|
İşte PKK'nın AB eliyle siyasallaşmasının belgesi
İHD İSTEDİ
AB DAYATTI
TÜRKİYE YAPTI
Sadi Somuncuoğlu
Teröristbaşının yakalanıp, Türkiye'ye teslim edilmesinin bir tesadüf veya Türkiye'ye yardım amaçlı olmadığı artık kesinleşmiştir. Binlerce cana, milyarlarca dolar ekonomik kayba yol açan 15 yıllık terörün hedefine ulaştığı görülmüş ve terörün siyasallaştırılması sürecine geçilmesi kararlaştırılmıştır. Teröristbaşının ifadesiyle, "20. yüzyılın son çeyreğinde PKK öncülüğünde gelişen isyan hareketi, bu coğrafyada yüzyılın son kapsamlı olayı olarak tarihteki yerine bırakılıp, Türkiye'de uzlaşmaya dayalı demokratik çözüm ve cumhuriyetin demokratik evrimi" hedef olarak belirlenmiştir. İşte bu hedefte de terör döneminde olduğu gibi PKK'nın en büyük hamisi ve destekçisi, AB ülkeleri ve bugün kurumsal olarak bizzat AB'dir. AB'nin uyum paketleri adı altında ancak gerek kendi müktesebatına, gerekse de uygulamalarına aykırı olarak Türkiye'ye yaptırdıkları, öncelikle terör ve terör örgütünün siyasi faaliyetlerine uygun zemin hazırlamış, beraberinde kültürel ve siyasi haklar adı altındaki düzenlemelerle PKK'nın tüm istekleri yerine getirilerek, Kürt vatandaşlarımızın azınlık sayılmasının temelleri atılmıştır.
Bu gerçekler meseleyi yakından takip eden tüm çevrelerce zaman zaman dile getirilmektedir. Biz burada PKK'nın AB eliyle siyasallaşmasının belgesini ortaya koymak istiyoruz. Bilindiği gibi Adalet Bakanı Cemil Çiçek, AB'nin bitmez-tükenmez istekleri üzerine geçtiğimiz haftalarda "içerdeki talebin dışardan Türkiye üzerine yansıması" demek zorunda kaldı. Bu çok doğru bir değerlendirmedir ama eksiktir. Çünkü Çiçek'in bu şikayeti, daha çok Fener Rum Patrikhanesi ve azınlık vakıflarına yöneliktir. Oysa ibadet vecdi içinde bir bir yerine getirilen AB isteklerinin tamamına yakını bu niteliktedir ve PKK kaynaklıdır. Daha da önemlisi Çiçek'in bugün dikkat çektiği bu çark, daha Türkiye'nin aday ülke ilan edildiği 1999'dan beri bu şekilde dönmektedir. Bunun merkezi de PKK'nın yan kuruluşu olarak çalışan İHD, belgesi ise İHD'nin 2000 yılında hazırladığı "kitap ve paket"tir. AB'nin Türkiye'ye verdiği Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB)ve ilerleme raporlarının tek kaynağı işte İHD'nin bu paketidir.
AB-PKK İLİŞKİSİNİN DİĞER BELGELERİ
AB'nin, PKK ile ortaklaşa yürüttüğü bu büyük oyunun ana belgesini ortaya koymadan önce söz konusu ilişkiyi ispatlayan başka bazı gelişmelere de dikkat çekmek gerekmektedir. Bunlardan ilki AB'nin bu yıl ilk kez ve sadece Türkiye için hazırladığı Etki Raporundaki şu ifadededir:
"AB, Türkiye ve bölge ülkeleriyle ilişkilerinde, Türkiye'de ve diğer bölge ülkelerindeki kayda değer Kürt azınlıklar ile AB'deki mevcut Kürt diasporasını dikkate alacaktır."
AB'nin bu yıl yayınladığı ilerleme raporuna göre ise "Türkiye'deki iki büyük sivil toplum örgütü İHD ve Mazlum-Der"dir. Söz konusu ifade AB'nin "haber kaynaklarının" deşifresinden başka bir şey değildir.
