|
GÖZÜNDEN ÖPMEDİMKİ BU AYRILIK NİYE?
BIR KIZ VAR GÜZEL ÇEKİCİ ALIMLI...
UNİVERSİTE ÖĞRETMENLİK OKUYOR..
ERKEKDE AYNI ŞEHİRDE TEKNİKERLİK OKUYOR..
Bİ ARKADAS ORTAMINDA TANIŞIYORLAR IKI GENÇ..
VE UZUN SÜRE ARKADAŞLIKLARINI PEKİŞTİRİYORLAR..
SONRA IKISININDE DUDAKLARINDAN O SIHIRLI KELIMELER DOKULUYOR...KIZIN OKULUNUN BITMESINE COK AZ KALA..
ERKEGIN OKULUNUN BITMESINE DAHA 2 YIL VAR..!
BU ARADADA KIZIN AILESI AKRABALARI KIZI DORT ELDEN EVLENDIRMEYE CALISIYORLAR..
ERKEK CARESIZ..
KIZ ERKEGIN OKUDUGU SEHIRDE KALABILMEK ICIN HER SEYI YAPIYOR HER YOLU DENIYOR BU ARADADA AILESININ DAMAT ARAYISLARI SURUYOR..
KIZ SEVGILISINI SOYLEYEMIYOR AİLESINE, ERKEK DAHA OGRENCI VE KIZDAN 1 YAS KUCUK..! AILESININ TEPKISINDEN CEKINIYOR KIZ..
KIZ ERKEGIN BULUNDUGU BIR SEHIRDE DERSHANENIN BIRISIYLE ANLASIYOR AMA ILK YIL PARA VERMEYIZ DIYO DERSHANE SAHIPLERI. BBUNDAN SONRA ISLER DAHADA ZOR DURUMA GIRIYOR.
KIZLA ERKEGIN AYNI SEHIRDE YASAMASI ICIN PARA GEREKIYOR VE PARALARI YOK.. KIZIN AILESI ORDA CALISIRSAN SANA ZIRNIK GONDERMEYIZ DIYORLAR..
ERKEK ELINDEN GELENI YAPIYOR GUNDUZ CALISIP GECE OKUYOR AMA NE FAYDA OGRENCIYE KIM NE KADAR MAAŞ VERIRKI..!
BULUNDUKLARI SEHIRDE KIZA BIR EV TUTMAYA KALKSALAR EV KIRASININ UCTE BIRI KADAR..
TESADÜF YA.. ERKEGIN BUTUN BURSLARI, KREDILERIDE KESILIYOR. YOKSA UCU UCUNA DENKLESIYOR ASLINDA BURSLAR, KREDILER KESILMESE GEREKEN PARA...
DAHA SONRA KIZI EVLENDIRME ISLERI HIZLANIYOR VE KIZI MEMLEKETINDEN CAGIRIYORLAR....
KIZ MECBUREN GIDIYOR... VE VE BIR DAHA GERI DONEMIYOR....
ERKEK PERISAN OKULU BIRAKIYOR...
KIZ MEMLEKETIINE GITTIGINDE HERSEYI GOZE ALIP SOYLUYOR..
KIZIN AILESI KIZLA ERKEGIN ILISKILERINI TAMAMEN KOPARIYOR DEGIL GORUSMEK SESLERINI BILE DUYAMIYORLAR BIRIBIRLERININ..
ERKEK OKULU BIRAKTIKTAN BI SURE PERISAN GEZIYOR..
KIZDA BU ARADA EVLENIYOR..
ERKEK BI YERE ISE GIRIYOR VE KISA SUREDE BASARILI OLUP KONUMUNU COOK UST MAKAMLARA TASIYOR VE KIZIN YASADIGI SEHIRDE CALISMAYA BASLIYOR..
KIZ EVLENDIKTEN 2BUÇUK AY SONRA BOSANIYOR..
AMA KIZI EVE KAPATIYOR AILESI PENCEREDEN BILE BAKTIRMIYORLAR..
