avgg.sitemynet.com
SÖZ SİZDE

SÖZ SİZDE


BU SAYFA VE DAHA FAZLASI İÇİN

www.arkeolojidunyasi.com

ADRESİNE GİRİN VEYA TIKLAYIN

Uyanık koç işsiz arkeoloğa nasıl tos vurur?




8 Temmuz 2006 tarihinde, muhtelif Türk medyası şöyle bir rivayeti ifşa etti: Burdur Müzesi'nin ek binasını açan Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'le yaptıkları görüşme sonucu, müzelere 400 arkeolog ve sanat tarihçisi alınacağını muştuluyordu...

Devamını bir okur mektubundan okuyalım:

*Sayın Mine Kırıkkanat,

Ben Arkeoloji mezunuyum. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un açıklamaları doğrultusunda, Kamu Personeli Seçme Sınavına (KPSS) girdim. Gece gündüz çalışmıştım, iyi puan alarak arkeolog olarak istihdamımı beklemeye başladım. Fakat geçen ekim ayında ilginç bir olay yaşandı, bilginize sunuyorum.

Kültür Bakanlığı DÖSİM (Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü) tarafından, kimsenin okumadığı bir gazeteye verilen bir ilan ve kurumun kapısına asılan bir bildiriyle, geçici personel alınacağı duyuruldu. Bu sınırlı duyurudan haberdar olan yalnızca 300 kişi, Ankara Yenişehir binasında mülakat ağırlıklı bir sınava girdi, aralarından 100 kişi işe alındı.

DÖSİM'in internet sitesinde başvuru hakkında hiçbir bilgi bulunmamasının (bu nokta çok önemli, çünkü bir kurum personel istihdam edeceğini kendi web sitesinde ilan etmeyecek de nerede edecek? Üstelik maliyeti sıfır ve herkesin kolayca ulaşabileceği bir yöntem) yanısıra, başvuru yerini öğrenmek için telefonla Bakanlığı arayan ben ve arkadaşlarıma, "DÖSİM böyle bir sınav yapamaz" açıklamasını yaptı. Bizler, başka arkadaşlarımızdan gelen haberlerden kuşkulanarak yine de kalktık kuruma gittik ve kapısındaki ilanı gözlerimizle gördük.

Binlerce işsiz arkeolog ve sanat tarihçisi, sınavdan haberdar olmadığı ya da telefona çıkan bakanlık görevlisinin "DÖSİM yetkisiz" beyanına inandığı için başvuru bile yapamadı. Ayrıca, arkadaşlarla yaptığımız tahmine göre bu yıl 4 bine yakın arkeolog ve sanat tarihçisi KPSS sınavına girdi. Oysa DÖSİM'de yapılan sınav ve mülakatta, KPSS sınavını kazanmışlık şartı aranmadan 100 şanslı arkeolog ve sanat tarihçisi istihdam edildiğini öğrendik.

Kültür ve Turizm Bakanı, televizyonlarda 400 arkeolog ve sanat tarihçisi alacaklarını belirtmişti. Benim gibi devletin bakanına güvenen binlerce genç KPSS sınavına bunun için girdi. Binlerce kişi bu istihdamı beklemekteydi. Oysa bize vaat edilen şans, sessiz sedasız ve haksızca, çünkü KPSS şartı aranmadan "bazılarına" verildi. Böyle uygulamaları artık midemiz kaldırmıyor.

Bakanlık, "dilekçe ile önceden başvuranlara haber verdik" diye açıklama yaptı. Bu açıklamanın anlamı gerçekten açık değil mi? Sınavın küçük tirajlı bir gazetede ve kurum kapısında ilanı, web sitesinde yer almaması, ";kimlerin" istihdam edilmek istendiğini yeterince gösteriyor.

KPSS tercih kılavuzunda sadece 8 arkeolog ve 20 sanat tarihçisi alım ilanı vardı. Ne hikmetse alımların hemen tamamı DÖSİM kanalıyla, yani mülakat ağırlıklı yapıldı. Bari baştan böyle olacağı söylenseydi de, binlerce meslektaşım boşuna emek ve para harcayıp KPSS sınavı için hazırlanmasaydı! Madem "dilekçeyle özel başvurular"değerlendirilecekti, bari hiçbir ilan verilmeyip, özel davetiye çıkarılsaydı torpillilere...

