aysel.serhat.sitemynet.com
Balkanlar - Hatice Bican

Memleketim
İnsanlarımız
Kuruluşlar
Görüşler
Çağrı
Kültür ve Sanat
Dilimiz
Edebiyat-Sanat
Tarih
Haberler 1
Haberler 2
Türkiye
Manzara
Gençlerimiz
Televizyon
Gazeteler
Yayınlar
Bağlantılar
Adresler

Tarih



KOSOVA - KOSOVA PRİZRENLİLER KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

Yugoslavya'da yaşayan Türkler'in mazisi 5. yüzyıla dayanır. Bu yüzyılda Avarlar'ın, Peçenekler'in, Uzlar'ın, Kumanlar'ın buralara yerleştiklerini biliyoruz. Özellikle Kosova Meydan Muhaberesi'nden ( 1389 ) sonra 6 asırlık bir dönem içerisinde diğer milletlerle beraber huzurlu bir şekilde yaşamışlardır. Osmanlılar'ın buralara ayak basmasıyla 1912 yılına kadar her alanda faaliyet gösteren Türkler, Balkan Harbi'yle birlikte ( 1912 ) okulları kapatılarak, baskı altına alınmışlar ve göçe zorlanmışlardır. Kosova'da 40.000-50.000 arasında Türk yaşamaktadır. 1990'11 yıllarda Doğu ülkelerinde esen demokrasi rüzgarları Yugoslavya'yı da etkisi altına almış ve tek partili sistemden çok partili sisteme geçilmiştir. Kosova Türkleri bundan yararlandı. Tek partili sistemde milli azınlıkların hakları aynı parti altında garanti altına alınmıştı. Çok partili sisteme geçilince, Türk toplumu kendi varlığını koruyabilmek için bir siyasi örgütte toplanma ihtiyacını duydu. 19 Temmuz 1990'da Prizren'de Türk Demokratik Birliği Partisi kuruldu. Partinin kurulmasıyla bunalımlı günler geçiren Türk toplumu rahatlamıştır. Ayrıca Türk okullarının kapatılması ve Türk soyluların maruz kalabilecekleri ayırımcılık büyük ölçüde giderilmiştir.

Mostar Köprüsü

Edirne'nin Ötesinde Bıraktıklarımız

PRİZRENLİLER KÜLTÜR VE YARD. DERNEĞİ

Kosovada'ki Sırp güçlerinin Arnavut mültecileri NATO bombardımanı sırasında tank ve zırhlı araçların yanında yürüterek canlı kalkan olarak kullandıkları öne sürüldü.
....
Hürriyet Gazetesi - 14 Nisan 1999, Çarşamba

ÜSKÜP TARİHİ VE MİMARİ ESERLERİ

OSMANLI DEVLETİ SİYASİ VE İDARİ TARİHİ

Hazırlayan : Kübra SOYABICAK
MARMARA ÜNİVERSİTESİ
Bilgi ve Belge Yönetimi
Kaynak: Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Arşiv ve Belge Merkezi

Tarih boyunca Doğu ile Batı arasında köprü vazifesi görmesi itibariyle Makedonya'nın ticari ve ekonomik yönden güçlü bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir. Sahip olduğu askeri, ticari, ekonomik, kültürel ve sosyal öneminden dolayı Osmanlı yönetiminin Makedonya'da yoğun bir imar faaliyeti yürüttüğü görülmektedir. Makedonya'da kısmen de olsa Türk şehir dokusunu yansıtan önemli şehirler arasında olan Üsküp, Osmanlılar devrinde Kosova (Kosovo) vilayetinin baş şehri olup, şimdi Yugoslavya Sosyalist Federatif Devleti Makedonya Cumhuriyeti'nin başkentidir. Üsküp Balkan Yarımadasının tam ortasında bulunup hususi bir coğrafi ehemmiyeti haizdir. Bu bölgenin iktisadi, siyasi ve kültürel hayatında her devirde mühim rol oynamış olan Üsküp, mühim bir ulaşım merkezi olup, Vardar-Morova vadilerinden geçen ve güneyde Selanik-Ege denizine, kuzeyde ise Panon havzası (Nis- Belgrad)'na ulaşan yolun üzerinde bulunmaktadır.