Bilindiği gibi AB yetkilileri bir Ankara, bir Diyarbakır yaparak, Türkiye'de "çift başkent, çift yönetim" varmış görüntüsü vermekle yetinmeyip, Avrupa Parlamentonun komisyon toplantılarına DEHAP Genel Başkanı, İHD Diyarbakır Şube Başkanı ile Avrupa'daki Ermenilerin temsilcisi çağırılıp, resmen ve açıktan bilgi alınmaktadır. Ama AB, bugüne kadar hangi aday ülke için böylesine "alternatif başkentler, liderler" yaratıp, onları komisyon toplantılarına çağırmıştır diye sorulmamaktadır bile. Daha önemlisi; Türk Devleti'nin, Türk Milleti'nin ve Türk vatanının bütünlüğü aleyhine çalıştığı bilinen bu örgütlere, AP'nun itibar etmesi ve dostça yaklaşması, ilişkilerin derinliğini ve mahiyetini göstermeye yetmiyor mu? Leyla Zana'nın Avrupa Parlamentosu'nda, "Müzakerelere, Türkiye'ye Kürt sorunu hakkındaki sorumlulukları da hatırlatılarak başlanması" çağrısında bulunduğu, Diyarbakır'da inceleme ve temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Eurlings'in de, "Sivil toplum örgütlerinin müzakerelerin şartlı olmasını istediğini" söylediği hatırlandığında, teröristbaşı ve terör örgütünün başrolde olduğu adaylık sürecimizden sonra müzakere sürecimizin de onların ipoteğine verildiği görülecektir.
1999'DAN BERİ NELER OLDU?
Türkiye'nin 1999 yılında apar-topar aday ülke ilan edilmesinin en başta gelen sebeplerinden birisinin teröristbaşının kurtarılması olduğu bilinmektedir. Türkiye'nin AB adaylığı ile birlikte de terörün siyasallaşması, beraberinde Türkiye'nin hızla etnik/ırkçı federasyona götürülmesini hedefleyen proje çarkı döndürülmüş ve ülkemiz hızla öğütülmeye başlanmıştır.
Adaylığımıza karar verilen Helsinki Zirvesi'nden 1 hafta önce Irak'ın kuzeyinden, Brüksel'e KDP Parti Meclisi imzalı bir açık mektup gönderilerek, "Yerkürenin en ağır ulusal problemini sırtında taşıyan Türkiye'den Kürt sorununa ilişkin olarak Kopenhag siyasi kriterleri açısından bağlayıcı taahhütler alınması" istenmiştir. Ve zirvede sadece Türkiye için Kopenhag siyasi kriterlerinin yerine getirilmesi müzakerelere başlamanın şartı yapılmıştır. Bu, mektubun etkili olduğunun bir göstergesiydi. Aynı günlerde PKK da, Türkiye'nin adaylığı için çalışmış, hatta Avrupa'daki temsilcileri AB dönem başkanı Finlandiya Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmüştür.
Bu süreçte PKK'nın yan kuruluşu olarak çalışan İHD'nin rolüne gelince; bilindiği gibi AB, siyasi kriterler başta olmak üzere Türkiye'nin yol haritasını çizdiği Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB)'ni 2000 Aralık'ında vermiştir. Taslağı Kasım'da açıklanan KOB için HADEP'li 36 belediye başkanı, "Partimizin savunduğu düşünceler" şeklinde ortak açıklama yapmış, hepsi adına konuşan Batman Belediye Başkanı Abdullah Akın, "Düşünce özgürlüğü, demokratikleşme, işkencenin önlenmesi, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı, idam cezasının kaldırılması, ana dilde eğitim ve yayın hakkı, kültürel haklar, sivil örgütlerin güçlendirilmesi, MGK'nın danışma kurulu haline getirilmesi, yerel yönetimler reformu gibi hedefler Türkiye'yi çağdaş demokratik bir ülke standartlarına taşıma konusunda önemli bir gelişme olacaktır." demiştir.
