyor. Bunlar biz arkeologları çok üzüyor.
Bu durum bilimsel açıdan bir fark yaratıyor mu?
Yaratmaz mı? Mesela 'total satito' diye yeni bir ölçme aleti var. Yani, yükseklikleri, açıları ölçen bilgisayar donanımlı bir alet. Biz babadan kalma şerit metrelerle, nivolarla çalışırken, onlar bu aletle çalışıyor. Her şeyi bilgisayarın beynine giriyor, o taramaları bilen bir mimar ya da arkeolog, tıkır tıkır planı hatasız kâğıt üzerine geçiriyor. O bir günde yapıyor. Ben bunu bir haftada yapıyorum.
İleri teknoloji yani.
Geomagnetic Pulse System denilen bir alet var. Yabancı meslektaşlarımız bunu 10 yıl önce kullanmaya başladı. Biz daha dün elimizde taşımaya başladık.
O sistemle toprağın altında ne var ne yok görülüyor.
Tabii, toprağın altının MR'ını çekmek gibi. Mesela Troya kazı ekibi bunu yıllardır kullanıyor. Bu sayede kazmadan da birçok şeyi söyleyebiliyorlar. Bunlarla rekabet edebilmek oldukça zor.
Sanırım bürokratik prosedür de önemli sorunlardan.
Örneğin biz arkeologların birinci derecede muhatap olduğu kişiler mal müdürleri. Maliye o parayı harcatmak istemiyor.
Bir de verilen paranın hesabı soruluyor değil mi?
Onun hesabını vermek bizim için problem değil. Zaten devletin verdiğini işçi parası olarak kullanıyoruz. Biz patron değiliz. Biz ne vergi kaçırabiliriz ne sigortasız işçi çalıştırabiliriz. Mal Müdürlüğü'nün ya da Defterdarlığın bir-iki gün veya bir hafta geç sigorta primlerini göndermesi, bir sene sonra karşımıza milyonlarca lira ceza olarak dönüyor.
İşçi Bulma Kurumu'ndan mı işçi almak zorundasınız?
Oraya gidip "Ben işçi istiyorum" diyeceksin, işçi başına da 5-10 milyon lira yatıracaksın. Kurum da "Kardeşim ben sana bu işçiyi bulamayacağım. Sen oradan bul, adlarını bana bildir. Ben karnelerini sana yollayayım" diyecek. Ben niye bu haracı yatırayım? Bir de ruhsat parası ödüyoruz.
Ne ruhsatı?
Kazı ruhsatı ödüyoruz. Yeni vergi sistemiyle, 'kıymetli kâğıt' hikâyesinden ruhsat olayı gündeme geldi. Bu da yaklaşık 20 milyon lira. Cepten veriyoruz. Müzelerin yaptığı ve kurtarma kazılarında böyle bir ruhsat yok. 'Maliye Bakanlığı böyle istiyor' diye ruhsatı bizden almadan çalışma izinlerini vermiyor.
|
|
ÇATALHÖYÜK kazı ekibi iş başında
|
|
|
ZİYARETCİ GÖRÜŞ, ÖNERİ VE İSTEKLERİ BU SAYFANIN DEVAMINDA
|
|
Eski Roma'nın ünlü generallerinden birinin eşi dünya
güzeli bir kadınmış.
Kültürü, neşesi, ev sahibeliği üslubuyla benzeri güç bulunur bir
"şahane kadın"
Boşanacakları haberi çıkmış, bütün Roma bu haberle çalkalanıyor.
Yakın arkadaşları bir cesaret konuyu açmışlar:
- Eşin Roma'nın en güzel, en beğenilen, gıpta edilen kadını,diye
başlamışlar; lafı birbirinin ağzından alarak dakikalarca övdükten sonra,
sözü şu suale getirmişler. Nasıl olur da ondan ayrılmayı düşünebilirsin?
General bacağını uzatarak:
- Çizmemi beğendiniz mi önce onu söyleyin bana, demiş.
- Çok güzel!
- Tay derisinden yapılmıştır. Sicilya'nın en marifetli çizmecisi tarafından, kendi eliyle, benim için yapılmıştır.
Bir benzerini bütün Roma'da bulamazsınız.
