avsarkasabasi.sitemynet.com
02_1_.jpg

AVŞAR KASABASI'NA HOŞ GELDİNİZ
Avsardan Haber
Avşarın Tarihi
Telefon Rehberi
Örf ve Adetleri
Avşar yemekleri
Fıkra-bilmece
Kelimeler
İz Bırakanlar
Yer İsimleri
Secere
Şiir
Reklamlar
Müzik
Anket-1
Anket-2
Foto Albüm

Kelimeler


AVŞARDA KULLANILAN ŞİVELER VE KELİMELER...

-A-
aba : Anne, abla, yenge anlamlarına gelecek şekilde kullanılmaktadır.
ablak (surat) : Toplu, geniş ve yuvarlak.
a. yağlık : Boyuna takılan ipek mendil.
ağa : Baba. Zengin, malını fakire dağıtabilen.
ağaçdan at : Salaca, tabut.
ağal : Ahır, ağıl.
ağca : Akça, beyaza çalan renkte.
ağelmiş : Eğilmiş.
ağer : Eğer, şayet, yoksa.
ağirtmen : Eğitmen.
ağna : Anla.
ağşam : akşam
ahıcı : Akacak.
akşamın çal gaşığında : Karanlığın kendini gösterdiği anı ifade eden bir tamlama.
al : 1. Kırmızı. 2. Kırmızı renkli at veya at donu (rengi).
ala beşikli : Küçük çocuklu, beşikte çocuğu olan.
Alayı : Hepsi, tamamı, diğerleri
alık : Almış.
Almancı : Almaya'ya çalışmaya gidenler için kullanılılır.
amanat : Emanet.
anıyıñ : Anneyin.
annı yere başı güne : Alnı toprağa, başı güneşe.
annından : Alnından
arada gal- :Sahipsiz ve kimsesiz kal-.
ardındağa : Ardındaki
are gitmek : boşa gitmek, telef olmak
Artık : bundan sonra, bir daha
asbab : Elbise, giysi.
asiği : Eksiği, noksanı.
assıñ: Alsın
aşat : Fazla, büyük.
aşdıyıdım : Açmış idim
aşerme : Hamile kadınların bir yiyeceği canı çekmesi, istemesi. Hamile kadınlarda ceninin başının tüylenmesi.
aşşıh : Aşık.
atlas: Değerli kumaş. Yorgana çekilen kumaş.
ayaklı : Kadınların başlarına taktıkları 5-6 parçalı altın süs.
ayar gezme : 1. Vahşice gezme, sağa sola saldıracak gibi gezme. 2. Düzgün tertipli gezme.
Ayrıksı : yabancı gibi durmak, toplum içine karışmamak
Yüzünü azdırmak : Kızdığını belirtmek, azgın surat.
Azdırmak : Kaybolmasını sağlamak, kaybetmek
azzık : Yemek, yiyecek.
-B-
babeyiñ : Babayın, babanın
bacılıh : 1. Bacılık, kız kardeş. 2. Ayrı anne babadan olmasına karşılık bacı kardeş alakası kurulan kız veya kadın. 3. Anne veya babası ayrı olan kız kardeş. Üvey kız kardeş.
bağır : Sine, döş, göğüs.
bahıcı : Bakıcı. Bakacak, hizmetini görecek, ihtiyacını giderecek.
bakmañ : Bakmayın.
barnağa : parmağa
Ayağı yalın, başı kabak : Perişan ve acı içinde olanlar için söylenir.
başlı : Yapılmakta olan, başlanmış.
batgın : Batmış.
bayrahdar : Düğünlerde bayrağı taşıyan.
belik: Saç örgüsü.
Beñ : Ben, tende bulunan leke, işaret, iz.
beniği : Benimki
beñz : Yüz rengi, beniz.
Besleme : 1. Kimsesiz kalan birisinin hayır için başkalarınca büyütülmesine verilen ad. 2. Beceriksiz, zayıf, eli işe yakışmayan.
beşlik : Beşi bir yerde altın.
biçici : Biçecek.
bilağine : Bileğine.
bilat : Bilet
boduk: yavru (Deve yavrusu)
bosdan : Kavun, karpuz, kabak cinsi.
boyağında : 1. Renginde, 2. Boyu-uzunluğunda.
boyun bükük : Boynunu bükmüş.
bucak : kıyı, kenar, sulu düzlük.
burçak: Tane
burma : Burma adı verilen bilerzik. Altın bilerzik.
buyurcu : Davet eden, elçi.
buzlar : Buz tutar, donar.
-C-
cahal : Genç, tecrubesiz, cahil.
camız boduğu : Camız yavrusu.
canı candan : Canı gönülden, samimiyetle.
cirit : at üstünde, deyneklerle oynanan bir
cuvara : Sigara
çağar-: Çağırmak, seslenmek.
çardah : Gölgelik, kamalye.Agıl
çarık: Ayakkabı niyetine yünden veya deriden yapılma giyecek.
çatal : çift, iki, ikili, iki misli
çerçi : Gezgin satıcı. Genellikle takas yoluyla, köylerde incik boncuk satan gezgin satıcı.
çerdek : Çardak, kamalye.
çevirme : Avlu çiti. Etrafı çitle çevrilmiş küçük bahçe.
çezmiye : Çözmeye.
çığrışmañ : Ağlaşmayın, yüksek sesle bağırışmayın.
çıhartsın : Çıkartsın. Gelin olarak baba evinden koca evine göndersin.
çıhın : Çıkın, bohça.
çifte : İki mermi alan tüfek.
Çimmek : yıkanmak
çulfa : 1. Dokumacı. 2. İpten dokunan kumaş.