Ancak bu beyanın da gerçek adresi İHD idi. Çünkü İHD, daha AB'nin KOB'u çıkmadan önce Temmuz 2000'de "Kopenhag Siyasi Kriterleri ve Türkiye(Mevzuat Taraması)" adı altında 320 sayfalık bir kitap yayınlamış, Ekim'de de Türkiye'nin "kısa ve orta vadeli" önceliklerine ilişkin "paket"ini açıklamıştır. İşte bunlardan sonra gelen AB'nin KOB'u, İHD bu hazırlığı ile tam bir uyum göstermiştir. Tek fark, o tarihte AB taleplerinin fazla detaylandırılmamış olmasıdır. Ancak sonraki yıllarda ilerleme raporları ile bu farklılık da giderilmiştir. İHD, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine uyması için Anayasa'nın tamamı ve toplam 77 yasada değişiklik istemiştir ki, kısa vade için öngörülenlerin çoğu uyum paketleri ile harfiyen gerçekleşmiştir. Böyle olduğu için de 7. AB paketinden sonra "Hükümetin uyum karnesi"ni çıkartan İHD, "pekiyi" vermiştir.
BRÜKSEL'İN DEĞİL İHD'NİN YOL HARİTASI
İHD'nin paketindeki istekler "demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık hakları" olmak üzere dört kategoriye ayrılmıştır. Tamamı İHD kaynaklı olan, AB'nin 1999'dan bugüne kadar peyderpey önümüze koyduğu, Türkiye'nin de uyum paketleri ile harfiyen yerine getirdiklerinden bazıları şunlardır:
-Anayasa'nın belli başlı maddelerinde değişiklik
- İdam cezasının kaldırılması
-MGK'nın danışma organı haline getirilip, MGK yönetmeliği ve çalışanları ile ilgili gizliliğin kaldırılması
- DGM'lerin kaldırılması
- OHAL'in kaldırılması
- Terörle Mücadele, Türk Ceza, Vakıflar, Dernekler, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri kanunlarında değişiklik
- Ana Dillerde yayın ve öğretimin serbest bırakılması
- Uluslararası antlaşmaların Anayasa'nın üstünde sayılması
- Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasından vazgeçilmesi
- Azınlık vakıflarına sınırsız mal edinme hakkı verilmesi
- BM Medeni ve Siyasal Haklar ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmelerinin imzalanması
- Çocuklara istenen adın konulması
- Çeşitli kuruluşlardaki askeri temsilcilerin çıkarılması
- Dernek ve vakıfların uluslararası kuruluşlar ve yabancı kişilerden para yardımı alabilmesi ve mahalli idarelere özerklik isteğinin yerine getirilmesi. (Ancak bunlar Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiğinden, yeniden görüşülmek üzere TBMM'de beklemektedir.).