Adı bir İlir kabilesinin yerleştiği Skupi'den gelmekte olan Üsküp, tarihini kaybedemeyeceği kadar eskidir. M.O. 210 yilinda Makedonya hükümdarlarından II. Filip, ordularıyla gelerek Üsküp'ü işgal ederek, Prizren ve Priştine'ye kadar bu bölgeyi ele geçirmiştir. Daha sonra milattan 148 yıl önce Roma kumandanlarından Metellus, ordularıyla Makedonya hükümetini tamamen yok edip sona erdirmiş, Üsküp'ü de zapt ederek kendi idaresi altına almıştır. Üsküp, sonradan Romalıların Dardania adını verdikleri, eyaletin başşehri olmuştur. Bugün Üsküp'ün birer semti olan Aşağı Vodno ve Nerez arasındaki antik şehrin arkeolojik kalıntıları, eski Dardanların varlığına dalalet etmektedir. Arnavutların bugün bile Üsküp'ü İllerce'den Shkup (Skup) ismi ile adlandırmaları bu antik şehrin ilk sakinlerinin Illir Peonlari oldugunu göstermektedir. Batlamyus II. asırda ilk defa Üsküp'ten bahsettiği gibi, burası bir asır sonrada Roma İmparatorluğunun yollar haritasında gösterilmiştir. Yedinci Roma Legionunun üssü olarak büyüyen ve gelişen Skupi, 518 senesinde vuku bulan büyük bir depremle tamamen yıkılmıştır. Depremden kurtulan halk, burayı yeniden imar etmeyip, biraz cenub-i şarkide, Kale ile Gazi Baba arasında Vardar'ın sol kolu olan Serava çayı vadisinde yerleşmiş ve çok kısa bir zamanda eski zenginlik ve gücünü kazanmıştır; bu ikinci Skupi'nin, bilhassa Bizans İmparatoru Justinianos (527-565) zamanında nüfusunun arttığını ve düzenli bir şehir halini aldığını görüyoruz. Getirdiği su ve yaptırdığı mimari eserlerden dolayı bu şehre "Justinyana" adı verilmiştir. Justin Toresyum'da doğmuş olduğundan dolayı (Justu'in Üsküp'ün Tahor köyünden olduğunu Üsküplü yaşlılar işitmiştir.) Daha sonra, birkaç şehir daha tamir etmiş yada kurmuş olup her birisine bu ismi vermesinden ötürü Üsküp, bunlardan birincisi olmak üzere Justinyana Prima şöhretiyle ayrılan ve daha sonra Skupi diye isimlendirilen bu şehir, Türkler tarafından fethedildikten sonra, Arapça da "suların akması yada kaynaması" manasına gelen Üsküp aslıyla isimlendirilmiştir. Meydana gelen çok şiddetli ve uzun suren bir yer sarsıntısının tesiriyle Toresyum denilen şehir yıkılıp yok olmuştur. Ayrıca, devrinin tarihçileri tarafından Balkan yarımadasının büyük ve parlak bir şehri olarak tavsif edilen Üsküp, sonradan bu yeni ismi koruyamamıştır.

VI. asrın sonunda Üsküp'ün yakınlarında kendini göstermeye başlayan Slavlar (Slovenler), VII. asır Skoplfe, (Skopie, Skofe, Skopifa v.s.) olarak değiştirip buraya yerleşmişlerdir.