Sizden ricam, bu haksızlığı hiç olmazsa yazmanızdır. Bu ülkede okuyup, çalışıp bilgisine güvenenler artık bu kadar itilip kakılmamalıdır. Ve en kötüsü, hiçbir ülkede "adam kayırma" ve torpil bu kadar rahat yapılamamalı, bu kadar kanıksanıp, normal karşılanmamalıdır.
Saygılarımla.
VATAN GAZETESİ


arkeoloji dünyası
ANA SAYFAYA DÖN

TÜRK ARKEOLOGLARI DERNEĞİ BAŞKANLIĞINA

Saygıdeğer tüm Arkeolog büyüklerim,

Önce size kendimi tanıtmak isterim. Ankara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeofizik Mühendisliği Bölümünde Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Selma KADIOĞLU. Ayrıca evli biri bebek iki çocuk annesiyim. Kocaeli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Füsun TÜLEK tarafından yönlendirilen Osmaniye ilindeki arkeolojik çalışmalarınız ile ilgili akıl almaz mağduriyetimi tarafınıza aktarmak istiyorum.

2006'nın başlarında Füsun hanım tarafından aranarak şahsımdan Tam adresini bilmediğim ancak Cevdetiye Mevkii (OSMANİYE) olarak bana söylenen kazı alanında jeofizik yöntemlerden Yer Radarı yöntemi ile kazı alanında çalışma yapmam için ricada bulunuldu. Benim adımı Süleyman Demirel Üniversitesi Müh. Fak. Jeofizik Müh. Böl. Öğretim Üyesi Veli KARA hocamızdan aldığını söyledi. Füsun hanım benden bu çalışmanın bedelini sordu. Bende kendisi yol masraflarımın karşılanması durumunda kendisine yardım edebileceğimi söyledim. Adım Kültür Bakanlığına yollanan çalışanlar listesine eklendi. Kabul etmemdeki amacım aldığım eğitim ve tecrübelerim çerçevesinde ülkeme hizmet etmektir.

Yer radarı yöntemi, yaklaşık 30-40m derinliğe kadar yerin içini adeta resimleyen yani yer içini görüntüleyebilen bir yöntemdir. Arkeolojik çalışmalarda herhangi bir duvar, mezar, yerleşim yeri vs. aranmasında başarı oranı oldukça yüksektir. Ancak ilgili cihazlar ve teknik techizatları oldukça pahalı ve hassas bir yöntemdir. Bu konuda Ohio-State Universitesi (Columbus-OHIO/ USA) eğitim almış biri olarak Türkiye'de ve Uluslararası alanda birçok çalışmalarım olmuş ve halen devam etmektedir.

Yaklaşık iki hafta önce Füsun hanım ile yaptığım telefon konuşması ile aletlerimizin elektronik, çok hassas aletler olmasından dolayı uçakla bir öğrencim ile birlikte gelebileceğimi, bir günlük arazi işimizin olacağını ve aynı gün akşam döneceğimi söyledim. Önce uçak biletini valiliğin karşılayamayacağını söyledi. Sonra kendisi uçak biletlerini ayarladı. En son konuşmamızda (05.07.06 saat 19:30) 06.07.2006 günü saat 6:30 THY uçağı ile Adana uçuşumuzun hazır olduğunu, havalimanında bizi bir servis arabasının bekleyeceğini ve çalışma alanına getireceğini bildirdi. Bende asistanım Arzu KOÇASLAN ile birlikte 06.07.06, sabah 7:30 da Adana Havalimanına geldik. Herhangi bir araba göremediğim için saat sabah 7:30 da Füsun hanımı aradım cevap vermedi. Yarım saat sonra tekrar aradım telefon açıldı, kendisine Adana havalimanında beklediğimi ancak herhangi bir araba göremediğimi söyledim. Bana cevaben çalışmayı iptal ettirdiğini ve telefon numarama mesaj ile ilettiğini söyledi. Bende mesajdan haberim olmadığını ve beni burada bırakmayacaksınız herhalde dedim. Bana herhangi bir araç yollayamayacağını ve nasıl geldiyseniz öyle geri döneceksiniz dedi. Ben gerekçesini bile öğrenemeden telefonu yüzüme kapattı. Maalesef telefonunu bir daha açmadı.