Terörün siyasallaştırılmasının alt yapısı niteliğindeki bu düzenlemelerden sonra sıra daha büyük, doğrudan Türkiye'nin birliğini, milli ve üniter yapısını hedef alan taleplere gelmiştir. İHD'nin yazdığı, AB'nin de, 2004 raporlarıyla harfiyen Türkiye'den istediği ancak henüz karşılanmayan bu isteklerden bazıları da şöyledir:
- Lozan Antlaşmasının yeniden yorumlanması
- Uluslararası sözleşmelerdeki tüm çekincelerin kaldırılması
- Ulusal Azınlıkların Korunması Hakkında Çerçeve Sözleşmesi, Avrupa Bölgesel Azınlık Dilleri Sözleşmesinin çekincesiz imzalanması
- Azınlık vakıflarının edindiği malları belirleyen 1936 tarihli beyannamenin iptal edilmesi
- Azınlık vakıflarının haksız edindikleri malların Hazine'ye devrini öngören Yargıtay'ın 1974 tarihli kararının iptali
- Seçimlerde yüzde 10 barajının kaldırılması
- TSK İç Hizmet Kanunu'nun Cumhuriyeti koruma-kollama görev ile ilgili 35.maddesinin kaldırılması
- Askerliğin gönüllülük esasına dayandırılması ve vicdani ret hakkının verilmesi
- TCK'nın milli menfaatler aleyhine hareketlerde bulunmak maksadı ile yabancıdan kendisi veya başkaları için para veya herhangi bir menfaat veya vaat kabul edenlerin cezalandırılması hükmünün değiştirilmesi
- Diyanet İşleri Başkanlığı'nın İslam Dini ve İslam Dininin bir mezhebine ilişkin hizmetler üreten kurum olmaktan çıkarılıp, diğer inançlar ve mezhepler ile İslam dışında farklı inançtan olanlar için de hizmet üretmesi. (AB, bu talebi Alevi vatandaşlarımızın Müslüman azınlık sayılması olarak formüle etmiştir)
VE SON DARBE
AB'nin henüz dillendirmediği ama özellikle müzakereler başladıktan sonra önümüze konması beklenen İHD kaynaklı başka talepler de vardır. Tüm kurum ve kurallar ile Türk kimlik ve varlığına son darbe niteliğindeki bu taleplerin belli başlıcaları da şöyledir:
- Anayasa'daki egemenlik ve vatandaşlık tarifinin yeniden yapılması
- Anayasa'nın başlangıç ilkelerinin değiştirilmesi
-Milletvekili yemininin değiştirilmesi
- Anayasa, kanunlar ve kurumlardaki tüm "Türk" kelimelerinin çıkartılması (Özellikle hazırladığı uyduruk azınlıklar raporu İHD ve AB'nin talepleri ile birebir örtüştüğü için AB'den büyük destek gören Baskın Oran, "Türk Parlamentosu yerine Türkiye Parlamentosu, Türk halkı yerine Türkiye halkı, Türk ordusu yerine Türkiye ordusu, Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kavramlarının" kullanılması gerektiğini belirterek, öncülük görevini yapmıştır.)
- Türkçe olmayan köy adlarının değiştirilmesinden vazgeçilmesi
- Kişiler arasındaki ilişkilerde Türkçe kullanımının yaygınlaştırılması hükmünün kaldırılması
- Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanunun değiştirilmesi
-Yüksek Askeri Şuranın kararlarına karşı yargı yolunun açılması, YAŞ toplantılarının gizliliği ile alınan kararların açıklanması ve yayınlanması yasağının kalkması,
- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararlarına karşı yargı yolunun açılması.
- Askeri-sivil yargı ikileminin ortadan kaldırılması.
-Askeri mahkemelerin tümüyle kaldırılması
-Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması
- MGK'nın anayasal bir organ olmaktan çıkarılıp, MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanununun yürürlükten kaldırılması
- Milli emniyet ve milli güvenlikle ilgili yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayınlanmayacağı hükmünün iptal edilmesi
- Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu'nun değiştirilmesi
- Memleket İçi Düşmana Karşı Silahlı Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu'nun kaldırılıp ya da tümüyle değiştirilip, "Yurttaşlar arasında düşman arama zihniyetinden" vazgeçilmesi
- Siyasi partilerin faaliyetlerinde dil, kültür ve ifade özgürlüğü konusundaki yasakların kaldırılması
- Siyasi partilerin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan doğrudan veya dolaylı yardım, emir alamayıp, Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlere katılamayacakları hükmünün kaldırılması
- Siyasi partilerin, azınlık yaratıp, millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri, bölgecilik ve ırkçılık yapamayacakları, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı amaç güdemeyecekleri, Atatürk'e saygısızlıkta bulunmayacaklarına ilişkin hükümlerin kaldırılması
- Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun, "Türkiye'de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve levazımını taşımaları yasaktır." Şeklindeki 3.maddesinin kaldırılması
- Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanların kullanım yasağının kaldırılması
|