- Belli, demiş arkadaşları. Benzersiz derken de haklısın. Ama bunun,
bizim sualimizle ne alakası var?
Arkadaşlarının merakını iki kelimeyle gidermiş general:
- Ayağımı sıkıyor.
MÜZELERİN EĞİTİM AMAÇLI KULLANIMI
"Müzelerin Eğitim Amaçlı Kullanımı" projesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Yıldız Teknik Üniversitesi Müzecilik Yüksek Lisans Programı Başkanlığı, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Çağdaş Drama Derneği, Turist Rehberleri Birliği işbirliğinde yürütülmüştür.
Bu projenin amacı, toplumla, özellikle çocuklarla ilişki kuramamış olan müzelerimizin ve değerli eserlerin yaşamda yerini bulması ve okul eğitiminin yanı sıra tarih, sosyal bilgiler, değerler açısından bilinç geliştirilmesidir. Bu projenin hizmet edeceği eğitim aracılığı ile uygar vatandaşlık bilinci geliştirebilecek çocuklarımızın, yaşadıkları şehrin geçmişi ve geçirdiği uygarlık süreci açısından farkındalık yaşamaları, kitap bilgilerini özümlemeleridir. Müze gezileri sırasında tarihsel, sanatsal nesne ve belgelerle karşı karşıya gelen çocuklarımızın, önceden edindikleri bilgilerini kalıcı hale getirebilmeleri ve etkinliği olmayan ezberci yaklaşımın önüne geçilmesidir. Gezi öncesinde ve sonrasında hazırlanan eğitsel etkinliklerle; görsel, bedensel ve sözel olarak geniş kapsamlı bir öğrenme ortamın yaratılmasıdır.
"Müzelerin Eğitim Amaçlı Kullanımı"; projesinin I. pilot uygulaması 2004 yılında yapıldı. İlk aşama olarak "Müzelerin Eğitim Amaçlı Kullanımı" eğitiminin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla Nisan 2005'te 50 gönüllüye eğitmen eğitimi verildi.
Proje 2004'te İstanbul bölgesinde 480 çocuğa ve 200 gönüllüye ulaştı.
II. pilot uygulama, 3 Mayıs - 13 Mayıs 2005 tarihlerinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çağlar Boyu İstanbul Sergi Salonu'nda gerçekleştirildi.
2005 Haziran'ında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nün işbirliği ile, İstanbul'da yedi ilçeden (Kadıköy, Ümraniye, Sultanbeyli, Maltepe, Fatih, Beşiktaş, Eminönü) seçilen gönüllü öğretmenlere proje kapsamında yer alan eğitici eğitimi İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Hizmetiçi Eğitim Programı dahilinde İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde 50 öğretmenin katılımı ile gerçekleştirildi.
Ekim 2005 itibariyle "Okul Müze Günleri" kapsamında İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı tüm ilköğretim okullarının 4.-5. ve 6.-7. sınıfları için "Eğitim Amaçlı Müze Kullanımı" eğitim programı uygulamaya konuldu. Eylül 2005 tarihinden itibaren ilköğretim okullarından 4-5-6-7. sınıfların Ekim-Aralık ayları arasında 15 adet müze gezileri gerçekleştirildi.
Ocak 2006'ya kadar, İstanbul bölgesi ilköğretim çağında bulunan toplam 550 çocuk, proje kapsamında eğitilmiş toplam 50 öğretmen ile 52 gönüllü eşliğinde, okullarında Müze Eğitim Etkinliklerine ve Arkeoloji Müzesi'nde gerçekleştirilen müze gezilerine katıldı.
Nisan- Mayıs 2006 aylarında Çarşamba-Perşembe günleri saat 13:00-16:00 arası çeşitli okullardan daha önce eğitim almış öğretmenlerin getireceği öğrencilerle proje devam edecek.
Marmara Ü. Atatürk Eğitim Enstitüsü öğretim üyeleri tarafından gerçekleştirilen 2004-2005 proje değerlendirme çalışmalarına göre proje, hedef kitlemizde kente uyum becerileri kazandırmaya katkıda bulunmuştur.