Konuyu kendisinin hatırını kırmayıp çalışmayı kabul ettiğim ve halen çalışma alanında jeofiziğin başka bir yöntemini uygulayan Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi Sayın Veli KARA hocamıza ilettim. Veli bey, Füsun hanım ile konuştuktan sonra, çalışmayı iptal ettirdiğinden başka bir açıklama yapmadığı tarafıma bildirdi ve elinden bir şey gelmediğini belirterek üzüntüsünü ifade etti. Açıkcası o an ne yapacağımı şaşırdım. Bütün cihazlarım ile birlikte orada öylece kalakaldım. Tekrar THY ye başvurup İstanbul aktarmalı olarak Ankara'ya geri dönmek zorunda kaldım.

Sayın Arkeolog hocalarım, büyüklerim, ben gerçekten iyi niyetli olarak hiçbir karşılık beklemeden kazı çalışmalarının süresinin tamamını dörtte birine indiren çalışmayı bir günde tamamlayıp geri dönecekken, tüm gün boyunca uçak değiştirme ve geri dönme zorluklarını yaşadım. Halen sebebini anlamadığım bir neden yüzünden. Bu şahsıma, üniversiteme yapılan çok ciddi bir hakarettir. Ben de kendisi gibi öğretim üyesiyim herhangi bir işçi değil. Beni havalimanında öylece bırakmak bir öğretim üyesine yakışır mı? En azından beni havalimanında karşılayıp gerekçesini anlatıp, misafirperverce davranabilirdi. Bunu yapan kişi etikin ne olduğunu bilmediği gibi ele aldığı bir işin başarısından ve doğru sonuçlandırabileceğinden ciddi anlamda şüphe duymaktayım. Yaptığı davranış tamamen iş ve bilim etikleri dışındadır. Ben hem maddi hem manevi hem de zaman mağdurluğu yaşadım ve halen yaşadıklarımın şoku içindeyim. İlgili arkeolog ile herhangi şahsi bir ilişkim ne öncesinde ne de bu dönemde olmamıştır. Ayrıca sizin kazı çalışmalarına gönüllü katılıp hem zaman hem de maddi kayıplarınızı mimimuma indirgeme amacından başka bir amacımda olmamıştır. Şahsi bir sorunu varsa bana bir telefon edip söyleyemez miydi? Ben emen bebeğime gece yarısı kalacak yer ayarlayarak sabaha karşı uçağa binip ilgili bölgeye gelmişim. İyi niyet mağduru oldum maalesef.



Anlattıklarımın ispatı ile ilgili, uçak biletlerimden başka yaşadıklarımı benimle paylaşan asistanım Arzu KOÇASLAN, Jeofizik çalışmalar için arazide bulunan Süleyman Demirel Üniversitesi, Müh.-Mim. Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Elemanları Sayın Veli KARA ve Cemile ÖZTÜRK konu ile ilgili şahitlerimdir.

Şahsıma yapılan bu hakareti aynı zamanda Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğüne, ilgili Dekanlığına ve Bölümüne, Osmaniye Valiliğine, Belediyesine ve Cevdetiye Belediyesine, ve ayrıca konuyu Kültür Bakanlığına da ilettiğimi bilmenizi isterim.

Yrd. Doç. Dr. Füsun TÜLEK'in yaptığı davranışın tarafıma ve üniversiteme yapılan, şahsımı maddi ve manevi yıpratan bu kişisel hakareti makamınızın bilgilerine sunar, derneğiniz tarafından iş ve bilim etikliği dışına taşan bu hakaretin şiddetle kınanmasını saygılarımla arz ederim.

Yrd. Doç. Dr. Selma KADIOĞLU 12.07.2006

Ankara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi

Jeofizik Mühendisliği Bölümü

06100 Tandoğan-ANKARA Yrd. Doç. Dr. Selma KADIOĞLU

Tel: 312 2126720 / 1339

Fax: 312 2120071

E-mail: kadioglu@eng.ankara.edu.tr



Ekler: 1-Ankara-Adana (Uçuş saati sabah 6:.30) Uçak Biletleri

2- Adana (kalkış 9:35)-İstanbul (kalkış 15:00)-Ankara (Varış 16:00)

3- Görevli izin belgem

Not: Adresinizi bilemediğim için ilgili belgeleri yollayamıyorum. Gerektiğinde biletlerimin kopyasını ve Bölüm görev izin belgemi adres belirtilmesi durumunda tarafınıza yollayabilirim.



