avgg.sitemynet.com
ŞAPPNUVA'DAN MEKTUP VAR

ŞAPPNUVA'DAN MEKTUP VAR


HİTİT' LİNİN NAZLI ATLARI:

Yaklaşık dört bin yıl önce Anadolu'muzda varlığını göstermeye başlayan ve 800 yıl boyunca Anadolu ve Kuzey Suriye'de yaşam süren Hitit Medeniyeti ve onun gizemleri, yapılan yeni kazılarla aydınlığa kavuşturuldukça bize de yeni, yeni programlar yapma olanağı ortaya çıktı.

1966 -1970 yılları arasında DTCF'de Arkeoloji tahsil ederken çoğumuz yeni bir kent bulmak ve orayı kazmak gibi hayallerimizi dile getirirdik. Yeni bir Hitit kentinin bulunma isteği Ulu Önderimiz Atatürk’ün Türk arkeologlarına yönelik bir isteği hatta bir direktifiydi. Bu isteği yerine getirmek ne büyük bir şeref ve onurdu. Hayat şartları beni bugünkü görevime yönlendirdi ama, arkeolojiye olan bağımı da koparamadı. Arkadaşlarımdan bazıları mesleğinde çalışmayı yeğlemiş hatta içlerinden bir kaçı bilim adamı olmuştu.

DTCF Hitotoloji Bölümü Profesörlerinden Dr. Aygül Süel ve eşi Arkeolog Dr. Mustafa Süel' le fakülte sıralarında başlayan arkadaşlığımız bu güne dek süregeldi. Onların bilimsel çalışmaları ve özellikle 1985 yılından bu yana, adı bilinen ancak yeri bulunamayan bir Hitit kentini aramaları beni hep heyecanlandırmıştı.

Yoğun arama çabaları her yıl yineleniyor ve Ata'nın isteği "Yeni bir Hitit Kentinin Bulunması " için çalışılıyordu. Özellikle Prof. Aygül Süel' in çivi yazılı tabletler üzerinde çalışması böyle bir kentin, Hitit İmparatorluğu' nun Başkenti Hattuşa (Boğazkale)' nin çevresinde bir yerde olabileceğini ortaya koyuyordu. 1990 Yılında Çorum/Ortaköy' e dört km. uzakta bir yerleşim yeri tespit edilerek arkeolojik kazılara başlandı. İlk iki yıl içinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan bir sarayın arşivinden 3.000' i aşkın çivi yazılı tablet ele geçirildi. 1993 yılında çıkarılan tabletlerin okunması sonucunda, kazılmakta olan kentin Hitit İmparatorluğu' nun en büyük ikinci kenti "Şapinuva" olduğu tespit edildi. Böylece, ismi belirlenen Hitit Kenti, Türkiye' mizin arkeolojik değerleri arasında yerini alarak, 60 yıl sonra da olsa Ata' nın isteği yerine getirilmiş oldu.

Bana düşen görev ise, bugüne kadar belgesel çekimleri yapılmamış olan bu konuyu işlemekti. Hititlinin dünyasına, O' nun bize bıraktığı çivi yazılı tabletlerle ulaşmak, onların sosyal ve ekonomik yaşamlarını, dinsel duyarlılıklarını, kanunlarını, örf ve adetlerini tanıtmak, ticaret kurallarını, askerlik yaşamlarını, sanatını, aşk hikayelerini ve bir Hititli askerin yazdığı şiiri besteleterek o günün müziğini yorumlamak, sonuçta bütün bunları uzmanların ağzından gerçek belgeleri ile belgelemek hoş alacak düşüncesiyle "Şapinuva' dan Mektup Var" adlı belgeseli gerçekleştirdim. Belgesel ile ilgili geniş bilgiyi (http://www.kameraarkasi.org/belgesel/k/korkmazgocmen.html) adresinden öğrenebilirsiniz.



Günümüzden yaklaşık 3500 yıl önce varlığını gösteren çivi yazılı tabletler yardımıyla geçmişi tanımak, bilinmeyeni öğrenmek arkeolojinin en güzel yanlarından biridir.

Bu arada sizlere "Şapinuva'dan Mektup Var' belgeselinin çekimleri sırasında Ortaköy'de yaşadığımız trajikomik bir anımı anlatmak istiyorum.