ERKEK KIZI ARASTIRIYOR.. VE KIZLA ILETISIME GECIYOR..
ERKEK KIZI HALEN DAHA COOOK SEVIYOR..
KIZDA OYLE.
VE BI GECE GENE HERSEYI GOZE ALIP KIZI EVINDEN KACIRIYOR...
IKI GENC GECEN ACILARIN ARDINDAN MUTLU GOZLERLE BIRBIRLERINE SARILIYOR. ERKEGIN MEMLEKETINE DOGRU YOLA CIKIYORLAR..
YOLDA..!
ALKOLLU BI ARACLA CARPISIYORLAR VE IKISIDE ORACIKTA CAN VERIYORLAR..
TAM KAVUSTUK DERKEN EBEDIYYETE GIDIYORLAR IKISIDE...
OGLANIN CEP TELEFONUNDA OKUL YILLARINDA KIZLA BIRLIKTEYKENDEN BIR MSJ..!
"GÖZÜMDEN ÖPME, AYRILIKTIR DERDİN, ÖPMEDİM AYRILMADIK MI..?"
BEN BU IKI GENCIDE COK YAKINDAN TANIYORDUM VE IKISINIDE COK SEVERDIM.. VE BU MSJI KENDI GOZLERIMLE OKUDUM. ORACIKTA YIGILDIM OLDUGUM YERE HICKIRA HICKIRA AGLADIM..
ARASTIRDIM BU SOZU ZEKI MÜRENIN BIR SARKISINDA GECIYORMUS SİİR OLARAK..
İŞTE AŞKA LANET EDENLER, AŞKA SAYGI DUYANLAR YORUMUNU SİZ YAPIN..! İKİSİDE ELİNDEN GELENİ YAPTI VE SONUÇ İŞTE ORTADA..
HERŞEY ALIN YAZISIDIR.. BU IKI ARKADAŞ BIRBIRLERINE YAZILSAYDI KADERDE BU KADAR ZORLUKTAN SONRA KAVUSMAZMIYDI SIZCE..
İŞTE AŞKI BİLMEYİPTE AŞKA LANET EDENLER İBRET OLSUN SİZE...
İHANET HERŞEYDE OLDUGU GIBI AŞKTADA VARDIR.. AMA IHANETIN OLDUGU BIR ILISKIDE IKITARAFTA SUCLUDUR VE KESINLIKLE BIRSEYLER EKSIKTIR O ILIŞKIDE...
"GÖZÜMDEN ÖPME, AYRILIKTIR DERDİN. ÖPMEDİM AYRILMADIK MI..?"
Bir Sonraki Ayrılık
Birer birer gittiler yaşamımdan. Herbiri ayrı bir yaraydı , her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar , insan olmayı ve insanları seviyorlardı. Ben onları öylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum , kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla . Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti , duyguydu tümüyle. Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular , sonraları sevdamdılar .
Sabah...
Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım . Yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların .Boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum .Geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu . Dört elle olmasa da yaşama bağlanmamı sağlıyordu . İleriye dönük planlar yapmıyordum , dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; "Que sera sera" . Hoşuma gidiyordu bu. Ama kadercilik değildi benimkisi , sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doğruydu , olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu.
Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın . Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı.
Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir şeylercesine ararcasına , kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu , gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil . Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor , kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor , sadece yürümekle yetiniyordum . Belki de bu benim mola verişimdi . Anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu yaşıyordum.
Mola...
İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar . Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım . Ne anlattıklarını biliyordum , dinlemem de gerekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum . Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan , ne büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım , birşeyler yazdım , rutin , sıradan hep yazılagelen şeyler .Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda . Değişik olaylar olmasını bekliyordum . Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız ömylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık . Siyahın bile tek tonu vardı bizim için , versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi.
Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi . Daha büyük korkulara katlanamazdık , yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik . oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı .
