|
SABIKALI YALANCI
Yakup YURT
Çocuğu ile birlikte tren yolculuğu yapan genç ve güzel bir bayan düşünün... Yani 23 yaşında genç bir anne. Genç ve güzel ; ama yapayalnız ve mutsuz. Yine bir « yalnızlık nöbetine » yakalanıyor ve bir hikâye uyduruyor. Hikâyenin merkezine kendisini koyuyor. Senaryoyu kendisi yazıyor ve baş rolü de kendisi oynuyor : Genç, güzel ve yüksek cazibeli, Yahudi asıllı olduğu sanılan bir kadın, trende acımasızca, vahşice, kalleşçe tacize ve tecavüze uğruyor... Magrebli (yani müslüman ve Arap denilmek isteniyor) eli bıçaklı altı adam zavallıyı perişan ediyorlar ve çocuğunu trenden atıyorlar. Sonra da kadının göbeğine gamalı haçlar çiziyorlar. İğrenç ırkçı bir saldırı kısaca... Büyük bir haber ajansı haberi resmen geçiyor : polis olaya el koymuş ve ilgili bayanı muayene eden doktorlar istirahat raporu düzenlemişler.
Aktarılan olay tabii ki iğrenç bir ırkçı saldırı ! Kim olursa olsun, hiçbir insana yakışmayan çirkin, lanetlenmesi gereken bir davranış. Ve tüm medya organları olayı allandıra ballandıra, dramatize ederek, timsah gözyaşları dökerek anlatmaya koyuldular. Devletin İçişleri Bakanı başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı, Milletvekilleri, yani kısacası kelli felli ne kadar etkili ve yetkili şahsiyeti varsa olayı resmen kınadılar. Şüpheye hiç yer bırakmadılar...
Dünyaya insan hakları ve uygarlık dersleri vermeye alışık Batılı ve Batıcı zihniyet bu kez çok kötü yanıldı. Rezil oldu. Sistemin ikiyüzlülüğü sırıttı. Her Müslümanı potansiyel terörist gibi görme ve gösterme alışkanlığının arkasındaki hesaplar çuvalladı. Zira çok kısa bir süre sonra, polis yetkileri senaryo yazarı, saldırıya uğradığı iddia edilen genç bayanın bir mitoman (yalan söyleme hastası) olduğunu ve gerçeği bütün çıplaklığıyla itiraf ettiğini açıkladılar. Birdenbire yalan söyleme ihtiyacı hissetmişti her nedense. TV ekranlarında psikiyatri uzmanları insan ruhunun derinliklerine inerek bu hastalığın bilimsel nedenlerini anlattılar. O zavallı bir hastaydı sonuç olarak. Bayan sabıkalı bir yalancı çıktı.
Peki resmen kınama yapanlara ne oldu dersiniz? Hiçbir şey. Sadece birazcık bozuldular. Ayıp ettin, bizi kandırdın, seni sahtekar seni dediler... Ve bayan ortaya çıkışından daha çabuk kayboldu.
Kılavuzu korku ve heyecan olanın sonu felakettir...
Bu denli ileri gitmiş uygar toplumlarda, bilimsellik ve rasyonel davranış neden egemen olamıyor da, heyecanlara ve sansasyonlara yenik düşülüyor? Bu durumda kamuoyunun bilgi edinme hakkı bazı gizli güçlerin ve lobilerin çıkarlarına teslim edilmiş olmuyor mu? İlkin saldırıya uğrayan kişi ile haklı olarak dayanışma duyguları yaşayan insanların aldatılmasının hesabını kim verecek? Yoksa bu tür şeylere inanmamaya mı alıştırılıyoruz yavaş yavaş? Gelecekte buna benzer gerçek bir olay yaşanırsa kim inanacak? Yöneticiler ve medya inandırıcıklarını yitirmiyorlar mı? Medya aracılığı ile yalanlarla kandırılan hasta bir toplum yaratmanın kime ne faydası olabilir? Hukukun temelinde "Suçluluğu mahkeme kararı ile kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur" kuralı yatmıyor mu? Avrupa Birliği içinde yaşayan sayıları yanılmıyorsam 11 milyonu bulan (Belçika nüfusundan daha fazla) islami kültüre mensup insanları sürekli zan altında tutmaya kimin ne hakkı var? Dünyada huzur, barış, adalet istiyorsan sömürüden, silah ticaretinden, ırkçılıktan vazgeç... İşsizlik ve yoksulluk bataklığı ortada durduğu sürece sadece Batı'yı değil, herkesi rahatsız ve huzursuz edecek olaylar olmaya devam edecektir.
Irkçılara ve ırkçılıktan medet umanlara lanet olsun!
Brüksel, 16 Temmuz 2004
|