Istanbul'un müze adasi
Ilber Ortayli,
Hurriyet, 4 Aralik 2005
Bizim müze adasi esi pek bulunmayan zenginliktir. Burayi restore etmeden
önce kendi suurumuzu restore etmemiz gerekiyor
Herkes Dogu Berlin'de suni kanalla çevrili Bergama ve Önasya müzelerinin
bulundugu adayi bu adla, yani Museumsinsel olarak bilir. Oysa iki tarafi
suyla çevrili, üçüncü tarafinda da muhtesem Ayasofya ve Sultanahmet Camii
gibi anitlarin sinirladigi bizim Topkapi Sarayi Müzesi diye bildigimiz;
mazide Sur-ü Hümayun denen padisah sarayini ve bahçelerini çeviren surlarin
içindeki genis alan kadar bu ada layik olani yoktur. Yani, batida Sirkeci
Gari'ndan baslayip bugünkü Gülhane Parki'nin girisine, güneyde parkin
kösesindeki sur üstünde yer alan Alay Köskü'nden baslayip Marmara'da
Ahirkapi'ya ve doguda oradan bütün Sarayburnu'nu dolasip Eminönü'ne kadar
gelen uzun surlardan söz ediyoruz.
Bu genis alanin 19'uncu yüzyilda baslayan hazin bir macerasi vardir. Saray
1830'larda II. Mahmud tarafindan hemen hemen terk edilip; yildan yila
ramazan ortasinda Hirka-i Saadet ziyareti için gelinen ve bir de son
yolculuguna çikarken padisah naasinin tekfin için getirildigi bir baba
ocagi haline dönüsünce, çökmeye baslamistir.
Her ne kadar son padisaha bile Babussade önüne konulan altin tahtta biat
edilse de, bu ananenin dahi V. Murat ve V. Mehmet Resad gibi iki istisnasi
vardir. Bu yüzyilin içinde bu sarayin güzelligini Marmara'yi seyir için
Mecidiye Kasri'ni yaptiran Sultan Abdülmecid'den baska bir hükümdarin
tatmadigi açiktir.
Ihmal edilen saray
Osmanli padisahlarinin baba ocagi 19'uncu yüzyili ve 20'nci yüzyil basini
dogrusu terk edilerek geçirmistir. Sadece bugünkü hazine dairesi burada
muhafaza edilmeye devam edilmistir. Ahalinin Ayasofya'ya bakan Bab-u
Hümayun girisindeki toplardan dolayi, Topkapi Sarayi dedigi Saray-i
Amire'nin muhtesem bahçeleri ne yazik ki 19'uncu yüzyilda çok ihmal
edilmis, kiyiya yakin köskler terk edilmis ve yikima birakilmistir.
20'nci yüzyilin daha hos ve saygili bir asir oldugu söylenemez. Saltanat
devrinde dahi buraya yapilan binalar, özellikle Maarif Matbaasi ve
cumhuriyet döneminde kurulan yani basindaki Matbaacilik Lisesi gibi binalar
mimariyi bozan ve bizce hem kat yüksekliginin düsürülmesi hem de dis
görünüslerinin mutlaka düzeltilmesi gereken yapilardir.
Bütün 19'uncu yüzyil boyunca saray arazisi içine insa edilen tek yüz aki
bina II. Abdülhamid devrinde Osman Hamdi Bey'in gayretleriyle mimar
Vallori'nin tersim ve insa ettigi Arkeoloji Müzesi'dir. Maalesef, son 50
senede dahi Topkapi ihmal edilen, yeterince tamir görmeyen, daha fenasi
kamu ve özel kurumlarca yagmalanan bir saha olmustur. Umariz, 21'inci
yüzyilda bu hatalarin hepsi düzeltilir.
Asil yikim zamani
Topkapi bahçelerinin 19'uncu yüzyilda yasadigi asil facia Rumeli Demiryol
Hatti'nin insasi ve isletilmesi imtiyazini alan Baron Hirsch'in
demiryolunun baslangiç noktasi olarak Sirkeci'yi seçmis olmasidir. Tabii o
zaman liman faaliyetlerinin tamamen Haliç agzinda yogunlastigini göz önünde
tutmaliyiz. Bugün bu merkez Marmara kiyilarina, Haydarpasa'ya ve Galata
kiyilarina dagilmistir. Sirkeci Gari'ndan Avrupa'ya uzanan demiryolunun
sarayin içinden geçirilmesi gündeme geldiginde, bazi devlet erkani Sultan
Abdülaziz'e; "Hat ecdad sarayinin içinden geçiyor, bu olur mu?"
dediklerinde, Sultan Abdülaziz'in "Simendifer hatti yapilsin da, isterse
sirtimdan geçsin" dedigi malumdur.