-D-
dabağ(a): Tabak(a)
dağme : Değme, dokunma, ilişme, karışma.
dakım : Takım elbise.
Dalamak (Köpek)
dar vakıt : Akşam olurken.
dayanıcıñ : Dayanacaksın.
değirmenlik : Un ya da bulgur yapılacak olan buğday.
dem : Keyif, karar, vakit, eğlence, olgunluk.
desde : Tahılgillerin biçildikten sonra bir yere bırakılan öbeği.
dibek: Tunç ya da tahtadan yapılmış özellikle, kahve döğülmesi için kullanılan havan.
dik-: Yükseltmek, yapmak.
dikme : Fidan, çubuk.
dilli : Şiir söyleyebilen.
Dinelmek : Ayağa kalkmak
dinislam : Müslümanlar. Dini İslam olanlar.
dipsiz guyu : Mezar, kabir, kara toprak.
don : 1. Elbise. 2. Dağların elbisesi olarak ot. 3. At rengi.
doru : Doru at, at rengi.
düşük : Düşmüş.
düyna : Dünya
düzle-: düzeltmek, toplamak.
-E-
ebe : Babaanne veya anneanne.
ecik : birazcık, az dan az.
Eğlenmek : Durmak, beklemek
ehali : Ahali , halk.
Eringeç : iş yapmaya yüzü olmayan, işi yavaştan alan
Erinmek : iş yapmaktan gocunmak
esger : Asker
eşgiye : Eşkiya.
eşiciyik : Eşeceğiz.
etlik : Kışın kesilmek üzere beslenen, pastırma, sucuk, kavurma gibi ürünler için beslenen semiz hayvan.
-F-
filcan : Fincan. Kahve bardağı.
fur- : Vurmak.
-G-
gabar gabar : Kabarık kabarık olmuş. şişmiş.
gağnı : Kağnı. Öküz veya camız arabası.
gahviye : Kahveye, Kahvehaneye.
gannı : Kanlı.
gapıt : Kaput
garamığ : Karamık bitkisi. Küçük, kara yemişleri olan yabani meyva.
garatdım : Kararttım, morarttım, darbe neticesinde vücudun bir tarafının çürütülmesi.
gavır : 1. Kafir, dini olmayan. 2. Hristiyan
gavış- : Kavuşmak.
gayda : Düzen, uyak, sözün gelişi.
gayıt : Düğün için alınan eşya, alet, giysi.
gaza : İl, ilçe, kasaba merkezi.
gazâ : Kazağı.
gazi : Gazi altını. Üzerinde Atatürk'ün kafa portresi yerleştirilen Cumhuriyet altını.
gelik : Gelmiş
gelinceğaz : Geldiğinde.
gelinçi : Gelini oğlan evine götürmek için kız evine gelen topluluk.
gıç : Kıç, ayak.
gır : Kır renk. Kır renkli at. Bir at donu.
gıran : Salgın hastalık.
gırcı : Sert ve küçük kar.
gırılmañ : Kırılmayın, gücenmeyin, sözümden incinmeyin.
gıriz :Kıriz
gısır : Kısır. etlik hayvan.
gısırak : Kısrak
gıyak : Düzgün, bakımlı, gösterişli.
gıyıyorlar : Kıyıyorlar. Eziyet ediyorlar.
gızıñ : Kızını
goğnüm : Gönlüm.
goley : Kolay.
goñşu : Komşu.
goridor : Koridor.gorseñ: Görsen
göğ : gök, mavi, maviye çalan, gümüş rengi .gökçe : Nazar boncuğu.
Göğermek : ağaçların filiz vermesi, tomurcuk çıkması
Göğnünden : aklından geçirdiği, planladığı
görsediyim : Göstereyim.
gövel ördek : Yeşilbaş Ördek.
gözlüyoh : gözlüyoruz, bekliyoruz, göz ile takip ediyoruz.
gözü gannı : Gözü kanlı, bebek, küçük.
gulağı küpeli : Yeni gelin veya evlenecek çağa gelmiş kız için kullanılır.
gulâmınan : Kulağım ile.
gulaş : Kulaç. Kolların bir parmaktan bir parmağa kadarki açılmış kısmı.
gulunç (guluş): 1. Kürek kemikleri arası. 2. ağrı, yel.
güdük : kısa ceket.
Güğüm :
güleş : Güreş.
gülgülü : Gül gibi renkli, gül renkli.
gülük : Gülmüş.
güzlük : Hayvanların kışın barındırıldığı yer.