Üsküp, Car Samoil (976 - 1014) zamanında da gelişerek büyük bir ticaret merkezi olmuştur. Bu devletin yıkılmasından sonra ise, Bizanslıların kültür ve İktisadi bakımdan çok kuvvetli tesiri altında kalmış ve Bizans'in askeri, idari ve iktisadi bir merkezi haline gelmiştir; XII. asır Arap coğrafyacısı İdris (K. Miller, Stuttgart, 1928) de burasını, 1154 yılındaki dünya haritasında "Iskubia" adıyla zikretmektedir. Üsküp kısa fasılalar dışında 1282 yılına kadar Bizans'a ait idi. Bizans Hükümdari I.Justinyonos Üsküp'te doğduğu için şehri bir derece daha imar etmiştir. Bu tarihten itibaren Sırp hakimiyetine giren Üsküp, 110 yıl bu devletin payitahtı olmuştur. Sırp Kral veya İmparatoru Dusan 1346'da, Uros 1359'da burada taç giymiştir. Vukasin'in 1366'da burada İmparator ilan edildiği söylenmektedir. Bu devirde Üsküp, gelişmiş panayırları ile güçlü bir ticaret merkezi halini almış ve Balkan yarımadasının her tarafından tacirleri kendisine çekmiştir. Nitekim Üsküp'e yerleşenlerin büyük bir çoğunluğu Dubrovnik'ten gelen tacirleri teşvik etmiştir.

1389 senesinde Kosova meydan muharebesini kazanan Osmanlılar için, Üsküp'ün hususi bir ehemmiyeti vardı. Yıldırım Beyazıd'ın ilk hükümdarlık senelerinde Üsküp Türk hakimiyeti altına girdi.

Eski Osmanlı tarihçilerine göre, Üsküp, İshak Beyin hocası olan Paşa Yiğit Bey tarafından 6 Ocak 1392 fethedilmiştir. Ancak bu tarihçilerden bazıları, şehrin tarihini tam olarak vermemektedirler. İçlerinden sadece bir muasır bir Sırp Kitabesinde şehrin 6 kanun II. 1392'de Türkler tarafından alındığı kaydedilmektedir. S. Sami ise, kaynak vermeksizin, 792 (20 kanun I. 1389) senesinde Üsküp'ün Türk fatihi olarak, Timurtaş Paşa'yı zikretmektedir. Ali Cevad (Lugat-i Tarihiye ve Coğrafiye 1311=1895), da muhtemelen Şemsettin Sami'den naklen, Timurtaş Paşa'yı şehrin fatihi olarak kaydetmektedir. H. Sabanoviç ise, Üsküp'ü Türklerin fethedemediklerini, belki Sırp Vuk Brankovic ile Türk Sultan'ı arasında yapılan bir anlaşma neticesinde buranın Türklere verildiğini, ayrıca Uskup'un İlk Uc Beyinin de Kosova meydan muharebesinin kumandanlarından biri olan ve daha sonra Üsküp'te olup, Meddah Camii (ki bu camii 1963'teki depremde tamamıyla harap olmuştur). Avlusunda metfun bulunan Paşa yiğit olduğunu kaydeder. Yiğit Paşadan sonra yerine İshak Bey geçmiştir. Bu şahısta Sultan II. Murat ve oğlu Fatih Sultan Mehmed'in önde gelen devlet adamlarındandır. Uzun süre Arnavutluk, Sırp ve Bosna bölgelerinde muharebelerde bulunarak Saraybosna'yı Bosna Kralından alıp, Smederevo'ya kadar giderek, fetih çemberini genişletmiştir. Debre ve Mat yöresini Arnavutluk prensi Jan Kastriyoti'den almış, uzun zaman da görevinin başında kalmıştır. İdare merkezi Üsküp olup, yaşlılığından ötürü görevi oğlu Isa Bey'e verilmiş, kendisi Üsküp'de kaldığı esnada vefat ederek Saat Kule'nin karşısında gömülmüştür. İshak Beyin oğlu ve halefi olan Isa Bey, kumandan olunca babasının fethettiği o geniş toprakların sınırları içerisinde kalmış olan bazı şehir ve kaleleri de fethetmeye başlamış. Hareketinin ilk hedefi olan prenses İren'in çeyiz eşyasının muhafaza edildiği öne sürülen Sırp muhafızlarını, uzun zaman direniş gösterdikleri halde, nihayet kuşatma ve baskı altına alarak ele geçirmiştir.