Gerçekten de hat insa edilip isletildiginde kiyidaki Sepetçiler Kasri'nin
kaldigi, fakat etrafla iliskisi kesildigi için yikima terk edildigi, nice
ahsap ve kagir köskün yikildigi veya yikima birakildigi görüldü.
Gelismeleri izlemek lazim
Osmanli'nin fabrikalara, muasir medeniyetin ulasim araçlarina tutkusu
malum; Patrona Halil gibileri ta 18'inci yüzyildan beri Haliç kiyisinda ve
Kagithane civarinda yer alan muhtesem sahil saraylarinin ancak küçük bir
kismini yiktirmistir. Asil yikim buralara askeri fabrikalar, dökümhaneler
yaptiran Sultan Mahmud asrindadir. Osmanli'nin sanayi açligi 20'nci
yüzyilin devlet adamlarina da geçti. Gemlik veya Iznik Körfezi'nde üç-dört
fabrika için körfezin kirlenmesine göz yumuldu.
Bugün Sirkeci'den uzanan demiryollarinin Yenikapi'ya kadar olan bölümünün
sökülmesi söz konusu; isabetli ve göze hos görünen bir karar. Peki,
kaldirilan demiryolunun etrafindaki bazi eski binalar ne olacak? Sirkeci
Gari müze yapilir da, çirkin binalar yikilacak mi? Yeniden mi tersimi
yapilacak? Mülkiyeti kime ait olacak? Sözde ulvi, fakat gelecegi süpheli
projelerle degerli arazi ve binalari yagmalamak için ortaya çikanlarin
haddi hesabi olmaz. Demiryolunun kaldirilmasi galiba iki yil içinde
düsünülüyor.
Yurttaslarin ve hemsehrilerin uyanik olup gelismeleri takip etmeleri lazim.
Sur-i Hümayun belirttigimiz üzre Sirkeci Gari'ndan baslar. Istanbul
Sehremini Topuzlu Cemil Pasa'nin 20'nci yüzyil basinda halka açtigi Gülhane
Parki düzenlemesi olmasa, saray arazisinin bu kismina da kim bilir ne isler
edilirdi.. Zaten 1940'tan beri Gülhane Parki'na monte edilen bazi binalari
yeniden gözden geçirmek gerekir.
Marmara tarafindaki Ahirkapi ve Gülhane hastaneleri, Maarif Matbaasi ve
Matbaa Lisesi gibi binalar süphesiz gereklidir ama mutlaka buraya
kurulmalari gerekiyor muydu? Bunlar saraya iade edildi ama restorasyonu
gerekli. Sarayin elinden alinan binalar da var, Darphane gibi. Su anda
kullanimi hiçbir sey yapilmadigi halde bir vakfa ait. O yetmedi, Alay
Köskü'ne göz diken kuruluslar da var.
Durum çok vahim
Topkapi Sarayi bir müze olarak zorlaniyor. Çünkü aslinda saraydir. Sayisiz
malzemenin teshiri ve depolanmasi için yeni yerlere ihtiyaç var. Milli
varligini ve eski eserlerinin kapasitesini tanimayan birtakim gruplar ve
kamu kuruluslari hâlâ saray arazisinden yer almak pesinden kosuyorlar.
Durum vahim. Lütfen, Sur-i Hümayun dedigimiz saray arazisinin içindeki
binalar Topkapi Sarayi'na ve Arkeoloji Müzesi'ne birakilsin. Ikisi de yer
sikintisi çekiyor.