Şahitler: Arzu KOÇASLAN (Ankara Üniversitesi, Jeofizik Müh. Böl. Yüksek Lisans

Öğrencisi)

Veli KARA (Süleyman Demirel Üniversitesi, Müh.-Mim. Fakültesi Jeofizik

Mühendisliği Bölümü)

Cemile ÖZTÜRK (Süleyman Demirel Üniversitesi, Müh.-Mim. Fakültesi Jeofizik

Mühendisliği Bölümü)



YUKARIDAKİ YAZI SİTEMİZE OLAYIN TARAFI Yrd. Doç. Dr. Selma KADIOĞLU TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ OLUP, CEVAP HAKKI SAKLI KALMAK ÜZERE YAYINLANMAKTADIR
arkeoloji dünyası

TEKZİP

Osmaniye İli Kültür Varlıkları Envanteri 2006 Yılı çalışmasında 05.07.2006 tarihinde öğretim üyesi Sn. S. Kadıoğlu ile yapılması düşünülen çalışmadan kendisine haber verilerek vazgeçilmiştir.

Gerçekleşmemiş bir çalışmanın arkeoloji dünyasına pozitif ve bilimsel katkıları da olamaz. Bu nedenle böyle bir konunun arkeoloji dünyasını meşgul etmesi ve arkeoloji dünyası web sayfasında yer almasından üzüntü duyuyorum.

Çalışma kapsamımız içinde son derece bilimsel kaygılarla bir jeofizik çalışması kalkışımında bulunulmuş ve davet edilen üniversite ekibi 01.-08.2006 tarihinde çalışmasını gerçekleştirmiştir. Jeofizik ekibi başkanı Süleyman Demirel Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. V. Kara ve öğrencileri elektrik özdirenç yöntemi ile çalışmıştır. Sn. Kara yer radarı ile de aynı mekanda çalışılmasının yararlı olacağını düşünmüş ve isteği üzerine Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. S. Kadıoğlu davet edilmiştir.

Ne var ki, 2006 Temmuz ayında maddi olanaksızlıklarımız yanı sıra, çalışma anlayışı farklılığı ve jeofizik çalışmasının yürütüldüğü alanın bir kısmında yer radarının kullanılamıyacağı ve bu yöntemin çalışmamız için olmazsa olmaz olmadığı görüşü ile Sn. Kadıoğlu'nun çalışmasına gerek kalmamıştır.

Sn. Kadıoğlu'nun mektupta belirttiği şekilde cümleler kullanılmamış ve olaylar belirtilen şekilde gelişmemiştir.

Sn. Kadıoğlu çalışmanın iptalinden mağdur olduğunu ifade ederek şahsımı suçlayan mektupları Valilik, Belediye Başkanlığı gibi yerel yetkililer ve çeşitli mülki idari amirlere, üniversitemde ilgili her kadroya, çalışma iznini veren ilgili Bakanlık makamlarına yollamıştır. Bunu bir kara çalma ve mesleğe zarar verme kampanyasına dönüştürmüştür. Bu nedenle de, müdahil edildiğini bildiğim makamlara durumu açıklayan yazım ve belgeler gönderilmiştir.

Çalışmamız bir kazı değil yüzey araştırmasıdır. Jeofizik çalışmasının Kadıoğlu kısmından doğan maddi mağduriyet şahsıma aittir:

Kadıoğlu, kendisi gibi memur meslektaşının şahsi bütçesinden ödeneceğini bildiği halde

uçak yolculuğunda ısrar etmiş, yanlış verdiği soyadı nedeni ile üçüncü bir uçak biletinin alınamayışını da anlamamıştır. Bir kazı değil yüzey araştırmasına davet edildiğini de anlamamış, çalışılan mekanın düz bir alan ve bir kısmının da sürülmüş tarla olduğunu da anlamamıştır. Kendisine anlatıldığı halde merkezden 30 km uzakta telefonsuz bir ortamda olunduğu ve Adana havaalanının toplam 240kmlik bir gidiş-geliş yolu olduğunu da anlamak istememiştir.
Kadıoğlu'nun yazdığı mektuplarla şahsıma verilen zararın telafisi mümkün değildir. Sn. Kadıoğlu akademik olmayan kadrolara ve yerel yetkililere bu mektupları göndermekle

bilim dünyası ve akademik çalışmalar için kötü imaj oluşmasına yol açmış, hem de uzmanı olduğu Jeofizik bilim dalını yanlış tanıtmıştır.

Osmaniye İli Kültür Varlıkları Envanteri Çalışması 2006 Yılı ekibi, merkez ilçenin taranmasını tamamlamış, Hasanbeyli ilçesinde çalışmış ve ovadaki höyüklerin külliyatının çıkarılmasıyla sezonu 40 günlük çalışma ile tamamlamıştır. Tarihi ve kültürel varlıkların envanterlenerek korunması azmi ile sıcak ve yüksek nem altında adanmışlıkla çalışan ne şahsımın ne de ekibimin çalışmalarının gölgelenmeye çalışılması hakkaniyetli değildir. 06.09.2006.