-H-
haba : Siyah yünden dokunmuş, önü kaytanlı, cepkenimsi kısa erkek ceketi.
hanı : Hani.
haraba : Harabe, yıkık, viran.
haşat : Yorgunluktan ölecek dereceye gelmiş, yıkılmış.
haşeri : Yaramaz, haşarı.
haşlığı : Harçlığı
hatir : Hatır, gönül.
havas : Heves.
hayallat : Tabut, salaca.
Haylaz : Yaramaz (çocuklar için)
Hazlanmak : haz duymak, keyif almak
hede : Hediye, armağan.
helke : Sıvı taşımaya yarayan eşya, kova.
hepi : Tamamı, hepsi.
heş : Hiç.
Hısım : akraba
hısta : Sehim, pay, hak .
hış : Ses taklidi.
hila : Hile, desise.
Horanta : ev ahalisi
hota : Baş, büyük taş, oyunda ebe taşı.
-I-
ıcık : Azıcık, birazcık, azdan az.
ıklım : İklim.
ırak : Uzak.
ırgad : Yevmiye ile çalışan kişi. Ücretle çalışan.
ırgatlı : Çalışkan, becerikli, yetenekli, iş bilir.
ıslı : Islanmış.
-İ-
İşkillenmek : şüphelenmek

-K-
kahar : Kahır
kahar : Kalkar, ayağa kalkar.
Kalan : artık
kalık : Kalmış, zamanı geçmiş, yaşlı
kestek : Kısa boylu.
keyfiyin : Hesapsız olarak.
Koğ : dedi-kodu
Koğlamak : dedi-kodu yapmak
köçek : Düğünlerde kadın elbiseleri giyip zil takarak oyun oynayan erkek.
köşe : 1. Ocağın bir kenarı. 2. Yapıda köşelere konulan büyük ve düzgün taş. 3.Kadınların başlarına takarak yüzlerine ya da şakaklarına sarkıttıkları gümüş ya da altın süs eşyası, ziynet.
köteğini : Dayağını, sopasını.
köt'olası : Kötü olası.
köyneği : Gömleği, atlet
kullük : Kül dökülen yer.
kutüklük : Mermi ve cephane koymaya yarayan
küsük : Küsmüş.
kütüğe : Nüfus kütüğüne.
-L-
len-ulen
-M-
mahana : Bahane.
mahremetli : Merhametli.
makine : Kamyon, otobüs, midibüs, tır.
Maya : dişi deve
Mazı :koyun gübresi
mecal : Derman, güç, kuvvet, takat.
Medet
mefta : Mevta, ölü, vefat eden.
Melül
mencilis : Meclis, toplantı.
menend : Denk, benzer, eş.
merecci : Mirasçı.
meşlek : bkz. maşlak.
metiro : Metre.
mıhdar (mıkdar) : Muhtar.
mina : Bina, ev, ocak, yuva.