Uygar bir ülke böyle bir müze adasinin serencamini her gün izler. Bizde ise
müze gezmeyen halkin ilgisizliginden istifade eden ve kendileri de bilgisiz
olan birtakim gruplar saraya yardim etmek söyle dursun, vermeden almaya
çalisiyorlar. Bizim müze adasi esi pek bulunmayan; hem parkta gezinti hem
de müze gezisi yapilacak bir zenginliktir. Ama burayi restore etmeden önce
kendi suurumuzu restore etmemiz gerekiyor.
|
|
|
ZİYARETÇİLERİMİZİN BİLDİRİLERİ
Ziyaretci Defterine Bırakılan Postalardan Alıntılar
ADRES; İstasyon cad eskihal durağı güneş apt kat 2 no 3 Yenişehir DİYARBAKIR ARKEOLOJİ KÜLTÜR VE SANAT DERNEĞİ
Bu Dernek Kitap yardımlarınızı bekliyor
İyi Günler Sevgili Hocam
Size bu satırları Sinop ili Durağan İlçesinden yazmaktayım. İlçemin tarihi konusunda çeşitli bulgularım var. Bunları sizinle paylaşmak ve değerli görüşlerinizi almak istiyorum.
Öncelikle Durağan Sinop a bağlı bir ilçe olup içinden Gökırmak (Amnias) ve Kızılırmak geçer. Gökırmakla Kızılırmak Durağanda birleşir.
Durağan ilçemizin adının ilçede kurulu Selçuklu Yapısı Durak Han dan geldiği söyleniyordu.Halk dilinde söylene söylene Durağan'a dönüşmüş olduğu bildiriliyordu. Bu konuya şüpheyle baktım ve Bilge Umar'ın Türkiye'deki Tarihsel Adlar adlı eserinde Durağan Maddesinin şöyle geçtiğini hayretle gördüm.
Bilge Umar'a göre Adın Durahan değil, Durağan olması gerçek kökeni ve aşamalarını belli ediyor. Anlaşılıyor ki, Türkleşme dönemi başında kasabanın adı Dura idi; Durak Han'ın aslı Dura Hanı olduğu gibi Durağan da Dura-(a)gan'dan gelir; -agan, Ermenicenin -sal , -halkı anlamındaki takısıdır. Dura ise, İÖ 1. binyıldan, Luwi dili ardılı yerli dilden kalmadır ve yörenin Atys/Otys tapkısı egemenliğinde olduğuna işaret eder: Tu-(u)ra, Yüce (A) tu/Atys dir.
Bu bulguya göre Dura kelimesi önce fazla bir şey ifade etmemiş iken çocukluğumda inek güttüğüm yer olan "Dura Deresi" aklıma geldi. Ve bu müthiş bir şimşek gibi beynimde çaktı. Uydu fotolarından "Dura Deresi"'nin başlangıcının Ada Dağı tepesinde bulunan ve halk arasında eski bir yerleşim yeri olduğu rivayet edilen düzlüğe ulaşıyordu. Antik Dura acaba burası mı derken birde Adadura ülkesi çıktı karşıma. İlçemizde "Ada dağında" "Dura deresi" günümüzde aynen bu kullanım şekliyle halen var. Acaba Adadura ülkesine bu verilerle ulaşabilir miyiz? Arkeolojik çalışma yapılır ve antik kent açığa çıkarılabilir mi?
Bunlar bir Durağanlı olarak benim arzularım. Bilimsel kökenimiz fazla yok. Fakat aklımızın erdiğince bu yorumda bulundum.
Hocam siz bu konuda ne düşünürsünüz? Durağan adı gerçekten Dura 'dan mı gelir? Hitit belgelerinde adı geçen Adadura ülkesi benim tahmin ettiğim yerde olma durumu varmıdır? Acaba burası ile ilgilenecek bilim adamları var mıdır? Bize yardım eder misiniz?
Ben Durağanlı bir Ziraat Mühendisi olarak elimden gelen her türlü yardımı ve ilgiyi göstermeye hazırım. Lütfedip bu yazımı cevaplarsanız sonsuz teşekkürlerimi sunarım. İlçemin zenginliklerinin ortaya çıkmasını ve insanlık kültür mirasına katkılarının görünmesini ve turizmin gelişmesini istiyorum. Yardımlarınızı esirgemeyiniz lütfen. Size çok ihtiyacımız var.