Sultan II. Murad, 850 - 852 / 1446 - 1448 yılları arasında Arnavutluğu fethetmek için, Arnavutluk Prensi Jan Kastriyoti ile çokça savaştığı esnada, uzun zaman Üsküp'te kalması gerektiğinden dolayı, Vardar nehri üzerindeki Taşköprüsü ile camii ve imaret gibi faydalı müesseseler yaptırmıştır. 853/1448 tarihinde Macaristanlı Yan Hünyadi'nin kumandasıyla gelen Bohum, Alamn ve Macar müttefik orduları ile meydana gelen İkinci Kosova Savaşı'nda düşmanlarını mağlup ve perişan ederek onlari bolgeden uzaklaştırmıştır. Bu savaş nedeniyle Sultan II. Murat yine Üsküp'te bulunmuştur. Kalenin bazı yerlerini tamir etmesinden dolayı kapı üstündeki kitabede "Murat bin Mehmet Han, sene hamsin ve seman mie" (hicri 850) cümlesi yazılır. Üsküp, 1392'den Sırbistan (1459'da) ve Bosna (1463'te) Osmanlılar eline geçmesine kadar ki devrede, buradan Bosna'ya kadar uzanan Türk bölgelerini idare eden Uç beylerinin başşehri idi. Daha sonra XV. asrın ortalarında da Üsküp Sancağı, bölgenin idari merkezi olmuştur.

Sultan Murad Han ve Gazi Mestan

10 AĞUSTOS

Hüseyin ŞİMŞEK

Balkanlarda yaşayan bazı milletler son yüzyılda 600 rakamını hiç unutmadı. Üzerine 10 küsür yıl daha eklediler 2000'li yıllara gelindiğinde. Belki de ilk defa duyuyorsunuzdur ancak altını çizerek ifade etmek isterim ki 2006 yılı Sultan Murad Hüdavendigâr Hazretlerinin 617. vefat yıldönümü.

Bu yıl ilk defa düzenlenen bir programla 10 Ağustos'ta Sultan Murad Hüdavendigâr Hazretleri, iç organlarının defnedildiği Obilic'teki türbesinde adına mevlid okutularak anıldı. Belki daha önceleri benzer programlarla anıldığı vakidir ancak bu yıl ki bir başkaydı. Zira programa Türkiye'den 40 civarında misafir de katıldı. AK Parti Bursa milletvekili Niyazi PAKYÜREK (Üsküp doğumlu) Bursa Osman Gazi Belediye Başkanı Recep ALTEPE, belediye yetkilileri ve Bursalı vatandaşlarımız Sultan Murad Hüdavendigâr Hazretlerine vefa ziyaretinde bulunarak onun hatırasını yadettiler. (Hatırlatmakta fayda var: Hüdavendigâr, duası kabul olan demek. Sultan Murad Hazretleri, o meşhur duasını müteakip şehit olması ve savaşı Osmanlıların kazanması nedeniyle duasının kabul olduğuna kanaat getirilerek vefatından sonra bu adla anılır olmuştur.)