Araştırma Başkanı
Yrd. Doç. Dr. Füsun Tülek
fusuntulek@kou.edu.tr
tulek2001@yahoo.com

Yrd. Doç. Füsün Tülek ve ekibinin bu yılki çalışamaları ile ilgili haber, "ARKEOLOJİ KAZI HABERLERİ" sayfamızda yayınlanmaktadır.

KAMUOYUNA DUYURULUR


Son günlerde medyada "Müze Soygunları" ifadesiyle birçok haber, yorum ve tartışma yer almıştır.

Devlet memuru oldukları için ağızları mühürlenmiş, bu nedenle kendilerini savunamayan müzeciler için konuyu bilen-bilmeyen birçok kişi araştırma ve inceleme yapmadan, olayları ve gelişim süreçlerini incelemeden, sığ ve eksik bilgilerle fikir belirtmektedirler. Hakketmediğimiz bir karalama kampanyası ile yargısız infaz yapılmakta, birkaç kabul edilemez örnek tüm müzecilere mal edilmektedir.

Bizleri en çok üzen ne yazık ki müzelerin ve müzecilerin durumunu en iyi bilmesi gereken yetkililerin kendi sorumluluklarındaki müzelerin sorunlarının nedeni olarak müzecileri göstermiş olmalarıdır.

Bu ülke yıllardır müzelerin gerçek sorunlarını bilmeyen, kendilerine iletilen sorun ve çözümlere kulaklarını tıkayan, yüreklerinde bunu hissetmeyenlerce yönetilmiştir. Ekonomik durumu bahane ederek müzelere yıllardır ödenek ve personel vermeyen iktidarları ve geçmişi değerlendirmek yerine; bugüne değin seslerini duyuramayan, müzecileri suçlamak gibi kolay ve basit bir yol seçilmektedir. Bu nedenle konuyu ve sorunları yakından bilen ve bizzat yaşayan müzecilerin meslek örgütleri olarak kamuoyunu bilgilendirme gereğini duymaktayız.

Bugünlerde kıyısından köşesinden gündeme gelen sorunlar aslında 1980'li yıllardan beri müzeciler tarafından kurumlarına zarar gelmesin diye medyaya taşınmamıştır. Müzeciler gerek Kültür Bakanlığı'na gönderdikleri resmi raporlarda, gerekse yapılan resmi ve bilimsel toplantılarda sorunları tespit ederek dile getirmiş ve çözüm önerileri sunmuşlardır.

Kaldı ki 1998 yılında Sayıştay Başkanlığınca hazırlanıp, başta Kültür ve Maliye Bakanlıkları olmak üzere ilgili tüm kuruluşlara iletilen "Kültür Bakanlığı'na bağlı Müzelerin Faaliyetlerinin İncelenmesi" konulu rapor incelendiğinde, sorunların kaynağı açıkça görülecektir. Yaklaşık on yıldır devletin arşivlerinde yer alan bu rapor konusunda yetkililer bugüne kadar ne yapmıştır? Yanıt bekliyoruz...

Müzelerin planlı döneme geçişle birlikte, kalkınma planlarında yer almış olmasına rağmen, hükümetlerin programlarında kültüre ve müzelere satır aralarında yer verdikleri görülmektedir.

Bu durumun sorumlusu kim?

Bu durumun sorumlusu; bekçisi, güvenlik görevlisi, teknik donanımı, uzman personeli, kütüphanesi olmayan müzelerde; tek başına hem müdür, hem uzman, hem depocu, hem evrak memuru, hem kütüphaneci, hem de biletçinin görevlerini yürütmekle görevlendirilen müzeciler asla değildir. Aksine, tüm bu olanaksızlıklara rağmen müzeler hala ayakta duruyorsa, Avrupa'da ödüller kazanabiliyorsa, dünyanın pek çok ülkesinde başarılı sergiler düzenleyebiliyorsa, bu özverili müzeciler sayesinde gerçekleşmektedir.

1980'li yıllarda ülkemizdeki müzelerde 6000 civarında personel bulunurken bugün 187 müzede (ören yerlerini denetlemek, kazı yapmak, müze içindeki bilimsel ve idari her türlü görevi yerine getirmek üzere) 2500 personel görev yapmaktadır. Oysa yurt dışında bir müzede sadece o müzeyle ilgili konularda 2000 personel görev almaktadır.