Etrafımı boş gözlerle süzdüm . Bir arkadaşla göz göze geldik . Yine aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler . Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu , bana aitmiş gibi . Cidden benim miydi bu yaşam ? Telefon çaldı . Bir ses evecenlikle "Doktora gidiyorum , eve geç kalacağım" dedi. Tamam bile demedim , gereksizdi çünkü . Yemek vaktine kadar öylece oturdum , birkaç imza attım , birkaç demlik çay içtim , sigaramı hiç ettim onunla birlikte . Ne iyi ....
Yemekten dönünce gazete okudum . Kuponaları seyrettim . Kesmek külfet ama seyretmesi zor değil . Keşke "Kuzate" diye bir gazete çıksa ve ben kuponları öylece seyretsem . Ne haber , ne köşe yazısı , ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama ben bunlarla avunabilecek miyim? Mutlu olmam şart mı? Gazeteleri karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim , bir ara telefon çaldı. Sonra "Sizi arıyorlar" dediler. Büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım . Ses tanıdık ve sadece bir cümle "Gidiyorum"...
Öğle vakti...
Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden . Koşasım geldi ama yapamadım , çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana . ( Kış , rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişi öylece yürüyordu rüzgara aldırmadan. Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil . Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk . Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç kişi geçti , bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana , diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar. Sonra keskin bir soğuk , uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor.)
Aklımdan hep paylaşımlarımız geçti. İnatla itekliyorum onları ama gitmediler. Gitmelerini istemiyordum aslında . Bağırıyorum , duymuyorlar , yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar , ağlıyordum. İskeleye geldim şimdi , etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim. Orada , ileirde duruyordu . Sırtı bana dönük . Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum . Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu. Sokak boyunca ilerledik , durdu.
"Sana söylenecek çok şey yok dostum. Gidiyorum , çünkü bu aklayacak beni. Gidiyorum , çünkü kalırsam yoklaşacağım . Ağlamayacağım , göz yaşlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum . Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var. İleride ellerimiz yine kavuşacak , kuvvetle sarılacağız birbirimize . O güne değin ağlamak yok , sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok , dostum , gidiyorum." dedi .
Birşey söyleyemedim , boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı. "Öyledir , dost , öyledir." dedim. Kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı , belki sonsuza dek . Ama bu incitmedi bizi . Kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük . Ağlamadık , çünkü ağlamak yaralayacaktı bizi. Güldük ve isyanla boyun eğdik , güpegündüz.
İlk değil , son da ....
Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akan yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum . O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma , güldüm.
Akşam...
Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık . Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi dünyalarımızda bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve bilmek işime gelmiyordu.
İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk . Bir bağlamda başarmıştık da bunu . Ama yine de olamamıştı . İki ayrı insandık , iki ayrı dünya . Düşlerimiz ve sevdalarımız vardı birbirine teğet , o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım , fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı , umut ediyordum.
|
|
|
|
|
İsimsiz Melek
Gözlerini açmak için büyük mücadele etmesine rağmen henüz gözlerini açamıyordu. Nerede olduğunu ve kendini görmek istiyordu. Vücudu yeni şekillenmiş, artık bir bebeğe benzemeye başlamıştı. O dünyaya gelmeye hazırlanan, annesinin karnında mutlu mesut büyüyen bir cenindi. Kızdı ve isminin ne olacağını çok merak ediyordu. Arada bir ellerini hareket ettiriyor, bacaklarıyla neler yapabileceğini hesap etmeye çalışıyordu. En çok içinde bulunduğu yeri merak ediyordu. Kimi zaman sesler duyuyor, kulak kabartıp bu anlamadığı seslerin ne olduğunu dinliyordu. Acaba nasıl bir yerdeydi, ah gözlerini bir açabilseydi görebilecekti.
Yavaş yavaş sıkılmaya başlıyordu bulunduğu yerden. Henüz ismi koyulmamış minik kız bebeği bir an önce dışarı çıkmak istiyordu. O seslerin sahibini, annesini görmek istiyordu. Bazı zamanlar bulunduğu yerin üzerinde gezen birşey farkediyordu. Herhalde annesinin eli olmalıydı. Onu farkettiği anda heyecanlanıyor, henüz yeni çalışmaya başlayan kalbi küt küt atıyordu. Farklı birşeyler hissediyordu, sanki bir tutku, sanki değişik duyguların karışımı vardı annesinde.. Ah annesini bir görebilseydi..
Yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Anlaşılan artık zamanı gelmişti. Sonunda son zamanlarda oldukça fazla sıkıcı olan bu mekandan kurtuluyordu. Sonunda annesine kavuşabilecek, gözlerini açabilecek ve onu görebilecekti. Feryatlar eşliğinde bulunduğu yerden biraz daha ilerledi. Sert iki el onu bacaklarından tutup hızlıca çekti. Annesi öylesine bağırıyordu ki, kulakları acıdı. Ne olduğunu bile anlayamadan soğuk bir alana çıkmıştı. Sıkıcı yerde onu saran sıcak su bile yoktu. Sert eller hızla poposuna vurup, onu salladılar. Halen gözlerini açamamıştı, sadece bağıran annesini ve sert elli bir kadını hissedebiliyordu. Daha fazla dayanamayıp ağzını açarak oda " Anne ağlama.. Lütfen ağlama.. " diye bağırmaya başladı.
Üşümüş ve dinlenmiş bir halde kendine geldi. Kollarını ve ayaklarını oynatamıyordu. Anlayamadığı birşeye onu sımsıkı sarmışlardı. Aniden iki el bulunduğu yerden isimsiz miniği aldı ve kucağına yerleştirdi. Yüreği yine küt küt atmaya başlamıştı. Bir zamanlar sadece hissedebildiği o sevgi dolu, tutkulu eller onu alıp yumuşacık bir yere yerleştirmişti. Kendini alan kişinin annesi olduğunu çok iyi biliyordu. Annesini mutlaka görmeliydi.. Yavaşça gözkapaklarını kaldırmaya çalıştı. Koyu lacivert gözleri ufacık açılmıştı. Sislerin çekilmesinden sonra hayal meyal annesini gördü. Yaşlı gözlerle kendisine bakıyordu. "Acaba annem neden ağlıyor ?" diye düşündü. Herhalde kendisinin geldiğine çok sevinmiş olmalıydı. Soğuk nedeniyle annesinin göğüslerine başını yasladı. Annesinin kalbide tıpkı onunki gibi hızlı hızlı atıyordu. " Canım annem, biricik annem " diyerek tekrar bağırmaya başladı. Annesi yavaş ve şefkat dolu hareketlerle minik bebeğinin ağzına göğsünü verdi. Sonra uyumasını bekledi..
Sırtına giren buzdan bıçaklarla uyandı isimsiz minik bebek. Üşüyor ve titriyordu. Fakat hala annesinin kollarındaydı. Başını annesinin göğsüne iyice yasladı. Annesi bu soğukta nereye yürüyordu acaba ? Bir beşikte sallanırcasına, annesinin kucağında ilerlemeye devam etti. Çok uykusu vardı, eğer soğuk canını yakmasaydı bu şefkat dolu sıcak kollarda hemen uyuyabilirdi. Asla burdan ayrılmayacağım diye düşündü. O büyüyüp, abla oluncaya kadar hep annesinin kucağında kalacaktı. Böylesine sevgi dolu sıcacık yerden kim ayrılırdı ki.. Öylesine seviyordu ki annesini, konuşmayı öğrendiğinde ilk onun adını söyleyecekti. Şimdiye kadar görmediğine göre, galiba zaten babası yoktu, yada onu merak etmemişti. Hiç önemli değil diye düşündü, bu sıcak kucağa sahip, gözüyaşlı annesi onun için yeterdi..