Ardından Gazi Mestan Türbesi ziyaret edildi. Geçen yıl Kosovada'ki Türk Polisinin çalışmaları neticesinde etrafı çöplüğe çevrilen ve sarhoşların geceleri mesken edindiği türbe çevresinde temizlik yaptırılmış, kapısı değiştirilerek ilgisiz kişilerin girişleri engellenmişti. Heyetle birlikte yaptığımız ziyarette, türbe çevresinde belli yerlere maalesef çöplerin bırakıldığını gözlemledik. Emniyet Amiri Cengiz Demir, Türbe hakkında bilgi verdikten sonra, kısaca türbenin bulunduğu alanın Yugoslavya zamanından beri koruma altında park alanı olarak projelendirildiğini, halen Kadastro kayıtlarında söz konusu muhitin park alanı olarak geçtiğini, bu konuda atılacak adımlarla cevre düzenlemesi yapıldığı takdirde Priştina'da bulunan Türk Okulunun ağaçlandırma sorumluluğunu severek üstlendiğini ifade ederek Türk Heyetin gayretlerine ve yardımlarına ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Heyette bulunan vatandaşlarımız gereken her türlü yardımı yapacaklarına söz verdiler.

Obilic'te bulunan iki türbe, Balkanlardaki kültürel mirasımızın en önemlilerinden sadece ikisi. Misyona gelen her Türk Polisinin ve askerinin vakit geçirmeden bu türbeleri ziyaret etmeleri, dedelerimize karşı olan vefa borcumuzun edası anlamına gelmekte. Buralara sahip çıkmak adına Obilic'te her zaman bir Türk Polisinin çalışması çok önemli.

Gelecek yıl 12 Ağustos'ta 618. yıldönümünde Murat Hüdavendigâr Hazretleri türbesinin başında tekrar anılacak. Osman Gazi Belediyesinden gelecek olan heyetin daha kalabalık olması bekleniyor. Bu yıl kontenjanımızın haberdar olmaması nedeniyle az sayıda katilim gösterebildik. Kanaatimce önümüzdeki yıl hazırlıklı olunması, gerekirse heyetle Bursa'dan yola çıkmadan önce iletişim kurulması ve Kosova'daki Türk Taburundan ve Eşgüdüm Bürosundan da yetkililerin davet edilmesi, anma törenini çok daha anlamlı kılacaktır.

Saygılarımla.

Hüseyin ŞİMŞEK
Advisor KPS Reg Chf Adm Ser BBP
Vsat 038 504604/155 1495
Mob 0 44 650 897

Başkomiser/ EGM Trafik Araştırma Merkezi
Dikmen - ANKARA
0505 622 95 61

Hüseyin ŞİMŞEK - 16.08.2006
huseyinsimsek89@hotmail.com

İçler acısı durum Kültür bakanlığına bildirildi, fakat ne yazık ki en ufacık bir cevap verilmedi!

Bahsettiğiniz türbeyi görme ve televizyon programıma çekme fırsatını yakaladım. Murat Hüdavendigar Hazretlerinin türbesini çekerken türbenin bulunduğu bölgeden sorumlu Emniyet teşkilatımız adına görev yapan Cengiz Bey "Bayraktar Türbesi'ni" görev yaptıkları personel arasından topladıkları paralarla şu anki duruma getirmişler ve çevresinde bulunan çöp ve molozları temizlemişler, türbenin açık olan camlarına ve kapısına tadilat yaparak duyarsız insanların daha önce içeriye girip içki içtikleri af buyrun abdestlerine kadar yaptıkları çirkinliklere dur demişler. Kültür Bakanlığımıza da durumu bildirmişler... Fakat ne yazık ki oradan herhangi bir cevap gelmedi... Yine kendi imkanlarıyla ve Kosovoda görev yapan Türk Birliği'nin de katkılarıyla "Bayraktar Türbesi'nin onarılması için çaba sarfetmektedirler. Duyarlı dostlarımıza bu bilgiyi vermek beni oldukça mesut etti. İnşallah en kısa sürede bu görüntüleri ve Cengiz Bey'le yaptığım röpörtajı "canbazla suyun ötesinde" proğramında yayınlayacağımı tüm grup üyelerine selamlarımla bildiririm..... Kolay gelsin. "Canbazla suyun ötesi'yle irtibat" için :

kankirumeli@hotmail.com

Kosova - 15.08.2006