Teşekkürler
İbrahim IRMAK
Ziraat Mühendisi
Durağan Tarım İlçe Müdürlüğü
a-mail adresi;
sinoplum@gmail.com
ülkemizin kıymeti bu anlamdada bilinmiyor...konunun uzmanı değilim eğitimim de bu alanda değil ama ege ve akdenizde bir çok yer gezdim efsanelere ,taşların görkemine hayran kaldım hatta bazı gittiğim yerlerde de elimizdeki değerleri koruyamadığımızı gördüm.Ankara kızılcahamam da çok ilginç ,ilk hıristiyanlık dönemine ait mağralar gördüm, o dönemin şarap yapılan yerleri kimi, kimi de ibadet yerleri fakat şu anda köylülerin kömürlük yada hayvan bağladıkları yer olarak kullandıkları yerler... umarım ülkemiz bu konuda ilerleme kaydeder...
Elçin ÖZSAVCI
mrb ben ferah.Çanakkale 18 Mart Ü.Arkeoloji I.sınıf öğrencisiyim.Ödev hazırlarken ya da zihnimizde sorular biriktiğinde sitenize başvuruyoruz arkadaşlarımla.Habersiz yardımlarınız için teşekkürler...
FERAH ERARDAL
Merhabalar ben Dr Esber Caglar. Siteniz cok guzel tebrikler. Benim bir sorum olacak. Dişler üzerine Bizans dönemine ait yada daha eski yunan medeniyetine ait cocuk iskeletlerini incelemek istiyorum.Acaba nerede bulunabilir ve kimle temasa gecebiliriz. Saygılarımla
Dr.N Esber Caglar
Pediatric Dentist, D.D.S., PhD
Dept.Pediatric Dentistry, Dental School, Yeditepe University,
Email caglares@yahoo.com
İnançlar üzerine araştırmalar yapıyorum. Hazırladığım baskı aşamasında olan 30 ciltlik "Ansiklopedik İnançlar Sözlüğü"adlı bir çalışmam var. Ayrıca "Anadolu’da Eski İnançların İzleri" adlı bir çalışma daha yapmaktayım. Sitenizde bu yüzden faydalanmaktayım. Teşekkür ederim. Saygılarımla. Yaşar Sıdkı Ateş, lepet1@msn.com
meraba hocam ben cumhuriyet üniversitesi felsefe bölümü öğrencisiyim. ismim önder, ben arkeolojiye ve eski tarihe merakım vardır. benim meleketimde büyüklerin anlattığına göre sezar yaşamış, höyükler bulunuyor. tabiki buralar bilinçsiz kazı nedeniyle tahrip ediliyor. fazla önlemler yok. buralar için bi önlem alına bilir mi? ben sivasın gemerek ilçesinin sızır kasabasında yaşıyorum. birde benim memleketimle ilgili eski fotograf ve bilgileriniz varsa bunlardan yararlana bilirmiyim. tarihi eserlerin gün ışıgına saglam bir şekilde çıkarılıp müzelerde ziyaretine gitmek istiyorum. anlatılanlara göre 3-4 ay önce bir höyük tahrip edilip yağmalanmış ve hiç bir önlem alınmadı. bu konuda sizden yardım istiyorum hocam.