-Uzun yıllardır müzelere müzecilik disiplinine yönelik (arkeolog, sanat tarihçi, klasik filolog, etnolog, hititolog, sümerolog vb.) eğitim almış elemanlar alınmamıştır.

Yetkililer her ne kadar 2004-2006 yılları içerisinde 300 eleman aldıklarını söylüyorlarsa da, alınan elemanların büyük çoğunluğu müzecilik disiplininden olmayan, hukuk, işletme, ekonomi, halkla ilişkiler vb. disiplinlerinde eğitim almış elemanlardır. Bunlar müzeci değil, kültür ve turizm uzman yardımcısı unvanlıdırlar. Ayrıca bu uzman yardımcıları müzelerde değil, Bakanlık merkez teşkilatında görevlendirilmişlerdir. Zaten yetkililer de bu uzman yardımcılarını geleceğin yönetici bürokratları olarak yetiştirildiklerini ifade etmişlerdir. Ancak kültür varlıkları ve müzecilikle ilgi bölümlerden mezun bakanlık personeline bu şansın tanınmasında bugüne kadar olduğu gibi bugün de imkan tanınmaması sektörün geleceği açısından kaygı verici olarak değerlendirilmektedir.

Eleman bulamamaktan şikayet edilmekte ise de, müzelerde görev alacak dallarda eğitim almış yüzlerce işsiz üniversite mezunu, yüksek lisans ve doktoralı gencimiz bulunmaktadır. Bu insanlar Kültür ve Turizm Bakanlığı eleman almadığı için eğitimlerinin dışındaki (öğretmen, polis, bankacı, gardiyan, vb) işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır.

-Müzelerin büyük çoğunluğunda eleman yetersizliğinin yanında fiziksel yapı ve teknik donanım son derece yetersizdir.

-Müzeciler bilgiye ulaşacak tekniklerden (bilgisayar, internet, fotoğraf makinesi vb.) yoksundurlar.

Ana başlıklar halinde sıraladığımız sorunlar giderilmeye çalışılacağına sorunun kaynağı olarak müzeciler gösterilerek, müzelerin yerel yönetimlere devredilmesinin gerekçeleri hazırlanmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulunan kanun teklifi, müzelerin sorunlarını çözmeye yönelik değil, müzelerin belediyelere ve özel idarelere devrine yönelik bir kanun teklifidir. Müzeler tüm sorunlarıyla birlikte yerele devredilecektir. Bu sorunlarla uğraşamadığını ifade eden bakanlık, sorunları olduğu gibi Yerele aktararak, müzeleri, kütüphaneleri, operası, balesi ve tiyatrosu olmayan bir Kültür ve Turizm Bakanlığını çok kolay yönetecektir.

Müzelerin yerele devri gibi çok önemli bir konu, konuyla ilgili sivil topluk kuruluşlarının görüşleri alınmadan ve kamuoyunda tartışılmadan yangından mal kaçırılır gibi yasalaştırılmak istenmektedir.

Aşağıda imzası bulunan sivil toplum kuruluşları olarak basının ve kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmeyi görev bilmekteyiz.


Arkeologlar Derneği Adına Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği Adına Müzeciler Derneği Adına