minnet : Bir iyiliğe, iyilik yapana karşı kendini borçlu hissetme, teşekkür etme. anlamına gelen bu kelime ağıtlarda "eziklik içerisinde, yalvararak bir şey istemek" anlamına da kullanılıyor.
mor belikli : Saçları mor renkli. Saçları kınalı.
möhür : Mühür.
muhayıt ol-: Mukayyet olmak, sahip çıkmak, korumak.
Muştu
mühür kulak : Kulağı damgalı.
mürdün : Kaldıraç, kaldıraç kolu, sırık.
Mürüvet
Müzevir : lafçı, laf taşıyan
Müzevirlemek : laf taşımak


-N-
Neçe : Nice, ne kadar, sayılamayacak kadar çok.

-O-
oda : 1. Evin bir bölümü. 2. Misafir ağırlamak için hazırlanmış, asıl eve ilişik mekan.
oğrun : Gizli, duyurmadan, saklı.
oğsüz : Öksüz.
oksür : Öksür.
Okumak : Çağırmak..
Okuntu : Davetiye.
onuynan : Onun ile

-Ö-
Ödlek
öğnük : Önlük. Okul önlüğü.
Ören
örgü : Uzun saçların belik olacak şekilde örülmesi.
öşdüm : Ölçtüm
Ötean
Öte-Beri

-P-
pantul : Pantolon
Poşu
potin : Ayakkabı, yarım çizme.

-S-
sabânan : Sabah ile
sal : Cenazeyi taşımak için hazırlanan araç.
salavat : Selavat. Kelime-i şahadet.
salma : Başıboş, kendi başına, serbest.
selbi : Selvi.
sele serpe : Açık saçık, serbestçe, çekinmeden.
Sinirmek : yediğini hazmetmek
soluh ver- : ara vermek, sıra savmak.
sufra : Sofra.
susa : Şose, asfalt yol.
süvar : Süvari, atlı.
-Ş-
şaplah : Şaplak, tokat.
şark : Doğu, doğu tarafı.
Şarmıta :
şerit : İp.
şerit : Kadınların boyunlarından göbeklerine dek taktıkları altın dizisi.
Şirki azmak :
şoradan : Şuradan.



T-
Talan :
tavsır : Fotoğraf.
tokdur : Doktor.
Toy : Tecrübesiz
töbe : Tövbe.

-U-
uc : Uç, kenar, sırt.
uccadan : Usulca, yavaşça, incitmeden.
uçca uçca : Diz dize. Uç uca.
ulu bayram : 1. Kurban bayramı. 2. Dini bayramlar.

-Ü-
üzü üzü : Üzgün üzgün.

-V-
vara : Varsın.
varan : Gelen.

-Y-
yaba : Ağzı geniş kürek.
Yaban
yağaz (yağız) : esmer, kara renk. At donu (rengi)
Yağı
Yağız
Yağlık
yalannar : Yalanlar.
yâlı : Yağlı.
yalım : Alev, ateş.
Yalın
Yel
Yele vermek
yuka: İnce, duygulu, hassas, bir çeşit ekmek.

-Z-
zıbın : Elbise, giyecek .
ziyafat : Ziyafet, yemekli eğlence.