Ali Can gönderdi
ya hocam bırakın bu 11 trilyon'u , çalışmaları falan ben alanyalıyım(antalya'nın ilçesi) Syedra antik şehri var yıllardır aynı şekilde çürüyor. Ünlü Alanya Kalesi'nin şanını bir restorasyon ile yerle bir edebilecek bir yerde yabani hayvanlar dolaşıyor , doğru düzgün yolu bile yok, dev sütunlar yerde sürünüyor, kitabeler ders düz olmuş , aynı şekilde Iatope antik liman kentide bu şartlar altında . Arkeologları başında sabahlatabilecek bu kadar güzel yerler ne yazık ki çürümeye bırakılmış.Bunlar bizim ülkemizde her yerde böyle.Eğer çürümeye bırakılmış bu gibi tarih parçaları Avrupanın elinde olsaydı , adamlar turizm'i aşmış olurlardı . Baştakilerin gözlerini açması dileğiyle. Ali CAN
Ugur TURAN gönderdi
SAYIN : yetkililer Bizler KESK' e bağlı TÜM BEL SEN (Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası) Muş Şube Yönetim Kurulu olarak, sendikamız bünyesinde üyelerimiz, çocukları ve diğer kesimlerinden faydalanabileceği bir kütüphane oluşturduk. Kütüphanemizin asıl amacı üyelerimize okuma alışkanlığı, çocuklarımıza ve diğer kesimlere de destek sunmaktır. AB girme sürecinde bulunan ülkemizde okuma oranı çok düşüktür. Bu nedenle okuyan, araştıran ve değiştiren bir toplum için okumanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Sizlerden de kütüphanemize kitap yardımında bulunmanız noktasında destek bekliyoruz. Duyarlılığınız için şimdiden teşekkür eder, Çalışmalarınızda başarılar dileriz. Uğur TURAN Şube Başkanı ugur_turan_49@hotmail.com A D R E S : KESK Şubeler Platformu Özel İdare İş Hanı Kat: 4 No: 19-21 MUŞ Tel: 0436 2126297 Cep : 0532 446 55 05
eserler@mynet.com
gönderdi
Merhaba ben İst.Gazi mahallesinde öğretmenlik yapıyorum.Mesleğinizi seviyor olmalısınız.Siteye bakınca bu zaten anlaşılıyor.Talan edilen şu güzel değerlerin arasında ayakta kalmaya çalışan birileri olmanızı diliyorum.Esrelerimizi çalıp çırpmak yerine sergilemeye,kırıp dökmek yerine onarmaya,boşver diyip yüz çevirmek yerine üstüne gidip zamanda sergilemeye davet edin insanları.Sitenizi görünce harap olan onca değerler geldi gözümün önüne.Sizlerin bu değerleri koruyup kollaması dileği ile...Başarılar ve güzel günlere...
Tuğba EMİNOĞLU Gönderdi
Ataturk ünv.Arkeoloji Böl.de okuyorum.arkeolojiyi çok seviyorum.Türkiye tarihi bi yer ama bu potansiyeli ortaya çıkarılmıyor,arkeolojiye daha fazla önem verılmesini istiyorum...slm
Yakup TAŞLI Gönderdi
Siteniz harika,konularınız anlaşılır.Ancak sizden istirhamım işsiz Arkeologlar için düşüncelerinizi ,yazılarınızı Devlet büyüklerimize duyurmanızdır.Günümüz hayat sartlarına uygun yasaların çıkarılması.Müzecilik anlayışı kazandırılması Okullarımızda Anadolu Uygarlıkları müzecilik gibi konuların işlenmesi ,Eski eser sevgisinin bizzat arkeologlar tarafından aşılanacağı şüphesizdir.Bu bakımdan İlköğretimden başlıyarak liselerimizde böyle bir eğitim verilmesi şarttır kaçınılmazdır. sonuç olarak Arkeologların mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Öğretmen olabilmeleri gerekmektedir. Eğer Anadolu Uygarlıkları konulu ders Müfredata geçirilirse eminim Eğitimimiz bir başka güzellik kazanacaktır,gelecek nesiller eski eserlere olan tutkunluğu ve korumacılığı öğreneceklerdir. saygılarımla
Ali Bey, merhaba.Gönderdiğiniz dvd ve vcd yi teslim aldım, çok mutlu oldum , teşekkür ediyorum. Bugün zümredeki arkadaşlarımızla izleme şansına sahip olduk. Gerçekten son derece yararlı bilgiler olduğunu düşünüyorum, kendi çekimlerinizi de bizimle paylaşmışsınız, bunun için de sağolun. Son derece ayrıntılı ve kullanacağımız bilgiler var, en önemlisi de insan gidip görmüş kadar oluyor denilebilir.
Şimdi sırada bu bilgileri diğer projede görevli zümre öğretmenleriyle ve öğrenci gruplarımızla paylaşmak var.
