|
TESLİMİYET
Teslimiyet ki,
Yaşanmamış kimsesiz kimlik.
Önü hazin yenilgi,
Arkası yapayalnızlık...
Eni sonu,
Çürüyen umursamazlık.
Duyan kim, düşünen ne?
Kendi anlağına küsülü nesne...
Tutarsızlığın kırılgan yüzü,
Palavraların en jan janlı sayfasında
Kıçı çizik bir zeytin fotoğrafı!
Yağmur ağam, güneş paşam,
Gökle yer arasında
Böyle tükürülmüş yaşam.
Bir ah-ı figân,
bir yandım allah hoyratı dağı deler.
Nasırlı avuçlar dem gelende
ahraz alkışlar olur
küreklenmiş sineklere.
Anlama kan tadı katanların dili
düğümlü kırağının ucunda.
Teller kırık,
Ezberler pıhtılaşmış,
tıkırında kemirilmiş çırılçıplak kasalar.
Anlaklarımız yağma Hasan böreği!
Kapanın ağzında,
kaçanın yutağında...
Bak gör kav beklemede çakmağı,
soyut inzivaların dürülmesi
inakların yarılmasına dek.
Çıkışı buysa yolun,
baykuş da olsa koyu karadan
biri uyandırsın uykudan
Kusun yanlışları gayya kuyularına.
Çürük düşlere sıkılsın deterjan...
Sarkaç değil çıkrık sesi
ayıltsın aymaz kalabalığı,
Göz bebeğimiz büyüsün,
ne o yana ne bu yana
daha daha yukarıya!
Ali Ziya Çamur
İSKELE ALABANDA
Güdük yalazlarda yadsınmalı kolay.
Kordan avuntularda yürek karanlık.
Acar güllere susamış da
açar yediveren devrimler.
Engeller soyut, sarplar derin,
uyurgezer kapılarda kanlı yazıtlar.
Yıldızlar karıncalı,
avurdu kıvrak
kasnak kafalar,
dibi delik ampulde
patlak tungsten...
İnebahtı bahtsızlığı
berisiz bir karşı geçe içinde.
Araf atılganları dokuyor
yoyuk itirafları.
Her baklası bir yalan
zincirlenmiş palavraya
şaftı yamuk bir kayık.
Ucu kırık kalem
tersinden veriyor filiz.
Üşenmişlik kışında hasatlar bakir.
Uyurgezer bir tespih,
yanar döner bir kalem,
mızmızlığın külahında
teneke saplı idare
karanlığı satıyor huzme huzme!
Bir sınık kol
kusuyor alçılarını,
kara duvarlarına gökyüzünün.
Güvercinler fırlıyor parmak uçlarından,
ağıyor novalara bir ufuk:
Orion'da yıldızlar kınalandı!
Kıvrımlar kılağıda,
özlemede ekmeği
ummusuk ala seher…
Emek kapısında buhar tütüyor,
Çımacılar çözüyor kör düğümü,
iskelede alargasız bir kavga !
Sancakta ak kartal koynunda
kara karga,
kara korsan burcunda
kara şahin.
Kızıl atmacaya kesmiş
silme gökyüzü,
yeryüzünde
dingilli koç oyunu oynanmada:
En üstteki en alta en alttaki en üste!
Bir şimşir taraktan geçiyor dünya,
Sibernetik bir mıknatıs döküyor magmaya
topladığı kıyım aletlerini toptan.
Evrensel bir türkü dokuyor
Yüzlerdeki gülümseme.
Tutuşuyor el ele dağla ova,
Haydi haaaa!
İskele alabandaaaa!
Ali Ziya Çamur
|
|
|
|
|
Dehledik geceyi dağların sırtında basa basa yıldızlara
Nal seslerimizde söküverdi şafak, boy/l/adık ufukları
Bulvarlar şaşkın, ovalar utanmıştı suskunluğundan
Sürüklemiştik rüzgârı doludizgin utkunun harmanına
Ödenemez borçların kan deryasına bastı geçti bir evren
İzi kaldı zakkum kokulu; gölgesi düştü yıldızlı doruklara
Islak türkülere sardık çiçek tozağını kırlarımızın
Acıya alıştı sessizlik, çağlayanlar ıslıkladı bilincimizi
Solan yiğitliğiydi hayatın, kendisi değil asla
Yangınlara mıhlanmış çisenti, geremez çarmıha beklentileri...