Başkan Başkan Başkan

Prof. Dr. Ahmet Adil TIRPAN Mücahit Türköne Prof. Dr. Berna ALPAGUT



İletişim: idoldergisi@gmail.com

E.Aynur 0 (533)455 08 52

MÜZENİN DERDİ BELLİ

Eski müdürler ve öğretim üyelerine göre müzelerdeki sıkıntının sorumlusu hükümet: Eleman sayısı yeterli değil, önemli görevlerde vasıfsız kişiler var
16/06/2006
İBRAHİM GÜNEL (Arşivi)
İSTANBUL - Müzeciler ve bilim adamları, müzelerdeki hırsızlıklar ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ndeki yazıt tartışmalarının kaynağında, devletin yıllardır sürdürdüğü eleman politikasının bulunduğunu söyledi. Uzmanlar, müzelerin içinde bulunduğu durumu şöyle değerlendirdi:
Kaymakamdan müdür
Eski Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürü Dr. Alpay Pasinli: Müzelerdeki eserlerin sahteleriyle değiştirilmesi Türkiye'deki 95 müzeyi kapsamıyor. Yalnızca iki-üç müze gündeme getirildi. Medyada bu haberlerin yer almasının da rastlantı olup olmadığını bilemiyorum. Haberlerle tüm müzelerin yıpratılması gibi bir amaç taşındığını düşünüyorum.
Personel eksikliği hat safhada olan bir kurumda, korumada istenilen düzeyin tutturulması tartışmalı olacaktır. Hükümet konuyu çok ciddiye almalı. Maliye Bakanlığı da, Diyanet İşleri Başkanlığı'na verdiği çok miktardaki kadroyu müzelere de çıkartmalı. Bakanlığın üst düzey ve müze yöneticileri de vasıflı, uzman kişiler arasından seçilmeli.
'Çift başlılık var'
Bugün için bu tabloyu göremediğimiz gibi, müzelerin asıl sahibi olan Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bir kaymakam atandı. İstanbul'daki Topkapı Sarayı, Türk İslam Eserleri, Ayasofya gibi dünya kamuoyunun gündeminde olan birçok müzeye, teşkilat dışından müzeci olmayan kişiler atandı. İki bakanlığın birleşmesiyle adeta yok olma durumuna düşürülen Kültür Bakanlığı'nın eski üst düzey yöneticileri ve müdürleri de işlevsiz durumda bırakıldı. Ayrıca, 'ulusal müze' olarak nitelendirdikleri müzelere dışarıdan müze başkanı sıfatıyla yönetici atandı. Bu da çift başlılığa neden oldu.
'Ödenek yok'
Eski Ayasofya Müzesi Müdürü Erdem Yücel: Son günlerdeki olaylar, küçük müzelerin il özel idarelerine devir öncesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın envanter çalışması sonucu ortaya çıktı. Müzeler çöküş noktasına getirildi. Bunun nedeni de personel ve uzman eksikliğidir.
Ayrıca bakanlık müzelere yeterli ödenek çıkaramıyor. 1988' den bu yana da müzelerden çeşitli nedenlerle ayrılanların yerleri hep boş kaldı. Yeni atamalar da yapılamadı. Türkiye üniversitelerinin arkeoloji ve sanat tarihi bölümlerinden de mezun olan hiçbir öğrenci müzelerde görev alamadı. Müzelerin koruma ve güvenliği de son derece zayıf. Bakanlık bu eksiklikleri tamamlayacağı yerde yeni bir kavram
atarak, bazı müzeleri 'ulusal müze' kapsamına alıyor. Gerisini de yerel yönetimlere ve valiliklere bırakıyor. Böylece başından yükü atmış oluyor. Son zamanlarda bu sorunlara çözüm bulunacağı yerde, kişisel çekişmelerle uğraşılıyor. Mesela Ankara yakınlarındaki Gordion Müzesi'nde bir kişi hem bilet kesiyor hem de ziyaretçiyi dolaştırıyor.
'Erozyonun nedeni belli'
Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Coşkun Özgünel: Bugüne kadar işlevlerini hiçbir şekilde yerine getirme olanağı sağlanamayan küçük müzeler, il özel idarelerine devredilme hazırlığında. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç öncesi gündeme gelen bu çalışmalar, personel yokluğu ve azlığı da dikkate alındığında, Maliye Bakanlığı'nın vermediği kadrolar da buna eklenince, müzelerdeki bu erozyon ortaya çıktı.
'Dernekler niye kapandı?'
Bu erozyonun ikinci nedeni de, müze derneklerinin kapatılması. Yerlerine konmak istenen DÖSİM'in de (Döner Sermaye İşletmeleri) geçici işçi statüsüyle çözmek istediği sorun maalesef yine bürokratik ve yasal engeller nedeniyle güncelleşemedi.
Son envanter çalışmalarının her yıl yapılması gerekir. Daha önemlisi, bir müdür, bir bekçiyle hiçbir müze korunamaz, evanteri sağlıklı yapılamaz. Yani, her sahte olduğu iddia edilen eserin orijinal olup olmadığını ancak uzman bilirkişiler saptayabilir.
'Düşman gibi görüldü'
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan: Müzelerin bu duruma gelmesinin ana nedeni, devletin kültür politikası. Cumhuriyet'in ilk dönemi, müze ve müzeciye önem verildiği bir dönemdir. En kısıtlı olanaklarla müzeler açılmış, buralara kadro verilmiş, nitelikli eleman yetiştirilmiş ve daha önemlisi müzeciye değer verilmiş. Öyle ki herhangi bir ilde o dönemde validen sonra en saygın kişi, müzecidir.
Bu politika 1950'lerden itibaren kalktı. Devlet müzeci ve müzeyi düşman görmeye başladı. Çünkü koruma, elde edilecek rantı engelliyordu. Müzelerin devletin küçülme politikasında 10 yıllarca hiçbir yeni kadro verilmedi, yatırım yapılmadı. Çağdaş teknolojilerin müzelere girmemesi sağlandı ve müzeci hor görüldü. Bunun sonucunda başka ne olabilirdi ki?