Annesi durdu. İsimsiz bebek gözlerini açıp etrafa baktı. Ama heryer karanlık olduğundan hiç bir yeri göremedi. Neden durdu acaba annem diye düşünürken, yüzüne garip duygularla dansetmiş, ılık ve tuzlu bir damla düştü. Annesi, gözlerinden minik bebeğin yanağına damlalar damlatıyordu. Neler olduğunu anlayamıyordu, annesi neden ağlıyordu? Gözlerini kapattı. Göğsüne bir kağıt parçası sıkıştırıldı. Yanaklarında annesinin dudaklarını hissetti. Soğuktan çatlamış olmasına rağmen, tutku ve sevgi kokan dudaklar, isimsiz minik kızın yanaklarından yumuşakca öptü. Bu öpücüğü asla unutmayacaktı. Yaşadığı günlerde hissettiği en güzel duyguydu. İtinayla ve yavaşça yere bırakıldığını farkettti. " Hayır , hayır anne bırakma beni kucağından " diye haykırmaya başladı. Sıcacık ve sevgi dolu kucaktan, soğuk ve sert mermet bir zemine koyulmuştu. Hala haykırıyordu. Annesinin kucağından inmek istemiyordu, üstelik çok üşüyordu. Annesi arkasını döndü, bir kaç adım attı. " Anne, ne olur gitme, anneciğim lütfen beni bırakma! " diye son sesiyle tekrar haykırmaya başladı. Annesi durakladı. Geri döndü. İsimsiz bebek yavaşça sustu. Gelip tekrar kollarına almasını bekliyordu. Fakat annesi gelmedi, tekrar arkasına dönüp, feryatlar arasında hızlıca uzaklaşarak, gecenin, soğuğun ve merhametsizliğin karanlığında kayboldu..
Ne kadar ağlayıp haykırdığını bilmiyordu. Tek hissettiği soğuktu. İliklerine kadar üşüyor ve bir taraftanda belki gelir diye annesini çağırıyordu. Hareket etmeye çalıştı, belki kalkıp annesinin arkasından koşmalıydı. Fakat kollarını ve ayaklarını sıkıca bağlayan beyaz bezden dolayı hareket edemiyordu. Hareket etse bile koşmayı bilmiyordu ki.. Ama annesi için hemen öğrenebilirdi belki ? Soğuğun etkisiyle ayaklarını hissetmemeye başladı. Çırpınmaya çalışan kollarıda yavaş yavaş kayboluyordu. " Anneee.. " diye tekrar haykırdı. " Anneciğim neden beni bırakıp gittin, anneciğim yok oluyorum.. anneciğim lütfen gel beni al.. " haykırmaları boşunaydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde haykırmalarına sadece sokak köpekleri yanıt veriyordu. Artık kollarınıda kaybetmişti. Ayaklarım, kollarım ve göğsüm neden kayboldu acaba diye düşündü. Annesizlikten olsa gerekti. Annesi onu bıraktığı için yavaş yavaş kayboluyordu. Yok olacağını, soğuk çenesine ilerleyince farketti. Artık hiç birşeyin anlamı kalmamıştı. Doğru düzgün düşünemiyordu bile. Neden buraya bırakılmış, neden terkedilmişti ? Henüz ismi bile koyulmadan, ne günah işlemişti ki ölüm cezasına çarptırılmıştı ?..
İsimsiz minik kız bebeğinin bırakıldığı cami avlusunda, sabah ezanları çınlamaya başladı. Bir bebeğin annesine " Geri dön anne " haykırmalarının, ınga sesine dönüştüğü yürek parçalayıcı serenat, Allahu Ekber seslerine karıştı. Martılar, sokak köpekleri, hiçbiri bu sahneye dayanamamış, son sesleriyle ağlıyorlardı. Minik bebek gözlerini kapattı. İki damla çıktı gözlerinden. Biri gözpınarının hemen yanında, diğeri ise yanağında donmuştu. Gözlerini son kez kapattı. Bir daha görmek istemiyordu. Ezanla beraber, miniğin seside kesildi. Bir mum alevi gibi yavaşça sönmüştü. O artık ruhları sıkan ve dünyanın sonunu hazırlayan siyah renkteki merhametsizliklere lanet eden, vicdansızlığa tutsak edilmiş bir melekti..
|
|