Uçarı suların ödediği bedele saklıdır umutlarımız,
Değmeden anısı bitmemiş düşlerin kanayan aynasına.
Şimdi makasını arayan raylarca tuzlu yorgunluktayız
Susturulduğumuz ıslıkta kilitlenmiş kalmışız paramparça
Rengi bir, sofrası bir farklı kimliklerde paslaşıp duruyoruz
Yarılmış söylemleri tenis topunca bir atıp bir tutuyoruz
Dumansız yaşamların coşkulu izleriyle dağlanmış acılarda.
Zaman havuzunda halkalanan dalgalar, dalgalanan halklar,
Ya solgun unutkanlıkların boyut atlaması gibi yayılır
Ya.... düşlerimizi astığımız duvarlarda çözülür bu kırağı.
Gün gelir fırlar, sisin kucağına saklı kırık anılar
Ödediklerimiz sayılır en sivri özlemlerin borcuna
Günlerin kızardığı uçurumlardan uçururuz atlarımızı
Taşar, eylem eylem dağıtır köpükleri, kuşatılmış dalgalar....
UMUDUM SÜT BEYAZI
Sancılı ebenin gebe baldırlarında
kesildi göbeği kırmızı bereketin.
Çatlamış bir toprak inilti
Arpa yaydık, nen çaldık çatal düşlere.
Arlanmaz bir avuç taşladı gökyüzünü.
Tuzladı siluetler bozkırda bakirliği.
Yıldızlar korosuna sızdı
aysız, arsız bir gölge,
çizdi defter yapraklarında şiirlerin üstünü...
Mürekkebi bastılar kanadına hür kelebeğin,
Türedi korkular tüketti kördüğüm örtüleri,
Terledi duraksız rüzgârların alnı.
Safrasını sarıverdi tepemize kör tarih
Kirler kinleri doğursun kendi karasında,
Üre-dursun varsın yalancı mevsimler
kavruk diplerinde kepir toprağın.
Sır destelerinde sığ ihanetler
zakkum uçlarından sırıtsın.
İzmarit kokusunda kendine bunalsın
gecenin poşetli köseleri.
Biz reddi hâkim talep ettik Zeus'tan.
Gölge tutmaz umudum süt beyazı,
bir ak kağıda sağıyorum
kalemimden kanayanı,
damla damla, harami ayazlara .
SIĞINAĞINDA KANAR UMUT
Avuçlarımdan düşerken sayrı yalnızlıklar,
Gizlendi sevinçlerin sarmaşık tüneline.
Yörüngesinde dönerken acıların dökümü,
Soluğunda yıprandı üşüyen yılgınlıklar.
Düşlerin salıncağında destelerken günleri,
Hangi tomurcukta saklı yıldızların mevsimi?
Hangi boşlukta yitik, ayrılığın çığlığı?
Masal mı, ansıma mı
Yelkensiz çiçekleri yokuşlarda savrulan bir şiirden?
Buğulanan yaşamın güz şarkısıydı,
Üfürüğünde rüzgârın.
Sığınağında kanar umut
Söylenceleri sararken düşlerin masurasına,
Sızdırır demlenmiş dostlukları gecenin öksesine.
Ali Ziya Çamur
İSKELE ALABANDA İçin Meraklısına Notlar:
İSKELE: Denizcilik teriminde sol taraf.
İSKELE ALABANDA: Dümenin en sola kırılacağını belirten denizcilik komutu.
YOYUK: Halk ağzında bozuk, yoz anlamında "yoyulmak" eyleminden türmiş sıfat.
SINIK:Halk ağzında kırık.
NOVA:Ak cüce yıldızın yüzeyinin hidrojen edinmesinden kaynaklnan olağanüstü çekirdeksel patlamadır
ORİON:(Avcı Takımyıldızı), Gökyüzünde hem güney hem de kuzey yarıküresinde bulunan ve bu sayede tüm dünyadan görülebilinen, oldukça parlak yıldızlardan oluşan dolayısıyla da kolay bulunabilinen takım yıldız.
KILAĞI:Keskin
ÖZLEME:1.Hasret çekme.2. Hamuru en güzel biçimde mayalama.
ÇIMACI:Gemileri rıhtıma başlamakla görevli işçi.
ALARGA:Denizcilik dilinde yanaşmadan önce demirde beklemek anlamını da komut.
DİNGİLLİ KOÇ: Karadeniz ağzında tahterevalli.
|
|