DÖSİM'E NASIL ELAMAN ALINDI


Mine Kırkkanatın köşesinde çıkan yazıya ithafen: Arkeolog arkadaşımın bahsettiği elemeye bende katıldım. Arkadaşımın bir yanlışı var 300 kişi değil 1500 kişi başvurdu ve günde ortalama 200 kişiyi mülakata aldılar.Arkadaşımın bahsettiği 300 kişi başvurupta 100 kişiyi aldıkları eleme mart ayında yapıldı.Şans eseri Ekim ayında ki elemeden haberim oldu.Daha önceden başvurum olmasına rağmen dösimden bir davet mektubu gelmedi, defalarca arayarak ve faksla başvurarak (sınav diyemiyorum) elemeye katıldım. Başvuran 1500 kişiden sadece ne hikmetse 200 kişi işe alındı. Site okuyucularından orada olanlar varsa oradaki rezaleti daha iyi anlar. Tam 5 saat sırada bekledim ve içeride 5 dk bile kalmadım. Bana sordukları sorular kendini tanıt, nerede yaşıyorsun, eşin ne iş yapıyor.Bu kadar. Ama o 200 fazla zeki arkadaş demek ki bu sorulara yeterince iyi yanıt vermişler ki atandılar. Keşke yanımda bir kamera olsaydı da o umutsuz bekleyişimizi, tanıdık vasıtasıyla gelenlerin telefonlara sarılmalarını, sürekli birilerinden yardım istemelerini çekebilseydim. O günü hatırladıkça kalbim parçalanıyor.Yüzlerce eğitimli insan kendi işimizi yapabilirmiyiz umuduyla Türkiyenin her köşesinden gelmiş, kimi 3 yıldır kimi 5 yıldır işsiz pırıl pırıl insanlar, o acınacak halimizi anlatabilecek kelimeler bulamıyorum malesef. Masterını yapmış, doktorasını yapan, kpssden yüksek not almış hiç kimse atanmadı.Atananların hangi kriterlere uyduklarını bilemiyorum.Bölümümü çok severek okumama, yıllarca emek vermeme rağmen malesef arkeolog olmaktan utanıyorum. Bu düzen eskiden beri böyle gelmiş düzeleceğini kesinlikle düşünmüyorum. Arkeolog olupta bu ülkede kendi işini yapabilmek kesinlikle bir ÜTOPYA
EMEL DEMİRASLAN

jeomanyetik_prospeksion-1.jpg

JEOMANYETİK PROSKPEKSİON ölçümleri bu entrasan aletle yapılmaktadır.

jeomanyetik_proskpeksion-6.jpg

Arazi iplerle şeritlere bölünür resimde görüldüğü gibi. Alet elde, belirli bir hızda şeritlerin arasında yürünerek arazi taranır.

jeomanyetik_proskpeksion-3.jpg

jeomanyetik_proskpeksion-2.jpg

jeomanyetik_proskpeksion-5.jpg

Alet, bağlı olduğu bilgisayara, elde ettiği verileri gönderir.
Yeraltındaki yapıların enleri, boyları,uzunlukları tesbit edilir. Planları çıkarılır.
Kazılar bu verilerin ışığında yapılır.

Yukarıdaki resimler 70 ayrı bilim dalının ortaklaşa çalıştıkları TROIA araştırmalarında çekilmiştir.
TROIA jeomanyetik proskpeksion öçümleri neticesinde, uzun yıllardır varlıkları tartışılan dış sur ve hendeklerin varlığı tesbit edilmiş olup kazıları devam etmektedir.

jeomanyetik_proskpeksion-7.jpg

TROIA jeomanyetik proskpeksion ölçümlemeleri sonucu. Koyu renkli olanlar aşağı şehirde, halen toprak altında olan caddeler, sokaklar ve yapıları gösteriyor.

arkeolojidunyasi@gmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın veya tıklayın