Son mesajınızda bizden haber alamayınca projenin durdurulduğunu düşünmüşsünüz, içiniz rahat olsun, bizim okulumuzda çocuklara yararlı olabilecek en küçük proje bile sonuna kadar desteklenir.Yani projemiz için son hızla çalışmaya devam ediyoruz:)
"Uygarlıklar Köprüsü" projemizde sırasıyla ilk yıl Hititler , sonra Truva-İyon uygarlıklarını inceledik, bildiğiniz gibi bu yıl da Frigleri inceliyoruz. Biz müzik açısından neler yapıyoruz? Hititler'i incelerken yine bir TRT belgeselinde kullanılan müziklerin notalarını edinme şansımız olmuştu ve koromuz sahne etkinliği sırasında "Hitit Askerinin Şarkısı"nı seslendirmişti, en güzel yanı sözleri orjinaldi. Koro öğrencilerimize üzerinde Hitit çalgılarının baskılarının olduğu -ki bunları da Resim İş Eğitimi öğretmenlerimizle birlikte yaptık- t-shirtler giydirmiştik. Bazı öğrencilerimiz de çeşitli malzemelerden çalgılar ; flüt ve çalpara yapmışlardı ve onları sergiledik. Sahne üzerinde kısa bir dans gösterisi oldu, bunu hazırlarken halk oyunları öğretmenimiz o dönemin duvar resimlerindeki figürlerden yararlandı tabiiki hayal gücümüzü de kattık işin içine...Okulumuzdaki açık çim alanda Hititleri anlatan bez resimlerle çevrilmiş odalarda drama etkinlikleri yaptık. Gelenlere şarkıyı öğretmeye çalıştık.Sahne üzerinde onların günlük hayatlarından edinebildiğimiz ilginç olayların draması yapıldı vs...Geçen yıl da Truva ve İyon'u birlikte ele almıştık.Çok güzel çalışmalar çıkardı öğrencilerimiz...
Bu yıl için de müzik zümresi olarak üzerimize düşeni yine drama-müzik işbirliğiyle gerçekleştireceğiz.Frigya ile ilgili çok popüler üç efsaneyi müzikli olarak sahnede canlandırmayı planladık. Bu anlamda sizin bize katkınız çok büyük gerçekten. Çünkü gönderdiğiniz cd ve dvd sayesinde kafamızdaki pek çok soru cevap buldu ve izledikçe bulacaktır.
Ayrıca sizi 2006 Mayıs Ayı içinde okulumuzda düzenleyeceğimiz "Uygarlıklar Köprüsü-4 Frigya " konulu sunumumuzda aramızda görmeyi çok isteriz. Hem sahnedeki drama ve koro etkinliğimizi hem de Resim-İş Eğitimi ve Sosyal Bilgiler proje sergilerimizi görme imkanınız olur.
Ben sizi bilgilendirmeye devam edeceğim, tabii bu arada bir rahatsızlık vermiyorsam:) Tüm arkadaşlarım adına da teşekkür ediyorum.Görüşmek üzere...
Zeynep Gürses-ODTÜ Kolej
İLYADA ADA rumuzlu ziyaretçimizin FERYADI
merhaba ben ilyada erkek arkadaşım arkeolojide okuyor bende onun için ziyaret ettim siteyi..ama üzüldüğüm bir konuyu dile getirmek isterim.neden iş imkanı hiç yok?arkeoloji mezunları nerde iş buluyor..illa yurt dışına çıkmak zorundalarmı??
Nesrin Şerif'den
SAYIN Ali Bey;
Bir kaçgün önce size mail atmıştım.Kusura bakmayın belkide sizi
ilgilendirmeyen konulara değindim.Sizde öğrenciyken benim yaptığım bu stresi
yaşamışsınızdır.Benimle ilgilendiğiniz ve yardımcı olduğunuz için size
müteşekkkürüm.Sizin verdiğiniz kaynaklara ulaştım.Alman ve Fransız arkeoloji
enstitülerinden yararlandım.Roma yolları ve mil taşları adlı makaleyi buldum
ve hemen temin ettim.Birkaç kitap aldım ve yollar ile ilgili konular
mevcut.Tekrar kusuruma bakmayın..Çok sağolun..Arkeoloji ile ilgili bir sorum
olduğunda danışabileceğim birinin olması güzel.Kendinize iyi bakın.Başarılar
dilerim.
"nesrin serif"
avgg@mynet.com
Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın veya üzerine tıklayın
|
|
 |
|