Sene 1997 idi. Belgeselde düşündüğüm bir mizansen için at gerekliydi. Ortaköy'de AT bulup bulamayacağımız konusunda Ankara'dan ilgili yerlere telefon ederek araştırma yaptım. Ortaköy'ün ileri gelenleri "Tabi buluruz " diye yanıt verdiler.



Beş kişiden oluşan çekim ekibini alarak Ortaköy'e geldik. Ortaköy'e üçüncü gelişimdi. İlk iki gelişim günü birliğine olmuştu. Bu nedenle de yatacak bir yer aramamıştım. Çekim için bir haftalığına gelince Ortaköy'ün içinde kalacak bir yere gereksinim duymuştuk. Ama ne yazık ki; Ortaköy' de ne bir misafirhane, ne de bir otel vardı. Allah' dan Kazı Başkanı Prof. Dr. Aygül Süel ve Eşi Arkeolog Dr. Mustafa Süel bizi kazıevinde öğrencilerinden bir kaçını bahçede yatırarak misafir ettiler de bu sorun ortadan kalktı.



Ertesi gün çekimler başlayacaktı. Senaryodaki mizansene göre Bir Hititli, bir tablet yapacak, yazacak ve fırında pişirdikten sonra Hititli bir Ulak'a verecek. Ulak, tableti alıp, atına atlayıp 3500 yıl öncesinden bugüne, kazı yapan Profesöre getirip verecekti. Hititli rolünü bir Hititoloji öğrencisi, Hititli Ulak'ı ise, Ortaköy'lü bir delikanlı üstlenecekti. Evet her şey hazır yalnız, At eksikti. Daha yol yorgunluğumuzu atmadan at aramaya başladık. İlk duyumlarımız hiç de hoş değildi. Koca Ortaköy'de at yoktu.



Araştırmadığımız yer kalmadı. Tam ümitlerimizi kesmişken Hititli ulağımız çevre köylerden birinde birçift at olduğunu öğrendiğini söyledi. Rahatladık. Ertesi gün çekim seti hazırlandı. Tablet yapıldı ve yazıldı. Pişirildi. Epeyce bekledikten sonra at da geldi. Aman Allahım At demeye, bin şahit ister. Resmen sütçü beygiri. Cüce mi cüce, bakımsız mı bakımsız. Çaresiz Kullanalım dedim. Rol gereği Hititli ata eğersiz binecekti. Genç bin bir güçlükle ata bindi. At Midilliden biraz büyük, genç iri yarı bir seksen boyunda, ayakları neredeyse yere değecek. Komik bir durum. Çaresiz çekelim dedik.



Tablet yazıcı elindeki tableti Ulak'a verdi. Ulak dörtnala atı sürecek. Kamera çalışıyor "Haydi fırla dedik "Ne fırlaması !. at yerinden kıpırdamıyor. Katır gibi inatçı. Ön ayaklarını gerdi. Bana mısın ! demiyor. Stop. Kestik çekimi. Ne olacak şimdi. Atın sahibi 14 yaşlarında bir delikanlı. "Efendim "; dedi. "Onun kardeşi var. O'nu görmeyince koşmaz. Amma da nazlı atmış. Hititli'nin atı bir nazlı çıktı, bir nazlı çıktı ki, sormayın gitsin.



Saatler sonra atın kardeşi de getirildi. Çektik kameranın yanına, iki at arasında 100 metre mesafe var. Bu kez de atı zor tutuyorlar, sırtına kimseyi bindirmiyor. Bir an önce kardeşinin yanına koşmaya çalışıyor. Hiç böyle bir şey görmemiştim. Oyuncu at karşımızda, diğeri kameranın yanında, sanki Yönetmen. O kişnemeden karşıdaki koşmuyor. Her neyse Nazlı Hititli at ile düşe kalka, bağıra çağıra, kan ter içinde akşama kadar yirmi saniyelik çekimi zor tamamladık. Pes vallahi !. Bir daha deseler ki: Ortaköy'de at ile bir çekim yapacaksın. Anında Edirne'ye kadar kaçmak gelir içimden.



KORKMAZ GÖÇMEN

(Arkeolog)

Belgesel Film Yönetmeni

12.12.2003


ARKEOLOJİ DÜNYASI
Ana Sayfaya dön